Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

22 Eylül 2013

verme akıl verme, vereceksen huzur ver

Hayatımda bir şeyleri yoluna soktukça, daha az yazmaya başladığımı farkettim. Yani her şeyin yolunda olması güzel, ama yazamamak kötü. Çünkü aslında yoluna giren her şey, yazma hevesinin önüne bir sınır koyuyor.

Eskiden böyle değildim. Çünkü hayatım darmadağınıktı. Şimdi de darmadağınık ama bir eskisi gibi başkalarının dağınıklığı değil, kendi dağınıklığım var. Dışardan bakan birinin gördüğü dağınıklığımın içinde, aslında kocaman bir düzenim var ve ben o dağınıklığımın içinde yarattığım düzenle mutlu bir şekilde yaşıyorum.

İşte bu dağınıklığımın içindeki düzeni her seferinde biraz daha sağlarken, daha az yazmaya başladım. Çünkü kaybedeceklerinin miktarı arttı. Oysa eskiden kaybedecek bir şeyim yokken hayat daha güzeldi, daha iyiydi, daha çok mutluydum.

Bu aralar eski hayatıma dönmeye çalışıyorum. Yani; yine kaybedeceklerimin sayısını düşürüyorum. Çünkü; hayat insana kaybedeceği şeyleri verirken, aslında özgürlüğünü satın alıyor ve sen bunu geç farkediyorsun.

17 Eylül 2013

erkeklerin ağzına sıçayım, onlardan bana bi bok olacağı yok

Bu aralar canım şiddetli bir şekilde herhangi bir kadının saçlarını taramak, gözlerinin içine uzun uzun bakmak, aniden dudaklarına yapışıp kanatırcasına ısıra ısıra öpmek, doya doya sevmek, sarmak ve en sonunda da sikmek istiyor.

Onunla beraber;  içinde cinsel içerikli şeylerin de olduğu aptal aptal olaylara kalkışmak istiyorum. Gece yarılarına kadar sokaklarda dolaşıp, çişim geldiğinde kuytu bir köşeye kaçıp işerken o da yanıma gelsin ve pipimi tutup beni işetirken, dudağımdan da masumca öpsün. Çişim bitse bile; pipimi de dudaklarımı da hiç bırakmasın. Hâlâ çişim varmış gibi öpüşmeye devam edelim istiyorum.

Sonra masumca bıraksın dudaklarımı, fermuarımı kapatsın "hadi gel, gidip denize girelim" desin. Gecenin bi yarısı her hangi bir yerde üzerimizdekileri çıkarıp denize girelim. Soğuk suyun içinde üşürken, ona "üşüdün mü?" dediğimde, yalan söylediğini saklamayarak "hayır" desin. Gözlerimin içine büyük bir sıcaklıkla bakıp onu dudağının orta yerinden hafifçe öpeyim.

Başkası yapsa asla gülmeyeceğim aptalca espriler yapsın bana ve ben dünyanın en komik esprisiymiş  gibi anıra anıra güleyim istiyorum.

Küçük narin ellerinden tutup sokaklarda saatlerce çekiştire çekiştire gezinmek istiyorum. Sonra yoruldum desin ve hemen bulduğumuz ilk köşeye oturup kalabalığı izleyelim, gelen geçen çiftlerin giyindiklerinin renk uyumlarına bakalım. Birbirlerinin ellerini tutuşlarını yorumlayalım, mimiklerindeki gizli mesajları birbirimize anlatalım istiyorum

Bu aralar canım şiddetli bir şekilde her hangi bir kadının hayatına girip bir müddet orda sesli veya sessizce kalmak istiyor. Bedenimi de ruhumu da bir müddet kadınlar teslim alsın istiyorum. Bakalım erkeklerle olmayan aşk mevzularında, kadınlarla ne bok oluyor.
Gerçi kadın erkek hepimizin aynı bok olduğunu biliyorum, ama işte insan mutlu olmak adına her şeyi denemek istiyor be. Çünkü bu ara; sanki duygusal anlamda hep erkeklere odaklandığım için ve aşkı sadece bir erkekle aradığım için;  gerçek aşkı mı kaçırıyor muşum gibi hissediyorum. Belki de aşık olacağım kişi bir erkek değildir, bir kadındır. İşte bu ara hep bunu ve bir çift memeyi düşünüyorum.


