Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

28 Şubat 2014

yazmak veya yazmamak. işte bütün mesele bu

Artık nerdeyse yazma hevesim yok gibi bir şey oldu. Aslında hevesim var da, bloga yazı yazan piçin ben olduğumu bilen 6 kişi var ve ben de artık bu durumdan rahatsız olmaya başladım.  Çünkü geçen aylarda yazdığım saçma sapan bir yazıdaki karakterin kendisi olduğunu söyledi bu arkadaşlardan bazıları. Güya kendileri hakkında yazdığımı söyleyen gerizekalılıklar baş gösterdi bu arkadaşlarda. Oysa hayır ben kimse hakkında değil, sadece kendi hakkımda yazıyorum ve yazdıkça rahatlıyorum. Rahatladıkça yanlışımı doğrumu, özümü daha iyi görüyorum ve gördükçe de daha bi büyük bi hevesle yazmaya devam ediyorum. Çünkü yazdıkça eksikliklerim tamamlanıyor. Kendimi yeni baştan inşa ediyorum.

Ama işte öyle olmuyor. Blogun benim olduğunu öğrenen bir kaç arkadaşım, onlar hakkında yazdığımı ve artık onlar hakkında yazmamamı söyleyecek kadar ucuzlaştılar.
Sevgilimde biliyor blogu. Zaten önceki yılki iyi geçinmelerimiz esnasında "sana hissedip de söyleyemediğim ve senin dışında kendim hakkında her şeyi bu bloga yazıyorum" diye blogu açmış göstermiştim. Sonra gel zaman git zaman kavgalarımız artınca o her kavgamızın başına, bu blogdaki yazılardan dikenli taçlar takıyordu ve kapanışı yazılarımla yapıyorduk. Nerdeyse her yazım için ayrı ayrı kavga eder olmuştuk ve zaten sonrasında da işte ayrılıp bir kaç ay hiç görüşmemiştik.

Sonra geçen Aralık ayında, o beni rüyasında görüp mesaj atınca, biz de yine yazışmaua başlamış ve yine barışmıştık ve bende "bloguma girip bakma"yacağına dair sözler almıştım ondan. Onun sözüne karşılık ben de onun hakkında yazmamaya başlamıştım.
Ama tabii onun hakkında yazmayınca kendi hakkımda da yazamamaya başladım. Ee zaten kıçı kırık kendini bi bok sanan bir kaç arkadaşım da bu konuda sürekli laf sokuyorlardı ve en sonunda işte onlar hakkında da yazmamaya başladım ve bir de baktımki ben iyice yazamaz olmuşum.

İşte size tavsiyem de burda başlıyor:  Eğer olurda bir gün benimki gibi saçma sapan bir blog açarsanız, en sevdiğiniz arkadaşınıza, dostunuza ve hatta sevgilinize bile güvenip blogunuzdan bahsetmeyin. Bırakın tek sırrınız blogunuz olsun. Çünkü hiç kimse güvenilecek kadar iyi değil. Sizinle en ufak bir tartışmalarında gidip diğer arkadaşlarına blogunuzu ve sizi fısıldıryorlar. Kavgalarınızda bile, yazılarınızdaki haleti ruhiyenizi ve ezikliklerinizden bahsedip sizi alt etmeye çalışıyorlar. İşte insanlar bu kadar zavallılar.

13 Şubat 2014

cinayet









bir cinayet işlensin bu gece.
içinde sen ve ben geçen bir cinayet.
kimse kusura bakmasın ama
bu gece öl istiyorum.