Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

6 Aralık 2016

Taslaklardan

(aşağıdaki yazıyı geçen yıl yazıp taslaklara kaydetmişim)

Geçen haftalarda farkettim. Artık kızgın ve kırgın değilim kimseye. Hatta kendime bile.
Geçti tüm o öfkem, bitti-gitti. Artık sadece şu andaki duygularıma odaklanıyorum. Yaşamam gereken ama yaşayamadığım her şeyi de geçtim. Sevilmediğimi bile daha 2 senedir farketmeye ve geçtiğimiz günlerde de kabullenmeye başladım.
Evet sevilmemişim, evet şımartılmamışım. Ne yapayım yani olmadı. Kalkıp beni sevmediniz diye ailemi kesiyim mi. Onlarda sevilmemişlerdiki beni nasıl sevsinler. Sevmek nasıl olur bilmiyorlardı belki. Ne yapalım, oturup içime mi kapanayım, mutsuz büyüdüm diye kendimi mi keseyim.
Bazı insanların hayatı işte böyle oluyor. Hep eksik kalıyor.
Ben yine şanslıyımki büyüdüm ve fark ettim, fark ettikçe de eğri ve eksik taraflarımı düzeltmeye, tamamlamaya çalışıyorum.

Nasıl sevilmem gerektiğini bilmiyorum evet, öğrenicem onu da. Yavaş yavaş öğreniyorum da. Hem siz bilmezsiniz  ama ben şu son 3 yılda o kadar büyük bir mesafe katettim ki anlatamam. Hatta şimdi geri dönüp baktığımda o mesafeyi şaşkınlıkla görebiliyorum. Ama daha da iyileşicem, kendimi; başkasını sevdiğim gibi sevmeyi öğrenicem.

Öğreniyoruz işte, bir şeyleri. Nasılsa herkes anasından doğduğu gibi öğrenmiyor ya. Bazılarımız erken öğreniyor, bazılarımız ise benim gibi 30 larında yeni yeni öğreniyor. Zaten bunun toplamına da HAYAT diyorlar.

Öğrenmişliklerimden önceki acemiliklerim, yaşadığım o sıkıntılı şeyler, düştüğüm çamurlar, boğulduğum su dolu kaşıklar. Hepsi arkada kaldı. Belki bundan sonrada boğulmaya devam edicem, kötü durumlar yaşıycam ama en azından öncekiler gibi olmayacak. Çırpınmalarım yersiz ve zamansız olmayacak inaşallah.

Aşk, sevgi veya uydurulmuş olan diğer şeyler. Hepsi farklı anlamlar kazandır, farklı anlamlara bürünmeye devam ediyorlar.
Eskiden sırf beni beğendiğini söylediği için yattığım insanlar olurdu. Bazen ara ara hâlâ da olmuyor değil. Farkına vardığımda kendimi durduruyorum, ama farkına varmadığım da akışına bırakıyorum ve olanlar oluyor.

Bunun nedenini yeni yeni öğrendim, yani sırf beni beğendiğini söyleyen biriyle neden yattığımı yeni anladım; çünkü hiç kimse bana "güzelsin" demedi, "yakışıklısın" demedi, "büyüyünce çok daha yakışıklı olacaksın" demedi ve belki de bu yüzden bir yanım hep eksik kaldı.

Hatta çirkinsin lafını o kadar sık duydum ki 25 yaşına kadar aynalara bile, sadece dişimde maydonoz, gözümde çapak kaldı mı, burnumda tatak var mı diye bakındım durdum. Saçlarımı güzel bulduğum için taramadım hiç, sadece dağınık durmasınlar diye elimle düzelttim durdum

(yazıyı yazıp yarım bırakmışım. şimdi karışmadan yarım haliyle yayınlıyım.)

Hiç yorum yok: