Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

22 Şubat 2016

Öküz Herif'le Yazışmaca

Daha önce de dediğim gibi; geçtiğimiz bir kaç ay öncesine kadar, aslında çok da sakin geçen sıradan hayatımı, dipten yavaşça gelip sertçe koyan psikolojik yıkıcı bi dalga sonrasında şaşaladığım için hepten boka sardırdım ve bir kaç hafta sonraki gözümü açışımda, kendimi bataklığın tam ortasında çırpındıkça dibe batarken gördüm.
O sırada batıyordum, her tarafım boka bulanmıştı ama yine de insanlara gülümsemeye devam ediyordum. Kimseye batmakta olduğumu söyleyemiyordum. Söylediğim kişiler ise zaten arkalarına bakmadan kaçmaya başlıyorlardı benden ve bunun üzerine, çevremde kalmış olan bir iki kişi de kaçmasın diye söylememeye karar verip öylesine sanki hiçbir kötü şey olmuyormuş gibi yaşamaya, onlarla beraber siktiri boktan esprilere çok komikmiş gibi gülmeye devam ettim.

O günlerde bazen, her şeyin, o anki halinden daha da kötüye gideceğini düşündüğümde, kalabalık içerisinde oturup ağladığım da oldu, ama "kendimiz" dışımızdakilerin ağlayanı pek siklemediklerini biliyorsunuz.
Çünkü hepimiz gülümsemek ve mutlu olmak üzerine bir hayat kurmaya koşullandırıldık ve bu esnada farkında olmadan gerçeklikten koparılıp bir kenara atıldık..
Oysa mutsuzluktan ağlamamız da lazım, çünkü zaten mutluluk çok da ciddiye alınması gereken bir duygu durumu değil. O sadece anlık gelip giden sıkıcı bir şey. Onun aksine kalıcı olan ise; mutsuzluğun ta kendisi. Bu yüzden bence hayatımızı mutlu olmak, mutlu etmek üzerine kurmak yerine, mutsuzluk üzerine kurmalı ve onunla ne zaman, nasıl baş edilmesi gerektiğini birbirimize öğretmeliyiz, öğrenmeliyiz. Hatta tüm yaşamımızı, mutsuzlukla yaşamak üzerine yeniden kurgulayarak düzenlemeliyiz.
Çünkü, yaşamın kendisi mutsuzluk üzerine kurulu ve bu yüzden olsa gerek; kahkahalarla örülü bir hayat yaşama gayesi edinmek, artık bana delice gelmeye başladı.
Bence; hep mutlu olmak da; insanı delirmeye götüren araçlardan sadece biri olabilir. Gülmek ise; delirmişliğin en güzel, en açık işareti. Sadece akıllanmışların anladığı ama anlatamadığı büyük bir işaret.

Her neyse, işte o kötü geçen aylarda; arkadaşlardan biri halimden anlayıp yardım eder diye; yağmur altında ıslanmış sahipsiz köpek yavrusu ifademi takınıp onlar arasında da öylece gidip geldiğim nerdeyse her gün, aslında kimsenin sikinde olmadığımı bir daha hatırladığım günlerden oldu çıktı.

Normal arkadaşlar ve bu normal arkadaşların bir tık üstünde olan, yani; gözlerimin doluluğunu saklamaya gerek duymadığım arkadaşlarımdan da yardım istediğim oldu, ama  onlardan da bi sik çıkmadı. Herkes "başının çaresine bak orospuçocuğu" dercesine olabildiğince uzak durdu benden :))

Zaten insan düşmeye görsün. Düştüğün yerden kaldıracak kimsende kalmıyor ve bir külçeye dönüşmüşken uyanıyorsun. Sonra da kendi kendine kalkıp silkelenirken, yanaklarındaki ıslaklığı silip derin bi nefes aldıktan sonra "ananızı sikeyim" diye söylene söylene yalpalayarrakta olsa yürümeye başlıyorsun.

Öyle yani, durum bundan ibaret. Hem aslında siz de biliyorsunuz "gerçek dostlar" denilen bir şey yok, sadece yalnızlığımızı yok etmek için sarıldığımız veya yakın durduğumuz bedenler var. Bir de şımarmaya ihtiyacımız olduğunda gidip sırnaştıklarımız. Ya da başımızı okşasınlar diye sakso çektiklerimiz ile yakınımızda bulunsunlar diye; bize sakso çekmelerine izin verdiklerimiz..

