Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

30 Ekim 2013

10 yıl sonra ilk aşk'la karşılaşmak..

10 yıl önce, yani ben daha 18 imden yeni gün aldığım ve dünyaya parmak atma hakkını elde ettiğimi sandığım yıllarda, İstiklal'de bi cafe'de tanışmıştık. Tanışmamız şöyle olmuştu: Ben sakin sakin oturmuş, 2 saattir bittiremediğim sallama çayımı soğuk çaya evirmişken, bir kaç masa ilerde birinin sürekli bana baktığını farkedince gülümsemiştim ve o da gülümsememe karşılık olarak; yeşil gözlerini japon animelerindeki gibi daha bir açmış ve bu arada da gülümsemekten geri kalmamıştı. Bir kaç bakış daha attıktan sonra kalkmıştı.  Hesabı ödeyip kapıdan çıkarken tekar bakmıştı bana ve bende bu hareketinden sonra ibne olduğuna emin olup, oturduğum yerden sakince kalkıp arkasından dışarı çıkmıştım. Benden önce çıktığı için yetişemedim ve istikal'in kalabalığına karışmak üzereyken ıslık çalarak durdurabilmiştim.
Dönüp baktığında ise koşarak yanına gidip sakin bir ses tonuyla beraber yüzüme muzipçe bir gülümseme yerleştirip "pardon ya tanışıyor muyuz?" dedim, o da bana karşılık "hayır" dedi. Gülümsedim ve dilimi hafifçe dışarı çıkarıp alt dudağıma dokundurup hemen içeri atarken üst dişlerimlede alt dudağımı hafifçe ısırıp, kaşlarımın ikisini beraber kaldırıp dudağımı ısırmamın bitişinin ardından tebessüm edip "o zaman tanışalım" dedim, o da buna karşılık "olur" deyip gülerek adını söyledi ve biz tanıştık. Sonra muhabbetimiz, kakara kikirilerimiz başladı ve gün boyunca biz yapışık ikizler gibi beraber sağda solda dolaşıp durduk. Akşama doğru gay cafelerden birine girip yer minderlerine oturup laflamaya başladık ve bir saat sonra beni öpmeye çalıştığını farkedince, gözlerine bakıp gülümseyerek "gel buraya" deyip öptüm. Bu ilk öpücükten sonrası kendiliğinden geldi ve biz artık pek konuşmadık. Gece boyunca farklı leş gay ortamlarında o kadar çok öpüştükki sabaha karşı eve giderken dudaklarımın uyuştuğunu hatırlıyorum. Başımı yastığa bırakıp uyumaya hazırlanırken "sanırım aşık oldum" dedim kendi kendime ve dudaklarım kabarmış bi halde uyuya kaldım.
18 yaşındaydım. O güne kadar hiç "aşık oldum" dediğim kimse olmamıştı. Aşkın ne olduğunu da bilmiyordum. Çünkü hiç yaşamamıştım. Sadece romanlarda derin anlamlar yüklü, kısa cümlelerden tarifini okumuştum o kadar..

