Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

16 Eylül 2014

zaten'ler



iyi adamlar hep uzakta bir yerde
kötüler ise sokağın en başında bizi beklemekte.
güzel adamlar hep bir başkasının kolunda zaten
çirkinler ise kolumuza girmek için tetikte..

ah nasıl bir zaman bu böyle
dış görünüşü ve gerçek kişiliği birbirini tutuyor tüm insanların.
ve zaten herkes sadece sevdiğine iyi olmakta..

hem tutup birini sevsen ne olacak.
aldatılmak tüm aşıkların kaderinde var
zaten herkes bir yatımlık uzakta..

9 Eylül 2014

sonra anladımki; bizim ilişkimiz, ben onun beynini siktiğim için değil, götünü siktiğim için devam ediyordu.

aynı şeyleri düşünmüyorduk, aynı bakış açısına sahip değildik ve hiçbir zaman da olmayacaktık. Farklı dünyaların insanı olmanın dışında, gerçekten birimiz diğerine uzaylıydı. birbirimizi alttan aldığımız süre boyunca sürüp giden saçma sapan bir ilişkinin yapaylığı, o buram buram pislik kokan hal ve hareketlerimize dahi işlemişti.
ikimizden bir bok olmazdı. biz buyduk. ne aşkımız aşktı, ne de birimiz diğeri için elini taşın altına koyabilirdi. iki korkağın mecburi bir arkadaşlığının seks yapan haliydik ve seks yapmazsak arkadaşlığımızda bitecekti.
biten bitmişti aslında ve yalnızlığımız bizi birbirimize mecbur kılıyordu. yalnızlığımızdan dolayı birbirimize kaçıyorduk ve kaçtıkça birbirimizden bıkıyorduk. bu birbirimize kaçmalarımızın hiç kimseye zerre kadar yararı yoktu. ama zararı ruhlarımızın yorgun argın düşmesinden belliydi. her buluşmamızda birbirimizi yiyorduk ve beynimiz artık yüksek sesle konuşmaktan yorgun argın düşürüyordu bizi.

bazen o gittikten çok sonraları boğazımın ağrıdığını hissederdim. o bağırmaların yanıma kar kalmayacağını hep bilirdim, hep de söylerdim. ama hiçbir işe yaramadı. değiştiremediğim şeyleri kabullenme gücüm vardı ve onu böyle kabul etmiştim. ama artık dayanamıyordum ve bu yüzden o iğrenç travesti sesim, her buluşmamızda biraz daha yükseliyordu.
ben onu ruh halinin pisliğiyle kabul etmiştim ama o beni hiçbir halimle kabul etmemişti. cümle aralarına sıkıştırdığı aşağılamalarına öyle güzel bahaneler buluyorduki, içimden "öff siktir et, şimdi bir de bunun için kavga etme" deyip içime içime atıyordum. çünkü ondan ümidimi hiç kesmemiştim "bir gün elbet değişecek, yanlış yaptığını, bana kötü davrandığını kabul edecek ve düzelecek" diyordum kendi kendime.
böyle dedikçe de ilişkimiz uzuyordu. ama baktım ki olmuyor. çünkü o bana kötü davrandıkça, zamanla bende ona kötü davrandım. davranmak zorundaydım da. çünkü alttan ala ala, artık gücüm kalmamıştı. hem alttan almak zorunda da değildim. özellikle o böyle acımasızken ve benim üzülebileceğimi düşünmeden konuşurken.
bunu kendi içimde netleştirince; bende cümlelerimi iyice bileyledim ve yüreğine yüreğine konuştum. canının her yanışında mutlu oldum. mutsuzluğuyla mutlu oldum. sikimde değildi canının yanması ve hiçbir zaman da siklemeyecektim. çünkü o başlatmıştı ve ben ona çok sabretmiştim. artık "sikerim sabrını" deme zamanıydı ve ben işte bir canavara dönüşmüştüm. siklemedim. kırdım, paramparça oluncaya kadar sözlerimin en sert haliyle vurmaya devam ettim. gözleri doldukça daha bir sert vurdum. sert vurdukça başka bir şey oldu.

meğer sadece numara yapıyormuş. çünkü daha önce gözleri dolduğunda durmuştum ve aslında onun gözleri her dolduğunda durmuştum. bunu hiç farketmemiştim ve o yalandan gözlerini doldurup gözlerime bakarak beni susturuyordu.
ama şimdi susmamıştım. devam etmiştim ve o da gözlerindeki yaşları geri çekmek zorunda kalmıştı. yüzü eski ukala ve aşağılayıcı haline dönmüştü. mimikleri, el kol hareketleri, gözlerinin etrafındaki o çizgiler, dudaklarının sağa sola hareket etmesi, gözlerini arada bir devirmesi, işte o üstten bakan adam geri gelmişti ve söylediklerimin hiçbirini duymadığını, tavrıyla edasıyla gösteriyordu.
bunu öğrenmek daha güzel olmuştu. bunu görmek beni rahatlatmıştı. çünkü onu daha önce bu kadar net gördüğümü hiç hatırlamıyorum. ilk defa onu bu kadar çıplak, ilk defa gerçek haliyle görmüştüm ve çoook rahatlamıştım. haklı çıktığıma, bunca süredir haklı olduğuma o kadar sevindim ki anlatamam.
işte o an anladımki; bizim ilişkimiz, ben onun beynini siktiğim için değil, götünü siktiğim için devam ediyordu. ve ben onun götünü sikmeyi bırakıp beynini sikince bitecekti. bu yüzden farkında olmadan; artık her fırsatta durmadan beynini sikmeye başlamıştım ve ilişki denilen sikindirik şeyin sonuna gelmiştik. çok şükür, çook.

