Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

25 Haziran 2013

Başkasının kötü anısı, benim şimdiki büyük acım..

12 yaşındaydım. Herkesle arkadaş olmam gerektiği fikrine nerden kapıldığımı bilmediğim bir yaştı bu. Yani henüz; dünyanın sevdiğim oyunlardan ibaret olduğunu sanıyordum. Her şey bir oyundu. Adını bilmediğim oyuncaklar vardı. Görmediğim, bilmediğim oyunlarıma dahil edemediğim bir çok oyuncak vardı yeryüzünde ve ben onlardan habersiz yaşıyordum.
12 yaşındaydım. Renklerin adını bile daha doğru dürüst bilmiyordum. Herkesin beni sevdiğini sandığım yaştaydım. Sevginin ise kaç tür de olduğunu bilmediğim bir yaştı bu. Varsın herkes beni sevsindi. Yeterde artardı sanırdım. Öyle değilmiş sevginin zehirli türlerinin olduğunu bilmediğim yaştaydım.
Ne yaptığımdan habersiz beni sevdiğini söyleyen herkese sınırsızca yaklaştığım bir yaştı bu. Kötülüğün ne olduğunu henüz anlamadığım bilmediğim bir yaştaydım. İşte o yaşta tanıdım onu. Mahallemizdeki düğün yerine gelmişti. Bizde adettir, düğünde tüm gece kenarda kaynayan bir kazan olur ve herkese çay ikram edilir. Kazan'ın sorumluluğunu biri alır ve tüm gece çay demleyip, etrafta koşturmakta olan çocuklara verip diğer misafirlere ikram etmeleri için gönderir durur. Bu durum gece boyunca da böyle devam eder. Hiç durmaz. İşte ben o çay dağıtan çocuklardan biri oldum o gece. Ama nedense beni tuttu yanında. Sen dur yanımda bardakların altına tabakları yerleştir dedi. Öyle yaptım. Tepsilere tabakları yerleştirdim, doldurulan çaybardaklarını tabaklara doldurdum, diğer çocuklar dağıtıp durdular. Bu durum gece boyunca sürdü. Arada o da yanıma gelip beni öptü kokladı. Beni sevdi bol bol. Beni sevişleri uzadıkça içimdeki garip heyecan tüm vücüduma yayıldı. Korku karışımı ne olduğunu bilmediğim garip bir his. Başımı okşayıp beni her öptüğünde biraz daha yaklaştı bana. Artık öpüşlerinin ardından gözlerimin içine bakıyordu. Durmadan uzun uzun bakıyordu. Defalarca öptü. diğer çocuklar, çay tepsilerini alıp gittiklerinde, biz her yalnız kaldığımızda öptü beni. Öpüşleri gittikçe başımı daha çok ıslatıyordu ve artık sadece öpmekle kalmıyordu. Elleri vucudumun her yerindeydi. Beni sevdiğini sandığımdan sesimi çıkartamıyordum. Sevginin bu türüyle hiç karşılaşmamıştım. Hiç bu şekilde sevilmemiştim. İlk defa böyle seviliyordum ve içimde öyle kocaman bi korku vardıki ne bi yere gidebiliyordum, ne de bir şey yapabiliyordum. Ne yapmam gerektiğini bile bilmiyordum. Öyle durdum orda. Bana dokunmasına izin vermediğim gibi, dokunmamasına dair de ne yapacağımı da bilmiyordum. Çünkü kimse bana öğretmemişti. Ben de öğrenmemiştim. İşte belki de bu yüzden olanları bir oyun gibi algılamaya başlamıştım. Herkesin bildiği, benim ise yeni katıldığım, sonradan dahil edildiğim bir oyundu. Hiç sesimi çıkarmadım. Ne olduğunu, ne olacağını bilmeden tüm gece devam etti bu. Sonra en yalnız kaldığımız anda fermuarını açtıktan sonra elimi tutup pantolonunun içine attı. Nefesim tutulur gibi olmuştu. Boğulur gibi olmuştum. Oynamamı istedi ve bende oynadım. Ne yaptığımı bilmeden uzun uzun ona dokunmamı istedi. O istedi diye bende yaptım. Çocuk aklımla, çocuk merakıyla devam ettim. Sonra herkes dağılmaya başladı, düğün bitmişti. Beni kimse merak etmiyordu. Annem, babam beni sokağın güvenli ellerine teslim etmişlerdi. Sokakta ise 43 yaşında bir adam ve 11-12 yaşında bir çocuk oyun oynuyorlardı. İkisi yalnızdı ve adam ona çiftliklerindeki atları göstermek istediğini söylüyordu. Tamam dedim, arabasına binip gittik. Ne kadar gittiğimizi bilmeden bi ormanlık alanda durdurdu arabayı. İşte o zaman sadece korktum. Korktuğumu anlayınca inip benim tarafıma geldi ve beni indirip benimle bağıra bağıra konuşmaya başladı. Eğer bağırırsam beni öldüreceğini söyledi. Sustum. Ağladım. Ağlama lan piç dedi. Sus'amadım. Boğazım beni dinlemiyordu. Sadece korkmaya ve ağlamaya devam ettim. Ağzıma yapıştı. O pis kokan ağzıyla ağzımı birleştirdi. Her tarafıma dokunmaya başladı. Üzerimi soydu. Bir eliyle ağzımı kapatıp Susturdu beni. Gözlerim ağlamaya devam etti. Sonra bulduğu bir bezi ağzıma soktu ve beni ters çevirip ellerimi arkamda canımı acıtırcasına tutup bir şeyler yaptı. 12 yaşındaydım ve hayatımda ilk defa o gece kanımı gördüm. Kanımın renginin kırmızı olduğunu ilk defa o gece gördüm. Sadece ağladım. İçim parçalandı, ağladım ama o bunu hiç umursamadı. Sadece eğer ağlamaya devam edersem beni öldüreceğini söyledi. Sonrada kanımın aktığı yere bi bez koyup "duracaktır" dedi. Beni sabaha yakın mahallemizin orda bıraktı. Kimse merak etmemişti beni, eve gidip uyudum. 2 gün dışarı çıkmadım. 2 gün yerimden kıpırdamadım. İşte tam da o 2inci gün kanser hastası ablam öldü. Herkes beni unuttu. Yüzümün asıklığını ablamın ölümüne bağladılar. Her olumsuz hareketimi ablamdan sandılar. Bende öyleymiş gibi davrandım. Sustum. Aradan bir kaç ay geçti, o adam yine mahallemize geldi. Tam da her şeyi unutmuşken, yine başladı her şey ..

