Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

27 Mayıs 2013

başlıksız olsun bu yazı. çünkü başlık yazınca bana giriyo

Sanırım biz onunla bazı dönemlerde acı çekmekten ve birbirimize acı çektirmekten zevk alıyoruz. Yoksa sürekli kavga etmekten ve sonra sınırsızca küfürleşip bir kaç hafta görüşmeyip neden olmadık anda buluşalım ki? Sanırım biz sakatız. Beynimizde bir sorun var, güzel güzel yaşayamıyoruz. Güzel bir ilişki bize göre değil. Yani sanırım bizde bir sorun var ve biz o sorunlu yanlarımızın farkındayız ve bu yüzden sürekli kavga ediyoruz, sonrasında da hiçbir şey olmamış gibi görüşmeye kalkışıyoruz.

Bu hafta sonu da böyle oldu. Aslında direkt böyle olmadı. Biraz karmaşık şeyler oldu. Ama özetle durum bundan ibaretti. Gelişmeler ise şöyleydi;
Benim öküz baktım mesaj attı. Mesajda "sana bir şey sordum hala cevap vermedin?" diyordu. Bende ne sordu diye mesajlarıma falan döndüm ve bir şey bulamayınca öyle siktir edercesine cevap vermedim. Çünkü aklımda onun yine benimle dalga geçtiği konusu vardı. Ben böyle kendi kendime triplere falan girip bir kaç saat geçince o yine mesaj attı ve bu sefer "iyi peki sen bilirsin?" diye mesaj attı. Bende bu sefer iyice merak ettim ve tutup onu dalga geçen bi ses tonuyla arayıp hemen sinir stress bağırmaya başladım "ne diyorsun, ne sordun" falan gibisinden ard arda bir şeyler söyledim ve o bunun üzerine gay'app'lerinden birinden bana mesaj attığını söyledi. Bende app'leri uzun süredir kullanmadığımı ve sildiğimi söyledim. Ama o ısrar etti "yalan söyleme 3 gündür yazışıyoruz seninle" dedi, ben de "alla alla saçmalama yaa" dedim.

Çünkü ben gayapp'lerini 2 hafta önce benden daha dengesiz insanlarla daha fazla muhatap olmamak için silmiştim ve bu yüzden Öküz Herif'in bana mesaj atması ve hatta mesajlaşmamız imkansızdı. Ama o da tutturmuş "hayır işte kayıtlar hala bende duruyor 3 gündür kavga ediyoruz ordan" deyip duruyordu. Bende bunun üzerine "ya yoksa bu yine biz görüşelim diye beni kandırmaya falan mı çalışıyor" diye düşünürken, bi yandan da "ya kusura bakma ama sana nasıl ispat edeyim bilmiyorum. Ama madem yazıştık diyorsun ve kayıtlar sende ise getir bakalım" dedim. Ben böyle diyince o "hayır sen taksim'e gel" dedi ve bi kavgada burda başladı. Ben ise "artık senin ayağına gelmiycem, 1,5 yıldır köpek gibi peşinde koşuyordum artık yoruldum. Eğer gerçekten konuşmak istiyorsan sen gel" falan deyip kestim attım ve telefonu da kapadım. Yarım saat sonra dayanamadım telefonu açtım ve o aradı. "Tamam geliyorum" dedi ve ben de beklemeye başladım. Sonra çıktı geldi, hemen telefonunu aldım ve yazışmalarını okumaya başladım. Gerçekten de benim profilime fazlasıyla benzeyen biriyle uzun uzun konuşmuşlar ve bizim öküz'de sürekli benim ilişkideki dengesizliklerimi yazıp "işte sen böylesin, işte sen şöylesin deyip durmuş. karşısındaki kişi de sanki hep konuşuyorlarmış gibi "canım öyle istedi" ya öfff sıkıyorsun artık" yeter lütfen" gibi kısa kısa cevaplar vermiş. Ve üstelik bunlar günlerce yazışmışlar. Hatta 2inci gün bu konuştuğu kişi ona "günaydın ruhhastası" diye mesaj atmış, bizim öküz de ona "günaydın deli bok" diye yanıt vermiş. (Bu arada öküz herif bana "deli bok" der.)

