Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

10 Kasım 2016

Partnerini tokatlayarak yeni kendini keşfetmek

-tokat at
-yapamam
-hadiii
-
-----------

Bu konuşma gerçekleşmeden önce sıradan bir yazışma sonrasında tanışmaya karar vermiştik ve işte şimdi oturup konuşuyorduk. Tanıştığım heteroseksüel veya homoseksüel bir çok kişinin olduğu gibi onun da ilk seksini, ilk cinsel yakınlaşmasını merak ediyordum ve doğrusu yüzündeki donukluktan dolayı da merakım biraz daha fazlaydı.

İlk seksini hatırlamasa bile, ilk cinsel yakınlaşmasını lise'deyken bir arkadaşıyla yaşamıştı ve en fazla sevişme ile yetinmişlerdi. Sonrasında da bir kaç deneyimi daha olmuştu.
Farklı kişilerle yakınlaşmaktansa, çevresinde güvendiği biriyle yakınlaşmayı tercih etmeye başlamıştı ve bu yüzden yakın bir arkadaşıyla olan ilk münasebetlerinden sonra da yola onunla devam etmişlerdi ve o arkadaşı evleninceye kadar da sıkça tekrarlamışlardı.
Arkadaşı evlendikten sonra, bir kaç kez denemişlerdi ama olmamıştı. Adam evlenmiş olmanın verdiği havadan dolayı olsa gerek zorlanmaya başlamıştı ve zaten başka bir ilçeye taşınınca da iyice görüşmeleri zorlaşmaya ve araları açılmaya başlamıştı.
Ondan sonra birilerini bulmaya başlamıştı ama hiçbiri onun gibi olmamıştı ve o bu hislerini ona da söylemişti. Ama bunu söylemesi daha kötü olmuş ve artık hiç görüşmemeye başlamışlardı.

İkisinin de yaşı şimdi 33'dü ve kim bilir o şimdi neler yapıyordu.
Aslında bazen özlüyordu ve özlemi çoğalıp bedeninden taşınca, gidip onu görmek 2-3 dakikacığına da olsa görüşmek istiyordu ama işte evli olması onu durduruyordu ve bu yüzden yapacak bir şeyi yoktu.
Biraz da bu yüzden hayatında olsun diye birini arıyordu. Belki onun gibi birini bulur, hayatlarına devam ederlerdi diye. Ama nedense hiçbiri onun gibi olmuyor, sadece o buluşmalık bir idare sağlıyorlardı.
Zaten buluşmalardan sonra numaralarını siliyor, bir daha da o kişilere ulaşmamak ve ulaşılmamak için kendi bilgilerini de kimseye vermiyordu. Çünkü onu severek sikmediklerini biliyordu ve bunun da fazlasıyla farkındaydı.

Oysa bir zamanlar en yakın arkadaşı olan ama şimdi çok uzakta olan ve ne yaptığından habersiz olduğu arkadaşı öyle değildi. Onun yanında hep rahattı, hep kendisiydi ve belki de ona duyduğu şey aşk olmasa bile, ona olan alışkanlıktan dolayı onunla daha rahattı.
Çünkü farkında olmasa bile, kendisi olma fırsatını sadece o vermişti ve o da ve belki de bu yüzden olsa gerek onu özlüyordu.
Aslında özlediği şey o değildi; onun yanındaki rahatlığıydı. bunu ben düşündüm, çünkü söylemi ve ses tonu daha çok sevgi dolu değil de özlem doluydu. Kendine karşı olan özlemle dolu bir ses tonu.
Öte yandan bu kadar ısrarla ondan bahsetmesine de şaşırmıştım ve doğrusu merak da ediyordum.
Çünkü sıradan değildi ve bu kadar takıntılı olmasını anlayamıyordum