4 Eylül 2013

marmara denizine yakışıklı adam mayası çaldım. ya tutarsa?

Geçen gün üsküdar'da gezinirken sahilde bir kaç kişinin yüzdüğünü gördüm ve hemen yanlarına gittim. İçlerinden biri iş güç sahibi kocaman bi adamdı ve vücüdü bayaa iyiydi, diğerleri ise 2 sarhoş, 3 tinerci ve diğer köşede balık tutmaya çalışan ihtiyarlardı. İhtiyarları boşverip yüzenlere odaklandım. Hepsi çok keyifli bir şekilde yüzerlerken, ben de tişörtümü çıkardım ve üstümdeki kot şortla öylece durup onları izleyerek güneşlenmeye başladım. Aradan bir kaç dakika geçince tinerciler "abii sende yüz" deyip durmaya başladılar. Ben "sonra yüzerim" falan diye cevap verince onlar sürekli ısrar ettiler ve bende en sonunda dayanamayıp "yüzmek isterim ama yanımda bir şey yok. o yüzden yüzemem" dedim. Ben böyle söyleyince yaşı en fazla 16 olan tinerci "abi donunla yüz, bir şey olmaz" dedi ve hepsi güldü bende "ama altımda donum da yok" dedim ve hepsi şaşırdı. Diğer tinerci "abi don giymiyor musun?" deyince, ben "yok. don giyinince canım sıkılıyor" dedim ve yine güldüler. Bu esnada iş güç sahibi adam geldi ve bizim muhabbet benim don üzerinden aldı başını gitti. Sonra bi ara toparlandık ve ben de iş güç sahibi adama iyice yanaştım. Biraz muhabbet falan ettik, karşıda oturuyormuş, canı çok sıkılmış ve kalkıp buraya gelmiş. Tam göz göze kaldığımız anlardan birinde tinercilerden biri yanıma gelip "abi sana kendi şortumu veriyim, onunla yüz" dedi. Ben de hemen atlayıp "tamam ver" dedim ve o gidip bi kenarda şortunu çıkarıp pantolonunu giydikten sonra getirip bana verdi. Ben de hemen kenarda duran tişörtümü alıp pipimi kapadım ve çocuğun şortunu giyinip büyük bir sevinçle denize atladım. Allahım suyu soğuk beklerken bir de sıcak çıkınca hepten kudurdum. Sonra hepsi atladı suya ve hep beraber eğlendik.

Bu durumumuz defalarca suya atlamalarımızla devam edip gitti. Sonra bi ara kenardaki basamaklarda oturan sarhoşların yanına oturduk ve gelip geçen kalabalığı izlemeye koyulduk. O esnada tinercilerden biri sigara sardı ve ilk olarak bana uzattı. İçmeyeceğimi söyleyince, cebinden normal sigara çıkarıp verdi. Sigaralarımızı tüttürürken sağdan soldan konuştuk. Biri gözünü sokakta açmış ve belki de sokakta kapatacakmış. Birinin aslında ailesi varmış ama ailesi onu kapı dışarı etmiş meğer, bir diğeri ise ailesinden kaçmış. Sarhoşlardan biri karısıyla kavgalıymış ve işsiz olduğu için bu aralar hep kavga ediyorlarmış. Evde kavga olunca adam eve gitmek istemiyormuş, çünkü bu gibi anlarda sokak daha huzurluymuş. Diğer sarhoş bir şeyler söyledi dinlemedim, çünkü iş güç sahibi adamın bakışlarını yakalamakla meşguldüm. Sonra bi ara yakaladım ve adamla uzun uzun bakıştık. Bakışmalarımızın uzun sürmesi üzerine, herkes daha konuşurken aniden kalkıp suya atladım. Benden sonra o da atladı. Biraz suda oyalandık. Yüzer gibi yapıp hep onu izledim. Sonra bu şekilde oyalanmakla bi sikim olmayacağını düşündüm ve artık gideceğimi söyleyip sudan çıktım.

