Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

28 Şubat 2013

rica ediyorum biri hemen ağzıma sıçsın. çünkü ağzım doluyken konuşmam.

Allah bazı insanları yaratırken bi yerden verip bi yerden alırmış. Ama bana nerden verip neremden almış bi türlü anlamadım gitti. Çünkü boyum kısa, tenim olabildiğince esmer, bedenim zayıf cılız ve sıska, gözlerim desen kaşlarımla halay çekiyorlar, burnum zaten yüzümün yarısını kaplıyor, hatta bazen ben bile saklanmak istediğim de burnumun arkasına saklanıyorum, saçlarım desen zaten şekil almaz, öyle elektrik çarpmış gibi etrafta dolanır dururum, akıl deseniz zaten o da okuduğunuz gibi kurduğum şu cümlelerden anlaşılıyor. Yani allah bana ne vermiş  bi türlü anlamadım gitti. Ama sanırım kurban olduğum allah, bol bol saflık vermiş, her şeye rağmen inanmaya devam etme arzusu, umudunu hiçbir zaman kaybetmeme arzusu vermiş. Her şeye rağmen pes etmemeyi, iki güzel lafa kanma aptallığı ve bütün kazıklarına rağmen, kavgadan sonra duyduğum tek güzel sözle karşımdakine ilk günkü gibi inanma gücü vermiş. Evet boy moy akıl makıl vermemiş ama işte bu saflıktan hamurumda bol bol kullanmış.


Neyse işte, konuyu öküz herif'e bağlıycam ama nasıl bağlarım bilmiyorum ve işte bağladım;
biz güya geçenlerde onunla yine deneyelim dedik ve sonuç olarak da denemeye kalkıştık. Ama orospuçocuğu deneyelim dememizden bu yana ses çıkarmadı. Bi tek o gece konuştuk ettik ve ayrıldık. Aradan 3 hafta geçmesine rağmen henüz birbirimizi görmüş değiliz. Arada whatsapp'de konuşurduk, konuşmayı da kestik ve bende ona whatsapp'den "öffff konuşmuyoruz etmiyoruz, burda kalabalık yapma" deyip engelledim. Bunun üstüne o bu hareketime de ses çıkarmadı ve böyle sakin sakin günlerim geçip giderken, dün bi baktım mesaj üstüne mesaj, mesaj üstüne mesaj "konuşalım" deyip duruyor falan. Artık mesajlardan sıkılınca whatsapp'i açtım ve "burdan yaz. dinliyorum" dedim. Başladı işte bildiğin caz yapmaya, allahım ben onun için çok kıymetliymişim de farkında değil mişim, ben onun için tek vazgeçilmezmişim de neymişim falan, bi ara durup "ya gerçekten benden mi bahsediyorsun" dedim ve o da "evet. sen inanmasan da seni çok seviyorum" dedi ve bende patladım "cık benimle dalga geçiyorsun. tamam beni 1 yıl boyunca peşinden köpek gibi koşturmuş olabilirsin, hatta ben; seni tavaf edercesine sürekli etrafında dolanmış olabilirim, ama bunun nedeni senin doğru kişi olduğuna inandığımdandı, artık doğru kişi olduğuna inanmıyorum. hem sen kendinden başkasını sevemezsin. sen öyle biri değilsin. sen bu cümleleri edebilecek biri değilsin" dedim de dedim, ama o caz'a devam etti.

Saatlerce yazışınca insan artık bıkıyor, konuşacağı varsa bile susuyor. Çünkü bazen konuşmak gerçekten pek bi sike yaramıyor. Öyle kala kalıyorsun. Sonra bende bıkıp uzun uzun yazışmanın ardından bi an önce sonuca kavuşmak için "niye beni rahat bırakmıyorsun, niye böylesin. ne yaptımki ben sana. olmuyor işte bak görüyorsun, biz birbirimize göre değiliz. sen beni sevdiğini söylüyorsun ama artık ben sevmiyorum. beni sevdiğine de inanmıyorum. daha önce senin iyi biri olduğuna, bizim birbirimiz için olduğumuza inanıyordum. ama artık bunlara inanmıyorum. çünkü artık adım gibi eminim; sen sadece eğlencelik birini arıyorsun, işten arta kalan boş zamanlarında seni sikecek birini arıyorsun. bense geçtim o yolları. artık boş zamanlarında gidip sikeceğim adamlara ihtiyacım yok. hem sen kabullenmiyorsun ama; senin içinde bol bol kötülük var, sadece karanlık var, bu yüzden biz artık denemeye bile kalkışmamalıyız. lütfen beni bırak, çünkü beni sevdiğini söylesen de sadece mutsuz ediyorsun. bense artık mutsuz olmak istemiyorum.  lütfen bırak yollarımıza gidelim, kendimize yeni bedenler bulup onlarla oyalanalım. lütfen bırak beni. yalvarırım bırak" dedim. ama o "sen bana dememiş miydin 'ben senden vazgeçsem bile, sen beni bırakma sakın' diye, sen demiştin, hatırladın mı?" dedi ve ben bi anda dondum kaldım.

