Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

10 Ocak 2015

canı sıkılan gay bakkal

Bugün bakkal sahibi olmamın 17inci günü. Yani artık bir işçi gibi hissetmiyorum, ama doğrusunu söylemek gerekirse, kendimi patron gibi de hissetmiyorum. Sanırım daha çok hiçbir şey olmamış, olamamış, olmayacak, olamayacakmış gibi hissediyorum.
Ama bence kendimi işçi olarak hissetmem daha güzeldi. Çünkü kendimi bir yere, en azından ucundan azıcık da olsa bir sınıfa ait hissedebiliyordum. Şimdi ise burda akşama kadar oturup birilerinin gelip ekmek, sakız, orkid, kondom, permatik vs almasını bekliyorum. Bakkal sahibi olmak çok sıkıcıymış. Hele bu soğukta küçücük bir sobaya sarılıp müşteri gelmesini beklemek :((

Bi yandan burada otururken aslında kendimi sanki bir mal gibi de hissediyorum. Hatta daha çok; bir bok başarmaya çalışan, ama aslında hiçbir bok başaramayacak öküzün teki gibi hissediyorum.
Ve hazır bunları düşünürken aklıma geldi de; aslında o son krediyi de çekmeyecektim.

Çünkü bakkalcılık çok zormuş. Yani hiç de öyle dışardan  bakıldığı gibi kolay değilmiş. Oysa daha önce "sabah açarım dükkanımı, otururum akşama kadar para kazanırım" diye düşünüyordum. Ama şimdi burda öylece oturup soğuktan titreyince farkettimki yanlış yapmışım. Çünkü pek iş yok ve doğrusunu söylemek gerekirse sanki biraz kazıklanmışım gibi hissediyorum.

Üstelik bakkal işletmek hiçde basit değilmiş. Zaten sabahın 7sinde dükkanda olmanın neresi basit olabilir ki. Hadi bunu geçtim akşamları 23:00'de dükkanı kapatmak ve gün boyunca o saate kadar dükkanda tıkılıp kalmak ne demek biliyor musun?
Off şimdi daha çok anlıyorum esnaf kardeşlerimi :(


Bu arada bakkalcılığın bile bi dünya ıcığı cıcığı varmış ve kimse bana bunlardan bahsetmemişti, şimdi kendimi biraz değil, saha çok salağın ta kendisi gibi hissediyorum. Mesela dükkana gelen toptancılarla bile iyi anlaşmalıyım ki beni kazıklamasınlar ve kâr marjım düşmesin. Yoksa piçlerin beni kazıkladıklarını bile anlayamayabilirim.
Zaten geçen gün yumurtacı bana yumurtaların tanesini 30 kuruştan verdi ve ben bunu 3 gün sonra başka bir toptancının söylemesiyle anca farkettim. Meğer yumurta fiyatları bu ara düştüğü için aslında yumurtaların tanesini 22 kuruştan alabilirdim, ama fiyatlardan haberim olmayınca yediğim kazık yanıma kâr kaldı.

Daha bunun gibi onca şey var. Mesela kola bayisi de bana promosyonlu ürünlerden bahsetmemiş ve ben aslında almam gereken ürün yerine başka şeyler aldığım için şu an ürünlerin hepsi gözümün içine bakıyor. Oysa piçler işlerini de tam yapmıyorlar. Malı getirdiklerinde kapının önüne atıp gidiyorlar, akşamları o koca kolileri taşımak çok zor oluyor.

Tüm bunları yaşarken kendimi sanki oyuna gelmiş gibi, sanki paramı çöpe atmış gibi de hissediyorum ve hatta 15 yıl sonra kendimi karşıdaki çöp kovasındaki poşetleri tırmalayacak gibi hissediyorum. Niye bana bunlardan bahsetmediniz, çünkü şu an işçiliğimi özledim, o süslü ofisde 3-5 kuruşa çalışarak öğlen aralarında dışarı çıktığımda, elimdeki kağıt kahve kupasını sımsıkı tutup trilyonluk hava atmayı özledim..

Bana kimse bakkal işletmenin bir hapishaneye girmek olduğunu söylemedi ve şimdi canım çok sıkılıyor.

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Okuyunca aklima ilk gelen.aylak bakkal atasozu oldu.optum

beygirniyazi dedi ki...

hocam, sordun mu ki söyleyelim? sabır...