Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

27 Mayıs 2014

ve hikayem bitti

2010 yılından bu yana durmadan küfürler ediyor ve bu küfürleri bir kaç süslü kelime ile allayıp pullayıp burada bir araya toparlıyordum.
O günden bu güne bu blog sayesinde çok güzel insanlarla tanıştığım gibi, çok kötü insanlarla da tanıştım.
Güzel insanlar dediğim gerçekten güzel insanlardı, düşünceleri güzeldi, kimseye zararları yoktu ve hep birilerinin elinden tutmaya çabalamışlardı. Bu çabalarının karşılığında kötülük görmelerine rağmen yine de güzel düşünmekten ve güzellik yapmatan geri kalmıyorlardı. Onları güzel yapan işte buydu.
Kötü insanlarla da tanıştım dedim ya, evet gerçekten kötü insanlarla da tanıştım. İçlerinde iyilik namına bir şey olmayan, aklı fikri sadece kötüye ve kötülüğe çalışanlardı. Onlardan çok bahsetmek istemiyorum. Çünkü; hayatta sadece güzelliğe odaklanmanın doğru olduğuna inananlardanım, odaklanınca güzellik gelip sizi buluyor.

Lafı uzattım, uzattıkça başka yerlere kayıyor. Bu yüzden çok uzatmak istemiyorum. Demem o ki; bu bloga artık yazacak başka bir şey kalmadı. Bu blog tarihini doldurdu. Kendini yeteri kadar taşıdı. Beni doyurdu, farklılaştırdı, başka türlü bakmamı sağladı.
Blogu takip eden, okuyup yorumlarıyla katkıda bulunan, yorum yapmaktan çekindiği için uzun uzun mail atan herkese teşekkürler.
Belki başka bir blogda, farklı bir karakterde tekrar görüşürüz. 

Sevgiler.

(Not: İnternet ortamında farklı karakterler yaratmayı ve bu karakterlerin ağzından kendimi ve çevremi anlatmayı seviyorum. Aslında günlük hayattaki önemsiz olayarı önemliymiş gibi yazmayı seviyorum desem daha doğru olur. Yazmak güzel ya. Her halükarda. )

23 Mayıs 2014

Twitter Kapandı

Sakin olun  hükümetin bir şey yaptığı yok. Sadece ben sıkıldım ve twitter hesabımı kullanmamaya karar verdiğim için Twitter Kapandı dedim.
Zaten göt-meme-sik'den başka bir şey yazmıyordum. Onları da burda yazarım. Hem ayrı ayrı yerlerde vakit geçirmektense bir tek blogumda yazmak daha sade ve rahat geldi bana. Zaten etraf bir sürü saçma sapan tiple doldu taştı, kimseyle ordan da ayrıca yüz göz olmaya gerek yok. Ordaki bir kaç tweeti de buraya alıyorum, hepinizi en güzel yerlerinizden öpüyorum.
İşte o şok tweetler:

Bi kahve içseks hiçbi şeyimiz kalmayacak

Ben sana gizlice şiirler yazayım, sen de onların sana yazıldığını bilmeden bana oku..

Sıradaki tweet, sonraki durağa kadar aşık olanlara gelsin:
..ve senle o kadar güzel bakışıyordukki, ineceğim durağı kaçırıyor olmak sikimde değildi.

Hatalarından ders almayı öğrenmek demek, aslında önyargılarına bir yenisini eklemek demektir.

o kadar çok hata yaptım ki ve o kadar çok şey öğrendim ki.. hep daha güzel hatalar yapmak için yaşamaya devam ediyorum.

benden adam olmaz, ben ibneyim.

İstiklal'deki şaklaban dondurma satıcılarını gördüğümde tokatlamak istiyorum.

Güzel şarkılarına bok gibi klipler çeken tek sanatçısın amk

Yokluğunda beni avutacak çok yarrak buldum. Yani gidişin hiç koymadı bana..


Seni benden başka hak eden yok, Beni de senden başkası hak etmiyor..

çok şey anlatan, en masum kelime: kırıldım..

İkiz gibi aynı kıyafetleri giyinen sevgililerden birini öldürsem kaç yıl yatarım?

Sevgilim koyu sol'cu olduğu için trafikte de sağ'ı hiç siklemez, hep en sol'dan gider.

Az önce adamın biri ğığ diye aniden yere sümkürünce beyni burnundan kaldırıma düştü.

Allah insanın bir yerinden alıp, bir yerinden verirmiş. Bana nerden verip, nerden aldı çözemedim gitti.