Evet aslında bunu ben demiştim. Geçen yaz, yine onun götünü gidip başkalarına siktirmesinin ertesinde, ona yine alışıldık siktirlerden birini çekmiştim ve bi kaç hafta buluşmamıştık. Sonra aramızdaki buzlar yavaş yavaş eriyip, biz yine bi gün buluşup sarıldığımızda ona "ben senden vazgeçsem de, sen beni bırakma sakın" demiştim ve işte meğer o da bu yüzden beni bırakmıyormuş.

Şimdi de o böyle söyleyince sustum kaldım. Bi şey diyemedim. Adama resmen hak verdim. Zaten ne diyebilirdim ki?
Kendime biraz kızdım, biraz durdum. Biraz düşündüm taşındım, kendimden bi bok anlamadım. Ayy sahi ben niye böyleyim?? Yani adam akıllı yaşasam, sessizce yaşasam gitsem ne olur. Niye böyle cümleler kuruyorumki, üstelik unutuyorum da. Hani unutmasam tamam, ama söylenilinceye kadar da aklıma öyle bi cümle kurduğum gelmiyor bile. İşte böyle aptallığım yüzünden bir şey diyemedim. Sustum kaldım. Sonra cevap vermedim. Gece boyunca o yine yazdı etti falan, bende hep "tamam, tamam, tamam, tamam" deyip durdum. Sonuç olarak da hafta sonu oturup tekrar konuşucaz. Gerçi bende artık konuşmaktan fazlasıyla sıkıldım. hayyy sikeyim ağzımı.

22 Şubat 2013

hayat dev am ediyor

Dışarda kocaman bi dünya olduğunu unutmuşum. Ben aşık olduktan sonra dünya üzerinde yaşamın devam ettiği bilincini kaybetmişim. Sanıyordumki, ben sikindirik bi aşka tutulup acı çekerken, herkes benimle beraber aynı acıyı çekecekti. Sanki ben üzülürken herkes benimle üzülmüştü. Sanki ben sikindirik bi aşkın içindeyken herkes bu sikindiriklikte gibiydi. Ama işte öyle değilmiş. Meğer hayatın sikinde bile değilmiş benim aşık olmam. Hatta ben kendi kendime "lan çok büyük aşk yaşıyorum" diye saçma sapan düşünürken, hayat akıp gitmiş. Ortalığa yeni ibneler, yeni bedenler sürülmüş. Bende hazır ayrılmışken bi kaçıyla tanıştım. İşte onlardan bazıları;

Adı: üniversiteli;
Dün gece gaydate sitelerinden birinde "selam" diye mesaj atınca başladı muhabbet. Sabah'ın ilk ışıklarında "bugün okulu senin için kırcam, sen de bana gel sevişelim" dedi. Bende "tamam, ama işe gitmem lazım, öğlen arası sana kaçarım, 1 saat te işi ekerim, toplamda 2 saatim var" dedim ve öyle yaptık. Daha 23 yaşında. hoş salaş bi hali var. Boyu benden 20 santim uzun. Cihangir'de oturuyor. Babası paralı pullu, bu da onun parasını yiyor, bende bunu yedim bugün. Birde metres adında bi kedisi var. Kaltak biz üniversiteli'yle yiyişirken bizi izledi durdu. Acaba kediler, insanların sikişmelerini anlamlandırabiliyorlar mı?
Üniversiteli biraz nasıl desem daha çiğ. Eğer biraz kilo alırsa ve bu çiğliği üzerinden atarsa ondan süper efendi bi yetişkin çıkar. Ama atamazsa bu salaş ve çiğ haliyle o baba parası buna yetmez ehuehu.
Birbirimizden hoşlandık, ama bu hoşlantı ilişki arayışıyla gerçeklemediği için sadece sex yaptık ve belki bundan sonra sık buluşup sex yapcaz. Peki aşk? Eee hani ben aşk arıyordum :(

Adı: Bahçeşehir;
Yine gaydate sitesi ve yine paralı bi hippi. Amına koyım parasızım diye mi paralılarla tanışıyorum nedir olay anlamadım ki. Adam tuvalete bile yunanistan'a giden biri, bense tuvalete 1 tl vermemek için en yakındaki burger king'leri adres defterime not alan pezonun tekiyim.
Neyse efendime söyliyim, 2 gün sürekli yazıştık ettik ve en sonunda ben "püfff. ya yazışmak çok yorucu, en iyisi tanışalım, bakalım bu yazışmalardaki havayı tanışmada da yakalayacak mıyız? hem yakalarsak hemen gidip çat çat yaparız" dedim. Onunda hoşuna gitti ve ertesi gün buluştuk, ama ıııhhh olmadı. Yani adam çok hoş ve hatta inanılmaz sexi bi vucudu var. Sırf o vucuda dokunmak için Kur'an-ı Kerim yırtacak onlarca kız tanıyorum.
Ama işte bende de göz ve gönül aynı anda hareket etmeyince olmuyo. Bizde "tanıştığıma çok memnun oldum" muhabbeti yapıp arkadaş kalalım, dedik ve öyle kaldık. Buluşmadan sonra ikimizde yazışmadık. Sadece selam sabah o kadar. Ya bide adam çok soğuk biriydi. İki kelimeyi bir araya getiremiyordu. Kurduğu her cümleyi; amerika'dan aldığı kot pantolonlarına ve spor ayakkabı koleksiyona bağlıyordu. Ayrıca burnu da estetikliydi valla. Bilmiyorum yani acaba bunlardan dolayı soğudum ne oldu, ama öyle yani. Yalnız şundan emin oldumki; erkeğe burun estetiği hiç ama hiç gitmiyor.

