Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

4 Mayıs 2013

beni alıp uzaklara götürürsün diye çok bekledim, ama gelmedin. bende zaten vazgeçtim.

Gece'nin bi yarısı öylesine herkese atılan sıradan bir mesajdı aslında. "Napıyorsun" demiştim ve başlamıştı muhabbet. Bir şeyler konuştuk ve sonra fotoğraflarımızı gönderdik birbirimize.

Çok hoş biriydi, belki yüzyüze tanışmak daha iyi olur diye düşünerek "yarın bi yerde buluşup bi kahve içelim mi? oturur gevezelik ederiz" dedim. Gelen yanıt "olur. seni hatırladım. bir kaç yıl önce barda görmüştüm seni" dedi. Mesajını alır almaz dönüp fotoğraflara tekrar baktım. Hayır hatırlayamamıştım ve bu yüzden "akılda kalmış olmak güzel. ama kusura bakma hatırlayamadım. özür dilerim" dedim. gülücük göndermekle yetindiği yanıtına bir kaç defa ard arda bakındım. sonra bende gülücük gönderdim.

Saat de ilerliyordu. Gece yarısı olmak üzereydi. Aynı semtteydik, ama tuhaf hiç karşılaşmamıştık. Ben bunları düşünürken yeni gelen mesajda "evde ne duruyorsun, gelsene bu gece sohbet ederiz" dedi "tamam geleyim" dedim ve adresi alıp ona gittim.

Üzerinde mavi bi şort ile "artık beni çöp at" diye bağıran bi tişört vardı. Ama yine de yakışıyordu. "kusura bakma ev biraz dağınık" dedi, bende "ya üff saçmalama" diye söylendim. Oysa ortalık dağınık değildi. çünkü evde hiçbir şey yok denecek kadar boş bir bekâr eviydi.
Bir arkadaşıyla yaşıyormuş, ama arkadaşı şu an şehir dışında olduğu için o da sıkılmış ve konuşacak birini arıyormuş. Laf lafı açarken, konu dönüp dolaşıp uçsuz bucaksız bi yerlere gitti. Biz sohbeti toparlamaya çalışırken, aynı zamanda iyice yaklaşmıştık. Göz göze baktık önce. Bi kaç saniyelik nefes tutulması yaşandı aramızda "acaba sohbete devam mı etsek, yoksa birbirimize suni teneffüs mü yapsak" diye düşünürken aniden öpüşmeye başladık. Zaten bu kadar uzatmanın bi anlamı da yoktu, bunu istiyorduk ve ben bunu istediğimizden o kadar emindimki; çok hızlı gittiğim için onun kırıldığını, onu kırıp paramparça ettiğimi anlayamadım bile..

Bir kaç dakika sonra öpüşürken osbir çekip boşaldık. Dönüp ona baktım ve yüzünden "aradığım kişi sen de değilsin" ifadesini gördüm. "kusura bakma sevişirken, sadece kendimi düşünecek kadar hayvanlaşıyorum. bencilliğin doruğuna çıkıyorum" demek istedim ama dilim dönmedi. Ben de sustum.

Bir müddet sokaktan gelen kedi mırlamalarını dinledik. Sonra onun futbol aşkından ve kumar alışkanlığı hakkında atıp tuttuk. Kumardan kazandığı her kuruşu yine kumara veriyordu ve bu yüzden eve doğru dürüst bir şey alamıyorlardı. Bazen para yetişmeyince arkadaşlarından borç alıyormuş. Öyle anlattı.
Durup baktım yüzüne "rahatsan ve  böyle yaşamak seni mutlu ediyorsa yaşa gitsin" dedim ve farkında olmadan bir daha kırdım. Oysa benden, herkesin ona sıraladığı klasik cümleleri duymak istemiş. Ne bileyim, bazen herkesin söylenmesine değil de, sadece bir kişinin söylenmesine ihtiyaç duyduğunu..