Arada beni alıp arabasıyla götürüyordu, bir şey diyemiyordum. Neyi nasıl diyeceğimi hiç bilemedim. Zamanla başka arkadaşlarını dahil etti oyunumuza. Ben oyuncaklarıydım ve hep beraber oynuyorduk. Oyunlarımız benim evde sürekli ağlamalarımın ardından babamın başının etini "hadi gidelim burdan" diye yiyip ikna edene kadar sürdü. Yani 3 yıl kadar. 3 yıl boyunca ben o adamların oyuncakları oldum. Benimle istedikleri gibi oynadılar.
3 yıl sonra ankara'ya taşındık. Her gece yatağımda ağladım. Bir daha kimseyle oyun oynamadım..

Aradan 17 yıl geçtikten sonra bir gün adana'ya gittim. İşim gücüm vardı. Gezinmek için yolum buraya düştü deyip, eski mahalleme de gittim. Amacım o adamı bulmaktı. Gittim bir kaç kişiye adını söyleyip tarif ettim adamı. Saatlerce evini aradım ve sonra gösterdiler. Evine gittim, artık 60 yaşının üstündeydi. Çok çok yaşlanmış ve yıkık dökük bir evin içinde, kirli bir yatakta hasta haliyle uzanmış bana bakıyordu. Ayağa kalkmak için hareket etti, ama kalkamadı.
Onu böyle görünce bi anda tüm nefretim, kinim geçiverdi. Öyle acınacak ve yardıma muhtaç bi halde idi ki; ağlayacak gibi oldum. İşte tam o anda, o "buyur evladım kime baktın" dedi, "xxx'e bakıyodum" dedim, o da "buyur benim" dedi. Durup dik dik gözlerine baktım ve "hatırlar mısın, bundan 20 yıl önce böyle böyle bi düğünde çay dağıtırdın. Yanında bi çocuk vardı" dedim, o da buna karşılık "yanımda çok çocuklar vardı" dedi. Böyle diyince gecenin devamını anlattım ve "işte o gece ormana götürdüğün çocuk benim" dedim. Anında götü tutuştu. Beti benzi attı. Ne diyeceğini bilemedi. Dili tutuldu.
Onun bu hareketleri, zavallılığı karşısında ağlamaya başladım ve "senin yüzünden herkesten nefret ediyorum. Hiç kimseyi sevemiyorum. Bana o gece ve sonrasında yaşattıkların yüzünden sana hakkımı da helal etmiyorum" dedim. O ise bağıra çağıra ağlamaya başlamıştı ve "evladım ben ettim sen etme noolur" diyordu. Bende sadece "dua etki allah'a ve ahiret gününe inancım var. sen de hesabını yaradana verirsin" deyip yüzüne tükürdüm ve kalkıp çıktım. Arkamdan gürültülü bi şekilde ağlamaya devam ediyordu..