2 Eylül 2014

döndüm evime çok şükür

Hani şu yazıda yazmıştım ya; (yazı) işte o günden bu yana evimi görmedim.
Sanırım 1 aydır evimde uyumak yerine, sağda solda uyuyup uyanıyorum. Kendi evinden uzak kalmak zorunda kalmak ve bu arada kira ve faturaları da ödemek insana fena koyuyor. (özellikle kalmadığın bir evin faturasını ödemek resmen götünde bazuka etkisi yaratıyor. Hele kullanmadığın internet parası, apartman temizlik parası vs. ohoooo)
Bazen dışardayken "kira yazıyor bari gidip evde oturayım da boşa yazmasın" gibi cümleler aklımda geçmiyor değil, ama yine de tuttum kendimi.

Çünkü eve gittiğimde Öküz'le karşılaşacaktık ve ister istemez sevişecektik ve sevişince de yine ayrılamamış olacaktık. Yani; yine en başa almış olacaktık.



İşte tam da bu ayrılık konusunda şunu söylemeliyim ki; bu son barışmamızda da güya konuşmak için bir araya gelmiştik. Konuşmayı da bayaa ciddi ciddi istemiştim. Çünkü adama iyi kötü 2 yıl geçirdim ve şimdi dönüp sanki hiçbir şey olmamış gibi bir anda tüm ilişkiyi kesmek bana çok acımasızca ve insanlık dışı geldi. Hazır o da mesaj atmışken oturup konuşmamızın iyi olacağını düşündüm ve bir araya geldik.

Ama bir araya geldiğimiz yer benim evin salonu olunca, yer minderlerine oturduktan bir kaç dakika sonra, konuşmak yerine sevişmiştik ve sonra da işte böyle böyle kendimiz yine ilişki içinde bulup ve çıkmaya devam etmiştik.

Oysa sevişip boşaldıktan sonra aklıma gelmişti ve kendi kendime "lan biz konuşmak için bir araya gelmiştik, sevişmek için değil" demiştim. Ama işte geç kalmıştım ve biz sevişince, ilişkimiz de otomatikman yeniden başlayıvermişti.

Durum böyle olunca, bizim ilişki de aslında yolda kalmış eski bir arabanın iteklenerek yürütülmesinden başka bir şey değildi. Hep zarzor yürüyüp gidiyordu. Sonra işte düşündüm taşındım ve en iyisinin de onunla karşılaşmadan bu ilişkiyi bitirmenin olduğuna kanaat getirip, sırt çantama bir kaç parça eşya attım ve  evimi gerimde bırakıp siktir oldum çıktım. Şimdi ise evimden başka her yerde yatıp kalkıyorum. arkadaşlarımda, dostlarımda, gece tanıştığım piçlerde ve sabah olsun diye bar bar gezmelerdeyim.

Ama çok şükür hepsi bitti. Artık sağda solda yatmayacağım. Bu gece itibariyle evime döndüm.
Şu an evin her tarafı kocaman bir sessizlik ve seksizlik ile kaplı. Sanki bu duvarlara hiçbir zaman onu dayayıp sikmemişim gibi sesksiz, sanki o beni şu kanepeye yatırıp rimming yaparken ben hiç bağırmamışım gibi sessiz. Öyle işte. Oysa daha geçen ay'a kadar bu duvarlar spermlerimizle yıkanıyordu, etrafta bol bol pipilerimizi sildiğimiz iğrenç kokuşmuş peçeteler uçuşuyordu. Şimdi hiçbiri yok.

Oysa biliyorum ki; ondan ayrılmak konusunda o kadar geç kaldımki anlatamam. Hele ki bir de duygusal yıpranmalarımı saymıyorum bile. İnsanlıktan çıkmama ramak kalmıştıki onu evimle beraber gerimde bırakmanın tüm insanlık için en iyi karar olduğuna karar verip, siktir oldum gittim.

Tabii o da bu arada boş durmadı. Sürekli aradı yazdı vs. Ama siklemedim. Sonuçta kararımı vermiştim ve asla dönüş olmayacaktı. Asla olmayacak da. Artık o geçmişimde kalan bir leke oldu çıktı. Sikimde bile değil. Yani kısacası: çok şükür bunda da ölmedim, sadece yaralandım.

cümlelerime son verirken az önce aklıma gelen şu sözcüklerle veda etmek istiyorum: yaralarım kabuk bağladı, dokunucak olursanız hepsi düşecek ve canım çoooook acıyacak...