Sonra işte konuşmalarımız uzadı ve içindeki o masum yanını çıkardı koydu önüme. Az önceki o havalı halinden, tepeden bakan tavrından eser kalmadı. Takım elbisesi, takım elbisesinin rengindeki kravatı hepsi artık daha bi güzel görünüyordu gözüme. Aradan bir kaç dakika geçtiğinde daha bi rahatladı ve benim başımdan geçen ilk sevişmelerden birini anlatmamla o da kendini koy verdi.
Anladımki aslında bana dair bir şeyler duymak istiyordu ve bu yüzden çok kasmadan, onun ilgisini çekebilecek o gizemli şeyleri anlatmaya başladım. Sevdiğim erkeklerin beni aniden terk etmelerini, ortadan kaybolmalarını ve aslına hepsinde de canımın yandığını söyledim.

Hiçbiri diğeri gibi değildi ama içlerinde birini daha çok sevdiğimi söyledim. Çünkü onunla sert sevişiyorduk ve belki de onu asıl unutamamamın nedeni bu olabilirdi.
Sebep her ne olursa olsun unutamıyordum ve karşımda görür gibiymişim gibi anlattıkça anlattım.

Ben anlattıkça onun iştahı kabardı, iştahının kabardığını fark ettikçe daha bi abartarak anlattım. Arada bazen uzun uzun sustuğum oluyordu, sanki o anı yaşıyormuş gibi susuşlardı bu, ama aslında öyle bir şey yoktu. Sadece hikâyenin devamını düşünüyordum ve bu yüzden dalmışım numarasına yatıyordum. Dalmalarımdan birinde dönüp bana baktı ve onu öpmek istememi ister gibi gözlerini kapattı.
Aralık duran dudakları, kendini ölü gibi koy vermesi tam bir teslimiyetti ve ben de yavaşça ona doğru uzanıp dudaklarına yumuldum. Az sonra sertçe öpüşmeye başladık ve ben sertleştikçe onun kendini bana bırakmasıyla da bu sertlik ikimizin de çırılçıplak kalmasıyla bitti.
Bedeni kıllı ve sarkıkdı. Yakın zamanlarda biraz kilo vermiş olsa gerekti yoksa bu sarkıklığın başka bir sebebi yoktu.
Sevişmek için yanan ben, onun çıplak bedenini görmem sonrasında soğuyuverdim. tüm iştahım kaçtı, zorla öpüşüyordum ve o ise daha bi kudurmuştu.

Kudurmuşluğunu durdurmak için "ileri gitmek istemiyorum" dedim ve o çat diye kafasını bacak arama soktu. O kadar soyunmuşuz etmişiz, bırakayım da sakso çekerek boşalsın diye düşündüm ve ses etmedim, sonra zaten benim iştahım da yerine gelir gibi oldu.
Olayımız 5 dakka falan olmuştu ki, o; yalvaran bi ses tonuyla;
-tokat at
-yapamam
-hadiii
-yapamam!
Gerçekten yapamazdım. Bugüne kadar sayılı tokat atmışlığım vardı ve doğrusu ben tokat atacak biri değilim. Tokat atan birinin aksine, daha böyle öpüşlü koklaşmalı şeyleri seven, dokunarak boşalan biriyim. Benim sert sevişmelerim bile dudaklarımızın birbirine iyice birbirine bastırılması ve küçük mıncıklamalardan ibarettir. Değil tokat atmak, elim yanlışlıkla değince şaplak sesi çıksa özür dilerim ben, o biçim bir naifliğe sahibim ve zaten bana bu yüzden "pasif gibi sevişiyorsun" derler. Oysa sevişmenin aktif pasifliği  de olmaz, sadece sevişir boşalırsın. o kadar.