(bu olay geçen aylarda facebook itiraf sayfalarından birinde, yaşadıklarının bir bölümünü paylaşan birinin yazdıklarında görmüştüm. daha sonra yazan kişiye ulaşıp adamla arkadaş olup olayı anlatmasını istedim. o da sağolsun beni kırmadı ve daha buraya yazamayacağım bir sürü şeyi en ince ayrıntısına kadar uzun uzun anlattı. anlattıklarını dinleyince bende yazmak istedim.
eğer çocuğunuz varsa; onlara şimdi sımsıkı sarılın, çok çok öpün. çocuklarınıza sahip çıkın, onları korurken karşılıksızca sevmeyi, severken kaç türlü sevginin daha olduğunu anlatarak sürekli eğitin. başkalarının çocuklarınızı sevmesine sakın izin vermeyin. onları yabancılardan koruyun ve kendilerini de nasıl koruyabileceklerini de öğretin. çocuklarınızın her sözünü dikkatle dinleyin. onların yalanlarını bile ciddiye alın. çocuklarınızı herkesten çok sevin.. onların sadece sevgiye ihtiyacı var..)

33 yorum:

Mavi Balon dedi ki...

Dağıldım resman..başkada yazacak söz bulamıyorum..

PoLLy dedi ki...

bu nasıl bir hikayedir?
bu yaşananlar gerçek mi?
bunu yapanlar insan mı?

herşeyi bilip gerçek değilmiş gibi davranarak hayatta kalabiliyoruz sanırım. bazı kötülükler ete kemiğe bürünüp karşımıza çıkınca da; nefesimiz kesiliyor böyle...

nefesim kesildi.....

Hayat_Erkegi dedi ki...

Ne yazıkki olay gerçek ve "daha kötüleri de var" demek ayrı bir "sıradanlaştırma" gibi görülse de evet gerçekten daha kötüleri de var.

İşin diğer bir kötü yanı da, tecavüze uğradığı için, hayatını eşcinsel olarak yaşayanlar da var ve bunlardan bir çoğu; tüm eşcinsellerin tecavüze/tacize uğradıkları için, hayatlarını eşcinsel olarak sürdürdüklerini düşünüyorlar.

İçlerinde bazılarının eşcinsel bir ruha sahip olmadığı halde, sırf tecavüze uğradığı için eşcinsel yaşam sürdürenleri de var. Bu insanlardan bazıları, aynı zamanda eşcinselliği korkunç ve iğrenç de buluyor ama eşcinsel ilişkiye de girmekten kendilerini alamıyorlar. Ben onlara zorla "eşcinselleştirilmiş"ler diyorum...

Adsız dedi ki...

Benim yaşadıklarıma benziyor. Üstelik bana bunu yapan yakın akrabalarımdandı. Hala bu olaylar olmasaydı belki eşcinsel olmazdım diye düşünüyorum. Bu yüzden kendimle barışık olamıyorum. Bu yüzden homofobik bir homoyum. Onun için hayat erkeği çok haklısın bu konu hakkında...

Öteki_Kadın dedi ki...

Öyle üzüldüm ki..

Hayat_Erkegi dedi ki...

@adsız bana ulaşır mısın? lütfen ulaş bana. Sadece konuşalım. Eğer yazılarımı takip ediyorsan az çok beni tanıyorsun. lütfen ulaş bana hayaterkegi@gmail.com çok çok öptüm seni.

Adsız dedi ki...