Saat zaten geç olmuşmuş ve bu yüzden o da çıkacakmış. Ben sudan çıkarken o da ardımdan çıktı. Ben yine kenarda tişörtümle önümü kapatıp tinercinin şortunu çıkardım ve kendi şortumu giyinip çocuğa teşekkür ederek şortunu verdim. "Önemli değil abi, her zaman gel, biz hep burdayız" dedi. O esnada işgüç sahibi adam havlusuyla kurulanmayı bitirmişti. Havlusunu bana verip veremeyeceğini sordum, gülümseyerek "senin için sorun değilse, benim için hiç sorun olmaz" diyerek "al yaa istediğin gibi kullan" dedi. Bende teşekkür ederek aldım ve oramı buramı kurulayıp, tekrar teşekkür ederek verdim. Sonra biraz daha kenarda oturup sağdan soldan konuştuk ve bi ara tişörtümü giyinip kalkınca "ben gidiyorum artık" dedim ve gidip diğer elemanlarla tokalaştık.

Herkesle tokalaşmam bitmişti ki, iş güç sahibi adam da onlarla tokalaşmak için geldi ve tokalaştılar. Sonra biz onunla beraber iskeleye doğru yürümeye başladık ve iskeleye varıncaya kadar, birbirimize bir kaç saçma sapan soru sorduk. Sonra o bana "ben beşiktaş'a gideceğim" dedi, bende ona "yolun açık olsun" dedim, kabataş vapuruna bindim ayrıldık..

Ama güzel bi gündü. Hatta hep beraber boklu marmara denizi'ne atlayıp dururken, ben bi ara  "ya durun denize yakışıklı atayım, belki marmara denizi maya tutar" diye bizim iş güç sahibi adamı denize iterken video bile çekip instagram'da paylaştım. Sağolsun adam da kırmadı beni :) işte o video tıklayın!

2 Eylül 2013

deneme, ses kontrol deneme

Bu aralar her şey üstüme üstüme gelirken bende kendimi iyice saldım gitti. Bu salmalar arasından birinde kendimi İzmit'e giden gece yarısı otobüsünde başım yanımdaki adamın omzuna düşmüş, ağzımdaki salya adamın tişörtünü ıslattı ıslatacakken yakaladım. Yarı uykulu bir şekilde gözlerimi açıp nerdeyiz dediğim de adam hafifçe bana dönüp bir şeyler söyledi ve bende anlamış gibi yapıp "haa tamam. teşekkürler" dedim. Sonra başımı iyice kaldırıp pencereden uzaklarda umut vaat eden şehir ışıklarına bakındım. Ya izmit bu kadar büyük müydü? cümlesini sesli söyleyince yanımdaki adam, orası izmit değil, körfez orası dedi. Ben yine "aaa evet ya. ama gece daha bi güzel görünüyormuş" dedim. "Evet doğru" dedi adam ve ben az önce zar zor açtığım güzel gözlerimi sessizce kapattım.

Gözlerimi kapatınca nereye gidiyorum demeden edemedim. Gecenin bu saatinde nereye gidiyordumki böyle. Üstelik yarın ofiste bi dünya iş beni bekliyordu, ama ben hiç siklemeden kalkıp İzmit'e gidiyordum. Olmaz ki canım böyle diye diye iç dünyama daldım gitti.

Hah tamam hatırladım. gündüz adamın biriyle tanışmıştım ve adam çalıştığı şirketin eğitimine katılmak için 1 günlüğüne İstanbul'a gelip, akşam da döneceğini söylemişti. Sonra biz hepi topu 5 dakikalık bir görüşme sonrasında birbirimizden hoşlandığımızı söylemiştik ve adam bu sohbetimizden 1 saat sonra otobüs'e binip İzmit'e gitmişti. Gidince bana "keşke sen de gelseydin benimle" diye sikindirik bi mesaj atmıştı ve bende ona söylemeden kalkıp gitmiştim. Hiç haberi yoktu, süpriz yapacaktım, ama ne olacaktı, ne diyecekti bilmiyordum. Belki de ailesiyle yaşıyordu, belki de sevgilisi vardı evde, belki de evi bile yoktu. Ama ben bunları hiç düşünmemiştim ve adam "keşke sen de gelseydin benimle" dedikten 30 dakika sonra bilet alıp 1 saat sonra da otobüse binmiştim bile. ahhh çılgın ben.

