Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

30 Ekim 2013

10 yıl sonra ilk aşk'la karşılaşmak..

10 yıl önce, yani ben daha 18 imden yeni gün aldığım ve dünyaya parmak atma hakkını elde ettiğimi sandığım yıllarda, İstiklal'de bi cafe'de tanışmıştık. Tanışmamız şöyle olmuştu: Ben sakin sakin oturmuş, 2 saattir bittiremediğim sallama çayımı soğuk çaya evirmişken, bir kaç masa ilerde birinin sürekli bana baktığını farkedince gülümsemiştim ve o da gülümsememe karşılık olarak; yeşil gözlerini japon animelerindeki gibi daha bir açmış ve bu arada da gülümsemekten geri kalmamıştı. Bir kaç bakış daha attıktan sonra kalkmıştı.  Hesabı ödeyip kapıdan çıkarken tekar bakmıştı bana ve bende bu hareketinden sonra ibne olduğuna emin olup, oturduğum yerden sakince kalkıp arkasından dışarı çıkmıştım. Benden önce çıktığı için yetişemedim ve istikal'in kalabalığına karışmak üzereyken ıslık çalarak durdurabilmiştim.
Dönüp baktığında ise koşarak yanına gidip sakin bir ses tonuyla beraber yüzüme muzipçe bir gülümseme yerleştirip "pardon ya tanışıyor muyuz?" dedim, o da bana karşılık "hayır" dedi. Gülümsedim ve dilimi hafifçe dışarı çıkarıp alt dudağıma dokundurup hemen içeri atarken üst dişlerimlede alt dudağımı hafifçe ısırıp, kaşlarımın ikisini beraber kaldırıp dudağımı ısırmamın bitişinin ardından tebessüm edip "o zaman tanışalım" dedim, o da buna karşılık "olur" deyip gülerek adını söyledi ve biz tanıştık. Sonra muhabbetimiz, kakara kikirilerimiz başladı ve gün boyunca biz yapışık ikizler gibi beraber sağda solda dolaşıp durduk. Akşama doğru gay cafelerden birine girip yer minderlerine oturup laflamaya başladık ve bir saat sonra beni öpmeye çalıştığını farkedince, gözlerine bakıp gülümseyerek "gel buraya" deyip öptüm. Bu ilk öpücükten sonrası kendiliğinden geldi ve biz artık pek konuşmadık. Gece boyunca farklı leş gay ortamlarında o kadar çok öpüştükki sabaha karşı eve giderken dudaklarımın uyuştuğunu hatırlıyorum. Başımı yastığa bırakıp uyumaya hazırlanırken "sanırım aşık oldum" dedim kendi kendime ve dudaklarım kabarmış bi halde uyuya kaldım.
18 yaşındaydım. O güne kadar hiç "aşık oldum" dediğim kimse olmamıştı. Aşkın ne olduğunu da bilmiyordum. Çünkü hiç yaşamamıştım. Sadece romanlarda derin anlamlar yüklü, kısa cümlelerden tarifini okumuştum o kadar..