Bunu okuyunca çok üzüldüm:( böyle iğrenç insanların varlığı kanımı adeta donduruyor.Bunlara insan bile demek insanlara saygısızlık olur.Hayvan bile dememek lazım-ki hayvanlara hakaret olur

Adsız dedi ki...

Aslında anlatabileceğim çok şey yok. Kuzenimdi. Benden yaşça büyüktü. Ailemiz çalıştığı için köyde bizi dedemlere bırakıyorlardı. Çok yalnız kalıyorduk. O bunun ismine atçılık diyordu. Bu oyunu zorla oynatıyordu. Tuhaf sevmediğim kirli bir oyundu. Aileme anlatamadım. Işin garibi ne zaman bu oyunlardan zevk almaya başladım. Kızlara aşık olsam da kendimi hep eksik hissettim. Cinsel anlamda erkeklere ilgi duydum. Ama hiç birisini sevmedim. Anlatacak bir şeyim yok dedim destan yazdım kusura bakma. Alt model bir telefondan yazdığım için msne giremiyorum. Buradan cevap yazayım dedim. Bu arada devamlı okuduğum tek blogsun. Ama bu yaptığım ilk yorumdu. Kendine iyi bak...

Osman Karadutgil dedi ki...

Hikayenin sonuna kadar senin bir olayın sandım doğrusu. Gerçi kimin olduğunun hiç bir önemi yok. Ne kadar iğreti :(

Quince Jam dedi ki...

İgrençlik ötesi... Böylelerini var ya.... Off off

Hayat_Erkegi dedi ki...

@adsız destan yazmadın. Rahat ol. Mailleşelim. mail at bana

hayaterkegi@gmail.com

Adsız dedi ki...

Gerçekten sandığımızdan fazla çocuk istismara uğruyor.. Istatistiklere göre bu kişiler özellikle yakın çevreden. Kız çocuklarında genellikle ileri yaşamlarında erkeklere güvenmeme, nefret etme gibi sorunlar gösterirken erkek çocuklarında ise erkeklere eğilim artıyormuş. Neden acaba? Tabi illa tacizci erkek olacak diye bir kaide yok. Pekala kadınlardan da çıkabilir.

özge dedi ki...

öncelikle eşcinsellik anarmol bir insanlık hali değil. utanılacak pişmanlıklar duyulacak bir hal değil... olabildiğince sıradan bir güdü. ve biz insanlar her tür güdüyü içimizde barındırırız. bir yönelim kategorisinin % 100 lüğüne asla inanmayan biriyim. ağırlıklı güdüler vardır ama yönelim kategorilerinin hiçbirinde kesinlik yoktur. cinsellik geçişkendir. kategorileri oluşturan onları kimlik yapan biziz. sonra o kimliklerden yeni kategoriler üreten yine biziz...

***

tecavüz olayıyla eşcinsellik meydana gelir mi yani bir trajediden eşcinsellik olgusu ortaya çıkar mi ?

ya da şöyle soralım bu tecavüz olayı olmasaydı kesinlikle eşcinsel olmazdımın bir gerçekliği kesinliği var mı ?

ya da tecavüz ve taciz yaşamamış bir kişinin eşcinsellik hikayesini oluşturan etken ne ?

hayat garip insanın varoluşu tanımlanması gerçekten zor...

30 yaşına kadar kadınlarla aşk yaşayıp sevişen bir erkeğin hayatında ilk defa bir erkekle ilişki yaşaması bana nasıl tuhaf gelmiyorsa tersi de gelmiyor. ben kendi açımdan neden sonuç ilişkisi kurmuyorum. "varoluşsal" hadiseleri bu budurla açıklamak istemiyorum.

***
özet olarak bence herkes kendiyle varoşuyla barışmalı. tüm sorun barışmamak. ilişki yaşamaktan zevk alıp erkekleri sevmemek bence sorgulanmaya değer bir tespit ...

Adsız dedi ki...

