Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

3 Mart 2013

Dünyanın en ünlü yalanı: Seni seviyorum'dur.

Bugün Öküz Herif'le buluştuk. Buluşmadan önce aklımda olan şey "arabaya biner binmez bana methiyeler dizecek, ikna etmeye çalışacak" falandı. Hiçbiri olmadı. Ne methiyeler dizdi, ne de beni ikna etmeye kalkıştı. güya kararımı vermiştim, azcık yalvartıp sonrada tamam bi daha deneyelim diyecektim. Ama böyle olmadı. Gayet normal bi şekilde buluştuk ve cool bi şekilde de arabayla tur atmaya başladık. Öyle yol boyunca sustum. Konuşmasını bekledim. Bekledim. Bekledim. Bekledim. O da sustu. Sağdan soldan saçma sapan şeyler hakkında sorular sordu, bende "hıı hıı, evet, tamam" gibi şeyler söyledim. Sonra bi ara arabayı ormanlık bi alana çektik, indi arabadan ve çalılıkların arasında kayboldu gitti. Bende telefonu çıkardım, angry birds oynadım.

Oyun oynarken, aradan bi 15 dakika falan geçti ve ben de onun gelip konuşmasını istedim. Hatta sadece konuşmasını değil, yalvarıp yakarmasını, ayaklarıma kapanmasını ve hazır etrafda kimse yokken bana saxo çekmesini bekledim. Ama cık, bunların hiçbiri olmadı. Öyle ağaçların arasına daldı gitti. Sonra kuş uçmaz kervan geçmez bi yerde olduğumuzun iyice farkında varıp, onun da böyle davrandığını görünce, kendi kendime kızıp arabadan indim. Bi an koca bi taşla arabasının camlarını kırmayı, boydan boya çizmeyi düşündüm. Ama yapamadım. Kızgın olsamda, israf'a gerek yoktu. Bende yol boyunca yürümeye başladım. Önüme çıkan dalları, çakıl taşlarını tekmeleyip rahatladım. Böylesi daha iyiydi.

Aradan 10 dakika falan geçti, arabadan da iyice uzaklaşmıştım ve ilerde köpek sesleri gelince telefonu çıkarıp onu aradım "ya ben az önce arabadan indim ve yol boyunca yürüyorum. arabanın kapılarını kapatsan iyi olur" deyince, o "arabada değil misin?" diye sordu, bende "hayır" deyip telefonu kapadım ve yol boyunca yürümeye devam ettim. Aradan bi 10 dakika falan geçince arkamdan onun arabayla çıkageldiğini fark ettim ve o an, tam da köpeklerin ortaya çıktığı andı.
Yani o gelmese ve o an, köpek korkum baş gösterseydi herhalde korkudan bayılıp kalacaktım. Ama çok şükür o yetişti ve camı açıp "binsene" dedi. Bende sanki istemiyormuş gibi ağır hareketlerle kapıyı sakince açıp, yusuf yusuf öten götümü yavaşça koltuğa bıraktım. O da arabanın önünü dönüş yoluna çevirdi ve ben de "beni eve bırakırsan sevinirim" deyip yine telefonumu çıkarıp angry birds oynamaya başladım. Bu sırada da içimden "ya salak çeksene köşeye 'konuşalım, sana aşığım ulan, unutamıyorum seni' de" adında düşüncelere dalmıştım. Ama o bunların hiçbirini yapmadı. Öylesine sus pus bi şekilde yarım saat yol aldık ve nihayet istanbul taşşaklarımızın altında görününce aniden arabayı kenara çekip "niye böyle yapıyorsun?" dedi. O böyle deyince yine başladı bizim kavgamız. Sen şöyle dedin, sen böyle yaptın, ben şunu dedim, sen onu dedin falan filan.