Tecavüze uğrayanın, tecavüzcüsünü öldürmesini destekliyorum.

Baktım olmuyo "mutluluk" dilemek yerine "allah belanı versin" der geçerim

cahille sohbeti kestim, konuşacak kimse kalmadı :(

Eski sevgililerimin hepsini unuttum. Sokakta görünce sevgili olup olmadığımızı bile anlayamıyorum. Tanıdık biridir diye selam verip geçiyorm

Ben seni, sen de beni sev diye değil, ben seni karşılıksız seviyorum.

Sevgilime "beni neden seviyorsun" diye sordum, cevap olarak "çünkü çok salaksın, çabuk kandırılabiliyorsun" dedi ve beni öptü.

Sevgilinizle whatsapp'da yazışırken "yine -de -da 'yı yanlış yazdı" diye içinizden geçiriyor musunuz?

Olum insan Kız Kulesi'nin karşısındaki taşlara oturup, romantizm yaşamaya kalkışırsa cırcır olur lan.

Yalnızlıktan bunaldığımda, metrobüse biniyorum hiçbi şeyciğim kalmıyor. Hatta yalnızlığıma bile şükreder hale geliyorum.

"en ahlaklı olanınız ben ve benim gibi düşünenlerdir" adlı yaşamlarınız, midemi bulandırıyor.

Aslında sadece ikimiz bile bu dünyaya yeteriz. Diğer insanlar neden var anlayamıyorum..

Yalan söylüyorlar matmazel. Gerçek şu ki; hepimizi sikecekler.

"Sevildiğinden emin olduğu için şımarmak" diye bir şey var. Şımarıklığın en tatlı halidir. İnşallah herkes tadar.

Sevgisiz kalan insan ya ölür, ya da öldürürmüş..

Mutsuzluğunu anlatmak için milyonlarca cümle kurabilirsin de, mutluluğunu nasıl anlatacağını şaşırıp, mal gibi kalırsın.

George Orwel'ın 1984 adlı romanını okumaya başladım. Atatürk'ün yaptığı inkılapları ve nedenlerini anlatıyor.

Cemaat memaat anlamam. Bence emniyetin, bir an önce kendi içindeki Apaçi Polis'lerden kurtulması lazım.

küçükken; aynı soyismindeki herkesin akraba olduğunu sanıyordum.

Çarpılmıyım diye yere dökülen cips, çerezlere basmamak için ordan oraya sekerken partide en iyi kırıtan oldum çıktım.

Dönsen bana sanki hiç ayrılmamışız gibi. Ya da dönmesen, hiç tanışmamışız gibi..

güzel çıktığın fotoğrafın binlercesini el ilanı olarak bastırıp, herkese dağıtmak istersin ya.. işte o kadar mutluyum :p

Dedim ama ben sana "beni yalnız bırakma, yanlış yaparım" diye.

aşk acısı yoktur, kuyruk acısı vardır.

Kahve için acele edelim. Soğumamalıyız..

Bir hiç uğruna ya rab, ne hayaller kuruluyor..

Onu sevdiğimi bilmesin.. Bilmesinki ağzıma sıçamasın.

Belki biri de benim fotoğrafımı açıp, yüzümün en ince ayrıntısına kadar inceliyordur, kim bilir?

belki de yalnızlıktan kudurmuşumdur da haberimiz yoktur.

-benden ne istiyorsun? 
-seni istiyorum. ama bir seferlik değil..

Biri gelse de kalsa artık. Hep gitmek için geliyorlar..

işte o zaman daha iyi anlamıştım “seni sevdiğime” inanmadığına. elimden bir şey gelmedi, seni sikerek kendime inandırmaktan başka..
 
 (Dipnot: tüm tweetleri sileyim dedim ama silmeye üşendim. Çünkü 3.600 taneden fazla tweet atmışım. 200 taneden faslasını sildim galiba, ama işaret parmağım ağrımaya başlayınca silmeyi de bıraktım. Neyse hesabı kapıyorum, burdayım sadece. Öptüm çok XOXO)

11 Mayıs 2014

Yatağa bir orduyla girmeye gerek yok bence

Sevgilinin de dahil olduğu üçlü sex yapma olayı bana çok komik geliyor. Aslında sadece komik değil, biraz da garip geliyor. Yani ne bileyim ya, sevgilimin başkası tarafından gözümün önünde sikilmesini aklım şimdilik almıyor. Tabii sadece sevgilimin benim önümde sikilmesi veya sevgilimin gözlerimin önünde birini sikmesi de sorun değil, sorun benim de sevgilimin önünde başkasını sikmemden de kaynaklanıyor. Yani tutup sevgilimin gözünün önünde birini çatır çatır sikmek de bana çok ağır geliyor. Hani kusura bakmayın ama her boku yiyen götün teki olsamda, sevgilimin önünde birini çatır çatır sikmek (şimdilik) bana göre değil. İlerde bunu yapar mıyım bilmiyorum. Ama şimdilik kaldıramıyorum. Bundan emin oldum.

