Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

30 Mayıs 2016

ne oluyor bana

Bu ara yine gelgitlerim var. Başım sürekli ağrıyor ve bazen öyle donup kalıyorum. Bu gibi zamanlarda eve kapanıp genelde hiç kimseyle muhatap olmamaya çalışıyorum. Belli bir zaman geçince ise hiçbir şey olmamış gibi normalleşiyorum.

Aslında hep normalim, normal olduğuma da inanıyorum. Ama sanki yine de bi şeyler eksikmiş gibi ya da eksilmiş gibi hissediyorum.
Bu konu üzerinde çok düşündüm. Yani şu; eksik olan veya eksilen şeyi'ler hakkında. Ama bulamadım. Sadece o hissi yaşıyorum ve yaşadığım zamanlarda durgunlaşıyorum.
Hareket etmek bile içimden gelmiyor, öyle külçe gibi yığılıp kalıyorum yerime.

Eskiden bunu nasıl atlatıyordum hatırlamıyorum ama şimdilerde genelde kendi kabuğuma çekilmeye çalışıyorum. Sanki sessizliğe ihtiyacım varmış gibi bir şey.

Sahi şimdi bunları yazarken fark ettim de; aslında eskiden bu hissi yaşamaya başladığımı hissettiğim anda bende bi patlama olurdu. Yerimde duramaz, ordan oraya gezinip dururdum.
Bazen günlerce eve gelmediğim olurdu ve tanıştığım onlarca yeni insan olurdu. Bu arada da günler geçip giderdi ve ben bazen bir kaç hafta sonra kendime gelirdim.

Ama şimdi yeni insanlarla tanışmayı istemek bir yana, herkesten uzak kalmaya çalışıyorum. Eskiden böyle olmazdı. İçimde bir şeyler patlardı, yerimde duramazdım. Sürekli yeni bir şeyler, sürekli yenilikler.
Belki kudurmak oydu.

Şimdi ise dediğim gibi, daha durgun, daha sabitim. Öylesine bir yere bağlanıp aşağıdaki boşluğa salınmış bir nesne gibiyim.
Bu durgunluk halimi aşmak için kendimi zorladım ama bir şey olmadı. Mesela şehir dışına çıktım, eğlenmek için barlara gittim, yeni insanlarla tanıştım ama hepsi en fazla 25 dakika sonra heyecanlarını kaybettiler. Bir tükenmişlik söz konusu, bir ne oluyor, ne olacak durumu hakim. Kafamdan atamıyorum.
Geçen gün belki birileriyle seks yaparsam bunu aşabilirim diye düşünüp, netten tanıştığım her hangi biriyle yatmayı denedim. Kondomu taktık ve içime girdi. Ama hiçbir şey olmadı, sadece götüm acıdı o kadar. İkimizde boşaldıktan sonra kaçarcasına çıktım gittim.
Oysa eskiden böyle olmazdı, saatlerce sevişmek isterdim, dokunmak, okşamak ve okşanmak isterdim. Şimdi ise; sanırım dokunmak ve dokunulmak da istemiyorum.
Çünkü kendimi sevişmek için zorladığımda midem bulandı. Adamın vucudu istediğim gibi olmasına rağmen, tiksindim ve bu yüzden arkamı dönüp "hadi sen sik" dedim.
o an götüm sikilirken "bi an önce bitsin de gideyim"den başka bir şey hissetmedim. Ne heyecan, ne arzu, ne başka bir şey.

Oysa ben böyle değildim. Heyecandan elim ayağım titrerdi, nefes alamazdım, yutkunmakta bile güçlük çekerdim, şimdi ise olanlara bak.

ne oluyor bana. çok mu yaşlandım.


29 Mayıs 2016

Dark Room

Ne tür bi ilişki yaşarsanız yaşayın, hepsi boktan. Hiçbiri süper değil ve ne yazıkki şimdi fark ettim de; süper bi ilişki ararken onlarca kişiyi mundar ediyoruz.
Tamam tamam vurmayın, siz bir şey yapmadınız, hep ben mundar ettim, bu kadar pisliği ben tek başıma bulaştırdım etrafa..

