Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

26 Nisan 2014

Gece yarısı yazısı

Saat gece yarısını azcık geçti. Ya da henüz gece yarısı olmadı. Sahi saat kaç olunca gece yarısı sayılıyordu? Bunu bilmiyorum ve bilmemin de hayatıma katacağı hiçbir şey olmadığını bildiğim için gece yarısının saat kaçtan sonra dendiğini öğrenmeyi gerekli görmedim. Sonuçta cümle arasında geçiştirilen iki kelimelik bir şeydi öğrenmem bir şeyi değiştirmeyecekti. Hem öğrenmemekle iyi yapmışım. Baksana siktiri boktan iki kelime hakkında ne kadar uzun zırvaladım.

Az önce eve geldim. Kapıyı açtım ve içeri girip ışıkları açtım. Artık yalnızım, çünkü ev arkadaşım işine yakın bir eve taşındı. Yani teee anadolu yakası'na ve üstelik orayı sevmemesine rağmen. Sahi insanlar anadolu yakası'nda nasıl yaşıyorlar? Hiç anlamıyorum.
O da orayı sevmiyor ama işe gitmek için sabahın köründe kalkmaktan veya gecenin bi yarısı eve gelmekten de kurtuldu. Zaten bu eve de boşuna kira ödüyordu desem yeridir. Çünkü çoğu zaman iş yerinde kalıyordu ve buna rağmen koca ev kirasının yarısını ödüyordu. Onun adına bir kaç sefer bu konuyu düşündüğüm oldu, ama sonra tüm buna benzer düşüncelerimi siktir ettim. Sonuçta kirayı tek başıma ödeyemezdim ve ona bu konuyu açmamın sakıncalı olduğunu düşündüm. Yani kendi çıkarımı düşündüm. Ama işte buraya kadar geldik ve o hem bu kadar yüksek kiradan kurtulmak için, hem de işine yakın olmasından dolayı taşındı. Yani sap gibi kaldım. Kiramla başbaşayım, tek başımayım yine..

Evimde benden önceki kiracıdan kalma bir kaç çiçek olduğunu anlatmışmıydım. (toplam da 7 tane)
Evet evde bir kaç çiçeğim var ve adlarını bilmiyorum. Bilmem gerektiğini de düşünmüyorum. Öğrenmek için enerji harcamayacağım, öğrensem bile unuturum zaten. Ama önemli olanın onları 15 gün susuz bırakıp, 16ıncı gün bi bardak su ile dipdiri hale getirdiğimi öğrendim. Mübarekler çiçek değil başka bir şey. Yahu çiçekler bu kadar dayanabiliyorlar mıydı?

İnsanlar da çiçekler gibiler işte. Hiç sevilmeyen insanlar, hiç ilgi görmeyen insanlar kötüleşiyorlar ve sonra küçük bir ilgi ile iyileşebiliyorlar. Biz insanların diğer canlılardan tek farkı sanırım aklımızın olması olsa gerek. Çünkü akıl başka bir şey. Gerçi bu yazdığım cümlelere bakınca onun da bende olmadığını düşünmüyor değilim. Eee madem bende akıl da yok, bu da demek oluyorki; aslında ben bir çiçeğim :dd

Üff ner neyse; işte yine 10 gündür susuz bıraktım ve az önce onları suladım. Bakalım bu deneylerim ne olacak. Ama çok şaşırtıcılar valla. Resmen onları böyle çürümüş görüp, sonra bir bardak su ile tekrar diriltince kendimi bir tuhaf hissediyorum. Tüylerim diken diken oluyor. İşte şimdi o sihirli sözü söylemeliyim: Allahuakbar :dd (arapça konuşuyor gibi söylediniz değil mi? :))

Bir de canım sıkılıyor. Sevgili öküz onun hakkında yazmamam için diretiyor ve bu canımı sıkıyor. Yazdığımda ise kıyamet kopuyor. Ama sikimde değil. sonuçta ben bu blogu yazmaya başladığımda o hayatımda yoktu ve ben yine yazıyordum. Şimdi yazarken ise; onun adını sanını resmini de vermiyorum ve dolayısıyla bana kalkıp "hakkımda yazma" demeye hakkı yok.

Aslında sadece onun değil, hiç kimse hakkında isim, resim vs verme hakkım olduğunu düşünmüyorum. Çünkü bu özel alan ihlali oluyor. Ama hissettiklerimi söylememin sakıncası olduğunu düşünmüyorum. Bu yüzden rahatça yazıyorum. Neyse işte öyle. Hadi kendine iyi bak, kocaman öptüm.

2 yorum:

Mavi Göz dedi ki...

Anadolu yakasına laf yok. Avrupada yaşanmaz bir kere. Oraya sadece gezmek için gidilir :D

Adsız dedi ki...

Gece yarısı 12 oluyor. Ondan sonra sabah oluyor. Gecenin biri bile aslında sabahın biri oluyormuş