Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

29 Ocak 2016

yeni kararlar, yeni bir yaşam

Geçen yıl boyunca yaşadığım saçma sapan ruh halleri, peşlerine takıldığım geri zekâlılar ve 30 yaş sendromunun ufacık bir kırıntısıyla darmaduman olan sikindirik psikolojim yüzünden, 2015 yılını kötü geçirdim. Hatta kötü demek değil de, bayaa bildiğin ağzım yüzüm yamuldu, durağan geçen sıradan hayatım alt üst oldu.
Aslında kötülüğü de kendi kendime ben etmiştim ya neyse. Ama işte bunu farkedince toparlamaya başladım. İlk olarak ev arkadaşı bulup kiranın üzerime kocaman bir yük olarak binmesini engelledim. Bi kaç ay sonra adam aniden çıktı gitti, ama 1 ay sonra internetteki ilan sitelerinden 23 yaşında yakışıklı heteroseksüel bir arkadaş buldum. 

Bu çocuk, eskisi gibi odasına girip kapısını kilitleyerek yaşamıyor, benimle konuşuyor, dertlerini paylaşıyor, anasının yaptığı peynirden yiyip zehirlendiğinde yardım istiyor, okuduğu okuldaki dersleri için bana "sen yapsana" diyor (tabiki yapmadım, işine bak len dedim),  yani özetle gayet samimi bir çocuk çıktı.
Üstelik kendisinden 11 yaş büyük kadın sevgilisiyle de olan sorunlarını benimle konuşuyor ve hatta evde o olmadığında, kadın da; ev arkadaşımla aralarındaki sorunları bana anlatıyor. Zaten ikisine de ibne olduğumu söyledim. Kimseden saklamaya niyetim yok. 
İbneliğimi, ev arkadaşıma öyle sıradan konular hakkında konuşurken "ya eski sevgilim sakal bırakmıyordu, oysa en azından kirli sakal bıraksaydı keşke" gibi bi cümle kurarak söyledim. Kadına ise olay şöyle oldu;

Geçen gün eve birini atmıştım ve biz anadan doğma halde sevişirken, kadın aniden dış kapıyı çalmaz mı? allahım o an ne yapacağımızı şaşırdık.
Ben hemen kapıya koştum ve "1 dakika geliyorum" dedim üzerime pijama, tişört ne varsa geçirip hiçbir şey olmamış gibi "ayyy canım hoş geldin" deyip kadını salona buyur ettim, bu arada benim koli ise diğer odada bildiğin yusuf yusufdu.

Neyseki kadını oturttum ve "dur ben sana bi kahve yapıyım" deyip mutfağa kaçtığımda, benim koli'de giyinmiş "bu ne ya, hani evde tektin. bu şıllık nerden çıktı. sevgilin mi, karın mı? ne boklar çeviriyorsun" falan diye biraz çıkışınca "kes sesini be, ev arkadaşımın kız arkadaşı bu. ne yapıyım kadını kovamam ya, işte oturuyor orda. kahve yapıcam, içer misin sen de" dedim ama bizim koli "yok ben gidicem" dedi ve dış kapıyı açtım gitti.
Ben de 2 kahve yaptım, götürdüm oturduk kadınla bi güzel kahvelerimizi içmeye başladık ve bir iki muhabbet ederken kadın "onunla sorunlarımız bitmiyor, arıyorum cevap vermiyor, yazıyorum cevap vermiyor" gibisinden konuşmaya başlar başlamaz ağlamaya başladı. allahım ya, ben ağlayan insana dayanamam ki. şimdi kadınla da fazla samimi değiliz, içerde az önce bir gergedanla seviştiğimi de bilmiyor, daha doğrusu içerdekinin kız arkadaşım olduğunu düşünüyordu. işaretleri bu şekildeydi. içerde kız arkadaşım olduğunu sandığı için de, şu an ibne olduğumu da bilmiyor, ağlamasına dayanamadığım için gitsem sarılmaya kalkışsam, şu an evde tekiz diye taciz ediyorum sanıp bağırmaya başlarsa "ne yapcam?" türünde kafamda bir sürü soru işaretiyle onun ağlamasını sanki duygusuz bir öküz müşüm gibi izledim ve kadın en son gözlerini sildiğinde "rahatladın mı" cümlesi ağzımdan çıktı. 

Ben öyle dedim ama kadın herhangi bi tepki vermedi öyle mal mal bakıştık kaldık bir kaç saniye. Sonra ben "ya aslında bir şey söyliim mi. şu ilişkilerden hiçbi bok anlamadım. (burda sesimi iyice feminenleştirdim) ben kadın erkek ikisiyle de denedim, anacım hepsi aynı bok" dedim ve kadının az önce şelale gibi çağıldayan gözlerinin içi, değişen ses tonumun ardından bi an da kocamanlaştılar. Baktım ilk cümleyi kurmuşum, sesimi de az önce hafif kırmışım ve bunun üstüne kadın da ibne olduğumu anlamış madem, hiç bozuntuya vermeden devam ettim "ya sen de biliyosun yaniii. kadın erkek hepimiz aynıyız. ne zaman ne yapacağımız belli olmuyo. o yüzden ben artık bu tür konular hakkında çok düşünmüyorum. sadece güzel şeyleri zamanında yaşamaya bakıyorum" diye ağzımı yayarak kelimeleri uzata uzata, onun beni iyice ibne olarak görmesini sağladım. 

Böyle konuşuyordum ama bi yandan da içimden "ulan ben şimdi buna ibne olduğumu ve erkek kadın herkesle yattığımı söyledim, peki bu şimdi sevgilisinden ayrılırsa ve ayrılma nedeni olarak benim onun sevgilisini ayarttığımı düşünürse ne yapcam" adında düşünceler geçmeye başladı ve tırstım.

Bunun üzerine hemen, kelimeleri yuvarlamaktan ve sesimi kırıklıktan normal konuşmaya çevirip "takma kafaya ya, olur öyle. bi gelsin bakalım konuşuruz" diye devam ettim ve böylece o da benim ibne olduğumu öğrenmiş oldu.
Sonra da zaten ev arkadaşım geldi, ben onları yalnız bıraktım ve odama geçip osbir çektim. (şaka şaka osbir çekmedim. komik olsun diye yazdım) İşte böylece ibne olduğumu ikisi de öğrendiler. Güzel güzel geçiniyoruz.