Ama benim etrafı pisletmeme rağmen, biliyorsunuz ki; ilişkilerin hepsi sorunlu, çünkü biz sorunluyuz. Hayat denilen şu belediye çukurlarıyla dolu yolda, gözümüz kapalı bir şekilde yürürken düştük ve kırılmaması gereken yerlerimiz kırıldı.
Güvendiğimiz insanların yatağında uyuya kaldıktan saatler sonra uyandığımızda, içimizden bir şeyleri söküp almış olduklarını fark ettik, eksildik.

Geçmişimiz, anne babalarımıza anlatamayacağımız kadar karanlık ve dönüp bakmaya da korkuyoruz. Belki de bu yüzden olsa gerek; sorunlarımız bitmiyor, bu yüzden sorunluyuz.

Pis bir geçmişinizin olması önemli değil. Sonuçta olanlar olmuş ve artık tüm olmuşları kabullenerek onları aşma zamanı geldi.
Evet götünü siktirmeye karar verdiğinde küçük bir çocuktun, evet taciz edilmek ilk başlarda hoşuna gitmişti, çünkü seninle başka şekilde ilgilenen olmuyordu.
Küçük bir çocuk olduğun için; o masum, süt kokulu bedenine dokunmalarına izin verdikçe, onlar tarafından daha çok seviliyorsun sandın. Ne kadar dokunurlarsa o kadar çok sevileceksin sandın. Yani; Seni el üstünde büyüterek kandırdılar.

Ama şimdi artık siktir et tüm olanları. Hepsi geçmişte kaldı. İyileşebilirsin, bu artık sadece senin elinde.


17 Mayıs 2016

Sikilmek Ciddi Bir İştir

bundan bir kaç ay önce Ayı Sözlük'te sıradan bir entry girmiştim ve entry'nin bir yerlerinde cümleye "daha önce siktiğim biri" diye üç kelimelik bir şey yazmıştım. gayet normal bir şekilde yazmıştım ve böyle de gitti. ama daha sonra, o cümlemle ilgili bir başlık açılmış ve altında saçma sapan entry yazıldı.  yazılan enry'ler komik veya ciddi olmaktan çok, acınılası duruyordu. ( o başlık için tıkla:  http://ayisozluk.com/sozluk.php?process=word&q=daha%20%F6nce%20sikti%F0im%20biri )

önce normal bi cevap verdim. cevabımdan sonra olay başka yerlere bağlanmaya ve bu sayede içlerindeki heteroyu dışarı kusmaya başladılar. üstelik öyle bir kusmak ki. tek tek cevap vereyim diye düşündüm ama sonra tek bir cevap vermenin daha şık duracağına karar verip aşağıdaki cümleleri yazdım;

"arkadaşlar toplum normları vs demişsiniz de, pardon ama bu toplum dediğiniz şey uzaydan gelmedi. toplum dediğimiz insanlar bizlerden oluşuyor. hepimiz bir ana ve babanın sikişmesiyle doğduk. (tüp bebek vs gibi şeylerle doğanlar hariç :))
toplumun sikilmeye olan bakış açısını değiştirebilmek için, sikilenin bundan utanmaması ve bunu ciddi bir şekilde ağzını burnunu eğmeden dile getirebilmesi, sikilmeyi sevdiği için sikildiğini karşısındakine belli etmesi gerekiyor. bunu başardıktan sonra ise; sikilen kişi, sikildiği için; başkaları tarafından (arkadaşı bile olsa) kendisiyle aşağılanarak dalga geçmesine izin vermemeli. bu onun bedeni üzerindeki hakkıdır. ("sikilmek ciddi bir iştir" tırnak içindeki cümleye de ayrı bir başlık açın. ciddiyim.) 

ama sikilen kişi, kendi bedeni üzerinde söz söyleme hakkının olduğu bilincinden uzak ve beyinsiz olunca, toplum da burada harekete geçip "sikilenin kendi bedeni üzerinde hakkı yokmuş, söz söylemeye hakkı yokmuş" gibi davranarak sikileni her anlamda tacize başlıyor. 

ayrıca sikilen kişi, sikilmeyi sevdiği için de "taciz" edilmeye müsait biri olduğu izlenimini vermemesi gerekiyor. 
çünkü bir çok kişi sikildiği için taciz edilmeyi de normal görüyor ve taciz edildiğinde sesini çıkarmıyor. (buna yüzlerce defa şahit oldum ve hâlâ şahit oluyorum. sizlerde oluyorsunuzdur.) oysa taciz edilmek direkt bedensel hakkın gasp edilmesidir. haklarınızı bilin. böylece sikilmeye de hakkınız olduğunu da içselleştirmiş olursunuz. 

