Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

15 Nisan 2013

yarası bayat, hep aynı nakarat..

Her sabah biraz daha yorgun uyanıyorum. Yataktan kalkmak istememeler, ereksiyon olamamış bir yarak ve ağız suyumla sırılsıklam olmuş bir yastıkta ıslanmaktan kaçan bir yanağım var.
Bedenim sanki 30larına doğru koşturmuyor da; sanki, sanki, sanki 60larındaymış gibi davranıyor bana. Onu da anlamıyorum artık. Oysa her şey bu kadar güzelken; yani hayatım olabildiğince sakinken, neden bir demir parçası gibi ağırlaştımki. Bedenim neden işe gitmemek için bu kadar çırpınıyor ki?..

İş yerimden nefret etmiyorum. Ama sevmiyorum da. Zaten hepimiz gibi bende zorunluluktan dolayı çalışıyorum. Gökten ekmek yağsa, kim çalışırdı ki? Çalışmak iyiki de var. Çünkü bu sayede dünyadaki tüm sorunların patronlarımız tarafından yaratıldığını sanıyoruz. Sanki patronlarımız ölse tüm sorunlar çözülecekmiş gibi hissediyorum bazen. İşte bu kadar düz'üz.

Ev sahibimle bu aralar küs gibiyiz. Çünkü 2 aydır kira vermiyorum ve birinin hakkı olan parayı vermediğin zaman, onun gözünde dünyanın en kötüsü oluyorsun. Tabii o da senin için dünyanın en kötüsü oluyor. Oysa cebimde para olsa, bana surat asmasına tahammül eder miyim? cık etmem.

Herkes sevgili ararken, neden bu kadar yalnızız anlamıyorum. Sorun acaba kafalarımızın içinde yarattığımız sikindirik romantizm duygusu mu, yoksa sorun "biz her şeyin en güzeline layığız, o beni hak etmiyor" duygusu mu bilmiyorum. Zaten yer yüzünde bu kadar çok insan varken, bu kadar çok yalnızlık yaşamak normalmiş gibi geliyor. Çünkü mutlu olmak için az olmalıyız. Seçeneklerimiz az olmalı. Ya da bizim bir an önce elimizdekiyle yetinmeyi öğrenip daha güzeline bakınmayı kesmemiz gerek.

Yukarıdaki cümleleri, sırf kalabalık etsinler de araya şunu katıyım diye söyledim; ben aslında dün yine Öküz Herif'e döndüm. Zaten gidecek başka yerim, sevişecek başka kimsem ve beni onun kadar anlamsızca anlayacak başka kimse de yok. Her defasında tekrar dönmek ve hiçbir şey olmamış gibi her şeye tekrar tekrar başlamak onunla o kadar güzelki.

Bana "ya yarın öbür gün yine sinirlenip 'olmuyor böyle ayrılalım dersen' ne yapıcaz" dedi. Ben de "bilmem, gittiği yere kadar gidelim, zaten "uzun süreli ilişki düşünüyorum" diye söylenerek sipariş verir gibi bi ilişki yaşamakla da olmuyor. Bi daha deneyelim. Bakalım ne yapcaz" dedim. Durdu baktı bana, tamam deneyelim. Ama bu son olacak dedi. Bu cümlesinden sonra bir kaç saniyelik sessizlik oldu aramızda, sonraysa küçük bir tebessümün ardından kopan bir kahkaha hükümranlığını sürdü. Sarıldı bana, sarıldım ona. Sanki hiç ayrılmamışız gibi. Sanki şu 4 aydır hiçbir şey olmamış gibi elimi tuttu ve ağzını açıp başını sallarken gözlerini dik dik, gözlerime tutarak derin bi nefes çekti ve sonra o nefesi burnundan bıraktı. Yorgunluk dolu bi gülümseme belirdi dudaklarımda, istemsizce güldüm, o da güldü. Sonra sahipsiz küçük bir çocuğu severmiş gibi sarıldı bana. Hoşuma gitti. Kokusunu çektim içime, ellerimi kucağımda bitiştirip bana uzun uzun sarılmasını, iki koluyla beni birazcık sıkmasını umdum, öyle yaptı. Sarılmışken sıktı beni.

