Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

26 Ekim 2014

Karnım tok benim, az önce kafayı yedim.

Ah artık insanlarla çok fazla yüz göz olmamaya karar verdim. Öyle kendi hayatıma çekildim örümcek gibi yaşıyorum. Ne eskisi gibi çok fazla arayışım var artık, ne de arkadaşlarım dahil kimseye selamım sabahım.
Akşam olup işten çıkıncaki halimi görmelisiniz. Sanki okulu sevmeyen ve son ders zili çalınışında dörtnala eve koşturan ilkokul çocukları gibiyim.
Eve gelince hemen sırt çantamı bir kenara atıp, üstümü başımı çıkardığım gibi içerde dal taşak biraz koşturuyorum, götüm başım iyice nefes aldıktan sonra banyoya girip bıcı bıcı yaparken bir yandan da osbir çekip boşaldıktan sonra çıkıp, pijamalarımla odaya geçiyorum.

Oda'da da birşey yaptığım yok ha. Öylesine bir sürahi suyu yanıbaşıma koyup kanepenin üzerinde battaniyeye sarınıp uzanıyorum.
İnanır mısın televizyon bile izlemiyorum. Zaten uydular şu yeni frekanslara girdiğinden bu yana kanal manal bir şey kalmadı. Bende televizyonu o günden bu yana hiç açmadım, öylesine kapalı bir şekilde duruyor karşımda.
İnterneti de azalttım, zaten aynı dili konuşan ama kendi dilinden başka kimseyi anlamayan, kimseye saygısı olmayan, kimseyi anlamakta istemeyen bir topluluğu gözlemlemenin bir sike yarayacağını, bana artı bir şey katacağını sanmıyorum. 
 Bunların hepsini bir araya getirince ise, şöyle özet geçeyim; iyice mal olup çıktım yani.

Eskiden olsa milletten sıkılınca dizi mizilere sarardım. "İzlemem gereken filmler var" kafasında yaşayıp, siteden siteye sekip dururdum. Ama şimdi dedim ya; canım hiçbir şey yapmak istemiyor, öylesine mala bağladım kaldım.
İnanır mısın çok da rahatladım. Böyle deriiiiiiin bir nefes almış gibiyim.

Zaten koştura koştura yaşıyoruz. O diziyi izle, bunu oku, şunu yap blablabla.. Offf kes artık amınakoyim. Kafam şişti.
Modern hayat adı altında hep sikindirik şeyler yapıp sonra da "neden mutsuzuz" diye ağlayıp zırlıyoruz.

Oysa modern hayat dayatmaları da beraberinde getirdi. Bir şeyden geri kalınca kendini ezik hissediyorsun, ezik hissetmeyen biriysen ise; etrafı takmayan kendi kafasının dikine yaşayan dediğim dedik SİVRİ biri olup çıkıyorsun. Seni anında mimliyorlar, uyumsuz diye etiketliyorlar.

Hayır yani gerçekten  de öyle biri olup olmaman önemli değil. Mesela benim canım bilmem ne dizisini izlemek istemiyor, sevmiyorum da zaten. Adamla konuşurken "yaa ben o diziyi izlemedim" diyecek oluyorsun, adam hemen başlıyor saldırıya "vay sen televizyon tarihininn gelmiş geçmiş en iyi filmini nasıl izlemezsin" mesela bir kitap mevzusu açılıyor, adam hemen saldırıyor "ayy senin o kitabı okumadan konuşmaman lazım" bla bla bla.
Ya yartağım bi sakin ol. amına koduğumun altı üstü bir diziden bahsediyoruz, sikindirik bir kitaptan konuşuyoruz. İzlemedim veya okumadım diye nerdeyse beni recm edecek, nerdeyse beni diri diri toprağa gömecek. Ne var yani okumadıysam, izlemediysem. Yani ne var "he yaw siktir et izleme, koy götüne gitsin okuma" desen yani yarrağım.

Ama yok illa onu oku, bunu izle, şunu dinle, öyle yap dayatmaları arasında yaşayıp duruyoruz.
Ahhh sokiyim her yerine senin modern hayat gibi.

Neyse işte, ne diyordum nereye geldim yine.
Hah diyordum ki; iyice mal oldum çıktım. Mal olmam aslında normal. Hatta mal olmadım, zaten maldım. Çünkü öyle küçük bir akılla anca bu kadar yapabiliyorum, hayatın anca bu kadarını yaşayabiliyorum.

Evde "rahat ediyor muyum" diye soracak olursan etmiyorum valla. Çünkü insan duvara baka baka, onu insan yerine koymaya başlıyor. Bi bilsen geceleri neler neler konuşuyorum evin duvarlarıyla. Ahh her odanın duvarına farklı bir kişilik yükledim, her odada farklı biri varmış gibi davranmaya başladım.
Yattığım odanın duvarlarına bir pezevenkmiş gibi davranıyorum, salonun duvarları fakir bir han sahibi, tuvaletin duvarları sağır bir adammış gibi yapıyorum, banyo duvarlarına ise Hollandalı bir genelev işletmesinin sahibesi gibi davranıyorum. En romantik duvar ise mutfak duvarları. Çünkü şiir yazdım duvarlarına. Ona bir şairmiş gibi davranıyorum.