Adı: gaypornoyıldızı;
2 haftadır gaydate sitelerinden birinde, birbirimize göz kırpıp duruyorduk. Adam 34 yaşında bir gay porno yıldızı gibi bir şey zaten. Boy pos desen allah en güzelinden vermiş. Benden 25 santim uzun. kilo desen hakeza, kaş göz o biçim. Aslen iranlı, türkçesi gayet güzel. gerçi onunla konuşmak zamanı boşa haracmak demek olur ya neyse. Amerika, İngiltere, italya falan filan artık allah nereyi yaratmışsa hepsini tek ek görüp birkaç ay yaşamış görmüş geçirmiş bayaa eğitimli hoş biri.
Bugün yeni evine taşınınca, tanışalım bahanesiyle çağırdı. Hayırlı olsun demeye gitmişken, kapıyı bi açtıki meğer o da soyunmuş duşa giriyormuş. sonra salonun ortasındaki camekanlı duşa girdi ve yıkanmaya başladı. Bende onu izlerken dayanamayıp soyundum ve duşa girdim. Suyun altında bıcı bıcı yaparak yiyiştikten sonra, yatağa geçtik. Öyle böyle derken, tekme tokat allah ne verdiyse bayaa sert bi sevişme sonrası ikimizde yorulduk. Yanyana uzanıp gözlerimizin derinliklerinde terkedilmiş bi aşk ararken bulduk birbirimizi. O arada ben terkedilmiş aşklardan birinin peşine düşmüşken o nasıl olduysa "illa seni sikecem" diye tutturunca "dur amk. daha postu deldirmedim. belki başka zaman veririm. bu tanışma olsun. zamanla bakarız" dedim ve hemen boşaldım da götü kurtardım. yoksa az kalsın o iki ucuz aşk dolu bakışa postu deldirecektim. Benden sonra o da boşaldı.
Sonra kalkıp beraber duşa girdik. Bıcı bıcı yaparken iltifatlar falan edip durduk. ama yani adamın da maşallahı var. Kendimi onun yanında sokak köpeği gibi hissettim.
Bide vucudundan bol dövmeler var. Hepsi çok anlamlı. Gerçi adamın sanatçı kişiliği ve eğitimli görmüş geçirmiş halini düşününce o dövmeler de pek yakışıyor ya hadi neyse şimdilik bu dövme konusunu atlıyım. Duşta sonra karşılıklı "lütfen sık  görüşüp yiyişelim" ısrarlarıyla evi terkettim. Valla şimdi çağırsa yine giderim, yine sevişirim. O derece yani..

Adı: Domuz
Geçen hafta tanıştık. Londra'da yaşayan bir türk. Ama işleri nedeniyle Türkiye'ye çok sık gelip giden biri. Ayy allahım benim dışımda herkes dünya'yı mı geziyor ne yapıyor anlamadımki. Neyse işte, ama adam cidden domuz gibi. Böyle bi boy pos, bi kilo kaş göz ve o biçim bal dudakları varki anlatamam. Hele göbeği, hele götü, hele o kocaman pipisi ve taşşakları ayyyy alahım bana bi şeyhler oluyor.
Zaten fotoğrafını çekip instagram'a koydum.
Sanırım uzun zamandır bu kadar içten seviştiğim ve içten öpüldüğümü hatırlamıyorum. Bana çocuğuymuşum gibi, kardeşiymişim, sanki canı ciğeriymişim gibi davrandı. Sanki sol göğsünden süt emmişim gibi sarıldı. Yani işte öyle bir şeyler.
Kaç saat seviştiğimizi hesaplamadık bile. Onunla bi ömür 69 yapabilirim. Çünkü siki çok tatlıydı.
Londra da 8 yıldır beraber yaşadığı bi evgilisi varmış ama cinsel hayatları öleli 3 yıl olmuş. Ben ona "senden hoşlandım" deyince, o da "bende senden çok hoşlandım, müthişsin" dedi, ben de bunun üstüne "o zaman türkiye'ye yerleş" dedim. Yemin ederim tam bi gerizekalıyım. Neyseki güldü geçti. Whatsapp'den yazışıyoz falan. İnstagram'daki fotoğrafını gösterdim çok beğendi :))
Bu arada adamın instagram'daki fotoğrafını görmek için tıklayın!

ve tabii sadece bunlar değil, adını da, anılarını da şu an hatırlamadığım bir kaç kişiyle daha bu aralar görüştüm yiyiştim ve unuttum bile. Peki sonuç olarak mutlu muyum? tabii ki hayır..
Çünkü içimde kocaman bi boşluk var ve ben "acaba, o boşluğu bi yarrak doldurur mu?" diye düşünmeye başladım..