Neyse işte hayatımı düzene sokma konusunda adımlar atarken, sevgili de edineyim diye bayaa yırtındım ama olmadı. Daha doğrusu herkes birbirini sadece yatakta görmek istiyor, kimse sokakta yanında sevgili etiketli biri olsun istemiyor. Durum böyle olunca benim yırtınmam boşa oldu ve ben tabii o arada bayaa saldım kendimi, yediğim yarraklar ve siktiğim götler yanıma kâr kaldı.
Hatta bi ara öyle bi saldımki artık kendimden midem bulanıyordu. Güya aşk arıyordum ama şu an içine düştüğüm bok çukurunda aşk yoktu ve ben pes etmiş olduğum için de, şu an bok çukurunda debelenip duruyordum. Bi kaç sefer Öküz'ü özlediğimi düşündüm, yanlış şeyler yaptığımı ve yapmamam gereken şeyleri yaptığımı da düşündüm. Pişmanlık gibi şeyler hissettim ama sevgili edinseydim pişmanlık gibi şeyler hisseder miyim bilmiyorum. Bundan emin değilim.

Böyle düşünürken de, yeni birine alışma süreci, onu kendine alıştırma süreci falan fistan derken başıma bir sürü iş çıkaracağımı ve aslında bunlara hiç gerek olmadığına karar verdim. Yeni birini ararken orospulaşmak yerine, yine en iyisinin Öküz Herif'le olmak olduğuna karar verip ona dönmeye karar verdim. 
Kararımı verirken hemen vermedim, ama tam emin olduğumda hemen harekete geçtim ve bi kaç gün önce (yani 4 gün önce Öküz'le) yine mesaj attım cevap vermedi, kapısına falan gittim ama piç açmadı, mail yazdım "beni ara" diye ama siklemedi ve bir kaç ısrardan sonra döndü bana, buluştuk. Sanki bir şey olmamış gibi de hayatımıza kaldığımız yerden başladık. 
Dün de ev arkadaşımla tanıştılar. İkisi de birbirlerinden biraz utandılar falan ve o yüzden sadece "memnun oldum" demekle yetinip başka hiçbir şey konuşmadılar. 
1 saat sonra yataktayken Öküz'e "ev arkadaşım seni siktiğimi biliyor diye utandın mı?" diye sorduğumda "ama ikimizi karşılaştırdığında senin pasif olduğunu sanıyor, ben senden daha erkeksiyim" dedi ve bende "beni sikmen veya sikilen ben mişim gibi görünmem önemli değil ki. bence sen de buna takılmamalısın" dedim, dalga geçti benle. Çok üzerinde durmadım, ama hâlâ götünü siktirme konusunda sıkıntıları var. Bu gibi yemlemelerimi de hâlâ aşamadı ya neyse.
Ulan ben bile aştım bu konuyu, ki bir zamanlar götüme el değdirmezdim, şimdi ise postu bile deldirdim. Hey gidi hey, nerdeeen nereye..
İşte böyle sevgili konusunu Öküz'le tekrar barışarak hallettik. 

Kalan konulardan biri ise iş konusuydu. Geçen yıl gezindim durdum ve döndüğümde de iş bulamadım. Tabii iş bulamamak bir yana, istediğim gibi iş de pek çıkmadı. Çıkanları da ben beğenmeyince bayaa işsiz kalıp biriktirdiğim parayı da yedim bitirdim ve bi ara açlık sınırına dayanıp, selamlaştığım herkesten borç para istemeye başladım. Bu süre zarfından tabii etrafımda kimse kalmadı. İyi de oldu.
Ama sonra internetteki her gördüğüm iş ilanına başvurmaya başladım ve nihayetinde; son yıllarda mantar gibi türeyen şu sosyal medya işi yapan ajanslardan birine başvurdum ve 3 kuruşa işe alındım. Şimdi çalışıyorum ve 3 kuruşluk maaş karşılığında, olası müşterilerin kazıklanması uğruna bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Bunun karşılığında ise kiramı ödeyip, öğlen yemeklerini beleş yiyorum.
Yani iş konusu da tamamdır.

Bir diğer konu ise; ben pek arkadaş biriktirmedim. Var olanları da elimde tutmak için çaba harcamadım ve onlar bana "bye bye" dediklerinde de "ananızın ammına kadar yolunuz var" dercesine, hiç oralı bile olmadım. 
Aslında yalan söylemiyim, bir kaç tanesine özellikle iletişimde kaldım, sürekli aradım sordum ama sonra baktım ezikliğimi çok belli ediyorum, bu arkadaş etiketli kişiler de çok umursamıyorlar beni, bende "amaaan öff boş ver şu malları" deyip iletişimi de kestim. Ben iletişimi kesince de arkadaşlığımız da sonsuza kadar otomatikman bitmiş oldu.
Zaten içlerinden biri sürekli "yatalım" diyordu, sarhoşken el kol şakaları yapıyordu, bende kaldığı zamanlar yatağıma giriyor sırnaşıyordu. Bense ona arkadaşlık ilişkisi dışında hiç yakınlık duyamadım, yatağıma girip götünü durmadan sikime sürttüğünde bile ona sikim kalkmadı. 

Gerçi skimin kalkmama nedeni, arkadaşımı çirkin bulduğumdan dolayı olabilir. Bu konuda sikimi suçlamıyım. Yani sonuçta yakışıklı görünce direkt şaha kalkan bir organ'dan bahsediyoruz. Neyse işte onunla arkadaşlık bağımızın yok olması sevindirici.
Diğerlerinden bir kaçıyla ise; bana sırnaşan arkadaşımın, gidip ortak arkadaşlarımıza "onunla görüşmeyin" demesiyle arkadaşlığımız bitti. Çünkü zaten başkasının demesiyle benle arkadaşlığını kesecek birilerinin hayatımda olmasını bende istemem. Karaktersiz köpekler, seviyesiz piçler.

Tüm bu arkadaş maceralarından ise; elimde 6 tane arkadaşım kaldı. Biriyle zaten instagram'dan tanıştık. Arada buluşuyoruz, lak lak ediyoruz. Canım benim, çok da havalı ve sürekli etraftaki kızların onu kestiğini düşünecek kadar da yakışıklı ve abazadır. Diğerleri ise; işle kafayı bozmuş, işinde gücünde insanlar. İçlerinden biri yeni işini kurdu ve bu ara tam bir para delisi. Diğeriyle 6 yıldır tanışıyoruz ve yine kendi işini yapan ve bu ara koca arayan bir hanımefendi. Bir diğeri evli bir kadın arkadaşım ve sessizdir. Ben ona soru sormadıkça konuşmaz öyle biblo gibi durur. Ama onun huyu öyle, onu illa konuşturmak lazım. Yaaa bi de çok iyi niyetlidir, candır, içi de dışı da birdir. 
Hah işte ben bu arkadaşlarla ilişkilerimi ilerletmeye karar verdim ve daha sık buluşuyorum. Eskiden kesmiştim ilişkimi falan da neyse işte yani arkadaşlık konusunu da toparlamaya başladım. 

