Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

20 Eylül 2015

Gelişmeler im

Bir kaç gündür İstanbul Şehir Üniversitesi'nden Zeynep ile mailleşiyorduk ve Gezi olayları hakkında yüz yüze görüşerek  röportaj yapmak istediklerini söylüyordu. Kimseyle yüz yüze görüşmediğimi, ama dilerse Skype üzerinden röportaj yapabileceğimizi de belirttim ve onun da kabulüyle röportajı gerçekleştirdik.

Zeynep'le karşılıklı oturup çay içmesek, röportaj sonrası saçma sapan pozlar vererek fotoğraf çektirmesekte, sonuç olarak bu da bir röportaj oldu.
Röportaj bir yerde yayımlanacak mı tam emin olamadım. Ama bi yerlerde yayınlanmadan önce burada yayınlamamın onlar için bir mahzuru olmadığını belirttiler ve bende yayımlayayım dedim. 

Bu arada yeri gelmişken, blogla ilgili ara ara gelişen bu tür olaylarımdan da biraz bahsedeyim; 
Blogumdaki askerlik anılarım ile ilgili 2,5 yıl önce Londra'da yaşayan bir türk sanatçıyla Zorunlu Askerlik Sanat Projesi için mail üzerinden görüşmüştük ve adam sonrasında derin bir sessizliğe gömülüp gitti, ben de zaten unuttum.
Bir ara aklıma gelince, google'da baktığımda projesinin gerçekleşmiş olduğunu gördüm. Ama ne yaptı, nasıl yaptı, hiç bilgim yok. Geçen gün aklıma gelince mail attım, dönüş de yapmadı. 
Umarım askerlik anılarım gerçekten işine yaramıştır. 
Adamın projesi hakkında sağda solda çıkan ufak tefek iki üç cümlelik haberlere baktım ama benimle ilgili bir şey yoktu. Ben de "benden bahsetmedi" diye düşünüp umursamadım. elimde bir şey olmayınca, burada da bahsetme gereği duymadım. Ama şimdi "yeri gelmişken bahsedeyim" dedim.

Diğer bir gelişme ise bu yıl Nisan ayında gerçekleşti. Şöyleki; maili atan kişi A.B.D'de Washington D.C.'de Amerikan Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olduğunu söylüyor, röportaj konusu olarak ise; Gezi ve Gezi'deki gözlemlerim hakkında görüşmek istediğini söylüyordu. 
Kişinin gerçekliğinin, gelen mail uzantısından doğru olduğunu teyit edince kabul ettim ve görüşmemiz gerçekleşti. Ayrıca adamı da bol bol Google'ladım :)
Onunla olan görüşmemiz ise; çıkaracağı kitapta da çok yardımcı olacakmış. Umarım gerçekten çok işine yarar. 
Ayrıca bu ay gerçekleşecek olan bir konferansta Gezi konulu anılarımdan birini sunacakmış. Ama gerçekleşecek olan aktraksiyon konferans olacağı için, elinde herhangi yazılı bir şey olmayacakmış, eğer olsaymış benimle paylaşabilirmiş. 
Öte yandan görüşmemizi ve anılarımın bir bölümünü çıkaracağı kitabında kullanacakmış, çünkü anılarım onun için çok değerliymiş, yazdığı bölüme ışık tutuyormuş. 
Neyse bakalım, hayrlısıyla kitabı bir an önce çıksın da, sonrası da allahım büyüktür.