18 Şubat 2013

bakalım ne olacak, ne olacaksa güzel olacak

Öküz Herif'le tanışmamızın üzerinden tam tamına 1 yıl geçti. Bu 1 yıl içinde onlarca kavgamız gürültümüz oldu. Kavgalarımızın nedeni tabiki bendim. Çünkü ilk tanıştığım zaman henüz salaklığın zirvesindeydim ve salaklık tacım da elimden alınmamıştı, bende kendimi salak olarak görmediğim için o tacı atmaya pek hevesli değildim. 
Salak olduğum için Öküz Herif'le tanıştığım zaman,  onun hayatıma girdiğini sanıp bende onun hayatına girmeye çalışıyordum. 
Evet, çalışıyordum. Üstelik o beni hayatına almak istememesine rağmen ısrarla hayatına girmeye, orada bi yerde kendime ufacık bi köşe kapmaya çalışıyordum. Ama olmadı. Zaten o köşe sana verilmedikçe sen hiçbir yeri alamıyorsun, çıkışa yakın bi yerde öylesine ayakta bekletilirken buyur edilmeyi umuyorsun. Bende aylarca ısrarla umarak bekledim. Bekledim, bekledim, bekledim. 

Tıpkı Fight Club'daki çocukların dövüş kulubüne girmekte kararlı olduklarını göstermek için, yağmura çamura rağmen ısrarla kapıda bekleyip tüm hakaretleri umursamayarak günlerce, haftalarca beklemeleri gibi. Bende bekledim. O'na her seni seviyorum dediğim de, o gidip birileriyle yiyişti, onunla yatakta sevişip boşaldıktan sonra her sarıldığımda "öfff yeter terledim, biraz uzak duralım" demesine rağmen bekledim. Bu arada sürekli gaydate  sitelerinde dolanıp durdu, yeni orospularla tanıştı ve ben kavga gürültü çıkarmama rağmen yine de onun beni seveceğine inandım, beni kendi hayatına buyur etmesini bekledim. 
Bu arada ona haksızlık etmemeliyim, çünkü bana hiç "seni seviyorum" demedi. Sadece götü kaşındığı zaman "özledim" mesajı attı. Tabii "özledim" kelimesini bile hiç dile getirmedi. 

Bu dile getirememe konularını konuştuğumuz zaman bana "naapıyım, ben dile getiremiyorum" deyip geçiştirdi, bende bunu normal karşıladım. Çünkü bazen sevgi dilsizdir ve bu yüzden onu ifade edemezsin, sadece seversin. Ben onu ifade edemiyor, ama seviyor sandım. Hem sadece dile getirememeyi sorun etmemeliydim de. Değil mi? 
Ama işte böyle değildi, sadece kendimi kandırmak için bahaneler yaratmıştım ve beni bir gün seveceğine inandırmışım. 
Kendimi onun beni bir gün seveceğine o kadar derinden inandırmışımki; beni sevmemesini, sol göğsümdeki etimden her defasında kocaman bi parça alıp ağzında iyice çiğneyip yere tükürmesini bile sorun etmemişim. 
Sonunda ise şunu öğrendim ki; hiç kimse bizi kandıramıyor. Sadece biz kendimizi kandırabiliyoruz. 

Kandırmak dedim de, bu konuda şu adımları takip etmiştim. Onun sürekli birileriyle yiyişmesini, sex bağımlılığı var diyordum. Oysa hayır, o beni sevmediği için, bana değer vermediği için gidip birileriyle yatıp kalkıyordu, beni asla hayatına almaya niyeti olmadığı için sürekli arayışları vardı. Bense aptalın teki olduğum için hep farklı sandım. Hep onu iyi biri, ama işte böyle kötü huyları da olan biri sandım. Zaten kendini karşındakinin iyi biri olduğuna inandırmışsan,  onun yaptıklarının hepsini hatasız bulursun, yanlışları olmaz artık onun. Sadece can sıkar arada o kadar, bunun dışında ise onun içinde kötülük olabileceği aklına bile gelmez. Onun senin için; hataları bol, kanatsız bi melekten farkı yoktur.

Ama ne zamanki aslında onun hatalarının kötülüğünden kaynaklandığına emin oldun, işte o zaman anlarsın; aslında karşında bir melek değil şeytan'ın var olduğunu. Onun bi şeytan olduğunu, ecdadım sikildikten sonra anladım..