Bir diğer konu ise, çoğu eşcinsel'in farkında olarak veya olmayarrak; cinselliğini rahat ve özgürce yaşamak için aile'leriyle olan bağlarını kesip atması konusu. Evet bende onlardan biriyim. Gerçi benim aile ilişkim biraz daha karmaşık ya neyse.
Ama buna rağmen farkettim ki; aslında eşcinseller ister istemez aile ile olan ilişkilerini kesmek zorunda kalıyorlar. Bunu hepsi için söyleyemem ama konuştuklarım arasında ailesiyle bağları iyi olan pek az eşcinsel ile karşılaştım. Nerdeyse hiçbirinin aile ile ilişkisi yok ve duygusal boşluklarını seks arayışı ile dolduruyorlar. Benim de öyle olduğum zamanlar oldu, oluyor. Ama bunun tadında olması gerektiğini de düşünüyorum.
Çünkü sik güzel bir şey ve insanoğlu'nun karşı koyamadığı güzellikler arasında birinci sıradadır. Sonraki sıralarda ne var bilmiyorum ve ilgi alanımda da değiller. Gerçi bi ihtimal MEME ikinci sırada olabilir. Kadın veya erkek memesi farketmez. Bence meme'nin her hali güzeldir. Özellikle hafif dolgun ve uçları dikse. (konu iyice pornografiye girdi, sıkı durun toparlamaya çalışcam)

İşte bende aileyle olan bağlarımı, kendimce haklı nedenlerimden dolayı kesmiştim ve görüşmüyordum, onlar görüşmek istediklerinde ise özellikle uzak duruyordum. Olaylar böyle ilerlerken, biraz yumuşamam gerektiğini düşündüm ve onlara karşı değişmeye karar verdim. 
Karar verince de olaylar kendiliğinden gelişmeye başladı. Artık ayda yılda bir de olsa ailemle görüşüyoruz ve özellikle de bana müdahale etmeleri hakkı olmadığı bilincini anlatarak yaklaşıyorum. 
Ben böyle yaklaşırken, onlarda benim bu "özgür çocuk" mavralarımı tam kabullenemiyor olmalarına rağmen, benden tekrar tam olarak kopmak istemedikleri için, beni biraz olsun alttan alarak iletişimimizi normal tutmaya çalışıyorlar. Ama yani, biliyorlarki ters bir şey olursa iletişimi kesip gerekirse yine aylarca benden haber alamazlar. 
Zaten garip anam, çileli anam bile beni böyle kabul etti. Sen nasıl istiyorsan öyle yaşa dedi. Durum böyle olunca kardeşim'le görüşmeye başladık. Artık istanbul'a geldiğinde bende kalıyor, bir yerlere beraber gidiyoruz veya oturup saçma sapan konular hakkında lak lak edebiliyoruz. Bu şekilde olan yaşamamı, ona biraz daha kabullendirebilirsem bir kaç ay sonra "ben ibneyim" açıklamasında da bulunucam. Ama henüz beni bireysel olarak görmeyi tam beceremedi. Biraz daha zaman gerekiyor. Bakalım hayrlısı.

Diğer konulardan biri de, iyice cimrileşip para biriktirmeye karar verdim. En azından aids'den ölmeyip yaşlandığımda ve artık kimse benimle yatmak istemediğinde hayata küsüp intihar etmek yerine, oturduğum muhitteki kahvelere gittiğimde, cebimde içtiğim çay'ın ücretini ödeyecek param olsun istiyorum. Sizde para biriktirin. Para tek gerçek dost. Varlığında kendinizi çok güçlü hissediyorsunuz. Yokluğunda ise, ne siz sorun ne ben söyliim. Ama çok da bağlanmayın ki; yokluğunda götünüzü satmaya kalkışmayın. Ben genelde yokluk anında gidip dilenmeyi düşünüyorum. Ama götünü siktiren arkadaşlarım da olmadı değil. 5 TL'ye sakso çekenleri de ne siz sorun, ne ben söyliim.

Bir de bu yıl üniversite sınavlarına girmeye karar verdim. Sınav başvurusu yaptım, şimdi oturup hiç çalışmadan sınav günü gelsin diye bekliyorum. Eğer olurda sınav sonrasında barajı geçersem ve tutturabilirsem 4 yıllık veya 2 yıllık herhangi bi sikindirik bi şeyi okumak istiyorum. Okuyup ne olcam bende bilmiyorum ama bakalım ya. Yeterki herhangi bir şey gelsin de okuyum. Zaten kafamda astronot falan olmak gibi bir hedefim yok, öyle sikindirik bi şey de okusam yeter bana.
Böylece en azından üniversiteliyim diye hava atarım sağda solda.
Hani okul şeysine de sırf şu siktiriboktan iş başvurularında diploma istedikleri için giriyorum, yoksa benden bi bok olmayacağını bende biliyorum. Ama yine de okuyup alcam diplomayı sokcam götlerine. 

Daha başka neler yaptım veya yapmaya karar verdim şu an aklıma gelmiyor. Yazarken unuttum. Ama özetle bende durumlar iyi ve hatta (allahım kötü nazarlarınızdan korusun)daha iyiye doğru da gidiyor yani. Sizde de iyi olsun inşallah. dikkat edin kendinize. höptüm.

26 Ocak 2016

Yok artık, cidden biseksüel misin?!?

Biseksüellik; cinsel anlamda her iki cinse de ilgi duyanlara biseksüel deniliyor. En basit ve kısa tanımı bu.
Basit ve kısa tanımı yukarıdaki tek bir cümle ile yapılabiliyor olsada, biseksüel olarak yaşamak hiç de kolay değil. Bunu sırf, öylesine bir cümle kurmuş olmak için söylemiyorum. Bu söylediklerimi tanıştığım insanlardan, toplumdan ve medyada sürekli dile getirilen söylemlerden dolayı söylüyorum. Yani kısacası, birebir yaşadığım deneyimlerime dayanarak söylüyorum. Zaten bir çoğuna siz de denk gelmişsinizdir. 

Bu deneyimlerimi yaşarken, her topluluktan insan vardı deneyimlerimin arasında. Yani sadece ağzı laf yapan işsiz güçsüz insanlar yoktu. O deneyimlerimi yaşadığım insanlar arasında; çiftçi, ev hanımı, lezbiyen çift, gay çift, heteroseksüel çift, memur, küçük büfe işleten esnaf da vardı, gazeteci, şair, yazar, reklamcı da vardı.

Yani toplumu oluşturanlar, farklı ırklardan, inançlardan, mesleklerden, dillerden oluşsalarda ve cinsel yaşamlarını çoğunluktan farklı bir şekilde yaşayanlardan olsalar bile, birini ötekileştirirken tek güç olmaktan geri kalmıyorlar. Hatta ötekileştirmenin en komplikesini bazen ötekileştirilmiş olanlar yapıyor.