Diğer yandan, benim de kişisel olarak kitap çıkarmamı isteyen arkadaşlardan (açıkçası çok nadiren) yorum ve mail aldığım oluyor. 
Ama şunu belirtmeliyim ki; kendimi henüz kitap yazacak kadar donanımlı görmüyorum. Ayrıca sırf kitap çıkarmak için de, çıkarmış olmak istemiyorum. Eğer BEN, kitap çıkaracaksam insanların hayatını değiştirecek kadar değerli, toplumda fark yaratacak kadar önemli ve New York Times'ın birinci sayfasında büyük puntolarla yazılacak kadar işe yarar bir kitap çıkarmak istiyorum. Diğer anlamdaki işleri ise zaten güzel buluyor ama bu blogdaki yazılar kadar fifi olduklarını da biliyorum :)
Ama demedi demeyin, yaşım 60'da olsa inşallah bi gün o kitabı çıkarcam ve bütün dünyayı şöyle bi güzel silkeliycem. Şimdi sizden ricam; lütfen hep beraber, olgunlaşmam için bol bol dua ve sabr edelim :DD
Neyse lafı çok uzattım, şimdi İstanbul Şehir Üniversitesi'yle gerçekleştirdiğimiz röportaja geçiyorum. Bir de Zeynep'den bir metin rica ettim, sağ olsun gönderdi, ben de o metni röportajın başına koyup röportajı da devamına yerleştiriyorum. İyi okumalar:

İtalya'da bulunan Milano-Bicocca Üniversitesi ile İstanbul Şehir Üniversitesi bünyesinde yer alan Şehir Araştırmaları Merkezi'nin ortaklaşa yürütmüş olduğu bu çalışma, doktora öğrencisi ve şehir coğrafyası alanında çalışan Linus Vanhellemont'un kendisine aittir. Çalışmanın amacı, kitlesel post-modernist hareketlerin dinamiklerini, Taksim'de gerçekleşen Gezi Protestosu ve Brüksel Eylemleri bağlamında incelemektir. Bu nedenle 50 aktivist ve birçok sayıda uzmanla röportaj yapılmaktadır. Seçilen aktivistlerin Gezi'nin ilk haftasında eylemlere katılmış olup herhangi bir siyasi örgüte veya gruba üye olmamaları önem arz eder. Taksim deyince akla ilk gelen blogger'lardan biri olan Hayat Erkeği'de sorularımızı açık ve istekli bir şekilde cevaplayarak çalışmamıza katkı da bulundu.


Bu röportaj Skype aracılığıyla 18 Eylül 2015 tarihinde Hayat Erkeği ile yapıldı.
Gezi eylemlerinden önceki dönemi ve Gezi eylemlerindeki etmenleri araştıran bu çalışmamıza, bizimle görüşme yaptığı için katkılarından dolayı Hayat Erkeği’ne teşekkür ederiz.
Bu röportaj akademik bir çalışma için hazırlanmıştır. Herhangi bir yayın organında yayınlanmayacaktır.

Zeynep: Yaşınız?
Hayat Erkeği: 30 oldum.

Zeynep: Mesleğiniz?
Hayat Erkeği: Ofisboy, blogger.

Zeynep: Geziye hangi gün katıldınız? Hatırlıyor musunuz?
Hayat Erkeği: Gün olarak hatırlamıyorum. Ama zaten o dönem Cihangir’de yaşadığım için gidip geliyordum ki öncesinde de zaten iş çıkışı vs. zamanımın çoğu o aralarda geçiyordu. Haftada 6 gün giderdim.

Zeynep: Polis müdahalesinin ilk yaşandığı günü hatırlıyor musunuz?
Hayat Erkeği: Polis müdahalesi olduğu ilk gün şehir dışındaydım. Öncesinde ise daha böyle festival havasında geçiyordu. Herkes eğleniyor ve kaynaşıyor bir arkadaşlık bağı kuruluyordu.

Zeynep: Hani çadırların olduğu kurulduğu dönem mi?
Hayat Erkeği: Evet.