Neyse işte bizim tanışmamız bu şekilde olduktan sonra bu cilveleşmemiz 1 hafta sürdü. İkinci hafta araya onun yeni iş bulması, benim bir cafe de çalışmaya başlamamla birazcık zaman girdi ve görüşemedik. İkinci haftanın sonunda mesaj atıp "sanırım ben bir şey hissetmiyorum. kendine iyi bak" dedi. Mesajı okuduktan sonra gidip cefenin tuvaletinde biraz ağladım bu sırada bir kaç kişi gelip kapıya vurdu "dolu" dedim. Tuvaletten çıktığımda içeride bir kaç müşteri ve tuvalette ne yaptığımı soran diğer garsonlar ve patronum bana bakıyorlardı. Patron hemen kızgınca yanıma gelip "ne yapıyordun lan içerde" dedi, ben de sadece patronun duyabileceği kadar yüksek sesle "sıçıyodum" dedim ve dik dik yüzüne bakarken bu arada önlüğümü belimden çözüp masaya bırakıp çıktım. Zaten 3 gündü çalışıyordum ve bu yüzden alacak paranın da bi değeri yoktu. Hem 3 kuruş peşine düşüp yalakalık yapmama da gerek yoktu. Kapıdan çıktığımda biraz hafiflemiştim. İstiklal'de bi köşeye çekilip yerdeki sigara izmaritlerinden birini alıp, yanımdan geçenlerden birinin ateşiyle yakıp kalabalığa doğru üfürerek içtim. O biterken başka bir izmariti alıp yakıyordum. Böyle böyle bir kaç saati geride bırakmıştım ve "koy götüne gitsin" düşüncesine kapılmıştım bile. Akşama kadar sağda solda oyalanıp internetten bulduğum biriyle sevişmek için beşiktaş taraflarında bi yere gittim. Adam sanatçı olduğunu söylüyordu. bi işler yapıyormuş, yakında bi albümü çıkacakmış, daha önce bir de kitap yazmış falan filan diye devam ediyordu. Oysa adam onca hengamenin içinde yalnızlıktan cayır cayır yanıyordu ve ilk bulduğu kişiye hayatının tüm detaylarını anlattığının farkında değildi. Sadece konuşmuş olmak için değil, konuşmaya ihtiyacı olduğu için anlatıyordu ve o süslü hayatının arkasında yalnız kalınca ne kadar zavallı olduğuyla yüzleşiyordu. Bense şimdi pek başkasını çekecek halde değildim. Canım sevişerek acımı azaltmak istiyordu ve şu an birinin kafamı sikmesine tahammül edecek gibi değildim. Bu yüzden "sus, yoksa kalkıp gidicem" dedim. Ben böyle diyince, o da çok konuştuğunu farkedip sustu. Sonra kahvelerimizi tazeledi, beraber pencerenin önüne  gidip boğazı izlemeye başladık. Marmara denizi başının üstünde taşıdığı yalnızlarla dolu bir sürü vapurla salınıp duruyordu. Adam yanımda dikilmiş camda hayal meyal beliren yüzüme bakıyordu. Ben de ona bakıyordum ve onun dokunmak istemesine rağmen, kendini tutması o kadar acınılasıydıki, kendi acımı da hafifletmek için kahveyi pencerenin kenarına bırakıp ona sarıldım. O da kahvesi elindeyken bana sarıldı ve siki de hemen kalktı.
Bir kaç saat sonra boşaldığımızda ikimizin de acısı dinmişti. Sonra kalkıp giyindim ve çıkıp kendi bataklığıma döndüm. Durum bu şekilde devam edip gitti. İki hafta sonra, gaybarlardan birinde anime gözlü'yle karşılaştık. Ayak üstü selam sabah ettik ve ben ona eriyip biterken "kendine iyi bak"lar dileyip ayrıldık, taaa ki geçen haftaya kadar da, arkadaşımla evden çıkmış istiklal'in arka sokaklarında oyalana oyalana gezinirkene kadar da bir daha hiiiiiç karşılaşmadık.
Aradan 10 yıl geçmiş olmasına rağmen onu gördüğüm anda tanıdım. Gözlerinin içine bakarak beni tanımasını umut ettim ve o buna rağmen tanımadı. Yanındaki kızla beraber yanımdan geçip giderken elimi koluna atıp "merhaba anime gözlü" dedim ve o hiç ummadığı bir anda, tanımadığı birinin onu durdurmasından dolayı yaşadığı şaşkınlıkla ağzını yarı açıp yüzüme baktı. Tanımasını umut ederek, pişkince gülümsedim ve "tanımadın değil mi? ben hayat erkeği" dedim. Adımı söyleyinceye kadar zaten yüz ifadesi değişmişti. Gülümseyip "tanıdım ya, tanımaz olur muyum?" dedi büyük bir sevinçle ve öyle ayak üstü şaşkın şaşkın bakıştık. Bu arada arkadaşım beni çekiştiriyordu, onun da arkadaşı onu çekiştiriyordu, bende "nasıl gidiyor"ların ardından "telefonunu versene bir ara görüşelim" dedim ve ben onun numarasını kaydederken, o da telefonunu çıkarmış "bi çağrı atsana" diyordu, ama ben sanki acelem varmış gibi onu duymamazlığa gelip "tamam kaydettim" çaldırıyım deyip telefonu cebime atıp, sonra da "kendine iyi bak"lar dileyip ayrıldık. Arkadaşıma gördüğümüz kişinin ilk aşkım olduğunu söyledim
-"aaaa cidden mi? telefonunu da aldın. sana çok fena bakıyordu. peki ne zaman arıycaksın?" dedi
-Aramıycam.
-Neden?
-Çünkü çok çirkin olmuş. Baksana boyu bile benimkinden kısa. Oysa biz tanıştığımızda o benden uzundu ve ben onu öpmek için ayak parmaklarımın üzerinde durup dudaklarına uzanırdım.
-iyi sen bilirsin" dedi büyük bir şaşkınlıkla.
Gerçekten de gözüme çok çirkin gelmişti ve sırf çirkin göründüğü için hiç de aramayı düşünmüyordum. Yüzündeki sivilceler, saçlarının rengi, hafif çürük ve sararmış dişleri ve hatta toparlak vücuduyla gözüme benden bile daha çirkin görünmüştü. Sırf çirkinliğinden dolayı kendi kendime düşünmeye başladım; ne yani ben bunun için mi ağlamıştım o kadar, ne yani bu muydu yıllardır bazen aklıma geldikçe "acaba bir daha karşılaşacak mıyız?" diye kendi kendime sormalarım. Oysa şimdi aradan 10 yıl geçmişti ve işte karşılaşmıştık. Keşke karşılaşmasaydık. Keşke onu bu çirkin haliyle görmeseydim. En azından ilk aşkım aklımda hep sarışın ve yeşil gözlü olarak kalırdı. Ama işte görmüştüm ve anime gözlü'm şimdi bir hiç'e dönmüştü. Hayallerim alt üst olmuştu. Ama yapacak bir şey yoktu. Hayat devam ediyordu. Eski sevgililer birer ibret vesikası gibi karşımıza çıkıp duracaklardı ve şüphesiz bunda bizim için nice öğütler vardı.