öte yandan; askerde bile bana "ibne" diye laf attıklarında "ibneyim lan ne var bunda" diye cevap verince, karşılık olarak bana "götünü siktirmeye utanmıyor musun" diyenlere "utanmıyorum. göt benim götüm değil mi. sikilmekten zevk alıyorum. merak eden varsa gelsin sikeyim, o da zevk alıp almayacağını öğrensin sonra konuşsun" diyerek millete kafa tutup ibneliğimi kabul ettirmiş biriyim. askerde bile ibne olarak komutanlarımla seviştim, beğendiğim askerlerle ortalıkta öpüştüm. ama bunları yaparken asla benimle dalga geçmelerine izin vermedim. hepsini de "ben istiyorum" ve "ben böyleyim" ve "yaptığım şey yanlış değil" tavrıyla yaptım. ama ben isterken de, karşımdakine; böyle olsam bile, sen beni taciz edemezsin tavrımla yaptım. 

evet, ibne olduğum için ilk başlarda hepsi tarafından dışlandım, hatta hiç sevilmedim. koca yemekhanede, yer kalmadığı için benim masaya mecburen oturanlar haricinde, onca kişinin içinde tek başıma yemek yedim, onca asker olmasına rağmen hafta sonları çarşıya kimse benimle gelmek istemediği için tek başıma çıktım. ama yine de benimle dalga geçmelerine izin vermedim. 
çünkü biliyordum ki; götümü siktiriyorum diye kimse benimle dalga geçemez, çünkü aşağılanacak bir hareket yapmıyordum. bu aşağılanacak bir hareket de değildi.
(ha bu arada elimde olsa askere gitmezdim. ama mecbur kalıp gittim. ki şurada askere de neden gittiğimi yazmıştım: http://ayisozluk.com/lnk/c7a88a ) reklam-diğer asker anılarım için de bloga göz atın -reklam bitti)

orospu olmak da kötü değildir. şahsen kendimi orospu olarak tanımladığım oluyor, olacaktır. bunu toplumun yüklediği anlamda kullanmıyorum, gayet ne olduğumu bilerek kullanıyorum. orospu olununca da kimseden aşağı veya yukarı olunmuyor. toplumun normlarını da çok kafaya takmayın. başta da dediğim gibi; toplum normlarını siktir edin. ya da bu kadar dır dır etmeyin. hem toplumun istediği gibi yaşayacaksanız götünüzü siktirmeyi bırakın. dır dır etmeye de hakkınız yok. ama kendi istediğiniz gibi yaşayacaksanız, toplumun size dayattığı kelimeleri onların kullandıkları anlamlarıyla kullanmayın, bu kelimeleri ilk gördüğünüz yerde kuduz köpek gibi saldırmayın, sikildiğinizi kabul edin ve bu işin zevkini gerçek anlamıyla yaşayın. çünkü sikilmek dalga geçilecek bir şey değil, ciddi bir iştir."

evet, yukardaki cümleleri aylar önce yazdım ve konu da benden sonra kapandı. aslında kapanmadı da, sözlüğün yöneticileri tarafından bi şekilde başlık ana sayfadan kaldırıldı ve sonrasında da gelenlerin görmemesi için tamamen ortadan yok oldu. yani eğer yazarların geçmişine giderseniz görebileceğiniz şekilde saklandı. ayrıca yazdığım entry'ye de müdahale edildi ve entry'deki bazı ifadeler de silindi.