İşte her neyse ben bu yazışmaları okuyunca bi anda gülme krizine girdim, ama bi yandan da lan cool durmalıyım, bozuntuya verip gülmemeliyim falan diyorum içimden. Ama nerdeee kendimi durduramıyrum ki. Yazışmaları okuyunca öyle bi gülüyorumki gözlerimden yaş geliyor, hani yüzümü assam beni gören sikimi kesmişlerde onun üzüntüsünden ağlıyorum sanır. Bi yarım saat rahat güldüm ve sonra artık gülmem kesik hale gelince durdum. O arada ise Öküz'ün yazıştığı kişiyle yaptıkları muhabbetler aklıma geldikçe ani kahkaha patlamalarına engel olamadım.

Tabii çok sonra biz onunla asıl konumuza döndük. Yine bir sürü küfür müfür derken, artık bağırıp çağırmaktan boğazımız ağrıyordu ve tam o anda bi şekilde normale döndük ve bi baktım sarılmışız. Tabii sarılınca öpüştük möpüştük derken olayımız normale döndü. Normal işte bildiğin  arkadaş, dost, sırdaş, yaren, heval, kanka, panpa'ya dönüştük. Ama sevgili konusunu konuşmadık. Konuşmak istemedik bu sefer. Çünkü sıçıp sıçıp bırakmak ve sonrasında da hiçbir şey olmamış gibi o bokun içinde devam etmekten sanki yoruldum gibi. Sonra öyle devam ettik. Bana "beni özledin mi?" dedi, durup gözlerinin içine anlamlı anlamlı baktım ve "hayır" dedim.
"Deli gibi özledin biliyorum. Kabullenmiyorsun ama bana köpek gibi aşıksın ve hep aşık olarak da kalacaksın. Evet daha önce çok hata yaptım, seni anlamadım ama çok değiştim, bende sana köpek gibi aşığım. Köpek gibi özledim seni" dedi ve sarıldı. O an dünya böyle dursun istedim. Yani tıpkı bir film gibi bitsin her şey istedim. Sanki dünya, biz kavuşunca son bulacakmış gibi dursun, kıyamet kopsun herkesle beraber ölelim istedim. Ama öyle olmadı. Biraz daha sarılıp saçımı başımı iyice karıştırdı ve sonra benden uzaklaşıp seni seviyorum deli bok" dedi ve beni öptü. Sonra sağdan soldan muhabbetler ettik. Hayatlarımızdan konuştuk. Hiç ayrılmamışız gibi günü akşam ettik. Öyle işte yani. Biz ayrılamıyoruz ve ben onunla hiç ama hiç ayrılamayacağımızı da, daha onu ilk gördüğüm o soğuk 2011 yılının Şubat'ında anlamıştım ve içimden "ben bu öküzle ölünceye kadar devam ederim" deyip, sesli bi halde de "selam" deyip elimi uzatmıştım.

20 Mayıs 2013

Gerçekleri öğrenmek için can yakmak zorunluluğu var. Yoksa asla doğruyu öğrenemezsin.

Hani şu yazıda demiştim ya, son zamanlarda artık Öküz Herif'le dış görünüşlerimizi konu ederek kavga ediyoruz diye. Hah işte ben ona "çok kilo aldın, biraz rejim falan yap" gibisinden bi kaç defa saydırınca onun karşılık olarak kullandığı bir kaç cümleden, bana çaktırmadan fena halde üzüldüğünü farkettim ve bu durum aklıma takılmaya başladı. Bunun üzerine bi kaç gün düşündüm durdum; acaba kendisiyle bu kadar barışık bi şişko, yoksa aslında kendisiyle barışık değil mi? Yoksa aslında yüzünde kocaman bi maskeyle mi dolaşıyor ve yoksa benimleyken de o maskeyle mi geziniyordu?