Çünkü geçenlerde bu sefer benim de isteğimle üçlü denedik ama ben yine oyun bozanlık ettim.
Olayın başında da oysa ben istemiştim, daha doğrusu bi bok yiyeceksem onunda haberi olsun gibisinden olayım gelişti ve bu yüzden onu arayıp "yanımda bir arkadaş var, üçümüz biraz eğlenelim mi?" dedim. O da hemen atlayarak kabul edince eve geldik ve hoppadana soyunuverdik. Ama aradan 2 dakika geçtikten sonra sevgilimi adamın sikini emerken ve kendimi sevgilimin önünde adamın dudaklarını vantuzlarken yakalayınca bütün iştahım kaçtı. Yani böyle gıcık kaptım gibi bir şey oldu. Bende hemen orda osbir çekip adamın üstüne boşaldım ve "tamam yeter artık sende boşal" gibisinden sevgilime söylenerek ortamı gerdim ve sonra adamı sepetledik.

Durum çok tuhaftı ya. Yani ne bileyim, normal gelir sandım ama yok normal gelmedi. Canım sıkıldı, sinirlerim bozuldu. Bi garip oldum.
Oysa üçlü seks olayını daha önce 1-2 defa başkalarıyla denemiştim. 2 sevgili arasına girmiştim ama yok yine olmamıştı. Hatta o zaman bu durum bana daha çok komik gelmişti. Çünkü o sevgililer böyle birbirlerine iltifat ederken ingilizce kelimeler söylüyorlardı ve ben de gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Ama şimdi komikten öte bir şey var. Böyle alışamamaktan kaynaklı da değil, garip bir şey. Geçen kendi kendime düşündüm, dedim acaba sahiplenme içgüdüsünden kaynaklı bir şey mi oluyor ama sonra kendi kendimi bu konuda iyice deşince,  sahiplenme içgüdüsünden kaynaklı bir durum olmadığını az çok anladım. İşte ne bileyim ya, sadece garip ve çözemiyorum.
Her neyse işte çözünceye kadar üçlü sex yapma fikrini rafa kaldırıyorum.

"En azından bu olayı çözünceye kadar, bazen başkalarıyla tek başıma eğlenebileyim" diye düşündüm ve bunu sevgilime de söyledim. O ise "hayır bensiz biriyle yatamazsın, yatarsan ağzına sıçarım" deyip durdu.

Ama bence aramıza üçüncü birini alıp yatabiliyorsak, ayrı ayrı da takılabiliriz. Yani takılmalıyız da. Hatta en sağlıklısı da bence bu. En azından şimdilik. Çünkü üçlü seksden neden kaçındığımı çözemedim.
Bunu ona da söyledim, dedim ki; eğer üçlü yapma fikrine normal bakıyorsan, bence bazen ayrı takılmak istiyorsak başkalarıyla da yatabilmeliyiz, bu da aramızda normal sayılmalı. Zaten üçlü yapıp, 2li yapamamak çok saçma."