tabii bunun olabileceğini önceden görebildiğim için yazdığım entry'nin kopyasını mailimde taslaklara kaydetmiştim. bir kaç dakika sonra baktığımda entry'im değiştirilmişti. Sözlüğün kurucusu, güzel ve gerçekten naif insan (yalakalık enter) Dark Bear'a durumu anlattım ve "bilgim yok" dedi, bende "eski entry'mi olduğu gibi tekrar gireceğimi ve tekrar müdahale edilmemesini" söyledim, "tamam" dedi ve bunun ardından entry'yi tekrar girdim. 

aylar geçmesine rağmen, entry'im hâlâ duruyor, başlıklar da duruyor. ama yasaklardan şikayet edilen bir ortamda böyle bir olayın yaşanmasına bozuldum açıkçası. zaten sonrasında da ortamı çok samimi bulmamaya başladığım için takılmamaya başladım. bazen öylesine girip bakıyor, bir şey yapmadan çıkıyorum. ne bileyim yani; baskıdan söz edip, bir başkasına baskı kurmak bana pek mantıklı gelmedi. ben cingöz'lüğümle entry'mi taslak olarak maile kaydettiğim için aynı ebtry'i güncelledim, ama yani diğer insanlar dönüp entry'lerini hiç kontrol etmiyorlarsa ve kendi entry'lerine; onların düşünceleri olmayan ifadeler eklenip, kendilerine özgü düşünceleri entry'lerinden çıkarıylıyorsa?

neyse işte, zaten her yerde olan oluyor. zaten o yüzden bende sadece blog'a yazmaya devam ediyorum. gerçi bir New York Times kadar okunmuyorum ama yani yine de olsun dii mi? En azından kendi alanım içinde istediğim gibi at koşturabiliyorum. 


bunlar dışında olaya tekrar dönüp, yazıya nokta koymak gerekirse; evet bence sikilenin bunu rahatlıkla ve özgürce dile getirmesi gerekiyor. üstelik kendisiyle dalga geçilmesine izin vermeden. 

11 Mayıs 2016

yaşlandım ey halkım.

Saçlarımdaki beyazlar çoğaldı. Artık eskisi gibi, arada sırada diğerlerinin içinden başını çıkarıp göz kırpan önemsiz bir kaç kıl tanesi değiller.
Yani sonunda, tüm dikkatimi üzerlerine çekmeyi başardılar.
Ve hatta her aynaya bakışımda, o beyazlarla göz göze gelip, bir müddet öylece bakınıyorum. Sonra kendime geldiğimde ise, aynayı rahat bırakıp hayatımın kaldığım boktan anına, o amaçsız günlük yaşantıma geri dönüyorum.

Dün de yine aynı şekilde, yaşlanmış halimi ayna karşısında izleyip tam da ayrılırken, beyazların şakaklarıma; hafiften kar yağmış gibi bir hava kattıklarını fark ettim.
Sanki zirvemi ele geçirip "bak nasıl da yaşlandın" der gibilerdi..
Ya da belki bu halleriyle, önümdeki kışın sert geçecek habercisidirler, kim bilir............

Geçen gün Öküz'de beyazlarımı farkedip bunu dile getirince, durup birbirimize uzun uzun baktık. Sonra da sarılıp, bir müddet öylece kaldık..
Çok sonra birbirimizden ayrılırken suratım düşmüştü, yanağımdan öperek kaldırdı.
O böyle tüm içtenliğiyle yüzümü öpünce tekrar boynuna atlayıp, az öncekinden daha sıkı bi şekilde sarıldım "yavaş ol hayvan" dedi..

Sadece saçlarımdaki beyazlar artmadı tabii.
Günlük yaşantımda da iyiden iyiye bir yavaşlama söz konusu. Mesela eskiden her gördüğü dağa çıkan, yolda karşılaştığı her çınar'daki dala konan, ordan oraya uçan kaçan ben, şimdi iyice kanat çırpmazın teki oldum.

