Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

3 Aralık 2016

Sonbahar'a Sövgü

32 yaşıma geldim ama hâlâ Sonbahar'a alışamadım gitti. Bu aylarda ruhumun her yeri, düşmanım tarafından bi gece tan ağarmadan önce gizlice mayınlanan tarla misali delik deşik edilmiş gibi hissediyorum. Ve gün söktüğünde, dışarı çıkıp bulutların arkasına saklanmış güneşe bakarken attığım adımlarım, bastığım anda içimi paramparça edecek olan anılardan ibaret mayınlara denk geliyor.

Bunların hepsinin Sonbahar'da olduğunu ve eğer ondan sağ çıkarsam, sonraki Sonbahar'larda da tekrar olacağını biliyorum. Bu yüzden olsa gerek çoktan alıştım da. Ama alışmış olmama rağmen, her Sonbahar sonrasında içimi tekrar tekrar toplamaktan da yoruldum..

Offffff şu koca ağaç dallarından atlayarak tekrar ölmek istercesine intihar eden milyonlarca yaprağı ve her yeri çamura dönüştüren yağmurları da sevmiyorum. Hepsi ölümü çağrıştırıyor, sanki ölüme çağırıyor. Biliyorum biliyorum, ölüm çok normal bir şey. Her soluklananın mutlaka öleceğini de biliyorum.

Zaten ben de kocaman bir adamım, bir gün basit bir nedenden, yada çok zor bir illeten dolayı da olsa öleceğimi biliyorum. Ve bunun farkında olarak söylüyorum; ölümün romantik bir yanı yoktur, ölümün kendisi acı getirir, ölüm acıdan ibarettir ve Sonbahar, benim için bundan başka bir anlama gelmiyor. Sıçtığımın Sonbahar'ı.

Keşke elimde olsa da, Eylül'ün ilk günü uyutulsam, Ekim'i hiç uyanmadan geçirsem ve Kasım'ın son günü gözlerimi, daha dün uyumuşum gibi açıp hayatıma kaldığım yerden tekrar devam etsem.
Çünkü bu 3 ayların hepsi hüzünlü ve doğrusunu söylemek gerekirse bu tür havalarda ihtiyacım olan tek şey; ana'mın, 50 kilo koyun yünü doldurduğu kalın yorganı.
Hem ağırlığı altında daha az hareket etmeme yarıyor, hem de uyuşmaya başlayan bedenle beraber ruh da uyuya kalmak için fırsat kolluyor. Sonrası hareketsiz geçen bir kaç saat, uyanınca ise; bir anlık da olsa kendine gelmiş olma güzelliği.

Şimdi, ana'mın yorganını bir kenara atıp, Sonbahar'a dönecek olursak; benim için bitmeyecek olan olumsuz algısına rağmen, çevremdeki insanlara göre ben iflah olmaz bir romantiğim ve dolayısıyla yağmurlu havalarla beraber gelen Sonbahar'ı kendimden bile daha çok sevmem lazım.
Oysa, oysa bilirim kendimi romantik de değilim. İnsan zaten kendinin ne bok olduğunu, herkesten daha iyi bilir.
Bu yüzden olsa gerek, beni tanıyanlar, Sonbahar'ı sevdiğim konusunda yanılıyorlar ve onlara; bu mübareksiz 3 ayı sevmediğimi söylemekten, nedenini açıklamaktan da yoruldum.

Ama tabii belki şu şartla, sonbahar'ı ve kendisiyle beraber getirdiği rezilliği sevebilirim; ay sonu gelecek olan faturayı zerre kadar düşünmeden, kombiyi sonuna kadar açmış halde, boğaz manzaralı bir evin iç penceresinin dibinde, pofuduk kırlent ve yastıklara gömülmüş sevgilinin koynuna girip, yolunu şaşırmış yunus balığı kafilesinin yağmur sevincini izleme şartıyla.
Evet evet, bu şartla veya benzeri diğer şeyler olursa Sonbahar'ı sevebilir ve hatta romantik bile bulabilirim.
Ama tüm bunlar yokken, ay sonunu düşünerek sımsıkı sarındığım, hammaddesi petrol olan ucuz battaniyem ve kanser'in herhangi bir türünü garanti eden ne idüğü belirsiz kahve kupalarından içtiğim kahve'nin beni mutlu edeceğini düşünmüyorum. Böyle bir dünya yok.
Çünkü doğrusunu söylemek gerekirse; mutluluk tamamen parayla ilgili ve belki bi ihtimal; bir de sevdiğiniz kişiyle yaptığınız seksle. Ama en çok altını çizerek yinelemek gerekir; mutluluk, en çok; parayla ilgili.
Bu yüzden, para musluklarının başında duran insanların sizi kandırmalarına ve fakirliği romantik buldurmalarına izin vermeyin. Sizi kekliyorlar, hepimizi keklediler. Beni de keklemişler. Babamı da keklemiş oldukları gibi ve annemi, ve komşumuz Hafize ablayı, apartmanın merdivenlerini daire başı 15 TL'ye yıkayan 2 çocuklu şaşı temizlikçi kadını, onun sakat kocasını da keklemişler.
Hepimizi, o güzel görünen ucuz laflarla kandırdılar. Beynimizi tatlı tatlı yediler ve farkında değildik.