Sonra konuyu değiştirdik ve o da bana beni anlatmaya başladı. Beni ilk gördüğü andan bahsetti. Hep görürmüş beni. Hatta ilk karşılaşmamızda gidip onunla tanışmak istemişim, ama benim çok dengesiz biri olduğumu düşündüğü için teşekkür ederek reddetmiş beni. Bende sonra çıkıp gitmişim bardan. Sonraki gecelerde yine karşılaşmışız, o benim ona gitmemi beklemiş. Bense başkalarının peşinde gitmişim ve artık hiç ona bakmamışım. O böyle söylediği anda kendimi temize çekmek için "ama yani sen reddetmişsen, zaten ısrar etmemki" demekle yetindim. Boş veren bir "haklısın" ses tonuyla konuşmaya devam etti. aslında bir kez daha söyleseymişim iyi olurmuş falan "ama işte olmadı" diye kestirip attım.

Sonra sağdan soldan konuşmalarımız devam etti. Konuştukça sikim tekrar kalktı. Oysa içinde cinselliğe dair tek bir kırıntı bile yoktu. ama işte sikime söz geçiremiyordum. O ise, benimle sadece muhabbet etmek istiyordu. Bense sikime söz geçiremediğim için ha bire sevişmek istiyordum. Sonra dayanamadı ve döndü bana, bir kez daha seviştik, bir kez daha boşaldık. Sonra "dönüp uyuyalım" dedi. "tamam" dedim. Sarılıp uyumak için oyalanmaya başladık. Az sonra o, biraz da olsa uyumaya başlamıştı bile. Gözlerini açıp beni birazcık daha sıkarak "işte böyle uyumak çok güzel" dedi ve çok geçmeden uyuması derinleşmeye başlamıştı bile.

Ama onun aksine ben ve pipim dipçik gibiydik. İçimdeki şeytan durmak, uyumak bilmedi. Gözleri hep açıktı ve sikimle elele vermiş beni onu kırmam için bir daha zorluyorlardı. Dayanamadım. Onları dinledim ve elini, yüzünü, meme uçlarını derken, poposunu ısıra ısıra onu uyandırdım ve sonra bir şeyler yapmaya çalıştık. İstemeye istemeye onunda siki kalktı ve sonra yüzündeki o kırılmışlığın artık dehşet boyutunda olduğunu farkettim.
İşte o an durdum ve kalkıp giyinmeye başladım. "ne yapıyorsun" dedi, "eve gidiyorum. çünkü senin yanında uyuyamam. senin gibi birini bulmuşken ne içimdeki şeytana söz geçirebiliyorum, ne de kendime. üstelik sohbet bile etmedik. en iyisi kalkıp gitmem. hem seni de uykundan etmeye gerek yok." diye uzun uzun cümle kurdum. sözümü hiç kesmedi. cümlemi bitirince "saçmalama. benim için farketmez" dedi. "hayır. kusura bakma gitmek zorundayım. yoksa kendimi daha kötü hissederim" dedim ve o "tamam sen bilirsin. ama ben rahatım. yani kal" dedi tekrar.

Ama "kal" dediği andaki o ses tonu, o her harfin üzerine basa basa dışarı taşan hayal kırıklığı o kadar belliydiki, onu üzdüğümü, ona bir hayal kırıklığını da ben yaşattığım için pişmanlık duyduğumu anlatmak istedim. ama olmadı bir şey diyemedim. sonra giyindim, o da kalkıp giyindi. beni kapıda uğurlarken, tutup sımsıkı sarıldım ve "keşke yıllar önce, yanına geldiğimde beni reddetmemiş olsaydın. işte o zaman şu anki halimden daha farklı biriyle tanışmış olacaktın. belki de bu geceki sohbetimizin  başlarında söylediğin "birini bulursam, alıp burdan gidicem" cümlesindeki kişi ben olacaktım. o kişi olmak isterdim. çünkü yıllarca, beni alıp götürecek birini aramıştım" dedim. "sağlık olsun" dedi. "sağlık olsun" dedim ve öpüp çıktım.

2 yorum:

Hayat_Erkegi dedi ki...

bu yazıyı dün ona da gönderdim. güzel olmuş dedi.

Adsız dedi ki...

sağlık olsun!