Otobüs haldır huldur yol alırken onunla whatsapp'den yazışmaya başladık. Şimdi yanında olmamı istermiş, beni sevmişmiş falan.
"Bende seni sevdim galiba" diye kesinliği olmayan yanıtlar verdim. Umut vaat etmeyi hiç sevmem zaten. Herkesin hayatında hep ayak üstü bekler vaziyette dururum. Sanki biraz önce kısa bir mola için durmuşum da, kendimi iyi hissettiğim ilk anda çekip gidecekmişim gibi yaşamayı seviyorum. Hele bir de o insanla yeni tanışmışsam ve o kişiyi hayatımın neresine koyacağımı kesinleştirmemişsem sevgi sözcüklerini pek kullanamam da. Çünkü hayatımın neresinde duracağı belirsizken, hedefe isabet eden cümleler söylemek karşısındakinin sadece canını yakar. Sonra sende vebal altında kalırsın falan filan..

Otobüs biraz daha yol aldıktan sonra, İzmit sınırlarına girmişti bile. Hemen whatsapp'den İzmit'te olduğumu söyledim ve "nerde ineyim?" diye sordum. Önce şaka falan sandı, sonra lokasyonumu gönderdim ve hemen çıldırdığı belli olan mesajlar attı. Deliymişim ben, bu yapılamazmış, çılgının tekiymişim bla bla. Oysa çılgınlık falan değildi, sadece adama karşı belirsiz bir his duyup sürekli onu düşünmektense, peşinden gelip ne hissettiğimi kesinleştirmeliydim ve ben işte bunun için gelmiştim.
Çünkü sonu bitmeyen ve hatta haftalarca uzayıp giden aptal şapşal yazışmaları çocukluğumda bırakmıştım. Artık hayat felsefem: "Birini tanımak istiyorsanız, onunla yatın!"dı.


Her neyse işte. Mesajlaşmalarımızın hayret bölümü bittikten sonra bana ineceğim yeri söyledi. Otobüs zaten yol üstünde 2-3 km'de bir insanları indiriyordu. Duraklarından birinde bende indim ve onu arayıp indiğimi söyledim. Çok geçmeden geldi. Sımsıkı sarıldı bana. Bende sımsıkı sarıldım ona. Sımsıkı sarılınca farkettim, gündüz yaşadığımız heyecandan eser kalmamıştı. Sonra acıktığımı söyleyip açık olan börekçilerden börek falan alıp, yol boyunca konuşa konuşa eve geldik. Kapıyı kapatınca bana sımsıkı sarılacağını düşündüm. Sarılmadı. Sonra içeri geçip oyalandık falan ve ben börekleri atıştırmaya başladım. Börekler bittikten sonra muhabbetimiz yatağa gelmişti. Canım hiç yatağa da girmek istemiyordu, ama girdik. Uzun tatsız bir sevişmeden sonra boşaldık ve hemen uyuya kaldım. 

Bunda benim doyumsuzluğum mu, yoksa onun tatsız muhabbeti mi etkili oldu bilimiyorum ama geldiğime pişman olmuştum bile. Oysa daha önce kendime söz vermiştim; bir daha selamlaştığım kişinin ardından onlarca kilometre yol katetmeyecektim.

Sonra bir an önce sabah olması için tekrar uyuya kalmalıyım dedim kendi kendime. Ama uyku tutmadı. Onu öpmeye başladım. O da kıçını döndü ve ona sürtünmemi istedi. Öpe koklaya boşaldım ve zaten sonrasında da hemen uyuya kalmışım. Sabah 6:30da çalan alarmla kalkıp giyindim ve taksiyle otobüs terminaline gidip 10dakika sonra kalkacak olan arabaya bilet alıp İstanbul'a döndüm. bir daha yazışmadık da. Şimdi düşünüyorum da: ne anladım ben bu sikişten?