Hatta şunu tüm samimiyetime dayanarak rahatlıkla dile getirebilirim; ciddi anlamda sadece biseksüel olarak yaşamak, diğer tek cinsiyet seçimlerini yapıp yaşayanlardan daha zordur. Çünkü ne ilişkin olan kadın seni bir erkekle paylaşabiliyor, ne de ilişkin olan bir erkek seni bir kadınla paylaşabiliyor. Herkes sadece onun olmanı istiyor. Oysa sen her ikisiyle de uyum içinde yaşayabileceğini uzun uzun anlatır, anlatır, anlatırsın. 
Ama tüm anlatmalarına rağmen karşındakiler sana duvar olur ve karşılık olarak da “eğer yatacaksan sadece birimizle yatabilirsin, ikimizden birini seçmek zorundasın” diye seni zorlar, sana hayatı zehir ederler. Bu dayatmalar sonucunda ise mecburen ayrılıklar gerçekleşir. Çünkü sen ikisini de seversin, ikisine de değer verirsin, ama senin duygularını, hislerini kimse siklemez. Sadece sikin kalktığı için diğeriyle de yatmak istediğini sanırlar ve bunu da sürekli “ben senin neyine yetmiyorum ki?” diye dile getirirler.

Bu işin sadece sevgili edinme ve bu edinimi sürdürme kısmı sıkıntılı değil tabii. Bunun toplumsal tarafı da ayrı sıkıntılıdır ve zaten tüm sorunlar oradan başlar. Çünkü siktiğimin ucuz toplumu sana ve herkese “birini sikeceksen tek bir cinsiyeti sik veya kendini birilerine siktireceksen tek bir cinsiyete siktir. Öyle her ikisine de siktirme gibi bir hakkın yok" diye baskı uygular ve senin her ikisini de sevme, onlara aşık olma durumlarını yok sayar. Toplumun bu dayatımı sonrasında ise işte biz biseksüeller de ilişkilerimizi sürdüremiyor ve sadece tek bir yönelimimiz varmış gibi, eşcinsellerden bile daha gizli bir şekilde yaşamak zorunda kalıyoruz.



“Kalıyoruz” diyorum, çünkü ben her iki cinsiyet ile de cinsel münasebette bulunmayı sevmeme rağmen, tanıştığım herkese ya eşcinsel olduğumu, ya da heteroseksüel olduğumu söylemek zorunda kalıyorum. Biseksüelliği henüz kolay kolay dile getirdiğim kimse olamadı.
Bu zorunluluk sadece beni değil, karşımdakiyle var olan ilişkimi de zor duruma sokup, ilişkimizi sürdüremememize neden oluyor. Çünkü karşımdaki eşcinsel bile olsa, ona biseksüel olduğumu söylediğim zaman, biseksüelliğimi ciddiye almıyor, yer yer "kendimi kabullenemediğimi" belirterek dalga bile geçiyor. Çünkü ona göre ben; eşcinselliğimi henüz kabul edememiş dengesizin biriyim.

Evet bu durum bir çok eşcinsel için de aynen böyle. Yani sadece heteroseksüeller değil, eşcinseller de biseksüelliği ciddiye almıyor ve biseksüelliği "arada kalmışlık, kendini kabul edememişlik" olarak tanımlıyor ve karşılarındaki biseksüel'e de tek bir cinsiyet ile ilişkiye girme zorunluluğunu dayatıyorlar. Durum böyle olunca da ilişkilerimiz en fazla bir kaç boşalmalık oluyor, sevişmelerimiz ise samimiyetten uzak sadece cinsel açlığını dindirmeye yönelik mekanik bir şekilde ilerliyor.

Yazının sonuna gelmişken, özetle; biseksüeller var ve onlar cinsel açlıklarından dolayı iki cinsle yatmayı istemiyorlar. (En azından kendim için bundan eminim) Onlarda bir kadının saçlarında ellerini gezdirip teninin kokusunu ta en içine çekmek, bir erkeğin sakallı yanaklarını avuçlayarak dudaklarından öpmek ve yine bir kadının iki göğsü üzerinde uyumak isterken, sonraki gün ve hatta belki de bir kaç saat sonra sevdiği erkeğin kollarında bulunmak isterler.
Bu arada henüz 13-14 yaşlarımdayken; büyüyünce, hep bir erkek ve bir kadınla beraber aynı yatağı paylaşacağımızı sanırdım. Ama büyüdüm ve dünyanın çok farklı olduğunu gördüm. 

( Bu yazı daha önce Ayı Sözlük'ün çıkardığı Homojen'de yayınlanmıştır.........)

21 Ocak 2016

Gözlük'lü ve yılan gibi gülümsemesi

Devamı şurdan geliyor: http://hayaterkegi.blogspot.com/2016/01/2010-yl-yaz-aylarndan-bugune.html

"Ayy piç ya, resmen kaçış yok. Yine yakalandım" diye düşünürken bi anda "belki de kaderin cilvesidir bu" adında bi cümle aklıma geldi ve onunla olan konuşmamızın seyrini değiştirdim.

-ya üff senle uğraşamam. sanal seks bağımlılığın var. sanalcı malın tekisin. siktir git. bi daha da yazma.
-ya sus be. ne sanal seks bağımlılığı.
-öylesin ya. senle zamanıma yazık edemem. 5-6 yıldır internetten tanışıp kaldık. ne bok olduğunu da anlamadım. normal yazışmamızı bile her defasında getirip sanal seks'e bağlıyorsun.
-allah allah hâlâ sanal diyor. konuşma böyle ya
-ne konuşacam peki. birazdan muhabbetimizi "sikini yine göstersene"ye çekeceksin. sen bu sun, kabul et kendini
-ya değilim be, ne alakası var
- ee iyi de, insan 6 yılda tanışmaz mı? bi kahve içmeye fırsat bulamaz mı?
-yahu işlerim yoğundu, hem ben kuzenimle yaşıyordum, seni davet de edemiyordum.
-ben seni davet ettim. üstelik dışarıda da buluşabilirdik.
-ya üff be ne anlarsan anla
-zıkkımın kökünü anlıyorum." dedim ama bi yandan da aklım piçin gerçekte nasıl göründüğünde kaldı. Hayır yani tamam fotoğraflarda iyi de gerçekte nasıl? belki kaderin cilvesidir, biz böyle hep kavga ediyoruz, ama belki aramızda büyük bir aşk doğacak, modern zamanların çöplüğündeki mecnunlar olacaktık.
hem hazır bu günlerde Sarışın Piç'in acısı da geçmişken (Sarışın Piç'in acısı)ve kimseye ısınamıyorken onun böyle ortaya çıkması Allah'ın benim için yarattığı bir mucize olabilir. İyisi tanışayım ben bunla, bakalım ne olacak" diye düşündüm ve bu yüzden, konuşmanın seyrini şöyle değiştirdim:
-görmediğim biriyle yazışmak istemiyorum" dedim ve o dan diye düştü tuzağıma
-tamam hadi gel tanışalım.
-allah allah gel tanışalımmış. ben niye geliyorum? sen gel
-ben senin oturduğun yeri bulamam. sen her yeri biliyorsun. gelmen daha kolay olur :))
-hımmm. haklısın.
-haklıyım tabii be :)
-tamam geliyorum" dedim ve o adresi tarif etti, telefonlaştık ve çıktım.