Ama işte konu ben olunca öğüt möğüt hak getire. Telefonunu almıştım ve kendi telefonumu da cingözlük yapıp vermemiştim. Aradan 4 gün geçtikten sonra, kendi kendime vicdan yapıp "en azından arayıp bi sorayım" dedim ve arayıp kendimi tanıttıktan sonra "bu taraflara gelirsen bi kahve içelim" dedim. O da tamam "bi kaç gün içinde o tarafta olurum. Gelince ararım" dedi ve telefonu kapadık. Telefonu kapattıktan sonra mesaj attı, mesajında " :) " sadece gülücük vardı. Cevap vermedim. Cıvımaya gerek yoktu. Çünkü cıvıtırsak bi ihtimal olayların akışı değişebilirdi ve onu bu çirkin haliyle çekebilecek halde değildim. Hem zaten iki çirkin asla beraber olmamalıydı. Çiftlerden biri her zaman daha yakışıklı veya güzel olmalıdır. Bu kural bi yerde yazmaz, ama allah bu işleri böyle yürütür. Mesela benim ilişkilerimde çirkin rolü her zaman bendedir. Asla bu rolü başkasına kaptırmam.

Her neyse işte, ikimiz de çirkin olduğumuz için çift olmamız hiçbir zaman söz konu bile olamazdı. Hem tabiatın kurallarına aykıydı. Evren'in düzenine tersdi. Nasibimde olan güzel varken, bu çirkine kalmamalıydım falan filan.
Aradan bi kaç gün geçtikten sonra (yani dün) o aradı ve "bugün saat 18:00'de buluşalım mı?" dedi, ben de "tamam" dedim ve 18:00'de buluştuk. Bi yerde oturup kahvelerimizi içerken laflamaya başladık. Konuştuk konuştuk konuştuk. Konuştukça çirkinliğinden arındı, resmen güzelleşti. Gülüşü de hiç değişmemiş. Dişleri de fazla çürük değil, sadece tane tane ve çok küçükler.
O konuştukça hayata bakışının ne kadar saf, sade ve basit olduğunu gördüm. Ne kadar iyi düşünceli bir piç olduğunu farkettim. Bi ara tutup yanaklarını sıkasım geldi, öpesim geldi ama tuttum kendimi.
Saatler sonra kalktığımızda onunla görüşmek istediğimi düşündüm. O da öyle dedi. Cumartesi veya Pazar yine bu taraftalara gelebilirmiş. Tama geldiğin zaman ara istersen, gögüşelim dedim. koluma girdi, bir şeyler konuşa konuşa Taksim Meydanı'na vardık. Sonra o arabaya bindi gitti. Yarım saat sonra da mesaj attı "seni görmek güzeldi :)" diyordu. Önce cevap vermedim. 2-3 saat sonra "seni de :) " diye yanıtladım. O bir şey daha yazdı, cevap vermedim. Cevap verirsem aramızda şey başlar ve ben sırf yanlızlığıma son vermek için artık birileriyle şey yapmak istemiyorum. Hem ikimize arkadaşlık yeter de artar bile..

