Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

8 Temmuz 2013

Blogum ve sonrası

Bu blogu ilk açtığım zamanlarda o kadar saçma sapan bir insandımki anlatamam. Aslında anlatmama gerek yok, eski yazıları okursanız birazcığını görürsünüz :pp
Hayatım tamamen kaymıştı. Kim olduğumu, ne olduğumu bilmeden öylesine yaşayıp gidiyordum.
 Hani böyle diyorum ama şimdi de eskisinden çok farklı değilim. Yani yine aynıyım, yine boş adamın tekiyim. Ama en azından blogu ilk açtığımdaki bilinç seviyesinden çok uzaklaştım. Onun üzerine çok ekledim, çok gördüm, çok geçirdim, çok geçirdiler.

Bazen eski yazılara dönüp şöylesine göz atıyorum da; bedenimi hor kullandığım için kendime üzülmüyor değilim.
Çünkü beni seviyor sanıp altına yattığım veya üstüne çıktığım insanların hiçbiri yok hayatımda. Hepsi geçirip gitmişler. Oysa ne çok istemiştim hayatımda kalmalarını, hayatlarının bi köşesinde kalmayı. Zaten bazılarının altına sırf hayatımda kalsın diye girmiştim, bazılarının da sırf hayatımda kalsınlar diye üstlerine çıkmıştım. Nasıl bi yalnızlıksa, onları birer köpek gibi görüp, kendimi bir kemik gibi sunmaktan geri kalmamışım.
Ama tüm bunlara rağmen olmadı, boşaldıktan sonra geçip gittik. Belki de hayatlarımızda kalmanın yeri ve zamanı değildi veya zamanı henüz gelmemişti..

Yine de her yalnız kalışımın ardından kendimi toparlamak için,  nefes nefese bi koşu bloga yazıvermişim. Ben yazdıkça burası da böyle bir dert deryası gibi bir şey olmuş çıkmış..
İyisiyle, kötüsüyle kendime bile dürüst olamayacak açıklıkta her şeyi yazmışım. Bazen asıl derdimi, acımı saklamak için sikindirik sıradanlıktaki cümleleri o kadar çok süslemişim ki; ne dediğimi şu an ben bile dönüp anlayamıyorum. Sadece o yaşadığım anlar için bir hatırlatıcı görev görüyorlar o kadar. Hepsine gizli görevler vermişim, hepsini tek tek kendi anlayacağım şekilde yazmışım. "Kimse bilmese de olur, ben bilsem yeter" deyip yaldızlara bulamışım acımı. Sonrada yaldızlaya yaldızlaya geçip gitmişim.

Bi çok yazıyı okurken, içimden; bu yazdıklarımı, yaşamış olduğumu söylediğim satırları gerçekten yaşadım mı?" diye düşünmeden edemiyorum. Çünkü büyük bir sıradanlıkla öylesine yazıp geçmişim. Sanki sıradan bir şeyler olmuş gibi, sanki her gün; herkes benim gibi yaşıyormuş gibi büyük bir sıradanlıkla yazıp geçmişim. Şimdi canımı sıkan o acıları umursamadan, nasıl da yazıp geçmişim hayret ediyorum kendime..

Aslında dönüp "iyiki de öyle yapmışım"da demiyor değilim. Çünkü yazmanın benim üzerimde iyileştirici bir etkisi var ve bunu çok da bilinçli bir kafayla anlamamış olmama rağmen; yazmanın iyileştirici etkisini farkettikten sonra daha bi yazmışım. Geçmişte içimi yakan olayları, şu an yakmakta olanları ve belki de yakmaya devam edecek olan  her şeyi de yazmaya devam edeceğim

Çünkü yazınca içim de ne var ne yok hepsi akıp gidiyor. İçim resmen boşalıyor. Hatta içimde o mutsuz anlarıma dair hiçbir şey kalmıyor ve işte sanırım bundan dolayı; o kötü anları, o küçük koca acıları gerçekten yaşadım mı, emin olamıyorum. Yazmak işte bende böyle bir etki bırakıyor. Yazınca yaşamamış gibi oluyorum ve  zaten dönüp biraz da bunun için yazıp duruyorum. Çoğu şeyi de okumadıkça bir daha hatırlamıyorum..

Sonuç olarak demem o ki; evet acı çekmişim, ama acılarımı çok da siklememişim. Çünkü sikleyince değişen bir şey olmuyor. Sen acınla başbaşa kalıyorsun, biraz daha canın yanıyor o kadar..

6 yorum:

Mavi Balon dedi ki...

Sonuç, öyle yada böyle geçiyor işte hayat..

Patrick Kızılsakal dedi ki...

Benim için de "Blogun ve sonrası" bi dönüm noktası gibi.

Daha kucucuktum seni okumaya basladigimda, yavas yavas buyudum, sende kendime dersle

Patrick Kızılsakal dedi ki...

Benim icin de "Blogun ve sonrası" bi donum noktasi.

Seni okumya basladigimda daha kucuktum, neyin ne oldugunu bilmiyordum. Yavas yavas buyudum. Senden kendime dersler cikardim. Okumayi sevdim. Yuzunu gormedigim, sesini duymadigim birini kendine ne kadar yakin hissedersin onu anladim.

Iyi ki acmissin blogunu. Iyi ki twitterdaki "duvara isen adam"in profiline girip blogunu okumaya baslamisim. Iyi ki varsin.

PoLLy dedi ki...

Eh, "günah çıkarmak" diye bir aktivite var; insanları rahatlatan, hafifleten, hayata yeniden başlatan adeta..
Bunca hıristiyan yanılıyor olamaz..
Yaz geç, ardına bakma bile...
Hafiflersin..
Yaşadığın kötü şeyleri bilen ve buna rağmen seni sevmeye devam eden birileri olduğunu bilmek, iyi gelir insana..
Ben şahsen, yaptığın ve yaşadığın kötü şeylerle birlikte seviyorum seni ;)

ımtırak ımsı dedi ki...

yazmak bulunmaz bir nimet. seksten daha iyi olan iki üç şeyden biridir yazmak. daha iyi rahatlatıyor. bence

iyi ki yazdın. iyi ki okuduk.

Adsız dedi ki...

Aslında hayat erkeği iyi ki de yazmışsın sen.Çünkü bu olgunluğa erişmendeki en önemli etken yazdıkların ve yazarken düşündüklerin iyi ki yazdın,yazıyorsun senin sayende biraz da tutunuyoruz sanki..İyi ki varsın Hayat Erkeği :)