Oysa eskiden böylemiydim?
Biliyorsunuz böyle değildim, kafamın tası attığında, ya da canım azcık sıkıldığında hemen gece gezmelerine çıkıp, Dolunay'a teslim olan şehrin kokuşmuşluğuna bir tutam da ben eklerdim.
Hem dünyayı, sikişmeyerrek ben kurtaracak değildim ya..
Hatta kokuşmuşluğun içine balıklama dalıp, kendimi tanıyamayacak kadar derinlere iner, iyice tanınmaz hâle geldiğimi ilk fark ettiğim anda ise can havliyle yüzeye çıkmaya çalışırdım.
Tıpkı 2015 yılının son 6 ayında yaptığım gibi.

Oysa şimdi, şehrin kokuşmuşluğuna katkım olan bu tutamlardan, nerdeyse hiç eklemiyor gibiyim. Hatta yok gibileştirdim veya 2-3 ayda bir anca çıkıp, sokaklarda sakin bi şekilde derin derin nefes alarak dolanıyorum..

Dolanırken; bir kaç ay önce tomurcuklanan meme uçlarıyla gezinen 16'lık taze etleri,
büyük ihtimal ailesiyle bağını henüz kopardığından dolayı, sikişeceği kadar özgürlüğünü kazanacağını sanan anadolunun bağrından kopmuş gün görmemişleri,
şımarıklığını; birilerini aşağılayarak siken veya sikicisini aşağılayarak göt veren zengin veletleri,
şirket arabasını aldığının ilk saatinde, caddede saxo çekecek liseli arayan beyaz yakalıları,
iş çıkışı eve gitmeden önce parkların kuytu köşelerinde turlayıp azmış her hangi birine ayak üstü geçirmek için bakınan emekçi kardeşlerimi vs hepsini görüyor, onlarla hiçbir şey yapmadan, onların ne olduklarını, kime ne yapmak istediklerini anlayabiliyorum..
Çünkü ben eski kaşarlardanım, o yollarda hepinizin toplam eskittiği kadar çok New Balance eskittim, peeeh.

Hem zaten biliyorsunuz, şehrin kokuşmuşluğuna; siki kalkınca hemen sokacak delik arayan veya götü kaşınınca oraya buraya bakınan herkesin, küçük de olsa bi katkısı bulunuyor.
Kimse farkında değil ama aslında devasa bir pazar yaratılmış ve bu pazarda her körün, bir topal alıcısı var.
Bu yüzden olsa gerek; park da sikiştiğin adamı ertesi gün bi restoranda masana servis getirdiğinde görme olasılığın çok yüksek veya gittiğin banka veznesinde sana sakso çeken veznedarla göz göze gelmek, hadi olmadı, dün gece birbirinize osbir çektiğiniz adamla şimdi gözlükçüde yüzü kızarmış bir şekilde "hangi renk çerçeve bakmıştınız" dediğinde "bunun kalın çerçeveli, siyahı renklisi var mı" diye cevap verme olasılığı fazla yüksek.

Hatta bazen iş başvurusu yaptığın şirketteki yöneticilerden biriyle de iş görüşmesine girmen çok normal, ya da alışveriş merkezlerinden birinde gezinirken ufak tefek karısının elini sımsıkı tutmuş ayıyla karşılaşmak, anormallikten çıkıp, normal bir yaşam şekli oldu çıktı çoğumuz için.
Hem zaten evrenin herkes tarafından kabul edilen tek geçerli kanunudur; sen büyüdükçe, dünya küçülür..

Eskiden olsa yukarıdaki insanları çok da fark etmezdim.
Ama artık büyümüş bir kaşar olduğum için, sokakta karşılaştığım insanların ne aradıklarını, nereye, ne zaman, nasıl bakındıklarını şıp diye anlıyorum. Şairin de dediği gibi; götler kalbin aynasıdır, salınışlarıyla kuytu köşeleri gösterirler.

Yazmaktan sıkıldım ve biliyor musunuz; yaşlanmak işte böyle bir şey. Her şeyden hemen sıkılıyorsun, ne zaman ölücem, ne kadar daha yaşıycam diye düşünüyorsun. Merak ettiğim şey ise; yaşarsam ve götümdeki kıllar iyice ağarınca da bu blogu tutacak mıyım, yine böyle tespitlerde bulunacak mıyım............