Zeynep: Peki öyleyse ilk gün yaşananlardan nasıl haberdar oldunuz? Herhangi bir sosyal medyayla mı, yoksa arkadaşlarınız mı haber verdi, yoksa geldikten sonra kendi gözlerinizle mi gördünüz?
Hayat Erkeği: Evim de oraya yakın olduğu için ve parka da sürekli gidip geldiğimden dolayı kendim gördüm. Orası biz eşcinsellerin, evsizlerin ve toplum tarafından posası çıkarılmış kimsesizlerin tanışıp kaynaştığı, birbirine psikolojik destek verdiği bir yerdir. Bu konuda olaydan yıllar önce parkta tanıştığım kişilerle ilgili yazdığım şu yazıları da, biz eşcinsellerin kaynaşma yeri olduğunu kaynak olarak göstermek için önerebilirim:
Parka gidip gelmeler sonrası kalabalık oldukça daha fazla dikkat çekti ve çadırlar kurulunca da iyice curcunaya döndü. Hatta çadırlar arasında sürekli “polis müdahale edecek” dedikodusu vardı ve bu dedikoduların yanında da, polis müdahalesine karşılık Divan Otel’in biz parktakilerin herhangi bir müdahale anında hızlıca toparlanmamız ve korunmamız için, depolarını bize açtığı, yedek yataklarını bize rahatlıkla sunduğunu söyleyip duruyorduk birbirimize. Zaten tuvalet, su vs. gibi ihtiyaçlarımızı da ben eve gidip gelerek görmeme rağmen, birçok kişi Divan Otel’e gidip gelerek gideriyordu. Bu konuda bizlere Divan Otel yönetiminin çok yardımı oldu. Allah’ım onlardan razı olsun. Detaylı yazmak için uzayabilir cevaplarım.

Zeynep: Kusura bakmayın. Bu şekilde detaylı bilgi verdiğiniz için de ayrıca teşekkür ederim.
Hayat Erkeği: Rica ederim. En sonunda siz yine gözden geçirin, çıkabilecek sorulara karşılık yeniden yazışalım.

Zeynep: Tamamdır. Peki, ilk gün yoktunuz ama ikinci günü kendiniz gördünüz öyle mi?
Hayat Erkeği: Evet.

Zeynep: İkinci günün tam tarihini hatırlıyor musunuz?
Hayat Erkeği: Hayır. :( Tarihler konusunda iyi değilim. Rakamlar konusunda da.

Zeynep: Anladım. Toplam kaç gün gittiniz?
Hayat Erkeği: Polis müdahalesi öncesine kadar her gün mutlaka gidip geliyordum. Çünkü eğlenceli bir kalabalık vardı ve bende kendimce “ne oluyor, eğleniyor muyuz gençler” kafasıyla gırgır şamata yapmak için gidip geliyordum. Gittiğimde bazen 1-2 saat duruyordum, bazen keyfime göre 5-10 dakika. Tamamen moralime ve ne yapmak istediğime göre değişiyordu. Ama müdahale sonrası bi kaç gün zaten parka girişi bile yasakladılar.

Zeynep: Müdahaleden sonra eylemlere aktif olarak katılamadınız yani?
Hayat Erkeği: Katılamadım, katılmak istemedim. Çünkü orası artık nerdeyse tamamen Sırrı Süreyya Önder gibi Showman’lerin performanslarını rahatlıkla sergileyebilecekleri siyasi bir alana dönüştü. Hele bir de bayraklar, bilmem neler falan göklere çıkarılınca iyice soğudum. O bayrakları görünce midem bulanıyordu ve işin doğayı korumak kısmı aşılmış, herkes kendi siyasi görüşünü birilerinin gözüne sokabileceği bir alan kapmaya çalışıyordu. En çok görünen siyasi bayraklar, en çok akla kazınmak isteyenler, en büyük bayrak benimki yarışı başlamıştı. Olay ağaçları korumaktan, bayrakları gözlere sokmaya dönüşmüştü.