Bu yüzden olsa gerek; edebiyatçıların, yazarların ve şairlerin, fakir halkı kandırmak için uydurdukları iki kelimelik, fakir avuntularını, kandırmacalarını da hiç sevmem.
Zaten biliyorsunuz; damı akan, rutubetten ciğerleri çürüyen, farelerle birlikte yaşamaktan başka çaresi kalmamış insanların seks yaparak mutlu olmaktan başka şansları da yoktur.

Konu nereden nereye geldi. Yine heps seks. İçim dışım seks. Ben iflah olmaz bir sekskolik olabilirim. Ama açıkçası durum şu ki; 1 aydır seks yapmadım.
Ve belki de hayatımda ilke kez seks'e bu kadar uzun ara vermiş bulunmaktayım. O yüzden sonbahar bitsin istiyorum. Anlıyor musunuz?

13 yorum:

fujoshi dedi ki...

para mutluluğu bulamayanların avuntusu olabilir bir tek. seks ise aşkı bulamayanların...

Hayat_Erkeği dedi ki...

ne güzel dedin öyle....

Adsız dedi ki...

sadece nefsinin kurbanı olmuşsun ve nefsine yenik düşmüşsün ve bu duruma bahane aramakla geçiyor ömrün/ömrümüz. keşke köyünde kalsaydın hiç olmazsa ana nın duasını alırdın ve olabildiğince az günaha batardın; istanbul a geldinde noldu günaha denizine çivileme dalmış oldun, ne de olsa sınırsız yaşıyorsun cinselliğini, meteryalist kafalar buna özgürlük diyorlar oysa ki sadece şeytan sınırsız özgürdür, o da ancak ilahi izinle...

Hayat_Erkeği dedi ki...

anamın duasını yine alıyorum :(
allah, sınırsız günah işleme özgürlüğünü herkese vermiş. sadece şeytan'a değil.
kafanın açılması için POLO delikli nane şekerini kullanabilirsin. ya da Olips'in mentol okaliptus şekeri var onu da öneririm. günde 2 taneden fazla alma. bir kaç ay bu şekilde devam et, sonra çıkan belirtilere göre yeni bir reçete yazarım.
geçmiş olsun.

Adsız dedi ki...

hakaret edip rahatlayıp orgazm olmayı tercih etmişsin oyasaki ben seni zeki değil ama akıllı görüyordum yani buradan bakınca öyle görünüyordu, köşeye sıkışınca yani canın yanınca aklınca hakaret ederek rahatlamaya çalışıyorsun, saldırıya geçiyorsun oysa ki amacım canını yakmak değildi buna Allah şahit. aslında ne demek istediğimi gayet iyi anliyorsun ama kaçak güreşiyorsun. hiç bir zaman "kafam açık" diye bir iddam olmadı. eğer kafamın açık olması nefsime ve şeytana uyup sonra da Allah herkese günah işleme özgürlüğü verdi kolaycılığına kaçmaksa kabul ediyorum ben "kafası kapalı" biriyim. amacım tatlı bir serzenişte bulunmaktı ama görüyorum ki hazımda bir sıkıntı var günah işleme özgürlüğünü veren Allah şifayımı veremeyecek! elbette vakti gelince yani sen isteyince herşeyin şifasını verecektir amenna! kim bilir belki ben vakitsiz çıktım. o zaman ben de sana "kral çıplak" deme özgürlüğümü kullanıyorum. bana vereceğin en iyi cevap "cevap yazmamandır", ego na nefsine ve şeytana uymazsan bunu başarabilirsin:) ben bunu başarabileceğine tüm kalbimle inanıyorum. bu mesajı blogda yayınlamamanı rica ediyorum. inandığın şeye emanet ediyorum seni...

Hayat_Erkeği dedi ki...

allah ile arama girmene izin vermediğim için, canımı yaktığını mı düşünüyorsun? :)

fujoshi dedi ki...

