Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

12 Ekim 2016

Doğrucu Davut Chaplin

Bi bok yediğim veya yiyeceğim zaman artık her şeyden önce kendime dönüp bakıyorum. 
Bu yüzden topluma göre ve toplumsal yaşama göre davranmayı biraz daha gerimde bıraktım desem çok yerinde olur. 
Ve şunu fark ettimki; çoğunlukla böyle yaşamaya başladıktan sonra, hayatım yoluna girdi ve doğrusu şu ki; şimdi daha rahat, daha özgür ve daha başka (adını koyamadığım) güzel hislerle yaşıyorum. 
Ve yine; bugünlerde "hayatımın daha iyiye gitmesi için ne yapabilirim" deyip, yalnızca kendi hayatıma odaklanmaktan başka bi bok da yememeye çalışıyorum.

Gerçi eskiden de bi başkasının hayatına odaklanmıyordum ama biri "gıybet time" dediği anda, sanırım sırf sosyalleşmek için olsa gerek hemen ona ayak uyduruyor ve azda olsa gıybet adsızlığı altında başkasının hayatına odaklanarak bir kaç saatimi heba ettiğim oluyordu. 
Şimdi dönüp o günlerdeki bana bakıyorum da, resmen yazık etmişim kendime. 
Çünkü bir başkasının hayatına odaklanarak, kendi hayatımı yaşamaktan geri kalmışım ve üstelik; eciş bücüş hayatıma, görgüsüz, kültürsüz yaşantıma bakmadan ona buna yer yer bok atarak eleştirip durmuşum. 
Oysa önce dönüp kendimi düzeltmem ve ecişliğimi gidermem gerekiyordu. Ama kendime bakacak zamanı başkalarına bakarak harcamışım, bol keseden sallamışım. 

Belki o günlerdeki gıybet vakitlerini sadece kendime ayırmış olsaydım, bugün Türkiye benim sayemde çok daha farklı yerlere varmış olur olabilirdi. Hatta belki ben de uzaya çıkan ilk Türkiye'li Kürt olabilirdim :Pp
Ama olmadı ve tüm Türkiye o şansı kaçırdı. 

Öte yandan eskiye nazaran inancımda da büyük değişim var.
Örneğin; Allah'a, artık bana öğretilen sığ ve yobaz bakış açısıyla inanmıyorum. Zaten böyle de inanmıyordum ama öyle yaşıyordum. Çünkü içimde bi yerlerde yaptıklarım ve yaşadıklarımın çeliştiğini gösteren çok fazla rahatsızlık vardı, o anlarda vicdanım da tir tir titriyordu. Vicdanımın titremelerine rağmen yine de o inancımdan geri adım atmıyor, nasıl öğretilmişse inatla öyle inanmaya ve aksini düşünmeye korkarak yaşamaya devam ediyordum.

Şimdi ise OKU emrini kendime düstür edindiğimden bu yana, her kafadan çıkmış kitapları okuyorum. Okudukça artık bir şeylerin neden-sonuç ilişkilerini daha iyi kuruyor ve sonuca giderken, süslenmiş yollarda çok vakit harcamıyorum. 

Öte yandan, zaten her boku okuyup üzerine azcık düşününce ve okumaya da devam ettikçe, neyi okuyup neyi okumayacağına daha iyi karar vermeye başlıyorsun. Böylece zamanın sana kalıyor ve kalan bu zamanını değerlendirmek için hayat üzerine düşündükçe, gerçekten daha iyi birine dönüşmeye başlıyorsun.
Tabii biliyorsunuz, iyi birine dönüşmek hemen olan ve olabilecek bir şey değil. Öyle zorlu bir süreçki ve etrafımız da iyi olduğunu sandığımız binlerce kötü ve kötülükle kaplıyken, iyi birine dönüşmek veya iyi biriyken aynı kalmak imkansıza yakın olup çıkıyor. 
Bunun için insan sürekli tetikte olmak zorunda hissediyor kendini ve işte okumak, tam da burada devreye giriyor. Çünkü okudukça ve okumaya devam ettikçe, zaten hep tetikte kalmış oluyorsunuz..