Sonra hiçbir şey olmamış gibi her şeyden konuşmaya başladık. En çok da bu hallerini seviyorum. Ona çektirdiklerime rağmen her defasında dön çağrılarımı ciddiye alıyor ve tekrar bana dönüyor. Ateşkes ilan edip, birbirimizi sevmeye başlıyoruz yine. Sonra bir kaç ay süren bu ateşkes ilanı, bedenlerimizin şiddetli bir şekilde başka bedenler arzulamasının ertesinde kopup gidiyor. Aslında koparan ben oluyorum. Neyse bu konuya girmek istemiyorum. Çünkü bazen haksız olan ben olsamda, kimsenin bunu bilmesini istemiyorum. Sadece ben bileyim, o bilsin yeter.

İşte böyle. Yani biz yine; ellerimizde kaşıklarla, bok dolu bi tabağın başına oturduk. Bu seferki konuşmalarımızın içinde bol bol "inşallah bir daha ayrılmayız, ölünceye kadar gideriz" cümlelerine yer verdik. İşte öyle yani.

10 yorum:

Zat-ı Hatun dedi ki...

doyumsuz olduğumuz için bu kadar yalnızız, o kadar tükettik, o kadar tükettiler ki bizi kıçımızı kaldırıp ne istediğimizi söylemeye üşeniyoruz, bir de kaçıyoruz sanırım insanlardan. belki ondandır.

sabayat dedi ki...

bak şu pc ye yazıyorum sen öküzle evlenirsin:))var hayatta böyle ilişkilerr ayrılsakta beraberiz falan rahat ol sakın kendine kızma.sadece tadını çıkarrr.vee biliyor musun yazılarının satır araları seni ele veriyor hani hatalarımı söylemicem diyosun ya yazdılklarını dikkatli okuyan biri-ben-o hataları anlıyorum...

sabayat dedi ki...

Hayat erkeği-m- uzun bi zaman önce bi film seyretmiştim gay movie:))hatırladıkça hep gözlerimi ıslatır.Belki izlemişsindir ama izlememişsen izlemeni isterim ve sonra film hakkındaki düşüncelerini öğrenmek isterim.Filmin adı:NO REGRET bi güney kore filmi,2000 li yılların başında çekilmiş...ordaki bi karakter seni hatırlatıyor biraz bana...izle bakalım sen kendinden birşeyler bulabilecek misin?merak ediyorum...görüşmek üzere...sevgiyle kal:))))))

sabayat dedi ki...

yakışıklı izledin mi filmi??

Hayat_Erkegi dedi ki...

@sabayat sen söyleyince bakındım. pek sarmadı ve yarıda bıraktım. bu tür filmler çok yapay geliyor bana. gerçeklikten çok uzak ve klasik zengin-fakir aşkından öteye gitmiyorlar. yine de önerdiğin için sağol.

sabayat dedi ki...