Ama böyle olsa bile, görüştüğümüz müddetçe bana hiç çaktırmadı. Yüzünde veya bakışlarında özgüvensizlik ile alakalı hiçbir maske görmedim. Hiç ama hiç farketmedim. Şimdi ise bunu farkettim ya, durur muyum? Durmam, duramam. Eşelemem, gerçeği görmek için o yarayı iyice kaşıyıp kanatmam, Öküz'ün yüzünde bir maske olup olmadığını görmem lazım.

Hem eşelememin amacı onunla pamuk ipliğine bağlı olan bu ilişkinin inceldiği yerden hepten kopmasını istediğimden değil, nerenin ince olduğunu görmem lazım. Çünkü ben ona karşı bu kadar savunmasızken, onun bana karşı savunma içinde olabilme ihtimali bile fena koyar bana. Alınırım, hatta bu aralar zaten görüşmüyorken bunu öğrenmiş olsam bile kırılır paramparça olurum. Çünkü ben ona tam anlamıyla teslimken, o bana hiç teslim olmadı. Hep bir duvarın arkasındaymış gibi konuştu benimle. Ortada görünen bir duvar olmadığı için, ona hep bana mesafeli olduğunu ve içten olmadığı söyledim. O ise tüm bunların benim kuruntum olduğunu söyledi durdu. İkimizde inatçıydık, o inkâr etti, ben ise elimde bir delil olmadan ısrar ettim durdum. Şimdi ise böyle bir delil yakalamışken kaşımadan eşelemeden durmak olmazdı ve işte başladık;

Onun bu şişkoluk laflarıma alındığını farkedince, önceki hafta sıradan bir konuşma esnasında whatsapp'den ona "ya biraz spor falan yapıp kilo versene. mesela akşam yemeklerini de kes yeme, gün içinde de bol bol su iç, çünkü cidden çok fazla kilo aldın ve farkında değilsin." dedim. Bunları söylerken amacım tabiki onu olabildiğince kızdırmak, içinde gerçekten kendisiyle barışık olup olmadığını anlamak için fazlasıyla sinirlendirmekti. Tabii sinirlendirirken onun da aslında kendisiyle barışık olduğunu düşünüyordum. Çünkü adamda öyle bi özgüven, öyle bi hava varki valla Obama bile onun yanında bok yemiş.

Her neyse işte. Ben böyle böyle saydırıyorken, o da arada bana cevap veriyordu. "öff beni beğeneceksen böyle beğen. hem sen beni böyle beğenmedin mi? niye şimdi kilo ver deyip duruyorsun" falan deyip duruyordu. O böyle deyince ben "ya eskiden beğeniyordum ama şimdi biraz daha kilo aldın ve kiloların gözüme çok batıyor, artık çok estetik gelmiyorsun" falan deyip saçmalıyordum. Ben böyle diyince de o "estetikliğini sikeyim, iyi tamam vereyim bi kaç kilo" dedi, bende "alla alla" dedim kendi kendime ve  "ulan bu adam hiç kızmayacak mı?" diye düşünmeye başladım. Çünkü ben adamı sinirlendirmek için uğraştıkça bu alttan alıyor, alttan aldıkça ağzıma da sıçmış oluyordu. Ama onun bu "yaw zaten bi kaç güne kadar spora başlayıp kilo vercem" laflarının sırf beni susturmak için söylediğini düşününce durmadım ve hemen "ya öff beni susturmak için kilo vercem diyorsun. ama sende biliyorsun ki vermeyeceksin ve kusura bakma ben seni artık bu halinle beğenmiyorum. çünkü çok şişmansın. Lütfen biraz kilo ver. Hatta hazır görüşmüyorken, sen bi kaç kilo verinceye kadar da hiç görüşmeyelim" dedim ve o da bunun üstüne dayanamayıp bombayı patlattı;