25 Ekim 2013

hıçkırık


ben seni çok sevdim.
kendimden bile çok sevdim.
seni öyle çok sevdimki; hiçbir zaman tek başıma hayal bile kurmadım..

ben seni köpek gibi sevdim be ammına koyim.
seni o kadar çok sevdimki;
dünyada bizden başka kimsenin yaşamasını istemediğim zamanlar bile oldu.
ben seni işte bu kadar bencilce sevdim.

ben seni çok sevdim.
anamdan babamdan da çok sevdim seni be orospuçocuğu.
hatta bilsem günah yazmayacak "ulan ben seni allahtan bile çok sevdim" diyeceğim de, götüm yemiyor.
biliyorum burayı okuyorsun ve sende biliyorsun:
haketmesen de; ben seni, beni sevmediğin kadar çok sevdim be amınakoduğum.





20 Ekim 2013

pasif gibi sevişmek

Şu yazıda bahsettiğim çocuk yine geldi. Yine kapıdan girdiği gibi sevişmeye başladık. Piçe bayılıyorum zaten, bide öpüşürken falan hafif hafif geriye kaçmaları yok mu? Beni bitiriyor.
Bi de boyu benden uzun diye, arada sırf piçliğinden dolayı baskın olmaya kalkışması ama sonra kontrolü yine bana bırakması, ona hükmetmeme izin vermesi tam bir kudurma sebebi. ama işte ben kuduramıyorum daha bir sakinleşip yavaş yavaş ilerliyorum.
Bu sefer de öyle oldu. Koltukta yanyana oturmuş küçük küçük, minik minik öpüşüyoruz. Teninin kokusu, kollarının bedenime uzanışı, dudaklarının öpüşürkenki tadı ve salyalarının çenesinde bekleyişi arasında tişörtlerimizi çıkardık. Göğüs kafesinin düzenli spor yapmaktan dolayı şekillenmiş olması, yeni yeni sertleşmeye ve siyahlaşmaya başlamış meme tüylerinin muhteşem görüntüsü yeterince heyecanladırıyordu beni. "Öpüşmesek, koklaşmasak ben başımı göğüslerine bırakıp ölünceye kadar böyle kalsam olmaz mı?" dedim ve göğüslerini öpmeye başladım sonra da öyle sarıldım kaldım. O da bu bu arada gülüp pipime uzanmakla yetindi.

Öpüşe koklaşa baya zaman geçtikten sonra, bizim pozisyonlar değişmişti. O bacaklarını belime dolamış içine girmemi istiyordu, bense hala öpüşmeye çalışıyordum. Sonra bi anda; öf çok öptün ya, hadi içime gir, artık sik beni dedi, bende boynunu öpmeyi bırakıp "olum seni sikmeye kıyamıyorum ki" dedim ve güldük. Gülüşlermiz sırıtmaya dönüşürken "hadi artık" dedi ve ben içine girdim. 