Onun bir şeytan olduğunu kabullenmeden önce, onun hakkında yıllardır her önüne çıkanla duygusuzca sadece sex yapan biri için böyle olmanın normal olduğunu sandım. Böyle sandığım için de, beraber düzeliriz diye umarak ısrarla beklemeye devam ettim. Çünkü bende bir sex bağımlısıydım ve birazcık da olsa iyilşmiştim. Şimdi onunla beraber iyileşebilirdik. Sonra hayat bize yalnız güzel olurdu.

İşte böyle düşünerek ısrarla düzelmesini ve sonra da beni hayatına buyur etmesini bekledim. Hem sevgi bu değil mi? Sevmek sabretmekten başka ne olabilir ki? Değer vermek demek; tüm kapıları açıp baktıktan sonra, hatta her şeye rağmen onu silmeyi en sona bırakmak değil mi? Bende öyle yaptım. Beklemeliydim. 
Hem ben, beş para etmeyen şu hayatıma onu hemen aldım diye o da beni hayatına hemen almak zorunda değildi değil mi? Bu yüzden sevmeye devam edip, sabırla beklemeliydim.
"Hayat"ım dedim de, benim hayatım neydiki? Ona göre tek başına yaşayan kopuğun tekiyim. Ailemle olan ilişkimi dahil her şeyi anlatmış olmam, bu neyi ifade ederki? Hiçbi sikimi ifade etmez. Sadece ipsiz sapsız biri olduğum dışında neyi ifade ederki? O da sanırım hakkımda öyle düşünüyor. Nasılsa ipsiz sapsız biri, sikip geçmeliyim, ya da verdiği yere kadar sikmeliyim. 

Sonuç olarak o hayatıma tam anlamıyla nüfuz ederken ben onun hayatının sadece boş zamanlarında var oluyordum. Yani onun eğlencesiydim. Bana iş ve evi dışında kalan zamanlarını yalnız ayırıyordu. Hala da öyle yapıyor. Sürekli kendince beni cezalandırıyor. Mesela geçen barışmamızdan 3 gün sonra 14 Şubat'tı ve ben acaba o gün ne yapsak diye düşünürken, 14 Şubat akşamı yazışırken aramızda neden olduğunu hatırlamadığım küçük bi tartışma çıktı ve sonra da zaten yazışmaya devam ettik. Gece uyurken en son ona "yarın ne yapıcaksın, işten erken çıkacaksan buluşalım mı?" diye sordum o ise "eğer canımı sıkmasaydın buluşurduk, ama yarın eve erken gelip uyumayı düşünüyorum" dedi. 
Evet böyle dedi. Sonra o böyle diyince bende jeton düştü. Aslında bu 1 yıl boyunca da hep böyle yapmıştı. Küçük bir şey olunca benimle buluşacağı varsa bile hemen buluşmayı iptal ediyordu ve "öfff niye böyle yapıyorsun, ben eve gidiyorum" diyordu. Bende sonuç olarak, onunla fazla uzaklaşmayalım diye genel anlamda tüm konuşmalarıma daha da dikkat ediyordum ve kırmamaya çalışıyordum. 
İşte böyle. Aslında evet ilk tanıştığımız günden bu yana hep bi şekilde beni gayet güzel de terbiye etmiş ve ona karşı kontrollü yaklaşmamı sağlamış. Ama o bana hiç öyle yaklaşmıyordu, yaklaşmamıştı da.
İşte bunu anlayınca daha bi akıllandım. Lan adam beni eşşek gibi kullanıyor. Gayet bildiğin sikindirik şeylerden dolayı hemen üstüme çullanıp beni ezikliyordu ve bende sonuç olarak hem ondan özür diiyordum, hemde bir sonraki konuşmalarımda daha dikkatli olmaya çalışıyordum. Kavgalarımız ise ben artık dayanamadığımda oluyordu. Yani sorun aslında bende gibi görünsede meğer hep ondaydı. Bunu farkedince bi rahatladım bi rahatladım anlatamam. Sanki üzerimden tonlarca ağırlıkta yük kalkmış gibi rahatladım. Belkide şu an peşimde olmasının nedenlerinden biri de buydu. Çünkü ben ona kendisini kral gibi hissettiriyordum, yediği arkasında yemediğini ise ağzına veriyordum. (ayy burası terbiyesizce oldu. 18 yaşından küçükler bu cümleyi görmezlikten gelebilirler mi pılis)

Ama artık bunlardan emin oldum ya, fazla siklemiyorum. Hele 14 Şubat akşamı söylediği şu son cümle ile nasıl da aklım başıma geldi anlatamam. Zaten o geceden bu yana yazışmadık da. Çünkü genelde sabahları ben ona günaydın mesajı atıyordum ve sohbetimiz öyle başlıyordu. Sonra ben ona günaydın mesajları atmayı da bırakınca, o hiç yazmadı. Sanırım kendince beni cezalandırıyor. Cezalandırmaya devam etsin bakalım ne olacak.

