Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

9 Mayıs 2014

Bakkal mevzusu

Dışardan sesler geliyor. Kimbilir yine ne oldu. Belkide alt katımdaki bakkalı dövüyorlar yine, belki de bakkal kendi kendini dövüyordur. Olmaz olmaz deme. Burda olmayacak şey yok. Çünkü bakkalımız çok gıcık biri. Hatta öyle gıcıkki bazen gıcıklıktan ölecek sanıyorum. Son sözüm: Onu sevmiyorum.

Sevmeyişimin de bir nedeni var tabii. Çok değil geçen yaz konulu bir hikaye bu.
Eve yeni taşındığımız günlerdi. güneşin başımızdan eksik olmadığı ve herkesin "kışı özledim, kar'ın yağmasını, soğuktan titremeyi özledim" diye söylenerek kavrulduğu günlerdi. Evde bir damla su yok, bende bakkala inip söyledim. O da bana "evlere su servis etmiyoruz, götürecekseniz kendiniz götürün" dedi. Tabii mahallede yeni olduğum için içimden "demek burda herkes kendi suyunu kendisi götürüyor" diyerek damacanaya baktım ve "götümü yırtsam kaldıramam" deyip  götürmek yerine ordan 1.5 litrelik sulardan aldım ve eve çıktım.

Az sonra ev arkadaşımla pencere kenarında oturmuş suyu hayvan gibi içerken bi baktık bizim bakkal damacana sulardan birini omzuna atmış hayvan gibi yokuşu tırmanıyor. Lan daha az önce evlere su götürmüyoruz diyen adam bu değil mi diye kendi kendime söylenirken ev arkadaşıma da olayı anlattım ve sonra o da "boşver" falan diyerek beni sakinleştirmeye çalıştı. Ama sinir olmuştum ondan öcümü almalıydım.

Aradan bir kaç gün geçti ve sinirim geçti. Yani kendi kendime sinir olmuştum. Sonra eve bir şey alacakken en azından yaptığı terbiyesizliğe karşılık ondan bir şey almamalıyım diye karar verdim ve pasif direnişe geçerek, mahallede kimi tanıyorsam da olayı anlatarak ondan bir şey almamalarını onun yerine az yukarıdaki bakkaldan bir şeyler almalarını söyledim tabii kimse beni tınlamadı. Ama ev arkadaşım ve bize gelip gidenler bana uydular bir daha da ondan bir şey almadık, almıycaz da.
Pasif direniş de aslında hiç bana göre değil, çünkü ortamlarda aktif olarak geçiniyorum.

Neyse onu sevmeme sebebim buydu. İşte tam da o günlerde bir gün bağrış çağrışla uyandık ve bi koşu pencereye çıktık. Sokak ana baba günü olmuştu. Herkes birbirine yumruk atmaya çalışıyordu, ama aslında bir kişi en fazla dayağı yiyordu. Çünkü boyu kısaydı ve karşısındaki kişi hem iri, hem şişko biriydi ve iyi yumruk sallıyordu. Hemgameyi biz yukardan izlediğimiz için her şeyi net görebiliyorduk ve ben zevkten kuduruyordum. Çünkü bakkalı dövüyorlardı.

Zevkten dört köşe olmuş halde onları izledim ve sonraki gün de gidip alışveriş yapamaya başladım. Ama alışveriş yaparken orda olduğumu anlamadım. Sonrasında parayı öderken bakkalda olduğumu farkettim ve aslında adamın yediği dayak karşısında öfkemin geçmiş olduğunu farkettim. Sanki onu ben dövmüştüm ve öfkem geçmişti.
Ama bi yandan da adama acımıştım. Yani kocaman adamın dayak yemesi biraz koymuştu. Neyse işte bu da böyle bir anımdır.

1 yorum:

Mahir Akın dedi ki...

Pasif agresif diye bir ülke var ve senin kralısın. :):) Ne diyelim karmasını bulmuş herif sonunda. Güzel hikaye. :)