Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

13 Aralık 2016

Hayatımdaki gelişmemeler

3 yıl önce taşındığım evimden soğudum ve yeni ev arayışına başladım.
Oysa bu evde sonsuza kadar kiracı olarak kalıp, sessizce ölmeye razıydım. Bunu ciddi ciddi düşünmüş, bol bol taşınmış ve sonucunda da içselleştirerek kabullenmiştim.
Ama sonra bir şeyler oldu. Geçmişimle alakalı bir olay aklıma geldi ve sonrasında o olay, zihnimi ele geçirip, bu ev hakkındaki tüm düşüncelerimi alt üst etti.
Sonrasında ise sırf bu yüzden olsa gerek, evden iyice soğudum ve artık eve gidesim bile yok.
Kendimi zorlayarak ve mecburen eve gittiğim de ise üşümeye başlıyorum. Sanki içerisi bir kuzey kutbu, dışarısı ekvator falan. Öyle soğudum, öyle kaçasım var.

Evden taşınmak istediğimi ev arkadaşıma da geçen ay söylemiştim ve o da bu yüzden geçtiğimiz hafta içinde bulduğu başka bir eve taşındı bile. Onun adına sevindim, kendi adıma ise biraz üzgünüm. Çünkü bu ay kira parasını tek başıma karşıladım ve bildiğin cepte kocaman bir delik açıldı.

------

Yeni biriyle tanışmanın verdiği o heyecan duygusunu hiçbir şeye değişemiyorum. Yeni bir gezegen keşfetmek gibi, yeni bir dünyaya gözlerini açmak gibi, hatta adeta yeni bir bedende doğmak gibi bir his.
Merakları, sevinçleri, hüzünleri, saplantıları, ailevi ilişkileri, olaylara verdikleri tepkiler, yemek yeme alışkanlıkları, giyim zevkleri, cinsellikleri, yaşamı algılama şekilleri...
Bunların hepsini görerek, birinci ağızdan duyarak ve birinci gözden görerek şahit olmak muhteşem bir duygu. Belki de böyle bir bağımlılığım var ve ben bunun aşk olduğunu sanıyorum. Ya da ne olduğunu bilmediğim için aşk olarak tanımlıyorum. Belki de hepimiz böyle yapıyoruzdur. Çünkü bu en kolayı ve en sorunsuzu. En kafa rahatlatıcı olanı. Biz aslında oyalanacak bir şeyler de arıyor olabiliriz.
Bu konuda hakkında düşünmeye başladım.
Ama her halükârda yeni biriyle tanışıp onunla uzun uzun sevişmenin ilham verici yanları da var. Bu çok güzel bir şey. Seksin, sevginin, dokunmanın, öpüşmenin ilham verici olmasını sağladığı için allah'a şükürler olsun :)

------

Ailemle olan ilişkilerimi yeniden kurmaya başladım. Daha doğrusu kendi istediğim gibi kurulması için adımlar attım.
2 yıl önce attığım ilk adımlardan sonra, geçen haftalarda ilk filizlenme gerçekleşti ve 2 kardeşim de birbirlerinden bağımsız zamanlarda "bu senin hayatın, neyin doğru olduğunu en iyi sen bilirsin. nasıl istiyorsan öyle yap" demeye başladılar. Önce şaşırdım ama sonra tekrar başka bir konuşmayda, fikirlerini almak istiyomuşum gibi yaptığımda aynı cümleyi farklı şekilde tekrarladılar ve gözlerim kalp doldu.
Bu muhteşem bir şey. Kendimi hiç bu kadar "insan" hissetmemiştim. İnsanın ailesi gibisi yok. Atsan atılmaz, satsan satılmaz. Canlarım benim.
Onları ibne olduğum için hayatımdan çıkarıp silmek yerine, kazanmalı ve kendi safıma çekmeliyim.

Sanırım bütün eşcinsellerin ve cinselliğini rahatça yaşamak için aileleriyle bağlarını koparanların yapması gereken şey; cinselliklerini özgürce yaşamak için aileleriyle olan bağlarını koparmak yerine, güçlü olduklarını ailelerine göstermek ve yanlış dahi olsa, yaşamakta oldukları hayatın sorumluluğunun sadece kendilerinde olduğunu anlatmak. Bunun için cidden çaba sarf etmek. Çünkü benim yaptığım sadece buydu.