Bu gerçekliğin dışın da bir de 'boyalı kuş'ların hikayeleri de var. Bazılarımız 'boyalı kuş'uz; diğer kuşların arasında kendini belli eden...
Bazılarımız diğer çocuklardan farklıyız. Daha çok küçük yaşlardan itibaren 'farklı' olduğumuz çevremizdeki birçok kişinin gözünden kaçmıyor. Bunu anlayanlar da istismar edebiliyor. Adsız arkadaşın da belirttiği gibi birçoğumuza uzaktan biri değil, en yakınlarımız musallat oluyor. O yüzden Adsız'ın hikayesi benimkine benziyor. Fakat benimki sadece kuzenle sınırlı değildi, farklı aile üyeleri de dahildi..
Şimdi düşünüyorum da aradan muhtemelen 18-19 yıl geçmiştir.. O kadar hafızamın gerilerine itmeye çalıştım ki zamanını bile doğru düzgün hatırlamıyorum. Hayatımın bu gizli kesitini üstü kapalı da olsa ilk defa dillendirebildim. Ve sanıyorum son kez olacak. Burada isim vermeden yazabilmenin getirdiği rahatlıktan dolayı olsa gerek..
İçim burkuldu..

Hayat_Erkegi dedi ki...

@özge yine en haklı halinle ortaya çıktın ve günü kurtardın :)

---

ilk söylediğin paragrafın her harfine, noktasına virgülüne kıadar katılıyorum sana ve inan senden farksız düşünmüyorum. Zaten önceki yazılarımda da görmüşsündürki bunu tekrarlayıp durmuşumdur. Yanisi; o düşüncelerimde hala değişmedim ve aynısını tekrarlıyorum.

Öte yandan "tecazvüz olmasaydı eşcinsel olmayacak mıydı?" sorusuna ise net cevap veremeyiz. Çünkü bu durum o kişinin kendisiyle alakalı bir durum ve net cevap vermeye kalkışmak; o kişiye haksızlık etmek, o kişiyi, kişiliği ile beraber yok saymak demek olur. Ben ise herkesi olduğu gibi kabullenmekten yanayım. Yani ikilemleri var veya yok beni ilgilendirmiyor ve ikilemlerinin olması da beni ilgilendirmiyor. Ben onu olduğu gibi kabullenmekten yanayım ve hayatıma giren insanları da o şekilde kabulleniyorum, yola öyle devam ediyoruz.

İlişki yaşamaktan zevk alıp, erkekleri sevmemek konusunda ise; belki tecavüze uğramasa sevecek diye kısaca değinirim. Zaten ötesine geçemeye çalışmak (yukarda da söylediğim gibi) o kişiye, kişiliğine haksızlık olur.

Hayat_Erkegi dedi ki...

@adsızmavikuş

aslında söylediklerinde haklısın. hepimiz diğerlerinden biraz daha farklıyız. mesela ben de küçükken farklı olduğumun farkındaydım. üstelik bu farklılık sesimde daha çok belli olduğu için daha çok zorluk yaşardım. (sesimle ilgili bi kaç yıl önce şu yazıyı yazmıştım: http://hayaterkegi.blogspot.com/2011/04/bazen-insan-en-buyuk-aclar-yasar-ama.html )

sesim tuhaf olduğu için insanlar bana, diğer çouklardan daha farklı bir şekilde yaklaştıkları zaman, onları geri püskürtmek adına sert hareketlere başvururdum, hırçınlaşırdım, küfürler ederdim, bağıra çağıra konuşurdum ve öylece kendimi korumaya alırdım. büyüdükçe bunun hep en iyi korunma yöntemim olduğundan emin oldum ve hala bazen kendimi güvenli bir alanda hissetmediğim zaman çok fazla hırçınlaşıyor ve karşımdaki insanlara fazla kaba davaranıyorum.

Belki de böyle yaşamalıyız. çünkü çok fazla talihsiz olaylar yaşayan insanlarla tanıştım ve bir çoğu tecavüze uğradıkları için "eşcinselleştirildiklerini" düşünüyorlar. Bu doğru veya yanlış, ama sonuçta onların yaşadığı o trajediyi değiştirmiyor. yaşadıkları olumsuzlukları düşünerek mutsuz oluyorlar. Benim bu tür trajedileri yaşamış insanlara önerim ise; geçmişte kalmış, olmuş bitmiş zaten. şimdi kafaya takma. nasıl yaşamak istediğinden emin ol ve yaşa. ben her halinle senin arkadaşınım diyorum. elimden başka da bir şey gelmiyor.

bu arada ADSIZ'lar kendinize bir isim bulun o isimlerle yorum yapın. hepinizi karıştırdım birbirinize.

Homofobik gay dedi ki...