şeytan sınırsız özgür demekle şeytanı tanrı yerine koymuş gibi olmuyor mu? ahlak dersi verirken şirke giriyor haberi yok

Adsız dedi ki...

böyle düşünmediğimi gayet iyi biliyorsun :) diyorum ya kaçak güreşme konusunda ustasın. bu sorunun cevabı bir önceki mesajda aslında var. bana kızıp hakaret etmenin sebebi sadece “ayna” olmam. bana değil ayna da gördüklerine kızıyorsun:) sonbahara kızmıyorsun sonbaharın sendeki tezahürlerine kızıyorsun, “son” u hatırlattığı için kızıyorsun “son” bahara. bu hatırlatmanın ruhundaki tarifsiz ızdırabıdır seni kasvetten kasvette sokan. her “son” ölümü hatırlatır ruhumuza ya,işte bu hatırlama halini tavan yaptırıp bedenimize aklımıza egomuza nefsimize vs. dokundurtan şeyin adıdır “son” bahar. her son ise kaçınılmaz olarak ölüm gerçeğini çıkarır karşımıza,zaten bunu sende belirtmişsin.ölüm ise ahreti,ahret ise hesap vermeyi,o da cennet cehennemi, sözün özü “ebedi saadet ya da ebedi felaket”. şu “ebedi” kelimesinin tam manasını bir düşünüp anlayabilsek!!! …. bak bir sonbahar bize neleri hatırlatıp nerelere getiriyor :) biz farkında olmasak da ruhumuzun sıkıntısının derinliklerinde egomuza, nefsimize ve şeytanımıza uyduğumuz için huzursuz olan ruhumuz ve ona eşlik eden vicdanımızın çığlıkları var.bu çığlıklara kulak ver peşine düş.sonbaharda ruhunun mengenedeki çığlıklarından şikayet etmeyi bırak da seni uyaran vicdanına teşekkür et ve onu biraz dinle emin ol mengeneyi gevşetip seni rahatlatacaktır ona kulak vermen. aslında ihtiyacın olan şey ana nın yorganı değil o yorganı dolduran ellerle kucaklaşmaya ihtiyacın var; onun hayır duasına. sonbaharı sorgulaman aslında ölüm gerçeğinin akla düşürdüklerini sorgulamandır ki buda hayra alametir,unutma boş eve hırsız girmez, sana neden yazdığımı sanıyorsun! sebebini asla açıklayamam,bende bilmiyorum çünkü, ama anacığını ziyaret etmen gerektiğini mutlaka yazmam gerektiği çığlıkları yükseliyor derinlerinden. “Şimdi, ana'mın yorganını bir kenara atıp, Sonbahar'a dönecek olursak”…. diye başladığın paragraf ve sonrası ise sadece bir avuntu, havanda su dövmek, gerçeklerle yüzleşmekten korkup kaçmak, yüz yüze geleceğin o gerçekler seni başka bir hayata götüreceğini bildiğin için o gerçeklerle asla göz göze gelmek bile istemediğinden… ya da şöyle diyelim nefsine ve şeytanına uymak yada uymamak işte bütün mesele bu:) Allah ömür verirde yaşarsak önümüzde ki sonbahar da senden bir “son” bahar yazısı daha bekleyeceğim, nefsinle ve şeytanınla olan mücadelede Allah yar yaver olsun. hiç tanımadığım birine bunları neden mi yazıyorum? bu sorunun cevabı var ama boşverelim. aslında tesadüf diye bir şey yoktur, Allah kaderini sebepleri sebeplerin arasına geçirerek icra eder, beşer aklının yetemeyeceği ve asla almayacağı bir alan burası. son söz olarak da; yazana değil yazdırana bak sen!!!
bir ricam vardı senden bu sefer de geçerli bu rica, bu sefer uyman dileğiyle.

Hayat_Erkeği dedi ki...

@adsız kurduğun cümlelerin özünde iyi şeyler söyleme gayretinde olduğun çok açık. bunu anlayamayacak olan kişi ise ahmaktır.
aynı şekilde iyi şeyler söyleme çabası içinde kaybolduğunu da söylemek isterim. umarım farkında varırsın. çünkü; kendinin tepeden bakan tavrından haberin yok. sert karşılığım bunadır. yoksa ne dediğinden haberim var.

öte yandan kurduğun cümlelerin en sonunda; şirk içinde olduğun da çok açık. özellikle "yazdırana bak sen!!!" cümlen, senin "kendini inançlı gören, bir sapkın olduğunu" ele veriyor. çünkü son kitap kur'an-ı kerim'di ve Allah onu Muhammed'e indirdi. başka peygamber ve başka kitap gelmeyecek. buna iman eden, günahkâr bir müslümanlardanım. doğru yol üzerine ol sapkın kardeşim.

Adsız dedi ki...