 Zeynep: Öyleyse eylemlere arkadaşlarınızla nasıl gittiğiniz sorusunu sormuyorum. Teknik olarak verdiğiniz cevaptan bunun gerçekleşmediği çıkıyor. :) Peki, bu süreç içerisinde sosyal medyadan ya da başka bir yolla takip ettiniz mi olup bitenleri?
Hayat Erkeği: Oraya ağaçlar incinmesin diye gitmiştim ve sonuna kadar da destek vermeye, gitmeye devam edecektim. Orada toplanan güzel insanların amaçlarının sebebi, toplanmalarının özünde incinmemek olan bir hareketten, polis müdahalesi sonrası ve showmanlerin medyada daha fazla bilinirlilik kazanmak ve medyada daha fazla yer kapmak için sürekli böğürmelerinin ardından, her tarafı yakıp yıkmaya hakkı olduğunu sanan insanlarda gelmeye başladı ve masumane başlayan tamamen temiz olan eylem, ağaçları korumaktan, ağaçlar dışında her şeyi kırmaya hakkı olduğunu sanan bir eylem haline dönüştü. Ben de bu sıralarda hep çok sinsi sinsi kenarda durup, olaylar yatıştıktan sonra gidip geziyor, ne olacak bu halimiz diye kendi kendime üzülüyordum.

Zeynep: Anlıyorum. Peki, sizin siyasi geçmişinizle ilgili bir-iki soru soracağım şimdi.
Hayat: Twitter’dan sürekli önüme yalan dolan tweetler düştüğü oluyordu, ama çok ciddiye almıyordum. Zaten birçok kişi sonradan sildi tweetlerini. Hepsi işsiz kalmaktan korktular. Şu an yine inşaat şirketleri için canla başla akşama kadar canla başla çalışıyorlar.
Hayat Erkeği: Tabii buyurun sorun.
Zeynep: Yok, siz devam edin lütfen.
Hayat Erkeği: Tamam ben bitireyim, siz öyle siyasi sorularınıza geçin. Devam ediyorum:
Zeynep: Buyurun.
Hayat Erkeği: Sonradan oraya gelen insanlar, ağaçlar kesilmesin, topçu kışlası gelmesin diye yırtındılar. Ama o insanların içinde inşaat şirketlerinde çalışanlar, şirket yöneticileri de vardı. Bu insanlar gündüz işlerinde “kalan son 3 daireyi de sattık mı, bu yılki hedeflerimiz tutmuş olacak”  diye birbirlerini gaza getiriyor,  reklam billboardlarına çıkacak olan yeni çalışmalar için ise gelen “martıların kanadında taşınan huzuru yakalamak için son 31 gün. Üstelik peşinat yok, faizler sabit” metinlerini onaylıyorlardı. Madem o kadar samimi iseniz; neden inşaat şirketlerinde çalışıyorsunuz, dağ taş demeden bina dikip, açılış üstüne açılış yapıyor, ajanslarınızla el ele verip 3 daire daha satmak için kırk takla atıyor ve yeni bir bina dikmek için rüşvet üstüne rüşvet vererek sessizce ilerliyorsunuz. Samimiyet hak getire. Zaten sonrasında da olay ağaçlar kesilmesinden, tamamen; “hükümet devrilsin”e dönüştü. Evet, hükümeti sevmiyoruz; evet, Tayyip bu güzel ülkeyi kendi çiftliği gibi yönetiyor, bunun yanlış olduğu konusunda hemfikiriz. Ama hükümete oy veren milyonlarca insanın fikrini yok saymak da ne demek oluyor? Hele bir de darbe yapılması için sürekli “asker göreve” narası atmak, fazla ilkelce değil mi? Tayyip’ten bile daha geri kalmışlığın en büyük göstergesi değil mi? Asker ne ya, askerlik ne? Ki zaten askerliğin kendisi tamamen insan haklarına aykırı bir şeyken. Neyse siz diğer soruya geçin.

