Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

4 Mart 2015

bahanelere sığınmak.

Yıllarca düşümdüm durdum. Hepimiz de düşünmüşüzdür zaten; Bir insan neden sevmediği biriyle yaşardı ki. Yani zaten çok açıkki karşındakini sevmiyorsun ve size bakan herkes de bunu hemen anlıyor.
Hatta bu sevmemek, öyle bir sevmemekki, yatakta o her arkasını döndüğünde sen ondan bir anlık da olsa kurtuldum diye düşünüp derin bir nefes çekersin.  Rahatlarsın. Çünkü onu sevmiyorsun bu çok açıkça belli ve belki hiç sevmeyeceğin de kesin.
Ama işte yine de insanlar sevmediği kişilerle yaşıyorlardı ve dışardan bakıldığında da bunu belli ederlerdi. Yani yanındaki kişileri sevmedikleri her hallerinden belliydi, ama sevmemelerine rağmen elini tuttukları biri vardı.
İşte böyle böyle yıllar geçti. Kendimce bunu anlamaya çalıştım, ama hiç anlayamamıştım. Çünkü bana göre hayat çok basitti ve sırf bu basitlik üzerinden yürüyüp gitmeliydi. Yani birini sevmiyorsan onunla yaşamamalıydın da. Bu yüzden onu bırakıp yola çıkmalıydın, yolun yoksa bile kendine yeni bir yol çizip sıfırdan yeni bir hayat kurmalıydın.

Sonuçta insanın sadece ekmeksiz susuz yaşayamayacağı gerçeği dururken, birine bağımlı yaşamayı, heleki sevmediği birine bağlı yaşamayı anlamlandıramıyordum.

Tabii sorun sadece benim sevmemem değildi. Sorun onların da beni sevmemesiydi. Çünkü hayatımı çok fazla bencillik üzerine kurmaya alışkın değilim. Yani tamam birini sevmiyorsan istediğin yere siktir olup  gidebilirsin. Ama sırf sen sevmediğin için değil, ona da duygusal ve ruhsal bir zarar vermemek adına gidersin. Öteki türlüsü çok acımasızca olurdu. İnsan olana yakışmazdı.

İşte bu yüzden terketmelerim veya terkedilmelerim genelde karşılıklı değer vermeme aşamasından sonra gerçekleşti. Öyle bir değer vermemekki, karşındakini köpekten daha değersiz görmek ile anca anlatılabiliyordu ve bunu her hissettiğimde hiçbir şey demeden terkettim.

Sonuç olarak dönüp baktığımdan yer yer sızılarım olsa da, ağız dolusu "keşke terketmeseydim"lerim olmadı. Yani nerdeyse hiç pişman olmadım.
Aksine her defasında daha da mutlu oldum. Daha çok kazandım, daha çok insan oldum, daha çok insanları anladım. Daha çok kendime değer verdim, hayatıma girenleri daha iyi anladım ve anlamaya çalıştım. Onlara sevgilim oldukları için değil, insan oldukları için sevdim.

İşte tüm bunların sonucunda şimdi dönüp kendime bakınca öküz herif’i neden terkedemediğimi, hatta neden terketmek istememe rağmen; siktir olup gidemediğimi anladım. Çünkü o beni seviyor.
Benim onu sevmediğim kadar, o beni seviyor. Öyle bir sevmekki benimle bir olup hiç ayrılmak istemiyor. İşte o beni sevdiği için onu terkedemiyorum. Çünkü bugüne kadar sevildiğimi hiç hissetmemiştim. Çünkü bugüne kadar ben seviyorsam sorun yoktur, ben sevmiyorsam sorun vardır diye düşünerek yaşıyordum ve ilişkilerim de hep bu çerçeve içerisinde yaşanıyordu. Ama şimdi ben sevmesemde o beni seviyor. Ve ben bugüne kadar sanırım hiç sevilmemişim.

-----

O beni sevdiğinden dolayı onu terkedemiyordum. Onun için öylece hayatının bir köşesinde duruyordum. Öylesine kafamız allak bullak bir şekilde. Ne yapacağımızı bilmeden birbirimizin hayatında duruyorduk Daha doğrusu ben onu sırf beni sevdiği için hayatımda tutuyordum. Hayatında duruyordum. Çünkü onu da kimse benim kadar sevmemişti, benim gibi sevmemişti. Zaten o da kimseyi benim kadar sevmemiş, hatta benim gibi hiiç sevmemiş. Şimdi benim ona olan sevgim bitmişken, onunkini de bitirdim. Ayrılmak için bahane ararken de kendi bahanelerimizi yaratıp durduk. Keşke bahanelere sığınmadan, sessizce bitirebilsek. Keşke hiç şirkefleşmesek. İlk tanışma anındaki kadar nazik olabilsek.

1 yorum:

elo!!.. dedi ki...

bazı ilişkilerin bitmesi için imkansızlaşması gerekir, çirkefleşme onu sağlar bir nebze taviz veremeyeceğimiz noktalara dokunur...

ille böyle olmasına gerek yok elbette ama işte...