Buna karşılık o ise "ben senin neyinim?" dedi ve ağzımdan bunlar dökülmeye başladı:
"Ben seni sikmek için sevmiyorumki."
O ise güldü. Ben de "ne yani seni sikmek için mi seviyorum.  İlişki demek bu mu oluyor. Yani birini seviyorsun diye ondan başkası seni sikemez mi, ondan başkasını sikemez misin? Bence bu durum, bu düşünce tarzı sağlıklı değil. Çünkü ben seni sikmek için sevmiyorum, seninle sikişmek için beraber olmuyorum ki. Ama sadece benimle sikişmeni istersem, seni sadece sex yapabilmemiz için seviyorum anlamına gelir. Oysa ben seni sen olduğun için seviyorum. Bedenin için değil. Benim senin etinle işim yok. Zaten sevişirken içine girdiğim sen olmuşsun veya olmamışsın bu farketmiyor. Çünkü o an birini sevdiğim için sikmeyi düşünmüyorum. Sadece sikişmeyi düşünüyorum ve belki de erken boşalmalarımın sonucu da o anki sex'e iyi konsatre olmamdan kaynaklıdır." dedim, o ise hem kızmaya, hem de gülmeye devam etti. O gülerken bende konuşmaya devam ettim:
Zaten sex yaparken başka şeyler düşünemiyorum ki. Aklım tamamen sikimin ucunda oluyor, kalbim sikimin ucunda atıyor. Belki de bu yüzden çabuk boşalıyorum. Çünkü ben seks yaparken, sadece sikmek istiyorum. Başka bir şey istemiyorum, düşünmüyorum. Seks yaparken seni sevmişim veya sevmemişim bunu hiç düşünmüyorum. Aklım sadece bir an önce karşımdakini sikmekle ilgili çalışıyor.

Bence seni seviyor olmamın en büyük göstergelerinden biridir; başkalarıyla da yatabiliyor olmam.  Ama eğer sen olaya ters açıdan bakarsan, yani; başkalarıyla yatmamdan, seni sevmediğim sonucunu çıkarırsan, ilişkimizde bir eksiklik var. Bir şeyler eksik kalmış.
Hatta sen böyle bakıyorsan; beni sadece sex yapmamız için seviyorsun anlamına gelir. Bu da sevgi değil aslında. Sadece karşılığını beklediğin bir ruh hali. Yani aslında sevmiyorsun, sadece götünü benden başkasına siktirmemeye karar verdiğin için, benim de senden başkasını sikmememi istiyorsun. Yani aslında sen beni sevmiyorsun, sadece sikilmeyi istiyorsun o kadar. Eğer sikilmek için benimleysen, ufak bir fırtına da beni bırakıp başka bir ağaca tutunmaya çalışırsın" ben böyle diyince bir şey demedi, offladı, pofladı falan. 

"Bence başkalarıyla yatabilmeliyiz, ama bu üçümüzün aynı yatakta olduğu bir an için değil, ayrı yataklarda olduğu anlar için geçerli. Bu durum seni sevmediğim anlamına gelmiyor. Tam aksine seni seviyorum, senden başkasını da sevemeyeceğimi biliyorum. Bundan eminim." dedim ama o yine kızmakla meşguldi. O konuşurken burun delikleri de hızlıca büyüyüp büyüyüp küçülüyordu.

Sonra konuşmaya başladı. Tabii konuşmasının çoğunda yine bağırıyordu ve ben onun ne dediğini anlamıyordum bile. Çünkü onu dinlemiyor pencereden sokağa bakıyordum. O sırada elele tutuşmuş bir kadın ve bir erkek geçiyordu sokaktan. Kadının üzerinde kırmızı bir palto, siyah bir şemsiye vardı. Adam şemsiyenin dışında kalarak yürüyor, kadının ıslanmamasını sağlamaya çalışıyordu. Belki de kadının ıslanmamasını sağlayarak, eve gittiklerinde kadının ona hemen vermesini umuyordu. Yani kadın adama kendini siktirirken, adamı sevdiği için değil de, adama minnet borcu olduğu için verecekti.

Aklımdan bunlar geçerken, kendimi bir nebze de olsa anladım. Çünkü ben seks yaparken birine borçlu olduğumu veya birini mutlu etmek için seks yapmadığımı farkettim. Belki de erken boşalmamın bir diğer nedeni de buydu. Yani birini sikerken onu memnun etme, onun benden memnun kalmasını sağlamaya çalışma çabalarım hiç olmuyordu.Sadece kendim mutlu olmaya, bir an önce boşalıp rahatlamaya çalışıyordum.
Evet birini sikerken hiçbir zaman kendimi borçlu hissetmedim. Zaten az önce hayatıma giren birini, mutlu etmeye çalışarak zaman harcamak bana göre değildi. Koy götüne gitsin işte, daha ne uzatıyorsun ki..

Tam işte bu anda sevgilimin cümlelerini duymaya başladım. Başkalarıyla yatmamamı istediğini söylüyordu. Çünkü ona göre hastalık kapabilir mişim. Etrafda bu kadar hasta insan varken, benim birileriyle olmama bu yüzden razı olamazmış, izin veremezmiş.
Bağırıp çağırmaya başladım; iyide ben de her önüme gelenle yatmıyorum. insanların ne bok olduklarına dikkat ediyorum. tamam kimsenin yüzünde sağlıklı veya hastadır kelimesi yazmıyor, ama kişiliklerinden ne bok yedikleri, nasıl bir hayat sürdürdüklerini de fazlasıyla anlayabiliyorum. çünkü ben bokun içinde büyüdüm. kimin nasıl bir bok yediğini veya yemekte olduğunu ses tonundan, hareketlerinden, tek bir cümlesinden, bir fotoğrafından bile anlarım. ve inan bana bunda hiç yanılmadım.