Zeynep: Devam etmek isterseniz hiç sorun değil. Çünkü bunlar bizim bilmediğimiz şeyler. Oradaki kitlenin tamamen gençlerden ibaret olmadığını söylüyorsunuz yani?
Hayat Erkeği: Valla tamamen gençlerden ibaret değildi. Çünkü ağaç sevmek, korumak sadece gençlerin işi değil. Ama sonraki günlerde olaylar tamamen boyut değiştirdi. Hatta olayların iyice kızışmasından sonra oraya doluşmuş olan (birkaçı) atkuyruğu saçlı, götünün kılı kadayıfa dönmüş yaşlı kurtların, ellerini popolarının üzerinde bağlayıp, mahallenin muhtarları gibi masalar arasında gezinmeseler… Hatta adeta savaş sonrası, meydanı kontrole gelmiş kumandanlar gibi gezinmeseler daha iyi olurdu. Parkı artık sanki geçmişlerinde tamamlayamadıkları, yarım kalmış bir işi başarmaya yaklaşmış bir alan gibi görüyorlardı. Sohbetleri bu doğrultudaydı ve bu zaferi de şimdiki gençlerin ellerinden almak istedikleri bir alandı onlar için. Üfff o kokuşmuş yaşlıların gururla, kibirle gezindikleri o anları hatırladıkça midem alt üst oluyor.

Zeynep: Bu kişiler bireysel olarak mı gelmişti? Herhangi bir fikriniz var mı? Yoksa toplanmış bir grup şeklinde mi?
Hayat Erkeği: Grup olarak değillerdi. En fazla işte bir kokona ve bir atkuyruklu yan yana geziniyor ve gururla etrafa bakıyorlardı. Grup olarak gelip gelmediklerini de bilmiyorum. Zaten dediğim gibi; sonraki günlerde çok fazla gidip gelmedim. Gittiğimde de 5-10 dakika bakınıp çıkıyordum. Çünkü benlik bir yer olmaktan çıkmıştı.

Zeynep: Anlıyorum. Peki, o zaman sıradaki soruma geçiyorum: Gezi'den önce herhangi bir eyleme ya da gösteriye katılmış mıydınız?
Hayat Erkeği: Hayır katılmadım.

Zeynep: Peki siyasi bir gruba üye misiniz? Veya toplantılarına katıldınız mı?
Hayat Erkeği: Değilim ve siyasetin de başka bir ticaret dalı olduğunun farkında olduğum için toplantılara da katılmıyorum.

 Zeynep: Evet. Normal şartlar içerisinde size protestolara katılmanızın nedenlerini soracaktım. Ancak katılmadığınızı söylediğini için bu soru hükümsüz kalıyor. Yine de, bu konuda eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Hayat Erkeği: Yok teşekkür ederim.

Zeynep: O zaman sıradaki soruyla devam ediyorum. Sizin de vaktiniz çok almak istemiyorum.Gezi eylemleri konusunda sizi umutlandıran şey neydi?
Hayat: Estağfurullah, işe yarayacaksa vaktin önemi yok. Buyurun.

Zeynep: Ya da umutlandıran bir şey var mıydı?
Hayat Erkeği: Umutlandıran şey; bayraksız, vatansız, milletsiz bir yaşama inanan insanların da çoğunlukta olduğunu gördüm. Zamanla o güzel insanlar Gezi’den; at kuyruklu tipler ve o düşüncedeki pislikler yüzünden çekilip gitseler de, o güzel insanların var olması, geleceğe dair en büyük umudum oldu. Zaten at kuyrukluların ölmesine en fazla 10 yıl kaldı. Ama biz gençler onlar öldükten sonra daha güzel bir dünya için canla başla çalışmaya, fikrimizi kimseyi incitmeden dile getirmeye devam edeceğiz. Yaşamak için bir bayrak altında toplanmamıza gerek olmadığını, ülke denilen saçma sapan sınırların gereksizliğinin bilinciyle o sınırları ortadan kaldırıp, tüm bayrakları yakacağız ve bayraksız yaşayacağız. Hiçbir bayrak olmayınca dünya daha güzel bir yer olacak. Buna yürekten inanıyorum : ) :)

Zeynep: Bu güzel insanlar gençlerden mi oluşuyordu çoğunlukla?
Hayat Erkeği: Gençler ağırlıkta olsa da, eski dünyaya takılmamış olgun bir kaç insan da vardı.