Yolda "acaba aşık olur muyuz?" adında düşünceler tarafından ele geçirildiğimde, bi yandan da Sarışın Piç'den bu yana kimseye ısınamadığımı düşündüm. Yani içimde ciddi anlamda bir şeyler değişmişti ve şimdi Gözlüklü beni severde karşılık vermezsem ne olacak diye düşünüyordum. Bu düşünceler arasında onun verdiği adrese gittiğimde, zili çaldım ve onun kapıyı açmasıyla kafasının üzeri iyice seyrelmiş, yanları iyice açılmış, gözlerinin içi parlayan balık etli bi adamın mütevazi tebessümüyle karşılaştım.

İçeri buyur etti, girdim ve sanki 6 yıldır her gün görüşüyor muşuz gibi konuşmaya başladık. Allahım benim bu dilimi eşşek arısı sokabilir mi artık. Ayrıca şu ucuz esprilere de bi son versem iyi olacak. Zaten esprilerime zorla güldüğü de çok belli. Off şu an resmen ezik mod'da mağmayı turluyorum.

Aklımdan bunlar geçerken bi yandan da olayı komiklik yapılmayacak konulara getirmeye çalışıyordum.
Bu yüzden konuyu yine onun sanal alışkanlığına getirdim ve o anlatmaya başladı. İşte biz tanıştığımızda o da yeni İstanbul'a taşınmış, kuzeniyle yaşıyormuş, zaten o dönem büyük ameliyatlar geçirmiş, sonra iş bulup ona alışayım koşturmacasına girmiş ve aradan bir kaç yıl geçince de şimdi bir şirkette bilmem ne müdürü olmuş da çalışıyormuş, çok şükür işleri rayına koymuş, istediği maaşı alıyormuş falan fistan.

İşiyle ilgili konuşmayı sevdiğini fark edince bende uzun uzun sorular sorup onu daha çok konuşturdum ve o bi ara iyice gevşeyince, işiyle ilgili yaşadığı komik bir şeyi anlatmaya başladı. Anlatmasıyla içten gülmesi bir oldu ve ben o anda ona odaklanınca o içten ve aynı zamanda inanılmaz derece gıcık gülümsemesine baka kaldım.

Yemin ederim şu an karşımda olan kişi, hayatımda gördüğüm en çirkin gülümsemesi olan insan olabilirdi. Benden bile daha çirkin bir gülüşü vardı ve anlatmakta olduğu olay da komik olunca gülüşü hiç bitmiyordu. "Allahım şu çirkin gülüşe bak ya, offf bunu sevemem ben ya" dedim içimden ve pis gülüşüne bi daha odaklandım.
 "ıyy çok çirkin gülüyor, dişleri de ufak tefek. offf gülüşü büyüdükçe dudaklarının etrafı hepten büzüşüyor. büzüştükçe de yanaklarında iki küçük gamze beliriyor" diye düşünmeye başladım ve onun gıcık gülümsemesine bakmaya devam ettikçe de o pis gülümsemesine hayran oldum.
Evet ya, az önce gıcık aldığım ve hatta midemi bulandıran gülümsemesi, şimdi içimi gıdıklıyordu.

Resmen 2 saattir muhabbet ediyorduk ve buna rağmen hiç yakınlaşmamışken, yakınlaşmak içinde aramızda bahane oluşmasın diye 100 kilometrelik koltuğun teee diğer ucunda otururken, şimdi bu gıcık gülümsemesi yüzünden uzanıp öpmek istedim.

Evet ya, üstelik kaç gündür Sarışın Piç yüzünden yaşadığım hayal kırıklığını ve o bir daha aşık olamayacağım hissini bile unutmuştum. Ama şu an Gözlüklü'yü tutup öperek boğmak istiyordum. Sırf böyle gıcık bir gülüşü yüzünden nasıl yelkenleri suya indirdim anlamadım.

Sonra dönüp seyrek saçlarına baktım, biçimsiz göt-göbeğine odaklandım ama yok olmuyor adamdan soğuyamadım. O arada kahvelerimizi içiyorduk ve dayanamadım elimdeki kupayı önümüzdeki sehpaya bıraktığım gibi tekrar Gözlüklü'ye doğru uzanıp dudağından öptüm. O da karşılık verdi ve anlattığı olaya devam etti. O devam ederken ben, onun elindeki kahve kupasını da alıp masaya bıraktım ve biraz daha yaklaşıp elimi omzuna atıp kendime doğru çekip yaslanmasını sağladım. O bana yaslanırken anlatmakta olduğu konuya devam etti ve bir kaç saniye sonra da tüm ağırlığını üzerime bırakırken "altımda ezilirsin" diye ekledi, ben de "105 kiloya 3 yıl dayandım. sen tahminimce 85 kilosun" dedim ve o "ahahah salak ya" deyip gevşedi.

Gevşediği anda da, onu iki elimle sarıp öpmeye başladım. Piç'i öptükçe, sanki daha tatlı oluyordu. Tatlı oldukça daha çok öpmek istiyordum. Böyle bir şekilde uzun uzun öpüşmeye başladığımızda, 5-10 dakika geçmişti ve o "hadi gel yatağa geçelim" dedi. O böyle dediğinde, yatak odasına doğru yürümeye başlamıştık ve ben daha 3 veya 4'üncü adımımda üzerimdekileri sağa sola atmış, anadan doğma kalmış olarak, onun ardından dal taşak bi şekilde yatak odasına girdiğimde, o henüz pijamasının ipini çözmeye çalışıyordu.

Bense sanki yüzyıllardır çıplak bi şekilde onu bekliyormuşum gibi sabırsız bir yüz ifadesiyle içimden "e hadiii" diyerek yatağın kenarına ilişmiş yeni gelin gibi oturup, onun üzerindekileri çıkarmasını beklemeye başlamıştım. 15-20 saniye sonra çıplak bi şekilde yanıma geldiğinde bi güzel öpüşmeye başladık ve kıyametin küçük alametleri belirmeye başladı.

 Ağzımızdaki tüm tükürükleri değiş tokuş yaptığımızda sanırım aradan 1 saat geçmişti ve şimdi şampanya patlatmanın sırasıydı. Şampanyayı patlattığımızda onun bacakları omzumdaydı ve çok ağır olduklarını hissetmeye başlamıştım bile. Ama o henüz boşalmamıştı ve içinden çıkmamamı söyleyerek "az kaldı" diyordu ve işte o da şampanyasını göbeğine patlattı.  İçinden çıkarken, kondomu kenardaki kağıt el havlusuyla pipimden alıp kenara attım ve yanına uzandım. O anda birbirimize bakıp "hehehehe" yaptık ve ben dayanamayıp onu öptüm.
Allah kahretmesin, eğer boşaldıktan sonra birini öptüysem bu ona vurulduğumun damgasıydı ve bunu saklayamayacaktım da.
Üstelik her şey o pis gülüşüyle başlamıştı ve ben şimdi onu öptükten sonra da o yine dudakları büzülmüş bi şekilde gülümsedi. Öyle de güzel gülümsedi ki piç anlatamam.