17 Şubat 2013

saldım siki daşşağı, bakalım ne olacak

Doğrusunu söylemek gerekirse; neler olduğu konusunda bi fikrim yok ve daha doğrusu şu ki; artık hiçbir şey hakkında bi fikrim olmasını da istemiyorum.
Bilmiyorum yani. Bazen sanırım kendi belamızı kendimiz buluyoruz. Kendi kendimize acı çektirmek için birini bulup kalbimizi eline tutuşturuyoruz, o kalbimizi sıkarken bizde bunun adını "aşk yaşıyorum owww yeeeaah" koyuyoruz. Oysa koyduğumuz tek şey kendi götümüz, işte bunu iş işten geçince anlıyoruz.

İş işten geçince anlıyoruz dedim de, bugünlerde eski salaş hayatıma döndüm. Yani artık birileri için üzülmediğim ve sadece hımmm güzelmiş dediğim günlerdeyim. "yani" kelimesini biraz daha açmak gerekirse; aslında öküz herif'le olan ilişki şeysine öylesine "evet" dedim ve gerisini ona bıraktım.
Zaten daha önce sürekli onun peşinde koşup nefes nefese kalmaktan yorulmuştum. Aslında boşuna yormuşum kendimi, çokda sikindirik biriymiş. Değmezmiş şimdi daha iyi anlıyorum. Ama anlamam için sikindirikliğinden emin olmam gerekiyormuş, işte bunu biraz geç farkettim.

Durumun özeti şuki; geçen hafta onun ısrarıyla tekrar deneyelim dedik ve başladık. O gece hoşbeş, muhabbet derken sonrasında herkes kendi evine gitti. O gün bugündür hala görüşmüş değiliz, hatta son 3 gündür mesajlaşmıyoruz da. Sebebi hakkında bi fikrim yok. Aslında doğrusunu söylemek gerekirse bi fikrim var ama dillendirmek, benim kendimi onun karşısında daha değersiz hissetmeme neden olacağı için dillendirmiyorum.

Yani dillendirmesem dedim ama, aslında hep kendimden saklamışım. Dillendirmesem dememin nedeni ise, şimdi emin olmamdan kaynaklanıyor. Çünkü o beni hep onun peşinde koşturan biri olarak görüyor ve hatta benim onsuz yaşayamayacağımı falan da sanıyor olabilir. Çünkü ben gerçekten öyleydim. Heleki buluştuğumuz an da ona bi sarılırdımki dersin sanki 40 yıldır buluşmuyorduk. Ama naaapıyım ben öyleyim işte. Birini sevince, sadece onun için yaşayıp duruyorum, onun uydusu falan oluyorum.  Böyle bi kendimden geçiyorum, taaaaki donsuz göt gibi açıkta kalıncaya kadar.

Ama artık bu son deneme aşamasında karar verirken düşündümde, bu sefer peşinde koşturmayacağım, sürekli buluşalım, sürekli yiyişelim ısrarlarında bulunmayacağım. Madem beni sevdiğinden emin olduğunu ve tekrar denemek istediğini söylüyor, bu sefer kendimi salayım da bakalım o ne yapıyor dedim ve saldım kendimi.

Ama canım benim salmak dedim de, o da 3 gündür mesaj bile atmıyor, zaten o tekrar deneyelim gecesinden bu yana birbirimizin yüzünü bile görmedik. Hatta bugün 7inci gün oldu ve hala adam da tık yok. Ama whatsapp'de sürekli çevrimiçi görünüyor, sürekli birileriyle yazışıyor, yani ölmediğinden ve başına bir şey gelmediğinden eminim. bana ise bi selam bile vermiyor. Bende bu sefer kendi kendime söz verdiğim için kılımı bile kıpırdatmıyorum. Hani kılımı kıpırdatsam gider o telefonu alır götüne sokarım da işte dedim ya, yok bu sefer ben iyice salcam siki daşşağı, bakalım o ne yapacak.

Gerçi o bi sikim yapamaz. O sadece beni boş zamanlarında eğleneceği, canı isterse zaman ayıracağı bir orospusu gibi görüyor. ve bu durum canımı fena sıkıyor. Çünkü hiçkimse gibi bende böyle davranılmayı haketmiyorum. Ama bazen azcık daha sbretmek gerekir. En azından emin oluncaya kadar, ondan sonra da sanırım koyucam götüne tekmeyi ve bi daha da siktin sene dönüp bakmıycam. hahahayt tutmayın beni.

12 Şubat 2013

aşk bu mu, sevgi bu mu, hayaaaaat bu mu?

Bazen bir şeyleri geride bırakmak, onca sikindirik yaşanmışlığa rağmen hiç yaşanmamış gibi yapmak zorunda kalırsın. Yaparsın da. Hatta çok başarılı da olursun bunu yaparken. Zaten hepimiz, daha büyürken bize ölçülen rollerin üstesinden çok başarılı bir şekilde gelmiyor muyuz? Başarısız olanlarımıza deli demiyorlar mı? Toplum kendisi gibi olmayanları dışarı atmıyor mu?  Böyleyiz yani, öğretilmiş bir aptallık mevzuu sözkonusu ve hepimiz çok akıllıymışız gibi geçinip gidiyoruz. Özellikle de ben.
"Özellikle de ben" diyorum çünkü şu yaşıma geldim  ve henüz benden daha aptalına rastlamadım ve açıkçası rastlayacağımı da sanmıyorum.