Ben "yapamam" derken bi yandan da sertleşmiştim ve doğrusu o da hâlâ ısrar ediyordu. elimi tuttu yanaklarına götürdü sertçe vurmaya çalıştı kendine.
Bu hareketinden utandım ve "tamam" deyip, elimi ufaktan yanağına doğru salladım. Tabii tokat gibi olmadı, daha çok yanlışlıkla değmiş gibi oldu ve o "daha hızlı" dedi ve ben bi daha tokat atmaya kalkıştım. ama içim el vermedi, canı yanacak düşünceleri üşüştü kafama. Çünkü birini canını yakmanın yanlışlığı vardı kafamda ve işte tamda o anda bi tokat daha atmıştım ve üstelik bu sefer biraz sert olmuştu ve o da "bi daha" dediği anda, onun rıza gösterdiği fikri kafamın içindeki her hücreyi ele geçirdi ve ben sanki tüm gücümü toplamışım gibi ŞAK diye bi tokat atıverdim.
Odanın işi sarsıldı sanki ve bi yandan sikimi kopartacak diye de korkmadım değil.
Çünkü kafasını iyice bacak arama gömdü ve bi müddet öyle kaldı. ama daha sonra yine tokattan önceki gibi davranmaya başladı ve üstelik ben de, onun bunu sevdiğini anladığım için daha sert bi tokat için hazırladım kendimi.
Sonraki tokadı ve hatta ard arda gelen tokatları attığımda o boşaldı ve bende içimdeki öküz'ü serbest bıraktığımı anladım.

İçimde belki de bir canavar vardı ve aslında onu hep en derinlere saklamıştım. Ama bu gece pek de derinlerde olmadığını anladım.
Çünkü o rıza gösterdiğini belli edince ben kopmuştum ve üstelik tokat atmak hoşuma da gitmişti. Bu sert olmak rolüne bürünmek değildi, bu sadece tokat atmak ve bundan zevk aldığını keşfetmekti. Bu tokat atmanın zevkli olduğunu keşfetmekti. Bu sanırım içimde bi kırılma yaratacak olan küçük bir çatlağın oluşmasıydı. Bu, oluşacak çığ'ın ilk kartopuna kavuşmasıydı. Bu benim ilk defa birinin acıdan zevk aldığını fark etmemle beraber, acıyı veren taraf olmamdı.

Bu beni şoke etmişti, ama bi yandan da aslında içimde derinlerde bambaşka bir benin daha olduğunu ve onu hep sakladığımı düşündürtmüştü.
O boşaldığında giyindik ve ellerimin kızarıklığına baktıktan sonra, onun yüzüne bakıp "kusura bakma" deyiverdim.
Bir şey demedi önce, ama sonra bir şey deme zorunluluğunda hissettiğinden olsa gerek "çok iyiydi" dedi.
Sonra ben banyoya gidip elimi yüzümü yıkadım, o tuvalete girdi sıçtı çıktı geldi ve ben elimi yüzümü kurularken "bi daha arama beni" deyiverdim.
Bi sendeledi, ne oldu der gibi bakış attı bana, ama bir şey söylemesine fırsat vermeden havluyu yerine astım ve odaya girip televizyonu açtım. O da geldi, bir şey söylemeden hazırlandı giyindi, çıkacakken, ona dış kapıya kadar eşlik ettim "tekrar" diye cümlesine başladığı anda, kaşlarımı sertçe hızlı bir şekilde kaldırıp "memnun oldum, iyi geceler" deyip kapıyı açtım, o da "teşekkürler, iyi geceler" deyip gitti.

Odaya geçip televizyonu kapattım, ışığı söndürdüm, perdeyi çekip pencereyi açtım ve evin karşısında gün içinde, dozerler tarafından yıkılıp yarıda bırakılmış 2 katlı eve baktım. Sağa sola uzayan demirler, pencere pervazları, kırık kapılar, boş kutular bir sürü gereksiz şey. sokak lambası aydınlatabildiği kadarını aydınlatmış, geri kalanları ise siyahın diğer tonlarını edinmiş halde öylece duruyorlardı. Bir kedi zıpladı kenardan diğer duvara, bir köpek geçti sokaktan kediye bakarak, bir araba geçti, radyosunda Bergen açıktı, bir taksi müşterisini indirdi bastı geçti.

ellerim hala acıyordu ve sanırım canım da.

Hiç yorum yok: