Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

14 Temmuz 2013

Cihangiirrrrrrr. Seni yenecem üleen

Bu satırları yeni evimden yazıyorum. Yeni ev demek, yeni bir hayat, yeni bir yaşam sevinci demek. Yeni ev; aslında yeni bir ben demek.
Yeni ev demek; sevdiğim veya sevmediğim ne varsa geride bırakmak demek. Yeni ev demek işte benim için bunlar demek.(şu an kendimi Ayşe Arman gibi hissediyorum. Ne biçim yazı yazıyorum amk)
Bu arada yeni ev dememe aldanma. Evi satın almadım. Sadece kiraladık ve afedersin götüm kadar kirası var.
Ama bu seferki ev cihangir'de olunca kira konusunda fazla şikayet edemiyorum. Malum cihangir insanın anasını ağlatırken bi yandan da kendini sevdiriyor. Gerçi ben Cihangir'le tanıştım tanışalı hep sevdim Cihangir'i. İş dışında günlerimin çoğunu da burda geçiriyordum zaten. Burda olmasa Galata'da, Galata olmasa Tünel'de, tünel olmasa Taksim'in her hangi bir sokağındaydım hep. Yani burası zaten benim nefessiz kalamayacağım tek semt. ay ben resmen Cihangir'de yaşamak için doğmuşum :))

Neyse işte durum böyle olunca, geçenlerde; İstanbul'a ilk geldiğim yıllarda yani daha çocukken tanıştığımız arkadaşlarımdan biri "ben ailemden ayrılıcam, ev arıyorum" deyince, hemen atladım ve "tamam madem öyle beraber tutalım. çünkü bende bu evden sıkıldım ve yeni bir eve taşınmak istiyorum" dedim ve onunla hemen iş başı yapıp bir kaç semt de ev bakınmaya başladık. Önce kadıköy'ün altını üstüne getirdik, amına koyduğumun sikindirik Kadıköy'ünde bile bir aylık kiralar, kocaman ev parası kadar olunca dedik "siktir et Kadıköy'ü cihangir'den tutalım"
Durum böyle olunca bir kaç kuruş daha fazla verip Cihangir'de ev tutmaya net olarak karar verdik. Ben hemen iş çıkışlarımda kiralık dairelere bakınmaya başladım. Ama keşke bakınmasaydım. Ayol dünyanın ve istanbul'un merkezi dediğimiz Cihangir'de lağım çukuru gibi evler dünya pahasına kiraya veriliyordu. Üstelik emlakçı dediğimiz şu soyguncular, şu tefeci tüfeciler 2-3 kira parası da komisyon isteyince, dayanamadım patladım birine "ay amcık, benim o kadar param olsa, biraz da bankadan kredi falan çekerim, sonra da gider kendime kenar mahallelerden birinden 300 metrekare büyüklüğünde 3+2 daire alırım amk" dedim ama beni takmadılar :ahahaha

Neyse baktık olacağı yok, ben Cihangir'de ev aramaya devam ettim. Baktığım evleri de bi görseniz, ayol köpek bağlasanız durmayacak eve 2.500lira istiyorlar, üstelik evelerin çoğu rutubetli, havasız ve hatta böcek möcek kaynıyo. Hele bazılarını güya deniz manzaralı diye anlatıyorlardı da, gidip evlere bakınca denizi görmek için pencereden kafayı çıkarıp bayaa bi uzatmak gerekiyordu. Tabii uzatınca da 5inci kattan düşmemeye çalışacaksınız. Yoksa valla düşüp bağırsaklarınızı ağzınızdan getirten bir felakete imza atarsınız, da neyse.
Ya hem onu bunu geç de, bazı evlerin içi cidden pislikdi. İnsanlar nasıl burda yaşamış hayret ediyorum. Hani tamam benim evim de saray yavrusu değil, ama yani sonuç olarak 2.000lira istenilen bir evin de en azından camı çatlak olmasın, banyosu küf olmasın değil mi? Ya da ev boş evin bi temizliği yapılır da öyle kiraya verilir değil mi? ama nerdeee. Ayol geçen yıl yenilen gofretin kağıtları bile odalarda uçuşuyordu.
Ama yok anam yok, hem evler pis mi pis, hem de ev sahipleri ve emlakçılar, sanki dersin evi kiraya vermiyorlar da, sanki Cihangir'in tapusunu verecekler elime. Böyle bi afra tafralar ki sormayın. Ayol bunlar hep böyle miydi, bana mı denk geldiler anlamadım ki?

Neyse işte biz böyle gezine gezine, dengesiz ev sahipleri ve paragöz emlakçılardan bıktık ve ben iş çıkışlarımda tek başıma ev aramaya başladım. bi kaç gün gezindim ve gördümkü eşyalı diye sunulan evler bile bit yuvasıydılar. Üstelik eşyalara da öyle bir methiye diziyorlardıki, ayıp olmasın diye "ayyyy, al bu kanepeyi ananın amına sok. ananın amına sokamazsan çöpe at, ama lütfen bana bu bitli kanepeyi sanat eseriymişcesine anlatma" diyemedim ve bu laflar hep içimde kaldı.

En son artık ümidimi kesmiş halde cihangir'de küçük, şirin, tatlı mı tatlı bir marketin önünden geçerken içeri girip "ya buralarda bildiğiniz boş daire var mı?" dedim, adam da bana "ne kadarlık arıyorsunuz" dedi, bende "1500 falan yeter" dedim. Ben bunu deyince adam "benim bi dairem var ama 2000 üzeri, size olur mu bilmem" dedi. Bende "ya aslında daireye göre değişir. Görmeden bir şey diyemem" dedim ve adam bunun üstüne "gel gidip bakalım" dedi ve biz kalktık bir kaç sokak ilerdeki apartmanın 3üncü katındaki daireye bakmaya geldik. Apartmana girince, ben apartmanın girişine aşık oldum zaten. İçimden "tamamdır. daireye bakmaya gerek yok. biz apartmanın girişini kiralayabiliriz" dedim ve adam önde ben poposunun arkasında asansöre binip eve çıktık. İçeri girip biraz gezindim falan ve dayanamadım hemen adama "ohoooo tamamdır. bu evi arıyordum" dedim adama.
Çünkü ev 3+1 ve üstelik 140metrekareydi. Kirasını falan da konuşunca tutmaya karar verdim ve o an bende jeton düştü. Lan evi arkadaşımla tutcaktık ama onun evi tuttuğumdan haberi yoktu. Hemen onu arayıp daireyi anlattım ve "yarın beraber bakalım, sonra karar veririz" dedim.
Sonra adamla içerde biraz daha gezindik, ben biraz havalara girdim falan "şurası kırılmış, şurası dökülmüş, burası eğik" falan derken adamın ağzına sıça sıça bir şeyler söyledim ve son olarak da evi tutacağımızı da ekledim. Ama adam bi türlü pazarlığa yanaşmadı ve 2.200 deyip durdu. "Tamam. yarın arkadaşımla gelip bakacağız" dedim ve çıktık.

Daha sonra arkadaşım da gelip evi gördü, beğendi ve hazır komisyon momisyon istenmiyorken; hemen ertesi gün de gelip evi tuttuk, sözleşmeyi imzalayıp bi kaç gün içinde de taşındık. Bugün de anamdan emdiğim süt burnumdan gelinceye kadar evin köşe bucağını temizleyip tam anlamıyla yerleştik. Ayy allahım uzun zamandır hiç bu kadar mutlu olmamıştım. Ya dua edin de bi de sevgili bulayım, bi de bi an önce dünyayı ele geçirip mutlu olayım. başka da bir şey istemiyorum :ppp

10 yorum:

Yigit Tan dedi ki...

Cok sevindim. Insallah mutlu olursun yeni evinde ve yeni yasaminda... Basima surekli geldiginden biliyorum, yeni ev demek, yeme icme aliskanliklarina kadar degismesi demek ;)

Hayat_Erkegi dedi ki...

Teşekkür ederim Yiğidom :)
Haklısın aslında.Çünkü ufaktan değişimler söz konusu :)

bakalım daha neler değişecek.

Yigit Tan dedi ki...

Var mi burada da yemek getiren komsu filan? Ya da hosgeldine gelen? :))

Hayat_Erkegi dedi ki...

yok :)
Sadece altkatımızdaki hanfendi ve karşı komşumuzla karşılaşınca "selamlaştık, tanıştık" ettik o kadar.

Açıkçası komşuluk bağlarına önem veren biri değilim :)
mümkün olduğunda kendini bilen insanlarla selam sabah edeyim o kadar.

çünkü daha önceki deneyimlerimden öğrendim: mesafe her zaman iyidir, böylece kimsenin burnu hayatıma girmemiş oluyor. sırf komşuyuz diye, kimse "hayatıma söz söyleme hakkı"nı kendinde bulamıyor.

Yigit Tan dedi ki...

Dogru soyluyorsun. Mumkun oldugunca dunyanin farkli yerlerine gittigimden artik bir seyi iyice kavradim. Sadece komsulukta degil, hayatin her alaninda mesafeyi azicik kaldirdiginda hemen hayatina burnunu sokmaya basliyor insanlar. Bu ne yazik ki bizim gibi oryantal toplumlarin temel sorunu bence... Insanlarin egitim seviyesinin yuksekligi de sorunu cozemiyor maalesef. Sadece hayatina burunlarini soktuklarindaki acitma orani degisiyor ;)

İçimdekigay dedi ki...

En güzel günlerde otur inş. Bende İstanbula taşınacağım Ekim ayında şuan şehir dışında çalışıyorum.

istanbul beni yorar dedi ki...

YEPYENİ BİR BLOG.
AYNI SENİNKİ GİBİ TAMAMEN GERÇEK.
BEKLERİM;)
http://istanbulbeniyorar.blogspot.com/

Adsız dedi ki...

Ağız tadı ile mutlu mesut yaşa.
Kezban :)

Kaan Arer dedi ki...

O zaman hayırlı uğurlu olsun bebeğim.. Ve bir ev arayan olaraktan komisyonsuz ev tutma özgürlüğüne şerefe diyorum yani :D ben komisyon ödeyeceğim sanırım hehe

PoLLy dedi ki...

ooooh, sefan olsun!
ben yaklaşık 2 sene firuzağada oturmuş biri olarak, oranın rahatlığına bayılmakla birlikte; kalabalığından tiksindiğimi söylemeden edemeyeceğim. iş çıkışlarında evime yürüyemezdim insan selinden.. ama madem senin içinden geçen bu, allah da gönlüne göre vermiş; uç uç sevinçten :)