Zeynep: Anladım. Sizce Gezi eylemlerinden önce gerginlik yaratacak olaylar olmuş muydu? Ülke gündeminde yani.
Hayat Erkeği: Olmaz olur mu? Sonuçta siyasi söylemler de reklam sloganları gibidir. Ne kadar çok göze batarsanız, o kadar çok akılda kalırsınız. Akılda kalmak, için yapılan saçma sapan hareketlerin varlığı hala devam ediyor. Sadece başta olanın sesi daha çok çıkıyor, ama hepsi aynı seviyede düzenbaz, aynı seviyede yalancı ve hilekârlar. Bunlar hep gerginlik nedeni. Onun dışında zaten AKP’nin yıllardır makamları kitlemesi herkesi sinir ediyor. Sinir olmayanlar ise; AKP'liler.

Zeynep: Bu tür söylemlerin Gezi'yi daha çok alevlendirdiğini söyleyebilir misiniz?
Hayat Erkeği: Gezi öncesindeki söylemler için mi, yoksa gezi sırasında söylenen söylemler için mi soruyorsunuz bunu

Zeynep: Gezi öncesindekiler için. Sadece söylem bazlı düşünmek zorunda da değilsiniz. Yapılan değişiklikler, yasaklamalar vs. sizce Gezi'nin oluşmasına katkı sağladı mı?
Hayat Erkeği: Geziye insanlar; o parkı korumak için geldi, oradaki kimsesiz kalmış bir kaç ağacı korumak için geldi. Bu haklı bir davranıştı ve bende o yüzden oradaydım. Ama sonradan katılım sağlayan kalabalığın amacı; Orta Doğu’da art arda patlayan iç savaşları örnek alarak Gezi’den bir iç savaş çıkarıp yönetimi devirip kendi istedikleri gibi bir yönetimi başa geçirmeye dönüştü. Bu kabul edilebilir değildi. Eğer yeni bir yönetim gelecekse demokratik yollar asla terk edilmemeli, asla barbarlığa başvurulmamalı.

Zeynep: 1 Mayıs kutlamalarının yasaklanışını hatırlıyor musunuz?
Hayat Erkeği: Pek hatırlamıyorum.

Zeynep: Alkol yasağı?
Hayat Erkeği: Ehh, biraz hatırlıyorum.

Zeynep: Sizce bu tip yasaklamalar Gezi'deki kıvılcımı arttırdı mı?
Hayat Erkeği: Alkol yasağı zaten dünyanın birçok ülkesinde var olan bir uygulama. Kaldı ki, Avrupa ülkeleri bu sıralamada ilklerde yer alıyor. Türkiye de her yaptığı bokta Avrupa’yı örnek alıyor. Bu örnekleme içinde ise yanlış olan bir şey yok. Ama kıvılcımları artırdığına inanmıyorum. Sadece kıvılcım çakmak için kendine bahane arayanların aptallığı diyebilirim. Şahsen alkol yasağı var diye oraya gelen kimse görmedim. Ki zaten alkolü de su gibi tükettik :)

Zeynep: Yani Gezi olaylarını başlı başına ele almak gerektiğine inanıyorsunuz,
Hayat Erkeği:  Gezi olaylarının başlangıcını “Evet öyle ele almak gerekiyor.” Ama sonrası için bahane arayanlara malzeme çoktu. Elini sallayan ellisine denk getiriyordu. Bu konuda Tayyip ve tebaası da onları destekledi.

Zeynep: Gezi olaylarından önceki 1 Mayıs veya alkol gibi yasaklamaların Gezi’ye etki etmediğini düşünüyorsunuz?
Hayat Erkeği: Yok. Dediğim gibi insanlar daha çok AKP’nin gitmesini istedikleri için bir bahane arayışındaydılar ve 1 Mayıs veya diğer yasakları bahane edip oraya buraya saldırmak için haklı bir yol yaratıyorlardı. Böyle olduğunu düşünüyorum.

