Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

8 Nisan 2013

yıl oldu 2013. lütfen artık unutkanlık ilacı diye bir şey icad edilsin

Yine yaptım yapacağımı. Dün gece evde kendi kendimi birazcık melankoliğe bağlayınca, kendimi tutamadım ve durup dururken Öküz Herif'e whatsapp'den "napıyorsun?" diye yazdım. O da hemen çevrimiçi oldu ve onun çevrimiçi olmasıyla kalbim küt küt atmaya başladı. Acaba ne yazacaktı diye bir kaç saniye düşünürken az kalsın kafayı yiyecektim. Acaba yine hiçbir şey olmamış gibi konuşacak mıydık? Sanki her gün saatlerce yazışıyormuşuz gibi, kendimizi klasik bir muhabbetin içinde bulacak mıydık?
Kafamda deli sorularla rahat bi 5 dakka geçti ve o çevrimiçi olmasına rağmen hiçbir şey yazmadı. Sonra ben aradan 10 dakika geçtikten sonra bu sefer de "nasıl gidiyor" diye yazdım ve o yine çevrimpiçi oldu, ama yine bir şey yazmadı. Öyle karşılıklı çevrimiçi bir şekilde bir kaç dakikanın ammına koyduk. Daha doğrusu bir kaç dakika benim ammıma koydu. Çünkü o yine bir şey yazmadı ve ben bu sefer de az önceki cümlenin arkasına koymayı bilerek unuttuğum soru işaretini "?" yazdım. Ama o yine cevap vermedi. Sonra çevrimdışı oldu, tahminimce anasının ammına gitti.

Sonra telefonu kanepeye atıp buzdolabından sıcak yenebilecek şeyleri çıkarıp soğuk bir şekilde atıştırmaya başladım. Bir kaç bardak su içtim, bir kaç defa tuvalete gidip klozetin tepesinde hayat muhasebemi yaptım. Gece yarısına kadar bir kaç slow şarkı daha dinleyip, aralarda da Öküz Herif bir şey yazdı mı diye telefonu büyük bir umutla kontrol edip durdum. Ama yok, tık yoktu. Sonra da uyuya kalmışım. Gerisini hatırlamıyorum.

Sabah uyandığımda telefonum başucumdaydı. Büyük bir umutla telefonu açtım ama yok. Yine bir şey yoktu. Öylesine biraz uzandım. Neden ona yazdım ki, hatta neden telefonunu silmemişim ki? Sonra durdum her şeyi silmeye karar verdim ve whatsapp konuşmalarımızı silip, ardından da hiç numarasına bakmadan telefon defterinden onu sildim. Çünkü eğer bir an telefon numarasına bakarsam, amına koyduğumun fotoğrafik hafızam hemen numarayı kayıda alacaktı ve ben bugün sırf bana yanıt vermediği için telefon açıp küfür edebilirdim, hatta whatsapp'den ona ağzıma gelen tüm kötü küfürleri, ana bacı, kardaş yandaş demeden akşama kadar yazabilirdim.

Aslında yalan söyledim. Telefon numarasını, küfür etmekten korktuğum için değil, ona tekrar yazmaktan korktuğum için sildim. Çünkü ona karşı bir şey var içimde. Bitmek de bilmiyor, gitmek de bilmiyor. Hani numarasını sildim ya, artık bir şey yazaman. En son ne zaman çevrimiçi olmuş bakamam. Zaten şu son 3 haftadır her fırsatta birileriyle yiyişiyor olmama rağmen, sürekli onun en son ne zaman online olduğuna bakıp duruyorum. Anlamsızca geliyor. Anlamsız da zaten. Ki bende mantık aramak hata zaten.

Sahi neden cevap vermedi. Ben onun için neden bu kadar değersizim, ne yaptım ki ben ona. Kendim olmaktan başka bir şey yapmadım ona. O ise kendisi olmak dışında her şekilde davrandı bana. En son ayrıldığımızda bile bir reklam filmindeymiş gibi zoraki bir gülümsemeyle bakıyordu bana. Aslında haklı da. Sonuçta günümüz dünyasındaki her şey imaj üzerine kurulu ve insanlar zayıf görünmek istemiyorlar. Hep mutlu, hep güçlü görünmek zorunluluğuyla yaşıyorlar. Yaşamak zorundalar da. Tıpkı bir dağ kadar büyük ve güçlü. Oysa dağlar duygusuzdur. Öylece dururlar.

özetle: cık olmadı. ona yazmamalıydım. Güçlü olduğumu, onsuz ayakta durduğumu, durabildiğimi bilmeye devam etmeliydi. Yanlış yaptım.
Keşke biraz olsun; insanlara güçsüz görünmekten korksaydım. Keşke güçlü görünmek gibi bir takıntım olsaydı. keşke..

4 yorum:

polly dedi ki...

o; büyüsüne anlam veremediğin ve ne olursa olsun sevmekten vazgeçemediğin adamlardan bi tane de bende var. 8. yılı bitirmek üzereyiz "git-gel"li ve "görüş-bozuş" lu ilişkimizde..Seni en iyi ben anlarım salında ;)
bu öküz herifin hayatından daha fazla yemesine izin verme!
(not: ben de telefonunu silmiştim. ama tam 2 yıl sonra, ihtiyaç duyduğumda hafızam çıkartıverdi derinlerden)

Adsız dedi ki...

Neyse,bu son pişmanlığın olsun.Öküz Herif mazinde yerini bulsun,bari orada efendi efendi otursun.
Sıkma güzel canını,güçlü göründüğünü zannedip komik duruma düşenlerden olmadın en azından.

Sakallar Falan dedi ki...

yanlış insan, yanlış zaman

sabayat dedi ki...

üff yaa gene sinirimi hoplattın,cidden yaa endişelendiriyorsun beni...niye kendini bu kadar hırpalıyorsun ki öküzü aradın diyeee.aşk bu oooluumm şak diye biter mii? zamanla düzelecek veee iyileşeceksin...garip olacak ama duamdasın