Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

16 Eylül 2016

odunlaşmak

Gün gelip, hiçbir şey hissetmeyeceğimi ve artık bir oduna dönüşeceğimi söyleselerdi inanmazdım. hem yani sonuçta kan pompalayan bir organ varken ve sikimiz her güzele kalkıp, götümüz sürekli kaşınırken insan nasıl heyecanlanmazdı ki, nasıl olurda bir şey hissetmezdi ki?
Bunu aklım hiç almadı ve doğrusu; dediğim gibi böyle bir ihtimali düşünmedim de.
Sanki hep koşturarak yaşayacağım gibi hissederdim, öyle sanıyordum. Kimse öğretmemişti ama sanki hayat böyle yaşanılırdı diye bir his, güçlü bir sezi içimin en derininde yer etmiş, beni de ordan oraya koşturup duruyordu.
Soluklandığım kucaklar, soluklandırdığım kucağımdaki kıçlar ve daha neler neler. gün gelip hepsinin arkasından aval aval bakacağımı söyleselerdi; değil gülmek,  söylenenleri ciddiye almayacağım için; gülmeye tenezzül dahi etmezdim. ama şimdi hepsi gerçek ve geceleri uyumak için bile olsa osbir çekmek bile o kadar sıkıcı ki..




Hiç yorum yok: