Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

10 Nisan 2015

iki pipetli milk shake

ya ben bugün biriyle tanıştım. ama nasıl tanışma var ya böyle resmen efsane oldu.
çünkü çocukla bir kaç güdür app'lerin birinde "naber, napıyon" tarzında yazışıyorduk, arada da ben sürekli "ya bi kaç tane fotoğrafını atsana" diyorum, çocuk da habire atıyor. En son "ya rica etsem efektsiz atabilir misin" dedim yine attı.

Attığı efektli efektsiz tüm fotoğraflarda Fatih Ürek'in 2015 versiyonu gibiydi ve bu yüzden hoşuma gitmedi.
Hoşuma gitmemesinin nedeni, ilişkilerimde Fatih Ürek tiplemesinin her zaman ben olmamla alakası olabilir tabii, bunu çok şey yapmıyorum ve zaten bu rolü kimseye vermeye de niyetli değilim. İlişkilerimde görsel olarak Fatih Ürek'e benzemek konusunda kendime rakibe tanımam.

Neyse işte, çocuğun tipi bi yana, efendiliği bi yana. böyle efendi efendi sohbet ettiğimiz için ben de içimden geçmekte olan "ya biz uyuşmadık, kusura bakma. iyi eğlenceler" cümlelerini bir türlü söyleyemiyorum. ama içimde tutmaktan da bi hal olmuştum. en son artık "ne yapsam da bununla sohbeti kessem" derken, bu bana "buluşalım mı" dedi, bende o an "ya tanışmaktan bi zarar gelmez. adam beni yiyecek değil ya" diye düşündüm ve "olur buluşalım" dedim ve hoop akşam taksimde buluşmak için sözleştik.

Tabii gün yerinde durur mu, akşam oldu taksim'e gittim ve telefonlaştık, o benden önce gitmiş, ben yine asilliğimi göstererek geç kalmıştım. zaten geç kalmak asil kanımda hep gezer durur.
Neyse aradım konuştuk ettik. Meğer bi cafe'ye girip, en üst katında oturmuş. bende dedim "tamam geliyorum."
Hoop tin tin yürüyerek o cafeyi buldum ve girdim. İçeri girmemle garsonların falan bana doğru yürümesi bir oldu. Resmen Suriyeli dilenci veya Brezilyalı fakir bir turist sandılar beni. Garsonlardan taşşaklı olanı sert bir yüz ifadesiyle adeta "ne işin var burada, çabuk çık dışarı" der gibi "hoş geldiniz" dedi, ama ben hiç yüzüne bile bakmadan, soğuk bir ifadeyle "çekil şurdan be" dercesine "hoşbulduk" diye söylenirken bi yandan da direkt merdivenleri çıkmaya başladım. Cafe'nin üst katına bi çıktımki, allahım içeri resmen taşşaklı adam kaynıyor. herkes bi janti, bi janti ki, ben yanlarında inşaat işçisi gibi kalıyorum.

Görüntü böyle olunca bi an "geri dönüp gideyim mi" diye düşünmedim değil. Hem içeride herkes birbirine benziyor lan bunlardan hangisi benimki, kadınlar dışında herkes yakışıklı. Üstelik ben onu Fatih Ürek 2015 versiyonu diye kafama kazımışım ama içerde öyle kimse de yok.

İçerinin durumu böyle olunca merdiven'in başında da çakıldım kaldım. İçimden de "garsonlar gelip beni dışarı atmasalar bari" diye düşünüp tırsmıyor değilim.
Öyle böyle saatler gelen saniyeler boyunca keskin nişancı gibi içeriyi iyice taradım ve bi baktım cafe'nin diğer ucunda kocaman kibarlıkta bi koltuk var, üstünde de Tom Ford var.
Koca cafe'de tek başına oturan bi tek o olunca içimden "yoksa bu o mu?" diye düşünerek ona doğru adeta bir yavru ceylan gibi ürke ürke yürümeye başladım, yalnız bi yandan da kendimden eminmişim gibi adımlarımı yere sağlam basıp hafif gürültü çıkarmaya çalışıyorum. Çünkü çıkardığım gürültüyle ben ona doğru yürürken o da bana dönecek ve eğer tanırsa da, yüzüme bakıp sırıtmadan edemeyecekti. "Eğer sırıtırsa beni bekleyen kişi odur, surat asarsa o değildir" diye kendimce planlar yaparak ilerledim ve yaklaşmama 3 adım kalmışken, o bana bi döndü ve dönmesiyle birlikte hafifçe bi gülümsediki, ben zaten o salise de zamandan ve mekandan koptum.

Allahım bu ne yakışıklılık, uzaktan Tom Ford'a benzetmiştim ama yani yakınına gelince gördümki Tom Ford bunun bokunu yesin emi. Sen nesin böyle. O fotoğraflardaki kimdi, sen kimsin, ben kimim. burda ne yapıyorum. var mıyım, yok muyum. her şey aslında bir enerjiden mi ibaret. beden falan filan yalan mı. sen gerçek misin. niye bana gülümsüyorsun. O gülüşün niye bu kadar tatlı, dişlerine ne yaptılar senin. İnci gibi tek tek nasıl dizildiler öyle, o burundaki karadeniz kavisi nedir allah aşkına, o çirkin burun, yüzünde nasıl öyle güzel duruyor.

de bana hadi. allah aşkına. saçların niye böyle ahenkle dans ediyor, ha ne yaptın 2 saniye önce rijoys'la mı yıkadın, kirli sakalın olayım senin, o küçük küçük parlayan gözlerinin içine kurban olduğum söyle bakayım bana, gözlerinin içi parlasın diye sende benim gibi arap sabunuyla mı yıkıyorsun yüzünü. haa, de bakiyim sağ yanağında duran tek gamze nerden geldi. allah o çeneni nasıl yarattı öyle. hadi anlat. hepsini uzun uzun yıllarca anlat. hiç susma. zaten allah dünyaya beni seni izlemek ve dinlemek için gönderdi. "hoş geldin" derken bile dilinden bal akıyor valla. o, çöl rengi kumral tenine kurban olduğum. dur gülümseme artık yeter, yoksa ölücem.

ahh bu adımlar ne zaman bitti. ben ne zaman seninle tokalaştım, ne zaman oturdum koltuğa. ne zaman o kendine bilmem neli kahve, ben ise milk shake istedim ve garson bu milk shake'i niye iki pipetli getirdi. hem ben hayatımda ilk defa milk shake içiyorum. ki zaten içemedim ve bir kaç defa üst üste "öğğğ tadı bok gibi" dedim durdum.

hem lütfen allahım artık canımı alır mısın. hayatıma zirvede son ver. çünkü milk shake'den aldığım ilk yudum sonrası "tadı bok" gibi derken de, bi yandan da "ya ben bunu ilk defa içiyorum. keşke tadı da, adı gibi güzel olsaydı" falan gibisinden saçmalamaya başladım. o da her söylediğime gülüyor. lan söylediklerim gerçekten komik diye mi gülüyor, yoksa benim trajikomik halime mi gülüyor.

hem zaten üzerindeki o rengini bilmediğim ceket, beyaza çalan bi renkte gömlek, siyah gibi bir pantolon ve değişik meğişik bi kundura giymiş, ben ise converse türü spor ayakkabı, geçen colins'den ucuza aldığım bol boyalı kot pantolonu, üstüne de yine 300 TL'den defalarca düşe düşe en son 78 TL'ye düşen çakma deri montu giyip gelmişim. ortamdakilerin giyimleriyle beni karşılaştırdığımızda, ben sanki milk shake'imi içip tekrar inşaata harç karıştırmaya gidecekmişim gibi duruyorum. sahi garson niye milk shake'i 2 pipetli getirdi. yoksa Fatih Ürek olduğumu anladı mı?

bu arada az önce "allahım canımı al, hayatımı zirvede noktalamış olayım" dedim ama yok, ölmüyorum da. ay bu şeker çuvalına düşmü adam da sürekli gülümsüyor "bende mi gülümsesem acaba" diye düşünüyordumki aklıma gülüşümün çirkin olduğu geldi ve tuttum kendimi. dur en iyisi biraz daha düz durayım ve çok fazla gözünün içine bakmayayım. hem böylece o beni hep sol profilimden görsün, çünkü allah beni bir tek sol profilden bakılınca güzel tasarlamış. burnum önden bakınca şişik gibi durmasa önden bakılınca da güzel olurdum ama, eğik büğük burnum iyice çirkin olan yüzüme sıçıyor resmen. en iyisi ben sanki hep milm shake içmek zorundaymışım gibi önüme bakayım ve o beni soldan soldan görmeye devam etsin.