Zeynep: Şimdi size metafor olduğunu düşündüğümüz birkaç kelime sıralayacağım. Siz de aklınıza gelenleri, sizin için ne ifade ettiklerini bana söyler misiniz?
Hayat Erkeği: Tamamdır.

Zeynep: Taksim?
Hayat Erkeği: Özgürlük. (Çünkü insanlar orada istedikleri gibi oluyorlar, istedikleri gibi davranıyorlar, istedikleri gibi geziyorlar vs.) Taksim genel olarak herkes için özgürlük çağrışımı yapıyor.
Zeynep: Başka?
Hayat Erkeği: Başka yok :)

Zeynep: Gezi Parkı?
Hayat Erkeği: Kimsesiz eşcinsel insanlar. Dışlanan sürekli itilen kakılanların yeri. Gidecek hiçbir yeri olmayanların ülkesi :) Evet.

Zeynep: Topçu Kışlası?
Hayat Erkeği: Saçmalık. Tayyip’in başka bir rant alanı yaratmak için bahanesi. Madem tarihe değer veriyor, o zaman Divan Oteli yıksın, Hilton’u yıksın. Orayı gerçek sahiplerine, Ermenilere versin. Orada kışladan önce var olan yapıların hepsini yapsın. Devam edin.

Zeynep: AVM ya da diğer adıyla alışveriş merkezi?
Hayat Erkeği: Yeni sosyal alanlar, beleş tuvalet, kışın fakirler için ısınacak yerler :) Devam edin.

Zeynep: Erdoğan?
Hayat Erkeği: İkiyüzlü, güvenilmez, uzun hasta adam. Devam edin.

Zeynep: Rant?
Hayat Erkeği: Akp, Chp, Sarıgül. Devam edin.

Zeynep: Kelimeler bu kadardı. Sıradaki sorum, protestolar esnasında olup bitenleri haber vermek amacıyla en çok hangi yöntemi kullandınız? Youtube? Twitter? Facebook? Yüz yüze? Telefon?
Hayat Erkeği: Kime haber vermek için?

Zeynep: İnsanlara, arkadaşlarınıza ya da herhangi birine… Sadece haber almak olarak değil, haber vermek olarak da düşünebilirsiniz.
Hayat Erkeği: Aslında her şeyi kullandım. Hatta engellemelere karşın yeni yollar çıkıyordu, yeni şeyler öğreniyorduk.

Zeynep: VPN gibi mi mesela?
Hayat Erkeği: App’ler de vardı. VPN zaten herkesin bildiği kullandığı bir şeydi. Bu kadar.

Zeynep: Az önce saymış olduğum sosyal medyaları yani; twitter, facebook ve youtube’u kullandınız mı?
Hayat Erkeği: Evet.

Zeynep: Gezi’nin ilk haftalarında aktif bir şekilde katılmış ve herhangi bir siyasi gruba üye olmayan bir arkadaşınız, tanıdığınız varsa benimle ismini paylaşır mısınız? Ve ondan izin aldıktan sonra mail adresini, hatta mümkünse numarasını verebilir misiniz?
Hayat Erkeği: Yok. :)

Zeynep: Hiç mi yok? Öncelikle LGBT’ye destek olduğumu ve kimliklerinin açıklanmayacağını söylemeliyim. Eğer benimle görüşme yapmak istemezlerse, kapalı olmayan başka bir arkadaşımla da yapabilirler.
Hayat Erkeği: Teşekkür ederim. Ya bir kaç arkadaşım vardı ama triplerine dayanamadım, iletişimimi kestim.

Zeynep: Anlıyorum. Peki, o zaman, teşekkür ederim.
Hayat Erkeği: Rica ederim, çok teşekkürler. Çalışma bir yerde yayınlanırsa benimle de paylaşmanızı ve yayınlanmadan önce son halini görmek de istiyorum.


5 yorum:

Adsız dedi ki...