Her  boku okumanın bir diğer güzel yanu da; her bok hakkında az çok fikriniz de oluyor ve biri bir şey saçmalamaya başladığında çat diye ağzının ortasında sıçıveriyorsunuz. Karşınızdakinin ağzı dolu olduğu için daha pis konuşmaya ve daha fazla saçmalamaya başlıyor. O böyle konuştukça bakıyorsunuz ki; aslında içi de küflenmiş ve hatta ağzına sıçtığınız boktan daha kötü kokuyor. 
İşte bu gibi anlarda insanların gerçekten iyi mi veya kötü mü olduklarını ve hatta gerçek niyetlerini daha iyi görebiliyor ve neden böyle davrandıklarını anlamaya başlıyorsunuz. 

Anlamaya başladıktan sonrası biraz zor oluyor. Çünkü duygularımız devreye giriyor ve yoğun duygusallıktan dolayı, o kişiyle muhatap olma seviyesininin onun seviyesine düşme ihtimali var.
Bu gibi durumlarla karşılaştığımda, aptal şapşal konuşmak yerine artık, inatla doğruyu savunmaya devam ediyorum. Geçenlerde bir kaç kişi üzerinden denedim işe yaradı. Karşımdakileri eşşek sudan gelinceye kadar dövmüşüm gibi rahatladım.
İşte okumanın böyle güzel bir yanı ve her şeye rağmen, kırmadan yalnızca doğru söylemenin böyle muhteşem bir yanı var.
Doğruluk üzerine olun ibneler. Öptüm hepinizi.
 

5 yorum:

gaylangoz odur dedi ki...

Senin sorunun gerzek olmaya baslaman,cidden bak bunu düşün. Normatif birseylerin oldugunu duşünüyorsun, herkesin kabul edebildiği ve anlamlandirdığı, hayatın ecişliği kötü sanıyorsun, kendini kandırıyorsun, tüketiyorsun da. Yok oyle dunya amk, yok yani. Herkes aynı gerzeklikte, monotonlukta, guzellikte, aptallikta yasiyor su sikik hayatı, çok derin degil yani. Herkes aynı sey, aynı sekilde şikisiyoruz, aynı sekilde sıçıyoruz, aynı seyleri okuyoruz. Seni de kandırmışlar, hayatlarımızı mükemmel yapabilecegimize dair kandirmislar daha fenası hayatlarımizın çok bi anlamı olduğuna dair kandirmislar amk, çoğumuzu kandirmislar. Siradanız biz, hicbir zaman uzaya cikmayacagiz, hicbir zaman mukemmel bir profesor olmayacagız, hicbir zaman en iyi sikisen olmayacağız biz, yalan bunların tersi iste. Batakliktaki sinek olmaya devam edeceksin, iki cm yukselince cıkılmıyor oradan, bataklığın kokusu baki. Bisey daha diyim mi sana, yalnız olecegız, o yalnızlık hissi de ensenden bi turlu ayrılmayacak, annen yanına yerlesmeye karar verse bile. Sen zeki birisin, bırak bu hayatını yoluna koyma palavralarını,kendini kandırma.

Hayat_Erkeği dedi ki...

herkes aynı değil :) ve evet sana şu konuda katılıyorum; hayat çok derin değil.
gayet basit ve bende zaten bu basitlik üzerine yaşıyorum, yaşamaya çalışıyorum. çünkü hayatı basit yaşamak çok zor. insanlar derin olduğunu sanıp basit yaşamaktan geri kalıyor. ben ise derin olmadığını her an aklımda tutup basitçe yaşıyorum.