ayy allahım bu kadarı fazla değil mi ama. ben senden birini isterken bu kadar güzel mi olsun dedim. sende hiç ortasını vermiyorsun. ya benden bile çirkinin nasip ediyorsun, ya da işte böyle karşısına geçince aşşağılık kompleksine gireceğim birini karşıma çıkartıyorsun. yani tamam benden çirkin olmasın dedim, ama bu demek değildi ki çok çok yakışıklı olsun. lütfen allahım, dünyadaki diğer insanların hakkı geçiyor bana. vallahi ben bunu hak etmiyorum. ya onu biraz çirkinleştir, ya da beni ondan daha yakışıklı yap" diye içimden gizli bir şekilde bol bol dualar ettim.

Bir ara kendimize bi geldikki meğer saat olmuş gecenin bilmem kaçı. Zaman denilen şey yok olup gitmiş, ben zaten rüyadayım herhalde deyip arada çaktırmadan kendime çimdik atıyorum.
O, espri yapmama rağmen her söylediğime gülüyor. Ben onun, tatlı gülüşünü gördükçe içim daha bi kıpır kıpır oluyor, bu an bitmesin, gülüşünü televizyonlar canlı yayınla tüm dünyaya yaysınlar istiyorum. radyolar onun o gülümsemeye başladığı anda aniden ağzından çıkan sesleri çalsın istiyorum. İnternet alemi onun kahve içiş videolarıyla çalkalansın istiyorum.

-Rabbim. araya böyle girip seninle de konuşuyorum ama umarım duyuyorsundur beni. Artık canımı alır mısın. Lütfen bu kadarı bana fazla ve bu yüzden hemen şimdi ölmek istiyorum. Onu buldum diye öldür beni. Çünkü sonra kaybedince ölmüşden daha beter oluyorum. Bunu sen benden daha iyi biliyorsun.. biliyorum.

Gecenin kaçı olmuşken, o "yeğenime gidicem bu akşam, ona sözüm var. kalkalım mı" demesiyle uyandım ve altta kalmamak için "olur olur kalkalım" dedim ve toparlanmaya başladık. İki pipetli milk shake'imin parasını o ödedi, ben ise o sırada cüzdanımda bozuk para olmadığı için yerin dibine girip çıkmakla meşguldüm. Yerin dibine girip çıkıyor olmama rağmen ağzım kulaklarımdaydı. Onunla tanışmış olmanın verdiği seviçten dolayı ağzımı kapatamıyordum. Resmen sanki biri ağzımı zorla gülüyormuşum gibi bir ifade takınayım diye açık tutmuş ve öyle kalmışım. Doğrusu ise onunla tanışmış olmanın verdiği seviçten dolayı ağzımı kapatamıyordum..

Sonra dışarı çıktık, meydana kadar ne konuştuğumuzu bilmeden konuştukda konuştum. O konuşuyor ben dinliyordum, ben konuşuyorum o dinliyordu. bir ara "ee ne düşünüyorsun hakkımda" dedi. Ben de "iyi mütevazi, hoş, anlayışlı birisin. sevdim seni" dedim. "aa sağ ol. bende seni sevdim" dedi ve ben yine saçma konularıma döndüm. Sonra meydana yakın bu sefer "bizim hakkımızda ne düşünürsün" diye sordu, bende "ya bilmemki. böyle şeyler zamanla oluyor. beraber vakit geçirelim, kendiliğinden gelişsin aramızdakiler" dedim.

ben dedim. evet evet ben bunları dedim. inanabiliyor musunuz. hayatı saçmalık üzerine kurulu olan ben, resmen mantıklı konuştum. üstelik ölüp bittiğim adama karşı bunları dedim. hayır yani mantıklı düşünmenin sırası mı. mantığıma sokayım, ne oluyor lan bana.

adam "biz" diyor, ben hala "zamana bırakalım" ıvırı zıvırı ediyorum. sikerim lan zamanı. ne oluyor bana. töbe allahım, az önce canımı al dediğim de beni ciddiye alıp canımı almak yerine akıl mı verdin bana. ne oluyor ha?
töbe yarabbim, ama şimdi sırası mı mantıklı konuşmanın.