Hem illaki, rahatça seks yapmak için ailelerimizle ilişkilerimizi koparmak zorunda değiliz, ailelerimizle ilişkilerimizi düzeltmek ve her türlü sorumluluğun, sadece bize ait olduğu bilincini aşılamak zorundayız.
böyle yapın. zaman alacak ama sonunda mutlu olan siz olacaksınız.

------

Eskiden sokakta, kafede, otobüste vs bir yerlerde gördüğüm öpüşen çiftlere karşı içten içe kızgınlık duyardım. Nedeni yoktu, sadece öpüşenlere karşı bir "püffff bu ne şimdi" haline bürünüp, mal mal kaçamak ve ayıplarcasına bakışlar atardım.
Durum böyleyken, geçtiğimiz aylarda bu konu üzerine düşündüm taşındım ve anladımki, aslında onlara kızmıyordum, onları kıskanıyordum. 
Çünkü herkesin içinde beni öpen veya öpecek biri yoktu. Bundan dolayı da kıskançlığım, kızgınlığa dönüşüyordu.

Tabii neden kızdığım üzerine düşünmeyince, sadece öpüşmenin ulu orta yapılmasını irrite bulduğumu sanıyor ve böyle olduğuna inanıyordum. Ama üzerine düşününce gördümki, benimki sadece kıskançlıktı, kızgınlık değildi. 
Bunu anladıktan sonra ise öpüşen çiftleri çok sempatik bulmaya başladım ve üstelik öpüşen birilerini gördüğüm zaman içimde inanılmaz şekilde, huzur verici bir duygu oluşuyor. Hatta öpüşlü koklaşmalı çift görünce resmen mutlu oluyorum. 
Lütfen hep öpüşün. Herkesin içinde ve üstelik; evet, herkese göstere göstere öpüşün. Çünkü sizin birbirinizi sevdiğinizi gördüğü için mutlu olan insanlar var. İçi huzur dolan insanlar var. En birinci de benim :)

-------

Geçtiğimiz aylarda spora yazıldım ve bilin bakalım ne oldu?
Tahmin edemediniz değil mi? O zaman ben söyliim; resmen göbeğim çıktı :(((
Yahu ben spora daha fit olayım, karın kasım çıksın, baklavalarım olsun diye gittim, ama bildiğin kadayıf yaptım. Bilmiyorum, bu işte bi terslik var ama hayrlısı.
Umarım böyle ters şeyler yaşayan tek kişi ben değilimdir allahım.

-------

Geçen yıl güzel sanatlar fakültelerine başvurup, yetenek sınavlarına girip baya güzel dereceler yaptığımı söylemiş miydim? Söylememiştim ama şimdi söyliim;
Geçen yıl össs ösyssss öhöm öhöm falan sınavlarında barajı aşınca 3 tane üniversitenin Güzel Sanatlar Fakültelerine başvurdum. İlkini geçemedim ve diğer ikisinde ise güzel puan aldım ve hatta 60-70 kişinin içinde ilk 15 kişinin içine girdim :)

Ama her iki üniversitenin yüzyüze mülakatında da  "ben tiyatro oynamak, oyunculuk yapmak istemiyorum. sadece yazmayı sevdiğim için başvurdum ve burdan alacağım eğitimle daha iyi şeyler yazacağıma inanıyorum" dedim ve onlarda beni şutladı. Şerefsizler.
Aslında ev arkadaşım, mülakatta "hep tiyatro yapmak, ilerde çok iyi bir oyuncu olmak istediğini ve bu alanda ilerlemek istediğini söyle yoksa seni almazlar" demişti ama ben "yalan söyleyemem" demiştim. O da "o zaman seni almazlar" demişti.
Gerçekten de söylediği gibi oldu. Onca kişinin içinde ilk 15 kişinin içinde yer aldım ama mülakatta "tiyatroya değil, yazmanın kendisine ilgim var" deyince şutlandım. Şerefsiz hocalar.
Üstelik sınavlara girenler de öyle basit öğrenciler değildi, bayaa 40-50 yaşlarında kelli felli adam ve kadınlar, 3-4 yıldır yaratıcı yazarlık vs vs kurslarına giden 25-30 yaşlarında gençlerdi. Onları solladığım için kendimle gurur duydum, ama sonra gururum götümde patladı. neyse.
Üniversite tercihlerinde ise hiçbir yer çıkmadı. Çünkü hepsinin puanları astronotluğa yetecek puanları alan öğrencilere eşdeğerdi. Ben ise anca barajı aşmıştım.

--------

Bunlar dışında yazacak pek bi bok gelmiyor aklıma.
ve saçma sapan da olsa yazmak çok güzel.
Tıpkı çok sevdiğin birine mektup atmak gibi.