“deveye sormuşlar boynun niye eğri diye o da nerem doğru ki demiş”… yazdıklarının hangi birini düzelteceğimi bilemedim.bu topraklarda yaşayan bizlerin ortak hastalığı; alabildiğince şişkin bir ego, kibir ve ahmakça bir gurur.kendi penceremden gördüklerimi söylediğim zaman neden tepeden bakmış oluyorum ,tepeden bakmam için benim bunlardan beri olmam lazım, bir kez daha oku yazdıklarımı, bu işlerden beri olsam senin sitende ne işim var!biri bize “gözünün üstünde kaşın var” demeyecek, en kanlı düşman haline geliyor,herkes birbirinin ardından söylenmedik laf yapılmadık hakaret bırakmıyor ama yüzüne gelince canım cicim, dehşet bir riyakarlık,yüzüne söyleyecek yüreğin varsa söyle, yoksa sus, ben böyle yapıyorum, sana da bunu yaptım. sana net ve dürüstçe hissettiklerimi söyledim ama görüyorum ki eleştiriye sende herkes gibi kapalısın.ayrıca iyi şeyler söyleme “çabasında” değilim gayet net söyledim söyleyeceklerimi lafı eğip bükmedim kelimelere takla attırmadım,öfkeyle anlamamak için kelimeler ve kavramlar arasında kaybolan sensin.şirkin ne manaya geldiğini bir kez daha kontrol etmeni rica ediyorum.bazen birine iyilik yaparsın bir işini görürsün darda olan birine el atarsın da o da sana Allah razı olsun der sende cevaben yapana değil yaptırana bak dersin yani Allah bu hayrı yapmam için beni aracı etti beni vesile kıldı yapana değil yaptırana bak;Allah beni bu işe memur etti sana yardım eden Allah tır manasında kullanılır bende bunu yazana değil yazdırana bak olarak kullandım. Burada yazdıklarıma cahilane yorum yazan birinin etkisinde kalmışsın! (sana olan ricama uysaydın eğer bu yorum yazılmayacağı için sende görüp etkilenmeyecektin. ama telaşlanma bu sefer bir ricam yok;rica edecek zarif bir ruh yok; olsaydı hüsnü zan ile bakar ve böyle bir mana çıkartmazdın, birazda ben tarizde bulunayım) herhalde haşa Allah tan vahiy alıp sana öyle yazıyorum manasında kullanmadığımı gayet ama gayet iyi biliyorsun,peki neden böyle yapıyorsun? oysaki ben sana hüsnü zan la sen ise bana kusur görme kastıyla saldırgan bir tavırla bakıyorsun. Beni neyle itham ettiğinin farkındamısın! helallik almak zorundasın:) senin “temiz” (şimdi buna da başka mana yüklersin)bir tarafını gördüğüm için (tabi yazdıklarında samimiysen hissettiklerini yazıyorsan,oynamıyorsan) yazdım,huzursuz ruhunun yazdığın tüm harflere sindiğini gördüğüm için yazdım en çok da sonbahara sövmen hakaret etmen çok çirkin kelimeler kullanman beni yazmaya itti. sana yazmam aklımda yoktu ama o sövgü yazısı senin namına beni telaşlandırdı,Allah ın yarattıklarına (Allah ın düzenine) böyle çirkince saldırman bana çok dokundu.bu sözlerinin Allah ın gücüne gittiğini ve bunu sana duyurmak istediğini,bunun içinde bir kulunu aracı kıldığını,memur ettiğini… işte tam da bu manada “yazana değil yazdırana bak”. böylece neden yazdığım konusuna da bir parça dokunmuş oldum. umarım derdimi anlatabilmeyi başarmışımdır. işte böyle. son söz olarak da; rahatsızlık verdiysem hakkını helal et.

xxxxx dedi ki...

biri şu bacıya "paragraf nedir neden kullanılır"ı öğretsin

Hayat_Erkeği dedi ki...

@xxxx eğer o kişiyi aşağılamak için "bacı" kelimesini kullandıysan yanlış yapıyorsun.
Paragraf konusunda ise haklısın, büyük sıkıntı.

Hayat_Erkeği dedi ki...

@adsız burda bir tartışma içerisindeyiz, kavga etmiyoruz. o yüzden sakin ol. her şeyi saldırganca algılamayı bırakırsan daha güzel ve düzeyli tartışabiliriz. ayrıca yazdığın yorumları yayınlama ve yayınlamama hakkı bana ait. bu yüzden de "yayınla veya yayınlama" demeye hakkın yok, yayınlıyorum diye de bana trip atmayı bırakmalısın.

rahatsızlık vermiyorsun. aksine bu şekilde tartışmaları uzun vadede yararlı bile görüyorum. çünkü insan yaptıkları üzerine düşünüyor ve bu yaptığımız yorumlarda beni düşündürmüyor değil. umarım sen de düşünüyorsundur.
düzeyli ve tepeden bakmadığın yorumlarınla beraber, her zaman beklerim.