Neyse işte bizim tanışmamız bu şekilde olduktan sonra bu cilveleşmemiz 1 hafta sürdü. İkinci hafta araya onun yeni iş bulması, benim bir cafe de çalışmaya başlamamla birazcık zaman girdi ve görüşemedik. İkinci haftanın sonunda mesaj atıp "sanırım ben bir şey hissetmiyorum. kendine iyi bak" dedi. Mesajı okuduktan sonra gidip cefenin tuvaletinde biraz ağladım bu sırada bir kaç kişi gelip kapıya vurdu "dolu" dedim. Tuvaletten çıktığımda içeride bir kaç müşteri ve tuvalette ne yaptığımı soran diğer garsonlar ve patronum bana bakıyorlardı. Patron hemen kızgınca yanıma gelip "ne yapıyordun lan içerde" dedi, ben de sadece patronun duyabileceği kadar yüksek sesle "sıçıyodum" dedim ve dik dik yüzüne bakarken bu arada önlüğümü belimden çözüp masaya bırakıp çıktım. Zaten 3 gündü çalışıyordum ve bu yüzden alacak paranın da bi değeri yoktu. Hem 3 kuruş peşine düşüp yalakalık yapmama da gerek yoktu. Kapıdan çıktığımda biraz hafiflemiştim. İstiklal'de bi köşeye çekilip yerdeki sigara izmaritlerinden birini alıp, yanımdan geçenlerden birinin ateşiyle yakıp kalabalığa doğru üfürerek içtim. O biterken başka bir izmariti alıp yakıyordum. Böyle böyle bir kaç saati geride bırakmıştım ve "koy götüne gitsin" düşüncesine kapılmıştım bile. Akşama kadar sağda solda oyalanıp internetten bulduğum biriyle sevişmek için beşiktaş taraflarında bi yere gittim. Adam sanatçı olduğunu söylüyordu. bi işler yapıyormuş, yakında bi albümü çıkacakmış, daha önce bir de kitap yazmış falan filan diye devam ediyordu. Oysa adam onca hengamenin içinde yalnızlıktan cayır cayır yanıyordu ve ilk bulduğu kişiye hayatının tüm detaylarını anlattığının farkında değildi. Sadece konuşmuş olmak için değil, konuşmaya ihtiyacı olduğu için anlatıyordu ve o süslü hayatının arkasında yalnız kalınca ne kadar zavallı olduğuyla yüzleşiyordu. Bense şimdi pek başkasını çekecek halde değildim. Canım sevişerek acımı azaltmak istiyordu ve şu an birinin kafamı sikmesine tahammül edecek gibi değildim. Bu yüzden "sus, yoksa kalkıp gidicem" dedim. Ben böyle diyince, o da çok konuştuğunu farkedip sustu. Sonra kahvelerimizi tazeledi, beraber pencerenin önüne  gidip boğazı izlemeye başladık. Marmara denizi başının üstünde taşıdığı yalnızlarla dolu bir sürü vapurla salınıp duruyordu. Adam yanımda dikilmiş camda hayal meyal beliren yüzüme bakıyordu. Ben de ona bakıyordum ve onun dokunmak istemesine rağmen, kendini tutması o kadar acınılasıydıki, kendi acımı da hafifletmek için kahveyi pencerenin kenarına bırakıp ona sarıldım. O da kahvesi elindeyken bana sarıldı ve siki de hemen kalktı.
Bir kaç saat sonra boşaldığımızda ikimizin de acısı dinmişti. Sonra kalkıp giyindim ve çıkıp kendi bataklığıma döndüm. Durum bu şekilde devam edip gitti. İki hafta sonra, gaybarlardan birinde anime gözlü'yle karşılaştık. Ayak üstü selam sabah ettik ve ben ona eriyip biterken "kendine iyi bak"lar dileyip ayrıldık, taaa ki geçen haftaya kadar da, arkadaşımla evden çıkmış istiklal'in arka sokaklarında oyalana oyalana gezinirkene kadar da bir daha hiiiiiç karşılaşmadık.
Aradan 10 yıl geçmiş olmasına rağmen onu gördüğüm anda tanıdım. Gözlerinin içine bakarak beni tanımasını umut ettim ve o buna rağmen tanımadı. Yanındaki kızla beraber yanımdan geçip giderken elimi koluna atıp "merhaba anime gözlü" dedim ve o hiç ummadığı bir anda, tanımadığı birinin onu durdurmasından dolayı yaşadığı şaşkınlıkla ağzını yarı açıp yüzüme baktı. Tanımasını umut ederek, pişkince gülümsedim ve "tanımadın değil mi? ben hayat erkeği" dedim. Adımı söyleyinceye kadar zaten yüz ifadesi değişmişti. Gülümseyip "tanıdım ya, tanımaz olur muyum?" dedi büyük bir sevinçle ve öyle ayak üstü şaşkın şaşkın bakıştık. Bu arada arkadaşım beni çekiştiriyordu, onun da arkadaşı onu çekiştiriyordu, bende "nasıl gidiyor"ların ardından "telefonunu versene bir ara görüşelim" dedim ve ben onun numarasını kaydederken, o da telefonunu çıkarmış "bi çağrı atsana" diyordu, ama ben sanki acelem varmış gibi onu duymamazlığa gelip "tamam kaydettim" çaldırıyım deyip telefonu cebime atıp, sonra da "kendine iyi bak"lar dileyip ayrıldık. Arkadaşıma gördüğümüz kişinin ilk aşkım olduğunu söyledim
-"aaaa cidden mi? telefonunu da aldın. sana çok fena bakıyordu. peki ne zaman arıycaksın?" dedi
-Aramıycam.
-Neden?
-Çünkü çok çirkin olmuş. Baksana boyu bile benimkinden kısa. Oysa biz tanıştığımızda o benden uzundu ve ben onu öpmek için ayak parmaklarımın üzerinde durup dudaklarına uzanırdım.
-iyi sen bilirsin" dedi büyük bir şaşkınlıkla.
Gerçekten de gözüme çok çirkin gelmişti ve sırf çirkin göründüğü için hiç de aramayı düşünmüyordum. Yüzündeki sivilceler, saçlarının rengi, hafif çürük ve sararmış dişleri ve hatta toparlak vücuduyla gözüme benden bile daha çirkin görünmüştü. Sırf çirkinliğinden dolayı kendi kendime düşünmeye başladım; ne yani ben bunun için mi ağlamıştım o kadar, ne yani bu muydu yıllardır bazen aklıma geldikçe "acaba bir daha karşılaşacak mıyız?" diye kendi kendime sormalarım. Oysa şimdi aradan 10 yıl geçmişti ve işte karşılaşmıştık. Keşke karşılaşmasaydık. Keşke onu bu çirkin haliyle görmeseydim. En azından ilk aşkım aklımda hep sarışın ve yeşil gözlü olarak kalırdı. Ama işte görmüştüm ve anime gözlü'm şimdi bir hiç'e dönmüştü. Hayallerim alt üst olmuştu. Ama yapacak bir şey yoktu. Hayat devam ediyordu. Eski sevgililer birer ibret vesikası gibi karşımıza çıkıp duracaklardı ve şüphesiz bunda bizim için nice öğütler vardı.