Sonra işte kalktık duş aldık, giyindik birer kahve daha içmeye başladık ve o anda iş arkadaşlarından biri onu "rakı-balık keyfi yapalım" diye arayınca da biz 1-2 saat sonra evden çıktık. Yolda konuşa konuşa ayrılacağımız noktaya geldikten sonra da "görüşürüz" deyip ayrıldık.


(Yazının devamı da gelir her halde ama ne zaman bilmiyorum)

19 Ocak 2016

telefonun başında çaresiz bekliyorum, bekliyorum amaaaa çalmayacak biliyorum

Bugün "neden kalıcı arkadaş edinemediğimi" veya "neden var olan arkadaşlıklarımı devam ettiremediğimi" düşünürken aklıma geldi; çocukluğumda, o an karşılaştığım yetişkinlerden birinin beni "kız gibisin" diyerek üzmemesi için fazla insan içine çıkmazdım.
İnsan içindeyken de, yetişkinlerden birinin bana "kız gibisin" benzeri bir imada bulunması veya buna benzer bir cümle kurmasıyla da, yavaşça ortadan kaybolur cehennemin dibine giderdim.

Sıkıntıyı sadece yetişkinlerle değil, kendi yaşıtlarımla da yaşardım. Yetişkinlere oranla, kendi yaşıtlarım daha acımasız olurlardı. Ama yaşıtlarım, sadece yetişkinler gibi baş başa kaldığımızda canımı yakmazlardı. Onlar yetişkinlerin aksine; yer ve zaman fark etmeksizin can yakmaya dünden razıydılar ve bu beni fazla üzmedi. Çünkü onlara alışmıştım.

Buna alışkın olduğum için kendimce bir korunma mekanizması gibi bir şey de geliştirmiştim ve öyle hareket ediyordum. Örneğin erkek çocukların "sen bizden değilsin" adlı bakışları ve o "ne olduğun belli değil" tonlamalı cümleleri ile kız çocukların diğer erkek çocuklarını göstererek "sen onlar gibi değilsin" adlı bakışları ve "bizim gibisin ama bizden de değilsin" benzeri cümlelerini duyduğum anda, oynamakta olduğumuz oyundan kaçmak zorunda olmak ve bunu doğal bir hareket olarak kanıksayıp, normal bi şekilde karşılayarak büyümek. Hımmm biraz düşündürttü.

Sonra ergenliğimi düşündüm. Yani 12 yaşından sonraki yaşlarımı, abim ve yengemle yaşamaya başladığım yaşları.
Bunu düşündüğüm an da aklıma geldi de; abim ve yengem aslında ibne olduğumun farkındaydılar.

Zaten insan, aile bireylerinin ne bok olduğunu bilmez miydi? Bilirdi ve onlar da benim ibne olduğumu bildikleri için olsa gerek; belkide, birinin beni kandırıp sikmesinden korktukları için, onlarla yaşadığım sürece, arkadaş edinmeme karşı çıktılar.
Biriyle biraz yakınlık kurduğumu anladıkları anda da hemen fırçayı basıp, yüzlerce defa üst üste (o kişi artık her kimse) görüşmememi tembihleyip durdular.

Fırça yemeye alışkın olduğum için bunu çok önemsemezdim. Önemsemiyor olmama rağmen, zaten var olan huzursuzluğa bir kat daha çıkmamak için, bende arkadaşsızlığa kendimi alıştırmış, onlar iplerimi salmadıkça pek kimseyle konuşmazdım.
Yani onların dediğini yapıp mahalledeki çocuklardan uzak dururdum. Yani kendi kendime gezerdim. Yani tek başıma oynardım. Yani diğer çocukların arasına zaten girmeye korkarken, bir de fırça yememek için de olabildiğince çırpınıp dururdum. Yani en geç saat olarak, akşam ezanı okundu mu evde olmalıydım. Yani ben bir ibneydim ve onlar bunu bana söze dökmeden hissettiriyorlardı.
Bunu şimdi 30 yaşımda anladım.

Durum böyleyken böyle yani. Hem yıllar geçmiş gitmiş, artık geri dönüp tebessüm ederek düzeltmekten başka bir şey de gelmiyor elimden. Ama bi yandan da, arkadaşsızlıktan, ailesizlikten dolayı da içim içimi yiyor. Çünkü kiminle nasıl bir ilişki kurmam gerektiğini tam olarak bilmiyorum, hâlâ arkadaşlığın nasıl kurulacağından emin değilim, kiminle nasıl konuşmam gerektiğini tam olarak bilmiyorum. Tüm bunlar yüzünden de için için, kendimi yemeye devam ediyorum.
En çok da bugün içimi yedim. Şöyleki;
Ev arkadaşım geçen hafta memleketine gitmişti ve geldi. Annesi de ona köy peyniri yapıp vermiş ve o da kaç gündür o peynirden yiyip duruyordu. Ben de ilk gün peynir'in tadına biraz baktım ama gözüm tutmadığı için sonraki günlerde yemedim.
Günler böyle böyle geçerken, arkadaşım o peynirden her gün yemeye devam etti ve bugün öğlen saatlerinde acıkmış olduğunu söyleyerek, omlet yapıp yedi.

Omlet'i yedikten 1 saat sonra ise fena şekilde kusma ve karın ağrıları tuttu. Ağrıları arttıkça da bağırmaya başladı. Ama nasıl bağırıyor var ya, böyle deli gibi. Ağrısından dolayı duvarları yumruklamaya başladığında ben giyinmiştim ve onu da giydirip hemen hastaneye götürdüm.
Hastaneye gidince acil'in kapısında, bi anda yere çömelip kusmaya başladı ve kustuğu anda da her taraf kırmızı oldu. Çünkü bu sefer kan kusuyordu.
O anda zaten ortalık karıştı, gelen hemşirelerin yönlendirmesiyle içeri alıp bi yere yatırdık ve doktor kontrol edip, kan testi, bok testi ve bilmem ne testi'nden sonra bakacağını, şimdi ise ağrısını dindirmek için serum ile birlikte ağrı kesici ilaç vereceğini söyleyip gitti. Arkadaşım o arada "lütfen beni bayıltın, dayanamıyorum" "lütfen bir şey yapın" gibi cümlelerle bağırıp karnını tutmakla meşguldu.

