Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

17 Haziran 2015

Part1: Dağınık Saçlı ile tanışmamız

Kapıyı açıp bana gözleri ışıldar bir şekilde bakıp gülümseyince, onunla ilk tanıştığım geceyi hatırladım bir anda. Gece şöyledi:
Yine yalnızlıktan bunaldığım, bana sarılacak veya sarılacağım birini aradığım günlerdeydim. Zaten hangi günüm böyle olmamıştı ki.
Birilerine bağlılığımın olmadığı, ama yine de sevilmeyi aradığım zamanlarımın zirvesiydi bu.
Samimi bir şekilde sevildiğim, istediğim zaman çıkıp gittiğim veya geldiğim bir yuva aradığım dönemlerimdi. Hâlâ da öyle aslında. Kimsenin hayatında bir kalıcılığım yok. Kalıcı olacağımı hissetiğim anda korkuyorum ve karşımdakini terketmek için çırpınıp duruyorum. Mutlu bir şekilde yaşarken, çıkardığım arızalar bundan.
Tabii birazda damızlık olarak görülmek istemediğim için de olabilir.
Hem açıkçası, ilişki bile olsa kimseye hesap vererek yaşamak da istemiyorum.
Ama onu sevdiğimi bilsin, onu sevdiğimi sık sık söyliyeyim ama beni bir mahküm gibi hayatında tutmasın veya o bir tutuklu gibi hayatımda çakılıp kalmasın. gitsin gezsin tozsun, eğlensin gelsin. Yani ebesinin evine bile gitse sonuç olarak bana dönsün gelsin.
Ben de öyle yaşıyayım

İşte öyle bir zamanın gecesinde, beni beğendiğini fazlasıyla belli eden bir adamın yanında duruyordu. O tatlı duruşu, gülüşünün masumaneliği, bakışlarındaki piçlik, sakallarındaki boşvermişlik havası, hafif kısa saçlarının sağa sola kaçar gibi dağınık durması.. Her şeyiyle kendisine hayran olmuştum bile.

Ama bir sorunumuz vardı; çünkü benimle ilgilenmesini bırak, siklemiyordu bile.
Hatta görmemişti. bakıyor ama görmüyordu.
Kafaya takmıştım ve beni görmeliydi. Güzellikle olmazsa, zorla görecekti.
Yanında duran arkadaşı sık sık bana bakarken göz kırptım ve utangaç bir gülümsemeyle bir kaç adım atıp elimi uzattım. Benimle tanışmak için yanıp tutuştuğu her halinden belliydi. ama tip olarak pek ilgimi çekmiyordu, hatta tipine bakarak aptal biri olduğu sonucuna bile varmıştım. Bu yüzden o adını söylerken adını değil, sadece "memnun oldum" cümlesini duymuştum. Hem ilgimi çeken tip yanındaki Dağınık Saçlı'ydı.  Biz tanışırken Dağınık Saçlı'da bana döndü ve işte tam da o anda zamanı durdurdum..

Bir anda gözgöze kaldık ve gözlerini kaçırmaması için gözlerimi daha bir açarak "seninle tanışmak istiyorum"u fazlasıyla belli ettim.
Beni anlamıştı ve sanırım az önce arkadaşı için düşündüğüm "aptal biri" tanımlamasını bu sefer o benim için yaptığından olsa gerek önemsiz bir şekilde elini uzattı. elimi uzattım ve el sıkışırken kendini kastığını farkettiğim için, elini hemen kaçırmasın diye sıkı sıkı tutup sadece onun hissedebileceği şekilde hafifçe kendime çektim. Bu mecburi tanışma faslımız son bulsun diye fazla kastığından dolayı vucudu gergindi ve benim onu hafifçe kendime çekmemle, bir an bana doğru sarsıldı ve gözlerini irileştirdi. Gözlerini benimkiler gibi kocaman açtı ve dişlerimiz görünmeden birbirimize gizlice gülümsedik.
Bu sırada diğer arkadaşı benimle konuşmaya girmek için yanıp tutuşuyordu, ama ben ona arkamı dönmüştüm bile. Dağınık Saçlı ile hâlâ el sıkışık vaziyette bekliyorduk ve o artık elini tutmamdan rahatsız olmuştu.

Çekmek istediğini belli etti, inadına biraz daha sıktım ve bırakmadım. Diğer arkadaşı benden ümidini kesip, Dağınık Saçlı ile tanışmak için onu kullandığımı anlayınca bana kızdığını belli edercesine homurdanarak çekti gitti. Biz başbaşa kalmıştık ve şimdi bir şeyler konuşmanın sırasıydı.

ama ne konuşacağımı bilmiyordum. Durdum öyle, bir konu açsın diye bekledim. O da bekledi, eli hâlâ elimdeydi ve bu yüzden "artık bırakır mısın" dedi. "Hayır" dedim, bunun üzerine güldük :)
gülüşümüz sonlanırken elini yavaşça bıraktım ve o da aynı yavaşlıkta elini çekip cebine attı. Elini cebine atmıştı ki "şimdi daha mı iyisin" dedim. "Evet" dedi, "yemin et" dedim, hahahaha diye güldü, gülüşünün ardından bende güldüm.
İşte o anda artık birbirimizin yüzüne değil de, birbirimizi ne kadar istediğimizi göstermek için gözlerimizin içine bakıyorduk.

Devamı şurada: http://hayaterkegi.blogspot.com.tr/2015/06/part2-dagnk-saclyla-eve-gitmek.html

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Bunu sanki daha önce de yazmıştın yahu? ya da ben mi karıştırıyorum Hayat Erkeği?

Hayat_Erkeği dedi ki...

Geçtiğimiz aylarda Gzone Dergi için yazmıştım, buraya da atayım dedim :DD yakalandım :)