Bu kavga kısmı çok çetrefilli. Zaten amaç kendini aklamaksa, karşımızda herkes suçlu olur, haksızlığa uğrayan bizden başkası değildir. Aynı cümleler kavga ettiğimiz için aklımda ne konuştuğumuza dair bir şey kalmadı. Aklımda yer eden tek şey onun 5-6 defa üst üste, gözlerimin içine bakarak "bana köpek gibi aşık olduğunu biliyorum, yoksa burda olmazdın" dediğiydi. Aslında haklıydı da. Yani belki de köpek gibi aşığım ona ve bu yüzden burdaydım. En son bunu söylediğinde, dayanamadım ve "ama sen aşık değilsin, sen sadece hayatının kıyısında köşesinde başı boş dolaşmasını istediğin biri olsun istiyorsun" dedim ve o da bunun üstüne "bende sana köpek gibi aşığım ulan, yoksa niye seninle buluşmak istiyim" deyince, ben "madem öyle 3 haftadır nerdesin" dedim ve o sustu. O susunca ben daha da üstüne gittim "ulan 'seviyorum, seni çok özledim, buluşalım' diyorsun arabaya bindiğimizden bu yana daha elimi bile tutmadın. nasıl bi özlemek bu, nasıl bi sevmek bu. sikerim böyle sevmeyi de özlemeyi de. ben böyle dilsiz, şekilsiz bi sevgi istemiyorum"la başlayan cümleler kurdum.

Ben konuştukça o daha da sustu. O susunca, ben de onun suskunluğundan istifade edip "işte böyle. Sen sadece canın sıkıldığında eğleneceğin, fantezilerini yaşayacağın birini arıyorsun, bense artık kimsenin eğlencesi, siki kalktığı veya götü kaşındığı zaman aranabilecek metresi olmak istemiyorum. iyi biri olabilirsin, ama ben kendimi senin yanındayken değersiz hissediyorum. bana kendimi değersiz hissettiriyorsun ve ben bunu haketmiyorum. çünkü ben, gerçekten "sadece eğlenilecek kadar değersiz" olduğuma inanmıyorum. ben senin sandığın kadar değersiz değilim" dedim.

Sonra yine bir  ton ağız dalaşı falan filan. Hep aynı cümleleri sarfettik, hep aynı karşılıkları verdik birbirimize. Kavgamız koca bi tekrardan ibaretti ve artık sıkılmıştım da. Tabii o da sıkılmıştı. Oflamaları, poflamaları ardı ardına yükseliyordu. Artık ikimizde yorulmuştuk ve bende bundan emin olunca "beni eve bırak" dedim ve o da arabayı sürmeye başladı. Yol boyunca yanlış karar verip vermediğimi düşündüm. İkimizde sus pus bi şekilde duruyorduk ve adeta nefes bile almıyorduk. İki suçlu çocuk gibi sessizliğe teslim olduk..

Sağolsun evin sokağına kadar getirdi. Arabadan inmeden 30 saniye önce "sen iyi birisin, eğer arkadaş olarak kalmak istersen her zaman varım. ama sen arkadaş da istemiyorsun. bense artık seninle arkadaşlıktan öte bir şey düşünemiyorum." diyebilmiştim ki, o "öfff tamam, hadi siktir git" dedi ve bende içim rahat bi şekilde arabadan inip, gerçek hayata döndüm. Böylesi vatan millet sakarya için de daha iyi oldu. Hem ağız dolusu bir siktir dururken, kim takar elveda'yı..

4 yorum:

ASİ YAPINCAK..... dedi ki...

Ay vallahi arkası yarın gibi be hayat erkegi,öküz hakikaten öküzherifmiiş mal adam,yalnız kaldınız bi sarıl sevdiğine herşeyi unutup tekrar başlayalım demediya la sinir oldum..elveda demediğine göre ,bu seni arar diyim sana,bu hikaye böyle bitmez:)

Miss Paradis dedi ki...

Söylediklerin o kadar tanıdık ve o denli sahici ki niye böle öküz insanlar var anlamıorum

Quince Jam dedi ki...

İsmini haketmis öküz herif. Insan ziyanligi yeminle. :(

Adsız dedi ki...

Okurken sonunun oyle bitecegini hic tahmin etmedim, ne insanlar var, insani insanliktan sogutuyor..