Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

2 Eylül 2013

deneme, ses kontrol deneme

Bu aralar her şey üstüme üstüme gelirken bende kendimi iyice saldım gitti. Bu salmalar arasından birinde kendimi İzmit'e giden gece yarısı otobüsünde başım yanımdaki adamın omzuna düşmüş, ağzımdaki salya adamın tişörtünü ıslattı ıslatacakken yakaladım. Yarı uykulu bir şekilde gözlerimi açıp nerdeyiz dediğim de adam hafifçe bana dönüp bir şeyler söyledi ve bende anlamış gibi yapıp "haa tamam. teşekkürler" dedim. Sonra başımı iyice kaldırıp pencereden uzaklarda umut vaat eden şehir ışıklarına bakındım. Ya izmit bu kadar büyük müydü? cümlesini sesli söyleyince yanımdaki adam, orası izmit değil, körfez orası dedi. Ben yine "aaa evet ya. ama gece daha bi güzel görünüyormuş" dedim. "Evet doğru" dedi adam ve ben az önce zar zor açtığım güzel gözlerimi sessizce kapattım.

Gözlerimi kapatınca nereye gidiyorum demeden edemedim. Gecenin bu saatinde nereye gidiyordumki böyle. Üstelik yarın ofiste bi dünya iş beni bekliyordu, ama ben hiç siklemeden kalkıp İzmit'e gidiyordum. Olmaz ki canım böyle diye diye iç dünyama daldım gitti.

Hah tamam hatırladım. gündüz adamın biriyle tanışmıştım ve adam çalıştığı şirketin eğitimine katılmak için 1 günlüğüne İstanbul'a gelip, akşam da döneceğini söylemişti. Sonra biz hepi topu 5 dakikalık bir görüşme sonrasında birbirimizden hoşlandığımızı söylemiştik ve adam bu sohbetimizden 1 saat sonra otobüs'e binip İzmit'e gitmişti. Gidince bana "keşke sen de gelseydin benimle" diye sikindirik bi mesaj atmıştı ve bende ona söylemeden kalkıp gitmiştim. Hiç haberi yoktu, süpriz yapacaktım, ama ne olacaktı, ne diyecekti bilmiyordum. Belki de ailesiyle yaşıyordu, belki de sevgilisi vardı evde, belki de evi bile yoktu. Ama ben bunları hiç düşünmemiştim ve adam "keşke sen de gelseydin benimle" dedikten 30 dakika sonra bilet alıp 1 saat sonra da otobüse binmiştim bile. ahhh çılgın ben.

Otobüs haldır huldur yol alırken onunla whatsapp'den yazışmaya başladık. Şimdi yanında olmamı istermiş, beni sevmişmiş falan.
"Bende seni sevdim galiba" diye kesinliği olmayan yanıtlar verdim. Umut vaat etmeyi hiç sevmem zaten. Herkesin hayatında hep ayak üstü bekler vaziyette dururum. Sanki biraz önce kısa bir mola için durmuşum da, kendimi iyi hissettiğim ilk anda çekip gidecekmişim gibi yaşamayı seviyorum. Hele bir de o insanla yeni tanışmışsam ve o kişiyi hayatımın neresine koyacağımı kesinleştirmemişsem sevgi sözcüklerini pek kullanamam da. Çünkü hayatımın neresinde duracağı belirsizken, hedefe isabet eden cümleler söylemek karşısındakinin sadece canını yakar. Sonra sende vebal altında kalırsın falan filan..

Otobüs biraz daha yol aldıktan sonra, İzmit sınırlarına girmişti bile. Hemen whatsapp'den İzmit'te olduğumu söyledim ve "nerde ineyim?" diye sordum. Önce şaka falan sandı, sonra lokasyonumu gönderdim ve hemen çıldırdığı belli olan mesajlar attı. Deliymişim ben, bu yapılamazmış, çılgının tekiymişim bla bla. Oysa çılgınlık falan değildi, sadece adama karşı belirsiz bir his duyup sürekli onu düşünmektense, peşinden gelip ne hissettiğimi kesinleştirmeliydim ve ben işte bunun için gelmiştim.
Çünkü sonu bitmeyen ve hatta haftalarca uzayıp giden aptal şapşal yazışmaları çocukluğumda bırakmıştım. Artık hayat felsefem: "Birini tanımak istiyorsanız, onunla yatın!"dı.


Her neyse işte. Mesajlaşmalarımızın hayret bölümü bittikten sonra bana ineceğim yeri söyledi. Otobüs zaten yol üstünde 2-3 km'de bir insanları indiriyordu. Duraklarından birinde bende indim ve onu arayıp indiğimi söyledim. Çok geçmeden geldi. Sımsıkı sarıldı bana. Bende sımsıkı sarıldım ona. Sımsıkı sarılınca farkettim, gündüz yaşadığımız heyecandan eser kalmamıştı. Sonra acıktığımı söyleyip açık olan börekçilerden börek falan alıp, yol boyunca konuşa konuşa eve geldik. Kapıyı kapatınca bana sımsıkı sarılacağını düşündüm. Sarılmadı. Sonra içeri geçip oyalandık falan ve ben börekleri atıştırmaya başladım. Börekler bittikten sonra muhabbetimiz yatağa gelmişti. Canım hiç yatağa da girmek istemiyordu, ama girdik. Uzun tatsız bir sevişmeden sonra boşaldık ve hemen uyuya kaldım. 

Bunda benim doyumsuzluğum mu, yoksa onun tatsız muhabbeti mi etkili oldu bilimiyorum ama geldiğime pişman olmuştum bile. Oysa daha önce kendime söz vermiştim; bir daha selamlaştığım kişinin ardından onlarca kilometre yol katetmeyecektim.

Sonra bir an önce sabah olması için tekrar uyuya kalmalıyım dedim kendi kendime. Ama uyku tutmadı. Onu öpmeye başladım. O da kıçını döndü ve ona sürtünmemi istedi. Öpe koklaya boşaldım ve zaten sonrasında da hemen uyuya kalmışım. Sabah 6:30da çalan alarmla kalkıp giyindim ve taksiyle otobüs terminaline gidip 10dakika sonra kalkacak olan arabaya bilet alıp İstanbul'a döndüm. bir daha yazışmadık da. Şimdi düşünüyorum da: ne anladım ben bu sikişten?

1 yorum:

kayraz dedi ki...

Harbiden ne anladın bu işten... Çok sevdiğim bi söz var : Kolay şey değildir mutluluk, kendimizde bulmak çok zor, başka yerden bulmak imkansızdır...