Eşcinsellik utanılacak bir şey değil ama insanın kafasında hep bir soru işareti oluyor. düşünün o ana kadar hiç aklında bu tür düşünceler olmamış. Haberi bile yok. Ama bu olaydan sonra ister istemez yönelimıni etkiliyor. Ama duygusal anlamda bir şey hissetmiyor. Gerçekten kulağa tuhaf geliyor biliyorum. Duygusal anlamda bir şey hissetmeden ilişkiye girmek çok makbul değil. Burada uzman desteği almanın önemi ortaya çıkıyor sanırsam... Insan herşeyi kendi başına halletmeye çalışmamalı. Yoksa sorunlu, tutarsız bir kişilik geliştirilebiliniyor.

Hayat_Erkegi dedi ki...

Bence asıl utanılacak olan şey "eşcinselliğin utanılıp utanılmayacak" olmasını tartışmak, o yüzden mümkünse bu konuyu aşalım.

Çünkü burda aklı henüz doğru dürüst bir şeye çalışmayan bir insanın yaşadığı tecavüzü konuşuyoruz. Bu eşcinsellikten bağımsız olarak ele alınması gereken çok önemli bir konu. Bunu daha çok önemsiyorum. Biraz daha açık olmak gerekirse ve baştaki cümleye bağlarsam; cinselliğin yetişkinler arasında özgürce yaşanılmasını destekliyor ve bunu çeşitli tanımlamalarla (eşcinsel, bisexüel, heterosexüel gibi)açmayı gereksiz buluyorum. Ama tecavüze uğramış çocuk cinselliği üzerinden gidip; ilerde eşcinsel olacak mıydı, olmayacak mıydı demek ve hatta fikir yürütmek bana çok aşşağılıkça bir durum gibi geliyor.

ayrıca tecavüzün her türlüsüne karşıyım ve tecavüzcülerin kesinlikle her türlü en ağır cezalara çarptırılmasından yanayım.

Adsız dedi ki...

Keşke tecavüz ve taciz olayları olmasa.
Ben aklımın erdiği yaşta uğradım tecavüze. Tehditler baskısıyla. Hayatımı mahvetti. Aylarca ilaç kullandım, sürekli uyudum, her boş bulduğumda banyoya girdim, kendimi temizlemeye çalıştım. Kaç kez intihara kalkıştığımı bilmiyorum. Aileme hep sınav stresi dedim. Yaşamak istemiyorum dedim.
Üstelik abi dediğim insandı. Aynı yerde büyüdüğüm, aynı tabaktan yemek yediğim, oyunlar oynadığım, ağaçlara tırmandığım, yaralarımı saran insandı. Ölmek için çok uğraştım olmadı. Sonrasında kimseye güvenemedim. Zaten babamdan dolayı olan güvensizliğim iyice arttı. İnsanlardan nefret ettim.

(www.youtube.com/watch?hl=tr&gl=TR&client=mv-google&v=faXZ2VdNu-A Bu belgeselin ilk başlarını izlerseniz -sanırım başlarda idi. Duyusal bellekten bahsettiği kısım- orada insanların çok küçükken -6 ayliga kadar olan süreyi söylüyorum- yaşadığı olayları duyusal belleğe kaydettiğini söylüyor. Asla hatırlamadığımız, hatırlamayacağımız olayların beynimizi fiziksel olarak etkilediğinden ve bunların ileride sorunlara yol açtığından bahsediyor. Bence sadece yaş aralığı değil ileride yaşadığımız bazı olaylarda duyusal belleğe atılıyor ama biz farkında değiliz.)

(Çok konuştum ama üstteki adsızların dediği gibi tanınmamak daha rahat hissettiriyor.)

özge dedi ki...

tüm güzellikler hep bizi bulsun isteriz ama elimiz boş döndüğümüz çok olur. hayat kişisel trajedilerin bütünü. hepimizin hayat hikayesinde az ya da çok bu trajedilerden var. dayanılması güç anlar isyanlar çığlıklar var; ama mutluluklar da var. bazen küçük bir köpeğin bakışlarından bize yansıyan görünmez bir ışık demeti, bazen başımızı yaslayacağımız bir omuz, bazen annenin o güzel kokusu, bazen sevişmelerin sıcaklığı, kutsayıcılığı dinginliği bazen bir bebeğin tatlı gülücükleri ...

mutluluk bazen bir film bazen bir müzik bazen bir kitap...
hayır polyannacılık değil bu hayatın ta kendisi... acıların gerçekliğinden daha sahici kısa ama güç veren anlar...