Tebrik ederim gerçekten tamamen tarafsız davranmışsın hayat erkeği..Ama bu vatan,bayrak kavramından yoksun bir dünya düzeni anlayışın bence hiç mantıklı degil..Dunyanın tamamen tek bir noktadan mı yönetilmesini istiyorsun..Bunu nasıl bir sistem üzerine oturtacağını ve bu merkezi yönetimin daha demokratik olacagı fikrine inanabiliyor musun?
Öptüm..

Hayat_Erkeği dedi ki...

İltifatın için teşekkür ederim.

Vatansız, bayraksız bir dünya ütopik duruyor. Belki de hiç gerçekleşmeyecek kadar tırt bir söylem. Ama öte yandan belki gerçekleşebilecek de olabilir.
Vatansız bayraksız bir dünyanın olmayacağını-olamayacağını söylerken sadece bugünü değerlendirerek söylemek, biraz fazlaca; başını kuma gömmek demek oluyor.Geleceği görmemek ve hatta inatla görmemeyi seçmek demek oluyor.

Hem, bugün mantığımıza uymayan şeyler, hiç mantığımıza uymayacak anlamına gelmemeli. Bugünkü bilgi seviyen, algılayışın ve hayata bakışın sadece bugüne kadar öğrenmiş oldukların sonrasında ortaya çıkan şeyler. Bunun yanında, sende farkındasınki; sürekli değişen ve değişecek olan bir hayat yaşıyoruz.
Örnek olarak, bundan 50 yıl öncesi ile şimdiyi karşılaştırarak bile söylediklerimin imkansız olmayacağını bir nebze de olsa anlayabilirsin.

Geriye kalan tek şey; şu an mesleği politika olan ve yönetimlerin tepesinde bulunan siyasilerin ecelleriyle normal bir şekilde ölmelerini beklemek için arkama yaslanıp o güne kadar oyalanmak ve öldüklerinde bir fatiha okumak.
Yani; en fazla 15-20 yıl sonra şimdiki yaşlı faşist siyasetçilerin hepsi ölecek.
Onların yerine; bayrakların, tel örgülerle çevrelenmiş vatan denilen toprak parçalarının ne kadar gereksiz olduğunu düşünen benim gibi insanlar yönetime geçecek.

Dünya tek bir noktadan yönetilmeyecek, ama bunun yerine devletler şirketlere dönüşecekler ve bu sayede bünyeleri altında yaşamakta olan insanlara daha sağlıklı yaşam alanları, haklar sağlacaklar. Çünkü özlerinde; daha fazla kâr etmek netleşmiş olacak.

Şu an aklım sadece bu kadarına yetiyor. Bundan fazlasını gördüğüme inanıyorum ama yazıya dökmeye ve başkasına tam olarak anlatmayı başaramıyorum.
O güne kadar bende okumaya, öğrenmeye, yeni insanlar tanıyıp, onlarla muhabbet ederek gelecekten beklentilerini öğrenmeye devam edeceğim. Ama şimdiye kadar konuştuğum insanların hepsi, hangi fikirde olursa olsunlar, sadece "yaşamak" istiyorlar. Fazlasını değil. Amaç ortak bilinçte "yaşamak" olunca, bayrakların hiçbir önemi kalmıyor. yok.

(bunları yazarken başım ağrıdı yav)

Sen dedi ki...

İçten samimi ve kimimizin net söyleyemediği linç edilme korkusuyla edemediği kelimeleri sarf etmişsin, iyi etmişsin. Sanki ABD'ye rapor hazırlıyor gibi geldi röportaj soruları. Neyi eksik yaptık bulmaya çalışıyorlarmış gibi:)

O.K dedi ki...

Ikiyuzlu demisken rte ye su cb secimleri oncesi yazini bi koysan

Hayat_Erkeği dedi ki...

O.K.
sana zahmet sen bul getir. ne demek istiyorsan da onunla beraber yorumunda belirt.