Böyle söyleyince biraz sakinleşti ve "sana bir şey olsun istemiyorum" dedi. "Bir şey olmayacak ki. Zaten ben olmasına izin vermem" dedim. Baktı gözlerime ve "offfff" dedi.

9 Mayıs 2014

Bakkal mevzusu

Dışardan sesler geliyor. Kimbilir yine ne oldu. Belkide alt katımdaki bakkalı dövüyorlar yine, belki de bakkal kendi kendini dövüyordur. Olmaz olmaz deme. Burda olmayacak şey yok. Çünkü bakkalımız çok gıcık biri. Hatta öyle gıcıkki bazen gıcıklıktan ölecek sanıyorum. Son sözüm: Onu sevmiyorum.

Sevmeyişimin de bir nedeni var tabii. Çok değil geçen yaz konulu bir hikaye bu.
Eve yeni taşındığımız günlerdi. güneşin başımızdan eksik olmadığı ve herkesin "kışı özledim, kar'ın yağmasını, soğuktan titremeyi özledim" diye söylenerek kavrulduğu günlerdi. Evde bir damla su yok, bende bakkala inip söyledim. O da bana "evlere su servis etmiyoruz, götürecekseniz kendiniz götürün" dedi. Tabii mahallede yeni olduğum için içimden "demek burda herkes kendi suyunu kendisi götürüyor" diyerek damacanaya baktım ve "götümü yırtsam kaldıramam" deyip  götürmek yerine ordan 1.5 litrelik sulardan aldım ve eve çıktım.

Az sonra ev arkadaşımla pencere kenarında oturmuş suyu hayvan gibi içerken bi baktık bizim bakkal damacana sulardan birini omzuna atmış hayvan gibi yokuşu tırmanıyor. Lan daha az önce evlere su götürmüyoruz diyen adam bu değil mi diye kendi kendime söylenirken ev arkadaşıma da olayı anlattım ve sonra o da "boşver" falan diyerek beni sakinleştirmeye çalıştı. Ama sinir olmuştum ondan öcümü almalıydım.

Aradan bir kaç gün geçti ve sinirim geçti. Yani kendi kendime sinir olmuştum. Sonra eve bir şey alacakken en azından yaptığı terbiyesizliğe karşılık ondan bir şey almamalıyım diye karar verdim ve pasif direnişe geçerek, mahallede kimi tanıyorsam da olayı anlatarak ondan bir şey almamalarını onun yerine az yukarıdaki bakkaldan bir şeyler almalarını söyledim tabii kimse beni tınlamadı. Ama ev arkadaşım ve bize gelip gidenler bana uydular bir daha da ondan bir şey almadık, almıycaz da.
Pasif direniş de aslında hiç bana göre değil, çünkü ortamlarda aktif olarak geçiniyorum.

Neyse onu sevmeme sebebim buydu. İşte tam da o günlerde bir gün bağrış çağrışla uyandık ve bi koşu pencereye çıktık. Sokak ana baba günü olmuştu. Herkes birbirine yumruk atmaya çalışıyordu, ama aslında bir kişi en fazla dayağı yiyordu. Çünkü boyu kısaydı ve karşısındaki kişi hem iri, hem şişko biriydi ve iyi yumruk sallıyordu. Hemgameyi biz yukardan izlediğimiz için her şeyi net görebiliyorduk ve ben zevkten kuduruyordum. Çünkü bakkalı dövüyorlardı.

Zevkten dört köşe olmuş halde onları izledim ve sonraki gün de gidip alışveriş yapamaya başladım. Ama alışveriş yaparken orda olduğumu anlamadım. Sonrasında parayı öderken bakkalda olduğumu farkettim ve aslında adamın yediği dayak karşısında öfkemin geçmiş olduğunu farkettim. Sanki onu ben dövmüştüm ve öfkem geçmişti.
Ama bi yandan da adama acımıştım. Yani kocaman adamın dayak yemesi biraz koymuştu. Neyse işte bu da böyle bir anımdır.