Boşaldıktan sonra yan yana uzandık ve durup ona baktım. Yüzündeki rahatlama hissi ve şapşal gülümsemesiyle bana bakınıyordu. elimi başının altına atıp kendime doğru çektim ve dudaklarından yavaşça öpmeye başladım. Boşta kalan diğer elimle sırtına geçirdiğim tırnaklarımı yavaşça gezdiriyordum. Öpüşlerim uzadıkça salyalarım çoğalmaya başladı. Ama öpmeye de doyamıyordum ve o tam da bu sırada o "pasif gibi sevişiyorsun" dedi durup dururken. Hemen karşılık vermek yerine onun neden böyle bir cümle kurduğunu iyice anlamak için "şu an mı? yoksa genel anlamda mı?" dedim ve içimden de ona ne diyeceğimi, onun neden böyle bir cümle kullandığını düşünmeye başladım.  Ben saniyeden daha kısa bir süre içinde kendime zaman kazandırmak için onun bu cümlesine karşılık böyle sormuşken, o cevap olarak "yok genel anlamda" dedi ve ben zaten onun neden böyle dediğini anlamış, cevabını da içimde hazırlamıştım bile. Bu yüzden ona:
"haklısın. ama aslında sevişmenin aktif veya pasif gibisi olmaz. çünkü ben senin gibi sadece canım yarrak istediğinde erkeklerle beraber olmuyorum. gerçekten erkeklerden hoşlanıyorum ve bu yüzden senin gibi sadece yarrağı büyük erkek arayışına da düşmüyorum. çünkü ben hoşlandığım kişilerle beraber oluyorum ve dolayısıyla da böyle sevişmem çok normal. sen ise sadece sikilmek için bana geldiğinden dolayı, seninle tüm içtenliğimle sevişmemi, sana iyi davranmamı kaldıramıyorsun. çünkü canın sadece yarrak istiyor. arayışın sikilmekten başka bir şey değil ve bu yüzden öpülmek seni rahatsız ediyor" dedim. Bira sert gitmiş olmalıydım ki, bi anda bakışları dondu kaldı. Yüzündeki şaşkınlık izleri belli oluyordu. Ben son cümlemi söylerken, o da kendini toparlamış ve "haklısın" aslında dedi.

Sonra dışardan bir şeyler söyledik, yemekler geldi, yedik içtik, tekrar seviştik. Bu sefer gerçekten öpüşüyordu. Ama kendini zorladığı da belliydi. Bu yüzden dayanamadım ve "sırf götün daha iyi sikilsin diye numaradan öpüşme. içinden geldiği gibi öpüş. rahatsız oluyorum" dedim, güldü ve "peki" deyip sımsıkı sarıldıktan sonra öptü beni.
Gece uzadı gitti. Bir kaç defa daha seviştik, uyuduk uyandık yalaştık ve uyuduk uyandık bu sırada sabah oldu. Öğleye doğru "kendine iyi bak" dedi ve kalkıp eve gitti.
daha önce de buna benzer bir kaç durumla karşılaşmıştım ve şimdi daha iyi anlıyorum ki; insanlar sevilerek sikilmeye alışkın değiller.

7 Ekim 2013

bayrağa karşı yatır beni, tırmala beni kaşı beni

Çok sert olmasa da işte hafiften hafiften sert bi şekilde sevişip duruyorduk. Bazen o beni alta atıp üstüme çıkıyor, bacaklarımı omzuna kaldırıp içime girmeye çalışıyordu, bazen de ben onu 185'lik boyuna ve 86kg'luk cüssesine rağmen alt edip üstüne çıkıyordum. Aslında ben onu alt etmiyordum. Tam aksine o benim onu alt etmeme izin veriyordu. Hoşuma da giden buydu zaten. Çünkü kontrolün bende olmasını seviyorum, bana güvenildiğini hissediyorum ve güvenilir biri olduğunu bilmek, insana sexten daha fazla zevk verir.

Bu kaçıncı buluşmamızdı bilmiyorum. ama işte canı sıkıldığında veya götü kaşındığında bana geliyordu. Sesimi çıkarmıyordum ama sonuçta sadece kaşıntıdan kaşıntıya hatırlanmak da pek keyifsizdir. Bunu ona da söylemiştim ama pek siklemiyordu. Yaşı da benden küçüktü. Daha 22sinde ve henüz birinden ayrılmıştı. Aşk acısı gibi bir şey yaşadığını söylüyordu. Çünkü ona 6 ayını vermişti ve karşılığında sadece bir öpücükle ödüllendirilmişti. Üstelik bu 6 ay, öyle sıradan bir 6 ay değildi, her günü beraber geçirilen bir 6 aydı. Sevdiği adam ondan 3 yaş büyükmüş ve mankenlik mesleğini yapıyormuş. Eroin, esrar, koko ne dersen her boku kullanıyormuş ve bizim çıtır da onu bu kirli hayattan çekip kurtaracakmış. Bunu söylediğinde yarım saat gülmüştüm ve yarım saat güldüğüm için benim deli olduğumu sanmıştı.