"demek öyle ha. peki sen hiç düşündün mü benim yanıma yakışıyor musun diye? düşünmedin değil mi? iyi o zaman madem öyle ben söyliyeyim; yanıma yakışmıyorsun. hem sen ne boksun ki benim kilomdan dolayı böyle konuşuyorsun. sanki çok hoş, çok güzel birisin. dönüp tipine baktın mı, dışarda gezerken vitrinlerde ikimizi yanyana gördün mü? nasıl duruyoruz, bana yakışıyor musun diye hiç kendine baktın mı? kendini bi bok sanıyorsun ama hoş biride değilsin. dağdan inmişin tekisin. sana ayılıp bayıldığımı mı sanıyorsun" dedi.

Hemen dönüp "aslında çok düşündüm ve hep farkındaydım da. yoksa benimle geceleri buluşmanın veya kuytuya köşeye kaçmanın başka nasıl bi açıklaması olabilir ki? ama işte emin değildim. kendi kuruntum sanıyordum." diyecektimki; sustum. Çünkü duymak istediklerim bunlar değildi. Ben sadece onun özgüvenini sınamak istemiştim. Yani gerçekten özgüveni var mı, yoksa hayır bir balondan mı ibaretti.
Demek benim için böyle düşünüyordu. Söylediklerinin hiçbirine üzülmedim, canım hiç sıkılmadı. Hiç kırılmadım, hiç bozulmadım. Sadece bozulduğum, üsüldüğüm tek bir konu oldu; o da şu yazıda dediğim gibi, haklı çıkmamdı..

Çünkü haklı çıkmak cidden insanı üzüyor. Hele böyle bir konuda fena halde üzülüyorsun. Kalbin olmasa bile üzülüyorsun. Taştan yaratılmış bile olsan ister istemez üzülüyorsun.
Çünkü karşındakinin sana farklı davrandığının hep farkında olursun ama bunu gösterecek bir delilin yoktur. Ve elinde bir delilin yokken, istediğin kadar haklı ol, sadece tanrı senin tarafını tutar, diğer hiç kimsenin sikinde olmazsın. Kimse seni dinlemez ve dinleyenler de "bence bunlar sadece senin kuruntun" deyip geçerler.

Ama şunu bir daha öğrendimki; birinin canını yakmayıncaya kadar, onun senin hakkındaki düşüncelerini ağzından duyamıyorsun. Yani senin tek başına gerçekleri bilmenin aslında hiçbir değeri yok..

Oysa ben onunla birbirimize hiç yakışmadığımızında hep farkındaydım. Daha doğrusu onun beni kendine yakıştırmadığın biliyordum. Yoksa hep kuytu köşede buluşmaların başka nasıl bi açıklaması olabilirdi ki? ben onun için sadece eğlenceliktim. Zaten her buluşmayı ben ayarlıyordum, ayağına hep ben gidiyordum "lütfen buluşalım" diye köpek gibi yalvaran da benden başkası değildi. Her ayrılık sonrasında "yeniden deneyelim" diyen de benden başkası değildi.

Sebep işte buydu. Ben ona yakışmıyordum ve o ağır basan şehvetinin etkisiyle buluşmalarımı kabul ediyordu. Aslında şu yazıda dediğim gibi, daha önce az da olsa onunla birbirimize yakışmadığımızı düşündüğü için dışarda buluşmadığımızı, buluşmamak için sürekli bahaneler uydurduğunu düşünüyordum. Gerçi benimki bir teori'ydi. Ama gerçek olabileceğini hiç düşünmedim, gerçek anlamda aklımdan hiç geçirmedim Sadece bana davranışlarından dolayı bütün ihtimalleri gözden geçiriyordum ve sonuç olarak bu da bi ihtimal olabilir deyip üzülüyordum.