Tropikal Kafka dedi ki...

İçim parçalandı. Kendi yaşadıklarımı hatırlattı biranda...

Must Chanel dedi ki...

İçim acıdı.

Yigit Tan dedi ki...

O yuzden ben hep insanlara tel,inde bulunuyorum, tanimadiginiz insanlara durduk yerde cocuklarinizi elletmeyin diye. Uzaktan sevsinler. Aaa ne seker desinler yeter. Yazinin sonunda yazdiklarina da tamamen katiliyorum. Ancak gecen gun bir film izledim, cok sasirticiydi. 2012 yapimi, The Hunt adli film mutlaka izlenmeli.

d kopte dedi ki...

5 yasimdaydim babamim isinden dolayi edirnede yasiyorduk karsli bi komsumuz vardi gelinleriyle birlikte yasardi annemgil onlara gidip gelirdi bende cocuk oldugumdan en kucuk oglu benimle oyun oynardi 18 20 yaslarindydi sanirim oyunumuzda onun penisini 5yasindaki cocuga agzina aldirmakti. butur olaylari yasayanlarin bundan sonraki psikolojileri gercekten duzelemiyor hep bi kirinti aklinin bi kenarinda oyle duruyor.dkr.

d kopte dedi ki...

b

QWX dedi ki...

Bir okul öncesi öğretmenliği öğrencisi olarak konu hakkında o kadar ders gördüm ki... Başkalarının çocuklarını sevmeye kendi çocuklarımızı sevdirmeye o kadar meraklıyız ki bu kötü olaylar sadece başkalarının başına geliyor sanıyoruz. Çocuklara yapacağımız en büyük iyiliklerden biri kendini korumayı öğretmek... Kimlerin nerelerine dokunmaya hakkı var anlatmak zorundayız çünkü toplum olarak düşündüğümüzün aksine çok az iyi niyetli insan var... Toplumca bu koruacılık tuhaf karşılansada çocuklarımız her zaman en kıymetlilerimiz olmak zorunda...

HiSoKa dedi ki...

buraya nasıl geldim bilmmiyorum. hayatımda okuduğum en mükemmel hikaye idi. benim hayatımı anlattı resmen. ve oturdum ağlıyorum. öncelikle şunları söyleyeyim. insanlar tecavüzden önce eşcinsel değil diye katılmıyorum çünkü kendimi bildim bileli böyleyim ben. evet tecavüze de ugradım. ama bu değiştirmedi beni. hayat erkeği bir yoruymunda arkadaş edindiğini yazmışsın. arkadaşlar arasında bize de küçük bir yer var mı acaba.

Hayat_Erkegi dedi ki...

@HiSoka arkadaşlar arasında yerin olmaz olur mu? :)

ama ben biraz asosyalim haberin olsun :))

Adsız dedi ki...

Seni Uçurtma Avcısındaki Hasan'a benzettim. Hem de fazlasıyla.

Deniz dedi ki...

içim parçalandı.

Erhan İstanbul dedi ki...

Fazlasıyla duygulandım.. Aynı benim yaşadıklarım gibi.. Yan komşumuzun benden 3 yaş büyük oğlu sanırım 9 yaşımda başlayan bir süreçte bana hep tacizde bulundu. Bende tecavüze uğrayarak kendimi eşcinsel sananlardanım yada bilmiyorum.. Hiç karar veremedim ama bahsettiğiniz üzere yaşadığım o günlerden beri hem kendi cinslerime ilgi duymaktan kendimi alamıyorum hem de bir o kadar kendimden nefret ediyor ve çelişiyorum. Hoşlandığım kızlar oluyor fakat sevemiyor, belki de cesaret edemiyorum. Kendime soruyorum acaba bu olaylardan sonra mı bu hale geldim yoksa büyüdüğüm zaman zaten erkeklere ilgi duyacakmıydım?

Adsız dedi ki...

Ben de 1. Sınıfa giderken tecavüze uğramıştım yani 7 veya 8 yaşında suan 17 yaşındayım belki o olay olmasaydı bende eşcinsel olmazdım

Adsız dedi ki...

Ben Serkan öz ablam tarafından 14 yaşımdan 18 yaşıma kadar taciz ve tecavüzlere uğradım evden kaçmasaydım devam ediyordu...