Neyse işte, biz dün gece yine Öküz Herif'le buluştuk. Zaten şu son 5 gün içinde bu 3üncü buluşmamız oldu. Güya ayrıldık ama ha bire buluşup duruyoruz. Buluşmalarımızın sonunda, ben ona hakaretler eşliğinde küfürler edip onu olduğu yerde anasının ammından yeni çıkmış gibi bırakıp gitsemde, o her seferinde bıkmadan arıyor ve ben her  seferinde o, yeni şeyler söyleyecek sanıp buluşmayı kabul ediyorum. Oysa yeni şeyler söylemiyor, hep aynı tekrarlar ve bu tekrarlar artık midemi bulandırıyor.
Dün gece de yine böyle olacak sanıp ısrarla buluşalım dedi ve gecenin bi yarısı dışarda buluşmaya karar verdik.  Dolmabahçe sarayının ordaki çay bahçesine gidip çay içtik ve başladık konuşmaya.

O konuşunca anladımki ben onunla ilk tanıştığımda çok aptalmışım. Cidden aptal mışım. Yani daha en başından bu yana; ben ona aşığım, o da bana aşık sanırken, meğer o bana aşık değilmiş. Bana "seninle sadece zaman geçiriyordum, böyle olacağını bilmiyordum" dedi.

O böyle diyince bi anda sanki yokolmuşum gibi hissettim. Böyle sanki ben bi anda başka bi aleme geçtim gibi bir şey oldu. Çünkü o iki sanyelik cümle esnasında, sanki on yıllık bi üzüntü yaşadım gibi hissettim. Böyle sanki eline sivri olamyan bi bıçak almış, kalbimi söküp vahşi kedilerin önüne atmıştı ve vahşi kediler de "bu kalp beş para etmez" deyip, doğduklarından bu yana hiç kesilmeyen uzun tırnaklı patileriyle, kalbimi lağım çukuruna itiyorlarmış gibi hissettim. Kalbim lağım çukuruna itilirken canımın ne kadar yandığını anlatmak ise imkansız. Zaten o an canımın daha nasıl yandığını anlatabilirim ki? Yok anlatamam. En iyisi artık geçeyim bu cümleyi, tekrar tekrar üzülmenin bi anlamı yok çünkü.

Sonra kalbimin lağım çukuruna atıldığını ve artık sağ göğüs kafesimin bomboş olduğunu ona çaktırmadan sakince söylediklerini dinlemeye devam ettim.
Cümlesine devam ediyordu "böyle değildim, hele şu son bi kaç aydır emin bile değildim. ama artık eminim. senin beni sevdiğin gibi bende seni seviyorum. bu dünyada benim için senden daha değerli hiçbir şey yok" dedi. Durup ona baktım, gözlerimiz kenetlendi. Yavaşça birbirimize yaklaşmaya başladık ve o an tam öpüşecekken kendime geldim ve hafifçe geri çekilip "ama artık ben sana karşı ne hissettiğimi bilmiyorum" dedim. Sikim ise kalkmıştı bile. Bu arada konuşmaya devam ediyordum "bir de açıkçası ben artık sana inanmıyorum. çünkü güven vermiyorsun bana, seni çok ciddiye aldığım için benimle oynadığını düşünüyorum." dedim. O ise "haklısın" deyip başka yöne baktı. Sonra konuşmalarımız falan devam etti gitti.

Bi ara telefonumu çıkarıp grindr'ı açtım ve gelen mesajlara bakmaya başladım. O an bu hareketi bilinçli olarak yapmamıştım ve ben böyle yapınca o bi anda oflayıp poflayarak "şimdilik kapatsan olmaz mı?" diye sordu ve aklımda bi an da şimşekler çaktığı için "neden kapatıyım ki" dedim o da "ya burdayız işte konuşuyoruz, sen ise grindr'ı açmış birileriyle konuşuyorsun" dedi. O böyle diyince yüzümde acı bi tebessüm oluştu. Çünkü herşey şimdi tam tersine dönmüştü. Bunun üzerine "peki ben sana seni seviyorum dediğimde sen niye hala grindr'da geziniyordun, neden hala bi arayıştaydın ve üstelik defalarca söylememe rağmen benim yanımda girip yazışıyordun?" dedim o ise "o zamanlar yeniydik, hem geçmişi konuşmaya ne gerek varki" dedi, bende bunun üstüne "geçmişi konuşmuyoruz, şu an sadece aynı şeyleri yaşıyoruz. ben sana kullanma derken sen öff ne varki bunda diyordun ve kullanmaya devam ediyordun. olay şu an aynı. değişen hiçbir şey yok" dedim. o ise biraz ofladı pofladıktan sonra dışarlara, çok uzaklara daldı gitti ve "haklısın. ama şu an kendimi çok değersiz hissediyorum" dedi ve ben o an patladım "işte sende bana kendimi böyle hissettiriyordun, hala da öyle hissettiriyorsun" dedim ve sustum. İkimizde susup, sahilin kenarındaki çirkin martılara bakınarak oyalanmaya başladık.