Ama işte konu ben olunca öğüt möğüt hak getire. Telefonunu almıştım ve kendi telefonumu da cingözlük yapıp vermemiştim. Aradan 4 gün geçtikten sonra, kendi kendime vicdan yapıp "en azından arayıp bi sorayım" dedim ve arayıp kendimi tanıttıktan sonra "bu taraflara gelirsen bi kahve içelim" dedim. O da tamam "bi kaç gün içinde o tarafta olurum. Gelince ararım" dedi ve telefonu kapadık. Telefonu kapattıktan sonra mesaj attı, mesajında " :) " sadece gülücük vardı. Cevap vermedim. Cıvımaya gerek yoktu. Çünkü cıvıtırsak bi ihtimal olayların akışı değişebilirdi ve onu bu çirkin haliyle çekebilecek halde değildim. Hem zaten iki çirkin asla beraber olmamalıydı. Çiftlerden biri her zaman daha yakışıklı veya güzel olmalıdır. Bu kural bi yerde yazmaz, ama allah bu işleri böyle yürütür. Mesela benim ilişkilerimde çirkin rolü her zaman bendedir. Asla bu rolü başkasına kaptırmam.

Her neyse işte, ikimiz de çirkin olduğumuz için çift olmamız hiçbir zaman söz konu bile olamazdı. Hem tabiatın kurallarına aykıydı. Evren'in düzenine tersdi. Nasibimde olan güzel varken, bu çirkine kalmamalıydım falan filan.
Aradan bi kaç gün geçtikten sonra (yani dün) o aradı ve "bugün saat 18:00'de buluşalım mı?" dedi, ben de "tamam" dedim ve 18:00'de buluştuk. Bi yerde oturup kahvelerimizi içerken laflamaya başladık. Konuştuk konuştuk konuştuk. Konuştukça çirkinliğinden arındı, resmen güzelleşti. Gülüşü de hiç değişmemiş. Dişleri de fazla çürük değil, sadece tane tane ve çok küçükler.
O konuştukça hayata bakışının ne kadar saf, sade ve basit olduğunu gördüm. Ne kadar iyi düşünceli bir piç olduğunu farkettim. Bi ara tutup yanaklarını sıkasım geldi, öpesim geldi ama tuttum kendimi.
Saatler sonra kalktığımızda onunla görüşmek istediğimi düşündüm. O da öyle dedi. Cumartesi veya Pazar yine bu taraftalara gelebilirmiş. Tama geldiğin zaman ara istersen, gögüşelim dedim. koluma girdi, bir şeyler konuşa konuşa Taksim Meydanı'na vardık. Sonra o arabaya bindi gitti. Yarım saat sonra da mesaj attı "seni görmek güzeldi :)" diyordu. Önce cevap vermedim. 2-3 saat sonra "seni de :) " diye yanıtladım. O bir şey daha yazdı, cevap vermedim. Cevap verirsem aramızda şey başlar ve ben sırf yanlızlığıma son vermek için artık birileriyle şey yapmak istemiyorum. Hem ikimize arkadaşlık yeter de artar bile..

3 yorum:

QWX dedi ki...

Yok böyle bir şey,romantik düşünmeye ne kadar meraklıyım yazı bir başladı sonuna varmadan 2 çocuğunuz olmuştu amk... Yorum yaptıktan sonra yazdığın her yeni yazıya atlayıp yorum yapma huyumdan vazgeçeceğime karar veriyorum ama durum yine ortada...

huzur dedi ki...

Yazılarını okurken duygularını uçlarda yaşayan bir opera sanatçısıyla ona ritm tutturabilmek adına var gücüyle çabalayan bir balerinin sahnesini izliyor gibi hissediyorum.

Adsız dedi ki...

Kendine söz verip ama gerçekleştiremenen aynı benim gibi. Ben de kendimi ağırdan satamam.