Mutfağın duvarlarında öyle romantik, öyle siktir dolu cümleler varki, bazen "umarım ev sahibim gelip görmez" diye dua ederken yakalıyorum kendimi. Gelip görse bile sikim de değil ya neyse.
Zaten o da en fazla iki nutuk çeker, bende kes sessini kadın, al paranı ve sus derim. Sikmişim nutuğunu falan filan. Martaval dinleyecek havada değilim bu ara.

İnsan yalnız kalınca çevresindeki eşyaları falan filan konuşturuyormuş. Bunu yeni öğrenmedim ama dedim ya; tam anlamıyla yeni deneyimliyorum.
İnanır mısın, pencereye bazen televizyonmuş gibi davranıyorum. Farklı kanala geçmek istersem ise; sandalyemi alıp farklı bir odaya gidiyorum.
İlk günler tuhaf gelmişti, alışamamıştım ama sonra eğlenceli gelmeye başladı. alıştım yani. Zaten insan dünyaya, saçma sapan şeylere alışmak için gelmiş. Başka bir sikim için geldiğimizi sanmıyorum.

Hem biliyorsun; ben fazla kasınca resmen strese giriyorum, seks bağımlılığım falanfilan allah ne verdiyse hepsi birden depreşiyor.
Adını aşk koyup altına girmediğim adam kalmadı istanbul'da. ama aşktan da hala ses seda yok. Nerde bulunduğunu, nerde olduğunu bilsem direkt gider alırım yanıma, ya da gider taşınırım yanına.
Ama nerde olduğunu bilmiyorum ki. İşte bilmediğim için de her karşıma çıkan için "belki de budur hayatımın aşkı, belki de budur ruh öküzüm" diye diye önüme gelene ağam, gidene paşam çeke çeke iyice yalama oldu her yerim.

Götüm zaten uzun zamandır dikiş tutmuyor, ama biliyor musun; kalbim de artık eskisi gibi atmıyor. En çok da buna üzülüyorum. Yani ne bileyim işte; yeni biriyle tanıştığımda o pır pır eden kalbimi özledim, o dum tıs-dumtıs yapan kalbimi özledim. Ama yok işte, tık yok. Öyle kendi halinde vücüduma kan pompalayıp duruyor. bu iş dışında hiç mesai yapmıyor. 
Oysa ne güzeldi biriyle tanıştığımda sanki göğsümden fırlayıp onun kucağına atlayacakmış gibi yaptığı zamanlar,  ne güzeldi o kişiyle yazışırken  "onu yazma, şunu yaz" demesi falan filan.
Şimdi ise ayak topuğum gibi hissiz olup çıktı iyice. Sadece beni ayakta tutuyor o kadar.
İşte bende durumlar böyle yani. Peki sen de ne var ne yok canımındışı..

4 yorum:

Adsız dedi ki...

Biliyor musun Hayat Erkeği şu an ben de bu hal içindeyim, sanki hep bir şeyi yanlış yapıyormuşum gibi hissediyorum ama neyi yanlış yaptığımı bilmiyorum. Dün ben de evdeki şeyleri dinlemeye başladım hem de steteskopla:) Belki bir şeyler öğrenirim onlardan diye ama bir şey öğrenemedim henüz, sonra kendi kalbimi dinlemeye başladım lup-dup sesi geldi hep. Bu arada iki farklı kişi beni Charlie Chaplin'e benzetti, benim de aklıma hemen sen geldin. Belki ruh öküzün olabilirim ama aşk işleri ruh öküzleriyle olmuyor bence, arada bir zıtlık olmalı ki aşk doğsun, yani bence öyle.
Bu arada Mabel Matiz ve Sümbül Ağa(Muhteşem Yüzyıl)'ya da benzetildim:D

İçimdekigay dedi ki...

3 şehir gezdim kariyer yapacağım diye, şuadan istanbul da mastır yapıyorum ama başka bir şehirde yaşıyorum. gittiğim yerlerler de çok insan tanıdım her boyda penisi içimde deneyimledim. bir çok adamın elinden türlü türlü içkiler içtim. senin uğruna ölürüm diyeni de gördüm ölürüm dediğimde oldu. bazen sıyrılıyorum toplumdan bazen gömülüyorum sanki kara toprak altına. ne kadar ararsam arıyayım aşkı,dostluğu hiç birisi şu duvarlar kadar yakın olmadı bana. Belkide çare duvar.

Adsız dedi ki...

Galiba mevsimsel bi problem var. Bende de bi libido düşüklüğü var.
Öyle böyle değil, kalkmiyor.

Adsız dedi ki...

Sen her gün yazsana hayat erkeği..