Aslında olay gerçekten böyle yani. Değişen tek şey ise rollerimiz. Ya da o bana öyle göstermeye çalışıyor. Çünkü ben ona inansamda içimde bi ses sürekli "sakın inanma, o hiç değişmedi, seni yine kullanacak. duygularını yine suistimal edecek. çünkü bu koca götlüye dönüp bakan hiç kimse yok, bu kısa boyu ve koca göbeğiyle kimseyi kandıramadı, zaten bu saatten sonra senden başka kimse de dönüp bakmaz ona. senden başka bu cümleleri kurabileceği hiç kimsesi yok, bugüne kadar da olmamıştı ve olmayacak. sen onun ilk ve son şansısın. ya seni paketleyecek ve ömrünün sonuna kadar mutluymuş gibi yaşayacak, ya da ona yaşattığın o bir kaç güzel ay'ı ömrünün sonuna kadar ah vah ederek anıp duracak" diyordu. Bende bi an bunları sesli halde ona söyliycektim, ama sonra durdum ve derin bi nefes aldım. Yine bir şeyler konuşmaya başladı, yine bir şeyler anlattı "böyle bir fırsat bi daha ele geçmezmiş, yazık etmemeliymişiz bu yaşanılanlara" falan, diye devam edip gidiyordu. Arada elimi tutuyordu, bi ara yapıştı dudaklarıma bende öptüm. hem ne olacakki, zaten bir şey olmaz. öpsün, öpmekten bir şey çıkmaz. sonra yine konuştu. öyle uzun cümleler kurduki ne anlattığını hiç anlamadım bile. çünkü bazen ilk başladığı cümle ile konuşmayı bitirdiğindeki son cümlesi çok tutarsız oluyordu. bende yine bir şey anlamadım ve dönüp "onu bunu siktir et, özetle ne diyorsun" dedim ve o biraz zorlanarak "tekrar deneyelim" istiyorum diyebildi, bende "ya tekrar aynı şeyler olursa, yine böyle olursa. ben artık yoruldum, tekrar aynı şeyleri yaşamak istemiyorum. bir de biliyorsun, ben artık eskisi gibi de değilim. sen nasılki ben değiştim eskisi gibi değilim diyorsan, beni de öyle düşün, senden umudumu kestiğim için, değişmeyeceğini kabullendiğim için bende değiştim" dedim. O da "tamam olsun, yine deneyelim" dedi ve bende "tamam, deneyelim bakalım" dedim ve sonrada geceyi noktaladık.

Ama şimdi şunu görüyorumki benim o eski heyecanım hiç yok. Sadece o yine hayatımda olsun istiyorum, zaten başka da bir şey istemiyorum..

8 Şubat 2013

çok mantıklı bir sorunun, saçma sapan cevabı


sen beni anlamazsın sevgilim.
neden bu kadar kızgın olduğumu, niye böyle hırçın olduğumu.
her fırsatta neden, kendi kendimle kavga ettiğimi anlamazsın sevgilim.

sen,
benim kendimi, neden sevmediğimi de anlamazsın sevgilim.
inat etme işte, anlamazsın dedim ya..
çünkü senin hep yanında sevdiklerin oldu
düştüğünde kaldıranların, kanayan yaralarını öpenlerin, ufff olunca "öpiyim geçsin" diyenlerin oldu.
sahi "ufff" olduğu zaman "öpülünce" geçiyor mu?
sen beni işte biraz da bu yüzden anlamazsın sevgilim..

neden kendimi sevemeyişimi hiçbir zaman anlayamazsın sevgilim.
ama eğer anlatırsam ve sen beni "can kulağı"yla dinlersen, kendimi sevemezken, seni neden çok ama çok sevdiğimi anlayabilirsin.
ee malum, onca yıllık tüm sevme haklarım, tüm sevme isteğim içimde birikmiş.
sevecek kimsem olmayınca ben kendimi bile nasıl seveceğimi bilememişim sevgilim.
belki seni severek kendimi sevmeyi de öğenirim sevgilim.
izin ver önce seni seveyim, sonra sıra bana gelsin.
ama sen bunu da anlamazsın ki.
sana saçmasapan bir düşüncenin ürünü gibi gelir, akıldışı gelir.
yani aslında biraz delice gelir sevgilim.

sen beni anlamazsınki sevgilim,
şu şehri neden yakmak istediğimi nerden bileceksinki?
nasıl anlayacaksınki, bu şehrin her yerinde günah işlediğimi
her köşesinde ayaküstü bir aşk yaşadığımı, duvar yazılarının arasına sevmiş olduklarımın isimlerini sakladığımı.
sen benim bu şehirden neden kaçmak istediğimi, işte tam da bu yüzden anlamazsın sevgilim.
sana saçma gelir. akıldışı gelir ve işte tam da bu yüzden;
senin o aklına sokıyım sevgilim.