Ama şimdi bunu onun kendisinden duymak beni üzmese de, haklı çıkmak ammıma koymuştu. Çünkü o benimle kalabalıklarda buluşmayı hiç istemedi. Hep yalnız, hep kuytu bir yerde buluştuk. Kalabalıklarda buluşsak bile hep tenhalara doğru kaydık. Ben o buraları seviyor diye düşünerek kendimi kandırdım. Ama doğrusu o beni yanına yakıştırmadığı için tenhalarda gezinmeyi tercih ediyordu. Buluşma saatlerimiz de hep geç vakitlerde oldu. Yani hava kararmaya başlayıp artık güneş yok olduğu zamanlarda. Söyleyecek bir şey yok. Dediğim gibi; haklı çıkmak insanın ammına koyuyor..

17 Mayıs 2013

bi ara oturup seni ciddi ciddi sevmeyi düşündüm

bi ara oturup ciddi ciddi seni sevmeyi düşündüm.
"sevsem ne olur? neler olur acaba?" diye düşündüm.
ama olmaz, seni, sevemezdim.
yani daha doğrusu imkânı yoktu.
çünkü ülkede savaş vardı ve herkes kan ağlıyordu.
işte bu yüzden kimse aşık olmamalıydı.
hani dile getirilmemişti ama, işte nasıl diyim;
sevmek o günlerde tanrı tarafından olmasa da, günahkâr insanlar tarafından günâh ilan edilmişti.
zaten neyin günah olduğunu sadece o günahı işleyenler bilirdi ve günahlar sadece an'lara göre değişirdi.
işte şimdi de sevmenin günah olduğu an'lardaydık.

o günlerde herkes canının derdine düşmüştü.
oysa benim can'ım da sendin. söyleyemedim. susmak zorunda kaldım.
sustum.
"sus" demeden susturdular. 

bi ara oturup ciddi ciddi seni sevmeyi düşünmedim değil.
yüzünü, gözünü ayrı ayrı sevmeyi düşündüm.

hiçbir zaman bilemeyeceksin ama;
bakışlarını düşününce kirpiklerin içime battı..
için için yandım.
kirpiklerin öyle güzellerki, seni her düşünüşümde yeniden yeniden içime battılar.
sonra seni gördüm o günlerde,
içimden geçip gitme diye, durup sana baktım.
aslında durmadım, o an öyle kaldım.
adeta bir duvar gibi.
gelip, bana bir bomba gibi çarp diye bekledim.
sen'se çarpmadın.
ıskalayıp yanımdan geçip gittin. kim bilir kimlerin can'ını yaktın..

bi ara oturup ciddi ciddi seni çok sevmeyi düşündüm.
ama olmadı. çok sevemedim.
meğer her önüme çıkanı sevmişim diye seni "çok ama çok sevmeye" yüreğimde yer yoktu.
bende "çok ama çok" sevmek yerine, sadece "sevmek"le yetindim..

bi ara oturup;
seni, ciddi ciddi sevmeyi düşündüm.
ama ülkenin durumu içler acısıydı.
seni sevdiğimi söylesem, herkes "dur şimdi, sırası değil" diyecekti.
belki sen de onlara uyup "öfff beee şimdi sırası değil" diyecektin.
bende durdum. içimde sakladım.
sonra da onları taklit ederek yaşamaya başladım. yani;
henüz günah işlemeye bile fırsatı olmadan ölen çocuklara üzülür gibi yapıp, haberin olmadan senin için, kendim için, biz'im için ağladım.

bi ara oturup ciddi ciddi seni sevmeyi düşündüm.
sahi sen hiç düşündün mü?
hiç aklına geldi mi beni sevmek. ciddi olmasan da olur. beni sevdiğini düşünsene



6 Mayıs 2013

tek nokta bitişi, üç nokta devamının geleceğini, iki nokta ise kararsızlığı anlatır.