üstelik çocuk lafı döndürdü dolaştırdı yine aynı anlamda bir başka soru sordu, ben tekrar "sevdim seni, iyi birisin. yani biliyorsun böyle şeyler hemen olmuyor. hani birbirimizi beğendik ama hisler beraber zaman geçirdikten sonra kesinleşiyor. bakalım ne olacak" diyorum.

ya bu cümleleri ben nasıl söyleyebilirim. ben böyle mantıklı bir insan değilim. saçmalıklarla yaşayarak mutlu olan ve her şeye anında atlayan malın tekiyim. benden bu kadar mantıklı cümleler çıkmasının imkanı yok. kesin şu an öldüm ve bana söylemiyorsunuz. ölmediysem de lütfen işid gelip kafama kurşun sıkabilir mi? 

gerçekten yani. şu an "evet evet evet" diye bağırarak boynuna atlamam gereken adama "zamana bırakalım, böyle şeyler zamanla olur falan fistan" diyorum. offf allahım niye bana böyle davranıyorsun. ne yaptım ki ben sana. yani bu kadar mı sevmiyorsun beni. zaten biliyorum beni sevsen, şu an da mantıklı düşünmeme izin vermezsin. düşünmeme izin versen bile, konuşmama izin vermezsin. allahım bana neler oluyor, bir açıklama yapar mısın!

sonra mantıklı açıklamalarım eşliğinde yolumuz bitti onu gideceği durağa bıraktım ve karşıma çıkan herkese "bi kaç saat önce aşık oldum" bakışı atarak eve geldim. sonra da whatsapp'den "tanışmamız çok güzeldi, çok mutlu oldum :)" yazdım ve attım. İşte ben buyum bu ya. Ne o öyle istemsiz ağır takılmalar falan.

Çok geçmeden ondan da "bende öyle :)" yazan cevap geldi. Tam bir şeyler yazacakken, yazamadım. Resmen elim ona roman yazmak istemesine karşın, içimde bir şeyler elimi durdurdu. Yazamadım, kapattım telefonu.
Ay allah'ım lütfen ama ya, 30 yaşına gelince akıllanacaktıysam, ne diye 30'uma kadar saçma sapan bir hayat yaşattın? Hayır ben istemiyorum böyle bir yaşam. anlıyor musun. ben saçmayım. tepeden tırnağa saçmalıkdan ibaretim ve böyle mutlu oluyorum. eski beni istiyorum. o anında hoşlandığı kişiye yavşayan ve yavşamaktan yorgun düşen beni istiyorum. lütfen çabuk dönsün bana. ben bu değilim ve hiç sevmedim kendimi.

17 yorum:

Adsız dedi ki...

ay çok güzel yazıyorsun :)
çok tatlı olmuş. umarım bu sefer istediğin gibi olur. artık birini bul ve mutlu ol istiyorum :)

(ceren)

eso beso dedi ki...

her satırda maşallah demekten yoruldum, hayırlısı olsun. <3 depresif yazılardan sonra böylesi iyi geldi. ^^

Adsız dedi ki...

yazılarınla geçen ay nbir arkadaşım sayesinde tanıştım ve yazım dilinden erkek değil de, kız olduğunu düşünüyorum. sadece bizi kekliyorsun gibime geliyor.

yine de cinsiyetin her ne ise, mutluluklar :)

Adsız dedi ki...

çok sevindim mutlu olmana :) her şey güzel gider umarım

Vişne Çürüğü.. dedi ki...

Aşık olmak sana çok yakışıyor ya. Keyifle okudum yazdıklarını. Ne güzel şeyler düşünüyorsun böyle anlarda. Devamı gelir inşallah :)

Adsız dedi ki...

ahlaksızlar hesap gününden korkmaz mısınız. ne biçim insanlarsınız?

Pukka Muscle dedi ki...