Tamam deyip kendimi toparladığımda "sen koca bir aptalsın ve insanlar seni ne kadar çok üzerlerse sende o kadar hızlı iyileşeceksin" demiştim, o da "aptallık bir hastalık değilki" demişti. Yine gülmüştüm ve geçiştiren bir cevap vermiştim.

Bu sefer o beni alta atmıştı ve bacaklarımı yine omzuna kaldırıp gözlerimin içine bakıyordu. Eğer izin verirsem götümü sikecekti. Ona "olum görmüyor musun götüm çok kıllı. sırf kıllardan dolayı bile içime giremezsin" dedim. O da gülüp "deneyelim" dedi ve ben "salak, denemeni istesem zaten çoktan verirdim, ama öyle bir niyetim olmadığını sen de biliyorsun" dedim uzun uzun.
Ama beni dinlemedi, sikini tükürükledi ve götümün etrafına sürterek "hadi bir kez deneyelim. bak ben hiç sana hayır diyor muyum? hep sen beni sikiyorsun, bi kerede ben seni siksem ne olacakki? inan sen de zevk alacaksın" dedi. Buna karşılık ben "saçmalama. götüme dokunulmasından zevk bile almıyorumki" dedim ve o bu sırada bacaklarımı omzuna iyice yapıştırıp, bir eliyle de götümü okşayıp sikini sokmaya çalışıyordu. Bi ara sikini tükürüklediğinde işin zıvanadan çıkacağını tahmin ettim ve yüksek, sinirli ve efendisi olduğumu belli eden bir sesle, dişlerimin arasından "dur" dedim. Ama durmadı ve sikini götüme sürtmeye başladı ardından da "neden duracak mışım?" dedi.

Ben de "çünkü beni sevdiğin için değil, sikin kalktığı için sikmek istiyorsun. bense götümü siktireceksem; sırf şehvetten dolayı değil, beni çok sevdiği için sikmek isteyen birine siktirmeyi tercih ederim" dedim ve ben cümlemi bitirirken onun yüzü bembeyaz kesildi.  Sadece yüzü değil, kendisi de taş kesilmişti. Bi anda durmuştu ve bacaklarımı omzundan indirip yanıma uzandı.
Korkmaya başladım. Yanıma uzanmış başını yastığa gömmüş derin derin soluk alıp veriyordu. "nooldu" dedim bir şey demedi. Öylece durdu. Aradan 10 dakika geçtikten sonra beni sarmaya başladı ve "özür dilerim" dedi. "Ne oldu seni üzecek bir şey mi söyledim? Niye böyle durdun bi anda" dedim, "şimdi anladım" dedi "neyi anladın?" dedim, bana dönüp yanağımdan öptükten sonra "sen zevk bile almamana rağmen, götünü sadece seni sevecek kişiye siktirmeyi düşündüğünü söyledin. böyle söyleyince onun beni neden sevmediğini anladım. ben ona, o beni sevmemesine rağmen götümü vermeye razı olduğum için beni sevmedi ve hiçbir zaman da sevmeyecek" dedi ve bana daha bi sıkıca sarıldı.

Ben de sarıldım ona. "Siktir et onu. Zaten bu konuyu konuşmuştuk seninle. Kafaya takma, geçip gitsin. Önemli olan bundan sonrası" dedim ve konuşmamız uzadı gitti. Kendini değersiz hissetmişti.

Aslında ben ona bunu hissettirmiştim, özür diledim. "Amacım seni üzmek değildi" dedim, "biliyorum" dedi. "Ama sen bunu söylemesen, onun beni neden sevmediğini hiç anlamayacaktım" dedi.

Bir şey diyemedim. Sonra öpüşmeye başladık ve kendini bana iyice bıraktı. Bir kaç saat sonra yorgun argın uyuya kalmıştık. Sabah uyandığımızda ikimizde erekte idik ve yine duramadık. Gün böyle akıp gitti ve akşam artık eve gideyim "görüşürüz" dedi ve gitti. Kimbilir, götü yine ne zaman kaşınacak. umarım onun göt kaşıntısı tutuncaya kadar bende hayatımın aşkını bulurum ve o bir sonraki gelişinde, ona "hayatımda biri var, artık ondan başkasıyla yatmıycam. eğer istiyorsan arkadaşım olarak hayatımda kal, ama daha fazlasını bekleme" derim.