Kendi evimi bile hiç sevmedim. Belki de bu yüzden fazla eşyam yok. Hep; her an uzak bi yere gidecekmişim gibi yaşadım ve belki de bu yüzden çok fazla arkadaş edinmedim..
Sevmem zaten öyle sırf kendi yalnızlığına son vermek için birilerinin hayatında durmayı veya birilerini hayatımda tutmayı. Bence herkes her an gidecekmiş kadar özgür olmalı. Çünkü bağımlılıklar yeni mutsuzluklara sebep oluyor. İşte bu yüzden kimseye bağlanmadım..
Hem zaten ben yeterince mutsuz olabilen biriyim. Birilerine olan bağlanmışlığımdan kaynaklanan yeni mutsuzluklara ihtiyacım yoktu. Olmasını da istemedim..

Çünkü bir an bile olsa birileri yüzünden mutsuz olunca, ardından önümüze çıkan herkesi suçlamaya başlıyoruz. Bütün mutsuzluklarımızın diğer insanlardan kaynaklandığını düşünmeye başlıyoruz. Oysa birilerinin bizi mutsuz ettiğini söylemek, kocaman bir yalan.
Doğrusu şu ki; mutlu olmayı beceremiyoruz ve kendi beceriksizliğimizi hep başkalarına bağlıyoruz..
Oysa zaten kimse kimseyi mutlu etmek zorunda değil. Çünkü zorunluluklar kocaman bir kaos ortamı yaratır. Seni bir köle yapar. Karşındakini de bir tutsak. Sonra ne sen onu bırakabiliyorsun, nede bıraksan o bi yere gidebiliyor. Sonrasındaysa hgerkes ilişki denilen bir hapishane de yaşamaya başlıyor ve gardiyanımız da toplum denilen canavar oluyor..

İşte bu yüzden bende hayatıma girmeye çalışan herkese veya hayatlarına girmeye çalıştığım herkese; her an gideceklermiş gibi, her an gidecekmişim gibi davrandım..
Sırf böyle davrandım diye de onların gözünde büyük bi orospuçocuğu oldum.
Ama bunu hiçbir zaman umursamadım. Zaten umursayarak yaşayamazdım da. Çünkü umrumda olan hiçbir şey yokken kendimi çok hafif hissediyorum. Tıpkı bulutlar gibi, tıpkı hava gibi. Tıpkı var olduğunu bildiğin ama gösteremediğin, dokunamadığın bir şey gibi hissettim kendimi.

Birilerinin gelip hayatımda durmasını istediğim zamanlarda olmadı değil. Ama çok sürmedi bu durumlarım. Çünkü kimi sevsem, en fazla iki sevişmelik ömürlerimiz oldu. Sevişmelerimizin ardından çekip gittiler. Bunun nedeni bedenimden yararlanmak istemeleri değildi. Hayır öyle değillerdi. Bunun nedeni benim bencilliğimdi. Çünkü sadece yaşarken değil, sevişirken de sadece kendimi düşünürüm. Zaten yarım saat önce tanıştığım birini, yatakta mutlu etmeye çabalamakla zamanımı harcaman en büyük dolandırıcılık bence. İşte bu yüzden hep terkedildim. Yani sırf kimseyi kandırmadığım için hep yalnız bırakıldım.

Aslında adı terkedilmek olsada bu terkedilmek değil di. Çünkü hayatıma girmemişlerdi, sadece yatağıma girmişlerdi veya yataklarına girmiştim. Bir kaç boşalmalık saltanatımız vardı ve zaten boşaldıktan sonra bir daha toparlanamamak üzere yıkılıyorlardı..
Farkındaydım her şeyin, çünkü bilinçli yaşıyordum, farkında olarak yaşıyordum. Bu yüzden üzülmüyordum. Üzüldüğüm tek şey; bir sonraki karşılaşmalarımızda bana bok gibi davranmalarıydı. Ama kendim için değil, onlar için üzülüyordum. Çünkü birilerini kandırarak, kendilerini kandırarak mutlu olmayı seçmişlerdi..

4 Mayıs 2013

beni alıp uzaklara götürürsün diye çok bekledim, ama gelmedin. bende zaten vazgeçtim.