Tüm bu duygu durumlarını, yoğun bir yokluk içinde yaşayınca, bir elin parmak sayısını da geçmeyen dost dediğim tanıdık yüzleri de siktir ettim ve kendime sıfırdan bir hayat kurmaya karar verdim.
Zaten sıfırı tüketmek ve sonrasında hiçbir şey olmamış gibi tekrar hayata başlamak konusunda deneyimli biri olduğum için, yeni bir yola girdiğimde en fazla 1 hafta canım yanıyor, sonrasında ise acıya alışmış olduğum için, çabucak kendime geliyorum ve tüm gücümle yürümeye başlıyorum.

Yürümeye başladığımda, dönüp geçmişimi gözden geçirmeden edemiyorum. Çünkü yaşadığım acı veya tatlı şeylerin tümü geçmiş de kalsa bile, geçmişimin içinde değerli olduğuna inandığım 1-2 şeyciği tamamen atmaya kıyamıyorum. Çünkü ben onları atacak kadar cani, duygusuz biri değilim, o kadar da insanlıktan çıktığıma inanmıyorum. İçimde hala bi yerlerde iyiliğe dair zerre kadar da olsa küçüçük bir et parçası var, karanlığa teslim olsamda, içimdeki fırtınalara karşı inadına sönmeyen cılız bir mum ışığı içimi aydınlatmaya devam ediyor. Ben geçmişimi sikip attım, ama her sikiş hesapta olmayan küçük bir ihtimalin sahip olduğu olası doğumun da habercisidir. biliyorsunuz bunu.

Evet çok iyi bir geçmişim, temiz bir hayatım yok, ama sonuç olarak geçmişime dönüp baktığımda onlara küfür de etsem, bir kaç temiz kalmış insan ve onlarla yaşadığım iyi anılarım da var. Bazıları kocaman yaralar açmış olsalar da, o yaraları açmalarına ben izin verdim, ben izin vermesem o yara açılmazdı.
Yaralarımdan biri de Öküz Herif'di. Hani önceki ay sıkıştığımda (ilgili link; https://www.instagram.com/p/_U6U_2SofL/  ) mesaj atıp para dilendiğim ve "olumsuz da olsa" küçük bir cevap vermek yerine, beni bloklayan eski sevgilim var ya, hah işte o Öküz Herif.

Piç herif, o günlerde Allah'tan umut kesip ondan yardım istediğimde, beni; o küçük sikine bile takmadan bloklamıştı ve ben de zaten çok umursamamıştım.

Ya tamam yalan söyledim. Aslında umursadım. Yani en azından evet veya hayır diyeceğini bekliyordum. Ama piç öyle de demeyince, bi şaşaladım, bi sendeledim, bi kal geldi, oturduğum yerde donup öyle kalakaldım.
Ama sonra düşündüm de adam haklı. Yani sonuçta aylardır görüşmüyoruz, en son geçen yaz  onu evimden  kovarak kapı önüne atmıştım ve kapıyı kitlemiştim. Ben kapıyı kitledikten sonra o defalarca çalmasına rağmen de hiç oralı olmamıştım ve sonra o da mecburen kalkıp gitmişti..

İşte son görüşmemizde bunları yaşamıştık ve ben şimdi attığım bu mesaj sonrasında, daha önceki olanları düşününce bana cevap vermemesi konusunda bayaa da hak verdim.
Ama sonra düşündüm de, ya tamam insan kavga edebilir, her boku yiyebilir ama sonuç olarak bakıldığında; benim şu an ondan başka yardım isteyecek kimsem yoktu ve bunu da o benden daha iyi biliyordu.

Devamı: http://hayaterkegi.blogspot.com.tr/2016/02/cay-hopurdeterek-icen-okuz.html

1 yorum:

Adsız dedi ki...

Onun tek çare olmadığını ispatlamissin kendine. Öyle ufak cümleler kuruyorsun ki çaresizlik te buldugum çareleri hatırliyorum.