4 yorum:

gaylangoz odur dedi ki...

Bazen yazdıklarında kendimi gorür gibi oluyorum, bu benim canımı acayip sıkıyor, hep saçma bi hayatın olduğunu düşündüm hala düşünüyorum. Seni korkak buluyorum, baya korkaksın, kendine anlatamayacak kadar korkak, öylesin. Geçen yorumda da söylemistim hiç kimse hicbir bok değil, yani varlığimiz ve yoklugumuz çok da onemli değil, hıçbirimiz kunderanın karakterleri değiliz ve sen kendine dair biseyler arıyorsun etrafta kimse onemli değil. Bide allah falan, ne bileyim bi takım oyle seyler. İyi yazıyorsun mesela bide. Şimdi de aile guzellemesi falan, aile prangadır bilader, gerisi teferruat. Sana dair bildiklerim bunlar ve ben bunların yakınindan gecmiyorum, ben sana benzemiyorum, ben 30lu yaslarda da sana benzemeyecegım.

Hayat_Erkeği dedi ki...

@gaylangoz korkaklığım ne ki? biraz daha açarsan bu konuda hakkında düşünmeye zaman ayırabilirim. olabilir belki de göz ardı ettiğim bir korkaklığım vardır. haberdar olmam iyi olur.

"hiç kimsenin hiçbir bok olmadığı" konusuna katılmıyorum. bence hepimiz bi bokuz ve kendi böceğimiz tarafından yuvamıza götürülmeyi sabırsızlıkla bekliyoruz.

Allah'a inanıyorum. iyi yazmam ise ona sığındığım zamanlarda daha bi güzelleşiyor. Çünkü o anlarda sanki derdimi ona anlatıyorum gibi. "Zaten insanlar dert dinlemek istemiyor, halden anlamıyor, sen anla Allah'ım" der gibi yazdığımdan dolayı olsa gerek, ben de kendimi iyi hissediyorum. ondan başka sığınacak başka birini bilmediğim için ve sadece onun her zaman, her halükârda yanımda olduğunu bilmek içimi rahatlatıyor. ben böyle iyiyim. o tarafıma karışma olur mu?
üstelik Allah'a olan inancımı eleştirmek, laf söylemek veya sokmak zorunda da değilsin. bırak sana göre saçma sapan olan bir şeyde devam edeyim. çünkü o sadece sana göre saçma sapan.

aile'nin pranga olduğu konusunda haklısın. zaten farklı düşünmüyorum. ama yıllardır güttüğüm stratejiyi değiştirmeye karar verdim ve ona göre davranıyorum o kadar.
bana benzeme, sadece düşünerek yaşa ve kendin ol. doğru olan bu.

Elif dedi ki...

instagram hesabında Piç diye birinden bahsediyorsun, onunla ilgili ne oldu? bloguna hiç yazmadın.

Volki dedi ki...

Öncelikle spora ilk başladığında göbek filan çıkıyor, sanıyorum bu vücudun verdiği bir reaksiyon, yani sen bir yerlerini değiştirmeye çalışınca orası bozuluyor diye savunmaya alıyor vücut kendini. Sen göbeğini eritmeye çalıştıkca bunu bir saldırı ve bozulma olarak algılayıp göbek yapmaya başlıyor. Sonra sonra yapacak göbek bulamayacak ve birden bire göbeğin incelmeye başlayacak merak etme:)

İkincisi, tiyatroyu, oyunculuğu sevmediğini ilgi duymadığını değil tiyatroya bayıldığını ama oyunculuk deneyimi de yaşayarak ilerde başarılı bir tiyatro yazarı olmayı hayal ettiğini söyleseymişsin hem yalancı olmaz hem de gönüllerini alırdın şutlanmazdın bebiş :)

Aile konusuna katılıyorum ama 30 lu yaşlara gelmeden aileye genelde sırt çevriliyor, çünkü 20'li yaşlarda seni oyalacak çok insan ve ilişki türü var, zaman kalmıyor aileye, bir de o kadar seksüel bir devre ki uzak durmaları çok sağlıklı bir anlamda da.

Ama 30'lı yaşarla beraber artık dinginlik ve adamlık safhası başlıyor, daha fazla yalnız kaldığını veya kalacağını hissederek ileriye dönük yatırım yapma kararı alıyor insan. Senin ailen değil onların oğlusun gibi bir safha ve hatırlatla aslında.