merhaba H.E.sanırım filmin sadece konusunu okudun...Çünkü filme biraz baksaydın zengin-fakir aşkıyla uzaktan yakından alakası olmadığını müşahade edebilirdin.Evet filmin eleştirilebilecek tarafları da var ama bu asla zengin -fakir konusu olamaz.(filmi hiç izlemeye de bilirsin en doğal hakkın ben sadece bu filme konu olarak o saçmalıkları yazanlara gıcığım)Film yetimhanede büyüyen 18 yaşındaki sumin'in üniv. kazanıp büyükşehire gelmesiyle başlar.Sumin in parası yoktur ve kazanmak için pek çok işte çalışır vee bazı sıkıntılar yaşar çok toydur gururu kırıla kırıla arkadaşının tavsiye ettiği gay-bar da çalışmaya başlar..En etkilendiğim yerlerden biridir:bardan biri ona SEN Bİ EŞCİNSELSİN VE Bİ EŞCİNSEL UZUN SÜRE BU İŞİ YAPAMAZ (SEVGİ AŞK ARAR GİBİSİNDEN)çünkü dierleri sadece para için yapmaktadırlar ve gay deildirler...Belki de sumin sevgi aramakta ona sarılacak kollar arzuladığından kendini bırakır ama kuralı vardır asla arkasını dönen(senin ifadenle postu deldiren) o olmayacaktır..İlk beraber olduğu zaman adam ona oral sex yapar çok zorlanır ama zamanla alışır . kuralını hiç bozmaz.Evet bu açıdan bakınca sumin fakirdir ama filmde işlenen fakir bi gayin aşkından çok küçük biri ile büyük bi adamın aşkı, birbirlerine direnmeleri, kavgaları,aşkı inkar süreçleri (ki benim senden birşeyler bulduğum kısımlarda bunlardı...Birbirlerine yumruk yumruğa girişiyorlardı ama gözler birleşince yumruklar gevşiyor,aşk galip geliyordu...sumin ilk ona sarıldı,öptü,sevişti,arkasını döndü tabii adamın burnundan getirdi sarılana dek:))tıpkı senin gibi:))sonra kırıldı çünkü sevdiği adam tüm zırhını indirdiği adam,beni terketme dediği adam (senin öküze dediğn gibi)vazgeçti(aslında vazgeçmedi daha çok kırmamak için çekildi asla vazgeçmedi çıkar yol aradı ama o zebani anası bi rahat vermedi)buraya kadar olan kısım sumin'in hikayesi ...Öteki adamında kendince bi hikayesi zorlukları varolma çabası var...Annesi eşcinsel olduğunu biliyor ama baskılıyor ,zorla nişanlıyor,adamın derdi sumin deil başlarda gerçek kimliğiyle varolmak istiyor,gücü yok yapamıyor...Çünkü ona bunu yaptıracak ,uğruna savaşacak bi sebebi yok..ve bunu suminde bluyor..DAHASINI İZLEMEK İSTERSEN ORADAN BAK...film başlarda biraz durağan,sanatsal film sevmiyorsan sıkıcı gelebilir,bi de sevişme sahneleri çok gri bu da beni üzmüştü...(ben bi izlediğini bidaha kolay kolay izlemeyenlerdenim ama bu filmi 3 kez izledimmm)SAhi neden gay movie lerde sevişme-öpüşme sahnelerini karanlıkta gece veya siyah renk ile örtüyorlar ki...görüşmek üzere dürüst ofisboy:))

Hayat_Erkegi dedi ki...

@sabayat beni sarmadı o film. izlemiycem. lütfen ısrar etme :))) hatta yalvarırım :)

sabayat dedi ki...

ısrar etmek için yazmadımm.Burası bi blog sonuçta ve herkese açık..Okuyanlar filmi yanlış bilmesinler istedim bu yüzden konusunu yazdımm...Önyargılardan hoşlanmıyorum ve bi önyargıya sebep olmak istemedim:))görüşmek üzere...

Hayat_Erkegi dedi ki...

@sabayat :))) yerim kız seni :)))

sabayat dedi ki...

tı.tı tı.hımmm.:)))bende bazen sana sarılma ihtiyacı hissediyorum:))hayatımda ilk defa bu sabah yanımda yatan zatın kol altına başımı koydum.Bi an kokladığımı farkettim ve aklıma sen geldin...Enteresan bi güven,huzur ve hüzün hissettim...Ve bunlar bikaç saniyede oldu hemen başımı çekecektim ki bana doğru döndü.Başını başımın üzerine koydu yanaklarımız birleşmişti.Sakalları bile hoştu ve ben bunları düşünürken o uyuyordu...Ben onun yanındaydım belki ama nedense aklımda sen yüzümde koca bi tebessüm vardı...:))))