Ama zaten içeri de de onlarca hasta daha var, doktor arkadaşımı elleyip çoktan gitmişti bile. Bende o arada gidip tahliller ile ilgilendim ve tabii ev arkadaşım da hastaneyi birbirine katmakla meşguldü. Dehşet bi karın ağrısı ve sürekli kanlı omlet kusma olayı olunca da "lütfen beni bayıltın, dayanamıyorum" diye bağırmaktan geri kalmıyordu.
Tahlilleri, kayıtları vs yapıp geldiğimde, o "arkadaşımı aradım geliyor, sen yine ara" dedi ve ben cebinden telefonunu alıp aradım. Çocuk da panik yapmış fenaydı sesi.

Onun böyle korkmuş halde telefonu açmasıyla olanları anlatmaya başladım. Ev arkadaşım ise benden 30cm uzakta, acılar içinde kıvranıyor, ben ise; onun telefondaki arkadaşıyla konuştuğum için ev arkadaşımı; aradığında hemen çıkıp gelecek arkadaşı olduğu için kıskanmaya başlamıştım bile.
Evet ya, çocuk hemen önümde dehşet büyük bir acı çekerken kan kusup, hastaneyi birbirine kattığı sırada ben onu kıskanıyordum. Hem de çok çok kıskandım.
Çünkü o an, başıma bir şey gelecek olsa arayacak hiç kimsem olmadığını fark ettim.

9 Ocak 2016

Ocak ayı, kendini farketme ayı

İçimden, şu son bir kaç aydır hayatımda olan bitenleri yazarak anlatmak konusunda hiçbir istek yok. Çünkü bu süreç içerisinde kendime çok kötü davrandım. Hatta o kadar çok kötü davrandım ki; gözden geçirdiğimde, kendimden midem bulanıyor.
Tüm olanları, yaptıklarımı, yediğim bokları sindirmek için biraz zaman gerekli.
-------
İnsan, kendisinden başkasına değer vermemesi gerekiyormuş. Bunu her defasında unutup, sonra aniden sanki yeni öğrenmişim gibi, tekrar hatırlamışken buluyorum kendimi. O arada da olan olmuş oluyor tabii.
Bi'de dün biriyle olan arkadaşça buluşmamızda  muhabbet ederken O söyledi "insanın ailesinden başka hiç kimseden sevgi dilenmemesi gerekiyor."
-------
O böyle söyleyince, ona çaktırmadım ama sanki başımdan aşağı buz dolu bir kova soğuk su dökülmüş gibi hissettim. Çünkü; ailemle bağım yoktu ve ben bundan olsa gerek, çok da farkında olmadan her karşıma çıkan kişiden sevgi dilenip durmuşum.
Ve işin en acınılası tarafı şu ki; dilenmemem gerektiğini ise dün gece yeni öğrendim..
Hani bir şey, hep gözünüzün önünde durur da, göremezsiniz ve göremediğiniz için aramaya devam edersiniz ya işte onun gibiydi bu. Sanki elimde tuttuğum anahtarı, kaybetmişim gibi harıl harıl aranıp durmak gibi..
-------
Ve üstelik o kadar çok dilenmişim ki; sokak ortasında ellerim açık öyle bekliyor muşum gibi hissettim kendimi.
Bu kötü, bu çok kötü bir şey.
O an hissettiğim şey, kendimin ne kadar değersiz ve sevilmeye aç olduğumdu. Hem insanlar niye sevsindi ki beni..
Sırf sevilmeye ihtiyacım var diye sevmek zorundalar mıydı.
Artık büyüdüm, kocaman oldum. Sizde büyüyün.
-------
Kendinize iyi bakın. Kimsenin size kötü davranmasına izin vermeyin. Kimseden sevgi dilenmeyin.
Kendi ayaklarınızın üzerinde durmayı öğrenin ve zayıf olduğunuzu, en yakın arkadaşlarınıza bile hiçbir zaman belli etmeyin. Tek başınıza ağlamayı bir an önce öğrenin ve her zaman tek başınıza ağlayacağınızı da unutmayın.


4 Ocak 2016

2010 yılı yaz aylarından bugüne (Gözlüklü ile tanışmak)

2010 yılı yaz aylarıydı. O günün popüler olan, öpecek göt bulma sitelerinin birinde götünü öpecek veya öpecek göt arayarak hayatının aşkıyla karşılaşacağını sanan mallardan biriydim ve sayfadaki profillere bakınıp duruyordum. İşte tam o sırada, kocaman güneş gözlüğünün arkasına saklanmış olarak çekildiği fotoğrafını görüp profiline girdim.
Piçin diğer fotoğrafları da ilki kadar gözlüklüydü. Gözlüksüz çıkmam abi dercesine, bütün fotoğraflarında aynı gözlükle poz verip ağız burun eğmişti. Yakışıklılıktan ziyade özgüveninin fazla olduğu her halinden belliydi ve bu yüzden olsa gerek ona bakarken sanki canlı canlı karşımdaymış gibi hissediyordum.

O gün ona mesaj atmadım, profiline bakıp çıktım. Ertesi gün o benim profilime bakmıştı ve bende tekrar onun profiline girince fotoğraflarına tekrar bakınıp çıktım. Bu şekilde birbirimizin profiline bakmamız bi kaç gün sürdü ve sonra hangimiz mesaj attıysa muhabbet başladı. (Ki mutlaka ilk mesajı ben atmışımdır. Çünkü fazlasıyla gevşek biriyim.)

Günahsız olanımızın ilk mesajı atmasının ardından günlerce kakara kikiri yaparak yazıştık. Sonra bu günler, haftalara tamamlandı ve haftalara tamamlanan bu günler, sonrasında da aylara dönüştü.
Muhabbetimiz, yeşile çalan ela gözleri kadar güzeldi. Tek amacımız yazışmak olduğu için  ikimizde birbirimizden beklentisiz bir şekilde saçma sapan yazışıp duruyorduk. Sonra bir gün saçma sapan insanlardan ve kendi saçmalıklarımdan sıkıldığım için, sitedeki profilimi sileceğimi söyledim, o da bunun üzerine "skype üzerinden konuşmaya devam edelim" dedi ve ekleşince de ben o sitedeki hesabımı kapadım.

Artık işten çıkıp eve geldiğimde (iş dediğim de ofisboy'dum amk. sanki fabrikatörmüşüm gibi algılanmasın)eğer online ise onunla konuşmaya başlıyorduk ve konuşmalarımız da evrim geçirmeye başlamıştı. Yani iletişimimizin, artık birbirimize pipilerimizi göstererek mastürbasyon yaptığımız evresindeydik.
Üstelik adeta bağımlısı olmuşum gibi sürekli onunla konuşma isteğim gittikçe daha fazla oluyordu ve onunla haftalardır konuşmamıza rağmen hâlâ buluşmamıştık.
Neden buluşmadığımızın sebebi yoktu. Üstelik birbirimize çok uzakta da değildik, aksine ikimizde aynı şehirde oturuyorduk, yani sadece bir kaç kilometrelik uzaklıktaydık.