Gece'nin bi yarısı öylesine herkese atılan sıradan bir mesajdı aslında. "Napıyorsun" demiştim ve başlamıştı muhabbet. Bir şeyler konuştuk ve sonra fotoğraflarımızı gönderdik birbirimize.

Çok hoş biriydi, belki yüzyüze tanışmak daha iyi olur diye düşünerek "yarın bi yerde buluşup bi kahve içelim mi? oturur gevezelik ederiz" dedim. Gelen yanıt "olur. seni hatırladım. bir kaç yıl önce barda görmüştüm seni" dedi. Mesajını alır almaz dönüp fotoğraflara tekrar baktım. Hayır hatırlayamamıştım ve bu yüzden "akılda kalmış olmak güzel. ama kusura bakma hatırlayamadım. özür dilerim" dedim. gülücük göndermekle yetindiği yanıtına bir kaç defa ard arda bakındım. sonra bende gülücük gönderdim.

Saat de ilerliyordu. Gece yarısı olmak üzereydi. Aynı semtteydik, ama tuhaf hiç karşılaşmamıştık. Ben bunları düşünürken yeni gelen mesajda "evde ne duruyorsun, gelsene bu gece sohbet ederiz" dedi "tamam geleyim" dedim ve adresi alıp ona gittim.

Üzerinde mavi bi şort ile "artık beni çöp at" diye bağıran bi tişört vardı. Ama yine de yakışıyordu. "kusura bakma ev biraz dağınık" dedi, bende "ya üff saçmalama" diye söylendim. Oysa ortalık dağınık değildi. çünkü evde hiçbir şey yok denecek kadar boş bir bekâr eviydi.
Bir arkadaşıyla yaşıyormuş, ama arkadaşı şu an şehir dışında olduğu için o da sıkılmış ve konuşacak birini arıyormuş. Laf lafı açarken, konu dönüp dolaşıp uçsuz bucaksız bi yerlere gitti. Biz sohbeti toparlamaya çalışırken, aynı zamanda iyice yaklaşmıştık. Göz göze baktık önce. Bi kaç saniyelik nefes tutulması yaşandı aramızda "acaba sohbete devam mı etsek, yoksa birbirimize suni teneffüs mü yapsak" diye düşünürken aniden öpüşmeye başladık. Zaten bu kadar uzatmanın bi anlamı da yoktu, bunu istiyorduk ve ben bunu istediğimizden o kadar emindimki; çok hızlı gittiğim için onun kırıldığını, onu kırıp paramparça ettiğimi anlayamadım bile..

Bir kaç dakika sonra öpüşürken osbir çekip boşaldık. Dönüp ona baktım ve yüzünden "aradığım kişi sen de değilsin" ifadesini gördüm. "kusura bakma sevişirken, sadece kendimi düşünecek kadar hayvanlaşıyorum. bencilliğin doruğuna çıkıyorum" demek istedim ama dilim dönmedi. Ben de sustum.

Bir müddet sokaktan gelen kedi mırlamalarını dinledik. Sonra onun futbol aşkından ve kumar alışkanlığı hakkında atıp tuttuk. Kumardan kazandığı her kuruşu yine kumara veriyordu ve bu yüzden eve doğru dürüst bir şey alamıyorlardı. Bazen para yetişmeyince arkadaşlarından borç alıyormuş. Öyle anlattı.
Durup baktım yüzüne "rahatsan ve  böyle yaşamak seni mutlu ediyorsa yaşa gitsin" dedim ve farkında olmadan bir daha kırdım. Oysa benden, herkesin ona sıraladığı klasik cümleleri duymak istemiş. Ne bileyim, bazen herkesin söylenmesine değil de, sadece bir kişinin söylenmesine ihtiyaç duyduğunu..