hayatın mükemmeliğine inanıyor muyum? o konuya henüz geçmedim. ona çok var. çünkü henüz diğer basitliklerdeyim ve mükemmel mi değil mi? bunu düşünmeme çok var. ya da ne zaman düşünürüm bilmiyorum. onu da düşünmeye başladığım zaman yazarım zaten.
yazımından anladıpım kadarıyla çok ümitsizsin ve şunu belirtmeyliyim ki; ümitsizlik bir müslüman olarak, inancıma ters. belki de sırf bunun için hiç ümitsiz olmadım ve her tökezleyip düştüğümde allah'ın elinin olmadığını bildiğim için bana verdiği güçle kalktım. yine düştüğümde yine onun verdiği güçle ayağa kalkacağım. böyle yaşamaktan da gayet memnunum. ve sana bir şey söyliyim; her düştüğümde hâlâ yaşıyor olduğuma şükrediyorum. her düştüğümde iliklerime kadar yaşadığımı tekrar tekrar hissediyorum ve bununla mutlu oluyorum.

öte yandan bataklık kötü demiyorum, sadece orada yaşamaktan rahatsızlık duyuyorum ve evet; bataklıktan çıksam da çıkmasam da yalnız öleceğimi biliyorum. ama şansım varken diğer ihtimali de denemekten geri kalmak ahmaklık olur. yani ben bir sinek olarak kanatlarım varken bataklıktan uzaklaşma şansımı deniyorum. bu kadar basit.

gayete dedi ki...

bence oldukça güçlü bir varlığın var fakat bunu sürekli dini inancına bağlaman her seferinde beni oldukça şaşırtıyor. ümitsiz olamayacak kadar isteklisin ki yaşama dair her zaman umut ile ilerliyorsun, belki bunu islamın sözleri ile yapıyorsundur ama kendi içinde de keşfedeceğin çok şeyler var hala, müslüman olduğun için değil Hayat Erkeği olduğun için sana ümitsizlik hiç ama hiç yakışmazdı, şurada kaç senelerdir yaşıyorsun, niye yarına dair ümitsiz kalasın ki, hiç mi beklenmedik bir anda hayatında her şeyi yoluna koyduğun an olmadı. neyse ben yine senden her din ve erdoğan lafı duydukça daha da şaşırmaya devam edeyim ama sen de biraz daha kendine bak, incele, dinle, hisset. Esenliklerle kal.

Hayat_Erkeği dedi ki...

@gayete güçlü bir varlığımın olmasının nedenini inançlı olmama bağlıyorum. çünkü her seferinde "allah var" deyip tüm boka saran hayatıma rağmen ayağa kalkıyorum ve gerçekten de, onun bana yardım edeceğinden şüphe etmeden yürümeye devam ediyorum. iman etmek böyle oluyor galiba. ya da bunun gibi bir şeydir. ama her halükârda ben ona inanıyorum ve ona inandığımı düşündüğüm an (tıpkı şimdi olduğu gibi) içim huzurla doluyor. aslında net olarak söylemeliyim ki; bu yüzden rahatım, bu yüzden kendi hayatımın sorumluluğunu kimseye yüklemiyor ve yaptıklarımın kendi kararlarım olmasına dikkat ediyorum.

islam sözleri derken neyi kastettin bilmiyorum. eminim kendince bir şeyler anlatmaya çabalamışsındır. daha sonra daha açık yazabilirsin. anlamaya çalışacağım seni.

öte yandan kendi içimde keşfedeceğim şeyler, benim bilgilenmemle doğru orantılı olacaktır. bunun benim Hayat Erkeği olmamla alakası yok, bunun bilgilenmemle alakası var. Bunun "oku" emriyle alakası var" diye düşünüyorum ve düşündüğüm gibi yaşamaya çalışıyorum.

benden her "din" lafını duyduğunda şaşırma, kendine uzaydan gelmişsin gibi davranma. sen insansın, insanlarla akşama kadar muhatap oluyorsun. sakin ol. din lafını duyduğunda, kendine olmasa bile bana uzaylı muamelesi yapma. bunu hak etmiyorum.

sende iyi ol, güzel dileklerin için teşekkür ederim. sevgiler.

Adsız dedi ki...

Yazı güzeldi, yorumlarınız da ayrı güzeldi. Tebrikler.