Cooookk sevindim. Kendi basima gelmis gibi mutlu oldum ve yuzune yapistigini anlattigin o gulumseme ve siritma hali tum yazi boyunca benim yuzumde de belirdi. Darisi basimize, size ise mutluluklar :))

beygirniyazi dedi ki...

adsız'a... korkmayız anacım. çünkü biz o hesabı allah'a verecez, senin gibi kütüklere değil.

Adsız dedi ki...

Hadii buyrun burdan yanalim:) ahlakın batsin bi bitmediniz..

O Gay Ben de dedi ki...

ondan hoşlandıktan sonra beynin otokontrolü ele almış ve "senden hoşlandım ölüp bitiyoruğuum" yerine "mantıklı gözükeyim ki hemen içine düştüğümü anlamasın hatta ben ona değil o bana adım atsın ki ilişkinin sonrası sağlam temellere otursun" kafasına girmiş. :) iyide etmiş.

mutluluklar.

Hayat_Erkeği dedi ki...

sevgili @adsız hesap gününden korkmuyorum. çünkü o gün allah'a hesap vericem, sana değil. hayat benim hayatım, allah onunla istediğimi yapma hakkını bana vermiş. nasıl yaşadığım beni ve allah'ı ilgilendirir. seni değil. sen kendi ahlakına sahip çık yeter.

Hayat_Erkeği dedi ki...

@beygirniyazi adsız'ı dikkate alma, işte kendince ahlak bekçiliği yapıyor.


@ogaybende ya ama ben hiç öyle yaşamadım, yaşayamam ki. o neydi öyle resmen içimden bir kadir inanır çıktı. adama ölüp bittiğimi kendim gibi belli edemedim :((

Adsız dedi ki...

beygir denilen kişiye sözüm

anlaşılan sen de onun gibi ahlaksızsın. hesap vermek öyle kolay mı sanıyorsunuz.

beygirniyazi dedi ki...

adsız'a... evet, ahlaksızın önde gideniyim. tabii ki hesap vermeyi çok kolay sanıyorum. allah ne derse o, bundan daha basiti var mı? her kul gibi ben de bunu kabul etmişim baştan. imanım senden kuvvetlidir, bundan eminim. sen çok emin olma kendinden, allah'ın terazisi bakarsın bana affedici sana cezalandırıcı olur. senin gibileri biliyoruz biz, arka odaların adamlarısınız siz.

Adsız dedi ki...

ahahaha imanın benden kuvvetliymiş. peki bunu nerden biliyorsun. saçmaladığının farkına var. zaten hepiniz saçmalıyorsunuz ve farkında değilsiniz.
hepiniz tutturmuşsunuz benim kalbim temiz. kendinizi kandırmaya devam edin, öteki dünyada gerçeklerle yüzyüze geldiğinizde kalbinizin pisliği de ortaya çıkacak.

ayrıca son sözüm de Hayat Erkeği'ne, dikka ettiysen küfür etmedim. yorumlarımı saklayarak da gerçeği örtemezsin.

Hayat_Erkeği dedi ki...

sevgili @adsız fikrini söylerken insanlara hakaret etmezsen yayınlarım, ama hakaret edersen yayınlamam. ama görüyorumki yola gelmeyi de başardın. en azından küfürsüz de yorum yapabiliyorsun :)

ayrıca evet kalbimiz temiz, kirli olduğunu sen nasıl iddia edebiliyorsan, biz de temiz olduğunu böyle iddia edebiliriz.

ayrıca kendine bir isim al, öyle ikide bir adsız madsız demek bana pek uymuyor.

beygirniyazi dedi ki...

adsız...

imanımın senden kuvvetli olduğunu nereden çıkardım söyleyeyim: ne işin var senin bu blogda? niye beni "iman"a davet edeceğine hemen "ne biçim insanlarsınız"a başlıyorsun? sen imanla ahlak bekçiliğini karıştırıyorsun. bunu karıştırdığın için ben kendi imanımın seninkinden fazla olduğuna eminim. en azından "iman" nedir onu senden iyi biliyorum.

biz senin o bekçiliğini yaptığın ahlakı çok iyi biliyoruz, çok gördük, bıktık. hele onun bekçisi bize artık komik geliyor.

beygir denilen kişi.