Sonra konuyu değiştirdik ve o da bana beni anlatmaya başladı. Beni ilk gördüğü andan bahsetti. Hep görürmüş beni. Hatta ilk karşılaşmamızda gidip onunla tanışmak istemişim, ama benim çok dengesiz biri olduğumu düşündüğü için teşekkür ederek reddetmiş beni. Bende sonra çıkıp gitmişim bardan. Sonraki gecelerde yine karşılaşmışız, o benim ona gitmemi beklemiş. Bense başkalarının peşinde gitmişim ve artık hiç ona bakmamışım. O böyle söylediği anda kendimi temize çekmek için "ama yani sen reddetmişsen, zaten ısrar etmemki" demekle yetindim. Boş veren bir "haklısın" ses tonuyla konuşmaya devam etti. aslında bir kez daha söyleseymişim iyi olurmuş falan "ama işte olmadı" diye kestirip attım.

Sonra sağdan soldan konuşmalarımız devam etti. Konuştukça sikim tekrar kalktı. Oysa içinde cinselliğe dair tek bir kırıntı bile yoktu. ama işte sikime söz geçiremiyordum. O ise, benimle sadece muhabbet etmek istiyordu. Bense sikime söz geçiremediğim için ha bire sevişmek istiyordum. Sonra dayanamadı ve döndü bana, bir kez daha seviştik, bir kez daha boşaldık. Sonra "dönüp uyuyalım" dedi. "tamam" dedim. Sarılıp uyumak için oyalanmaya başladık. Az sonra o, biraz da olsa uyumaya başlamıştı bile. Gözlerini açıp beni birazcık daha sıkarak "işte böyle uyumak çok güzel" dedi ve çok geçmeden uyuması derinleşmeye başlamıştı bile.

Ama onun aksine ben ve pipim dipçik gibiydik. İçimdeki şeytan durmak, uyumak bilmedi. Gözleri hep açıktı ve sikimle elele vermiş beni onu kırmam için bir daha zorluyorlardı. Dayanamadım. Onları dinledim ve elini, yüzünü, meme uçlarını derken, poposunu ısıra ısıra onu uyandırdım ve sonra bir şeyler yapmaya çalıştık. İstemeye istemeye onunda siki kalktı ve sonra yüzündeki o kırılmışlığın artık dehşet boyutunda olduğunu farkettim.
İşte o an durdum ve kalkıp giyinmeye başladım. "ne yapıyorsun" dedi, "eve gidiyorum. çünkü senin yanında uyuyamam. senin gibi birini bulmuşken ne içimdeki şeytana söz geçirebiliyorum, ne de kendime. üstelik sohbet bile etmedik. en iyisi kalkıp gitmem. hem seni de uykundan etmeye gerek yok." diye uzun uzun cümle kurdum. sözümü hiç kesmedi. cümlemi bitirince "saçmalama. benim için farketmez" dedi. "hayır. kusura bakma gitmek zorundayım. yoksa kendimi daha kötü hissederim" dedim ve o "tamam sen bilirsin. ama ben rahatım. yani kal" dedi tekrar.

Ama "kal" dediği andaki o ses tonu, o her harfin üzerine basa basa dışarı taşan hayal kırıklığı o kadar belliydiki, onu üzdüğümü, ona bir hayal kırıklığını da ben yaşattığım için pişmanlık duyduğumu anlatmak istedim. ama olmadı bir şey diyemedim. sonra giyindim, o da kalkıp giyindi. beni kapıda uğurlarken, tutup sımsıkı sarıldım ve "keşke yıllar önce, yanına geldiğimde beni reddetmemiş olsaydın. işte o zaman şu anki halimden daha farklı biriyle tanışmış olacaktın. belki de bu geceki sohbetimizin  başlarında söylediğin "birini bulursam, alıp burdan gidicem" cümlesindeki kişi ben olacaktım. o kişi olmak isterdim. çünkü yıllarca, beni alıp götürecek birini aramıştım" dedim. "sağlık olsun" dedi. "sağlık olsun" dedim ve öpüp çıktım.