Bunları düşündüğüm günlerde skype'daki konuşmalarımızdan da artık sıkılmıştım ve bu yüzden onunla olan konuşmalarımızdan birinde "buluşalım mı" dedim. O ise "bu ara çok yoğunum, başka zaman" deyince "tamam" demekten başka yapacak bir şeyim yoktu.

Sonraki konuşmalarımızda da sürekli buluşma konusunu açtım ama o işlerinin yoğunluğunu ve müsait olmadığını ekleyip durdu. Bunun üzerine aylardır konuşuyor olmamızı önemsemeden tutup onu block'ladım. Çünkü, saçma sapan bir sanal seks bağımlısına dönüşmeye niyetim yoktu.
Hem hayatın kendisi zaten yeterince sanalken, onun içindeki başka bir sanal ortamdan aylarca iletişime devam etmek fazla gelmişti.

Ayrıca sanal seksimiz de bana oldum olası aptalca gelmişti. Haftalardır yapıyor olmamıza rağmen bu aptallığın mantıklı bir yanını da göremiyordum. Böyle düşünmeme rağmen, sanal sekse devam etmemin nedeni ise sadece onu çok beğendiğim içindi. Zaten çok beğendiğim biri "öl"dese ölürüm. Öyle de mal bi adamım ya neyse.

Çok beğendiğimden dolayı sanal seks'e devam ediyordum, ama devam etmemin nedeni sadece beğeniyor olmam değildi, onun da beni beğenmesi ve bunu sürekli söylemesiydi de.
Söylememe gerek yok biliyorum ama yeri gelmişken tekrarlamak isterim: İnsan, hoşlandığı kişi tarafından beğenildiğini bilmek değil, duymak isteyen bir ilgi manyağıdır.
Bu yüzden olsa gerek, o bana, ben ona birbirimizi beğendiğimizi söylemekten geri kalmıyorduk ve bu beğenileri dile getirme olayımız da bir kaç dakika sonra sanal sekse dönüşüyordu.
Bu anlarda ben rahatsız ola ola ona ayak uyduruyor ve beraber soyunup birbirimize götümüzü göbeğimizi gösterip osbir çekmeye başlıyorduk.
Boşaldığımızda ise zaten yaptığımızın sanallığından da olsa gerek, o an kendimden soğuyup "üff bu ne be" adında düşüncelere teslim oluyor, yaptığımızın aptalca olduğuna bir kez daha kendi kendimi inandırarak kamerayı kapatıp konuşmamızı sonlandırıyorduk. İşte böyle anlardan birinde, o yine buluşmak için uygun olmadığını söylediğinde de onu blok'lamıştım.

Onu bloklamamın üzerinden 2 yıl geçtikten sonra, popülerleşen gay app'lerinden birinde tekrar karşılaştık. Bu sefer, yine selam sabah derken, baktım o hâlâ aynı kafalarda, dayanamadım ve onu yine blokladım.

Sonra tabii aradan 1 yıl daha geçti. Sevgili hükümetimiz ahlakımızı korumak için, o an kullanmakta olduğumuz popüler gay app'ini yasakladı ve biz koyunlar bu sefer başka bir gay app'e  saldırıp onu popüler hâle getirdik.
Aradan bi kaç gün geçtikten sonra onunla yine karşılaştık. Profilimde fotoğrafım olmadığı için ve belki bu sefer buluşuruz diye düşünerek "selam" yazıp fotoğrafımı gönderdim ve muhabbet etmeye başladık. Aradan bir kaç cümlecik kadar zaman geçmişken, o, tutup sıradan ilerleyen muhabbetimizi yine sanal seks'e getirince, onun bi sik boyu kadar bile yol almadığına emin oldum ve hiç düşünmeden tuttum onu yine blokladım.
Bu bloklamamın üzerinden de 1 yıl kadar zaman geçti ve yıl oldu 2015.

2015 yılının Mart veya Nisan aylarından birinde, Osmanbey'deki bir arkadaşımda kaldığım gece, kullanmakta olduğum gay app'inde fotoğrafım herkese görünecek şekilde bir profil yaratmıştım. Gece saat 11 sularında,  o "selam" diye yazdı ve ben bi an "hımmmmm" oluverdim.
Anlaşılan hesabını silmiş ve başka bir mail adresiyle tekrar üye olmuştu. Yoksa profilimi görmesi imkânsızdı.
Bundan önce sanki hiçbir şey olmamış gibi konuşmaya devam ettik. Muhabbetimiz uzadı gitti, bir kaç dakika sonra da yazışmamızı yine "seks"e getirmesiyle, kafamın tası attı ve onlarca küfür ettim. Tabii o da boş durmadı. Kavga dövüş derken, en sonunda "off sıkıldım senin şu sanal seks muhabbetlerinden. seni blokluyorum, bi daha bi yerde karşılaşırsan da yazıp durma. bu aptal muhabbetini yapacak başka birini bul" diye söylenip yine blokladım. Aaaa piç ya, resmen sanal sapık.
Yani tamam bende ölüp bitiyorum adama ama yani sanal değil, gerçek sikiş istiyorum ben. Hem böyle yıllardır yazış yazış ne bok olacak. Gerizekalı ya, tepemin tasını attırdı.

Açıkçası piçe de fena bitiyordum, hatta buluşursak belki aramızda bir aşk peyda olur diye de beklemiyor değildim. Sırf bu beklentim yüzünden de onunla ilk tanıştığımız zaman öyle uzun uzun yazışmıştım. Ama sonra kocaman bi mal olduğunu anlayınca da basmıştım block'u.
İşte şimdi de öyleydi. Bir sürü kavga gürültü ettik ve en sonunda da "üff tamam, her neyse işte. beni rahatsız etme" diye söylenip block'ladım.
Ohhh be, resmen yılların biriken "sanal seks stresi"ni bi anda sahibine paslamıştım ve gönül rahatlığıyla uyuya kaldım. O gün ve sonrasındaki günlerde ise, onu ve aramızdaki konuşmayı da unuttum gitti.

Unutuşumun üzerinden 7-8 ay gibi bir süre geçti gitti..
Ben bu arada şu kameralı chat sitelerinden birinde oyalanırken, bi ara yüzümü açtım ve yüzümü açtığım anda, biri sohbet alanına "seni tanıyor muyum?" diye yazdı. Ben de içimden "ahhaa siki tuttum. galiba amcam götümü herkese gösterdiğimi gördü. şimdi aşiret toplanıp bana ölüm kararı çıkartırlar" diye düşünürken onu hemen özel odaya aldım ve kimsin falan deyip bi güzel hesaba çektim. Evet bizim Gözlüklü'ydü.

Devamı: http://hayaterkegi.blogspot.com.tr/2016/01/gozluklu-ve-ylan-gibi-gulumsemesi.html