Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

29 Nisan 2012

Oysa biliyorum, alttan alsam hiç yalnız kalmıycam, ama işte sorun burda zaten; hiç kimseyi alttan alamıyorumki =((

Baktım olacağı yok, hayatı; artık iyice saldım çayıra mevlam kayıraya tadında yaşamaya başladım. Nasılsa aşk diye bi bok yok, bulduklarımla da arkadaş oluyorum ve bu sayede sanırım iki ömür yetecek kadar arkadaş biriktirdim. Hepsiyle de tükürük alışverişlerimiz en balgamlısından oldu. Dönüp geriye baktığımda "bazılarıyla, nasıl olmuşda dillerimizi boğazımıza kadar sokmuşuz" diye uzun uzun düşünüp sonuç olarak intihar etmem gerektiği fikrine kapılsamda, bir çoğuyla görüşmeye hala devam ediyorum ve işin kötü tarafı onlarda benimle irtibatı koparmaya niyetli değiller. Neymiş efendim ben iyi biriymişim. Hayyyy sikiyim sizin iyilik anlayışınızı. Lan amcıklar ben iyi biri olmayı ne yapıyım, ben aşık olmak istiyorum aşık!
İyi olmak gece yatağa yalnız girmekten başka hiçbi sike yaramıyor, iyi biri olmak dertlerinizi dinlemekten başka sike derman olmuyor, iyi biri olmak; mutsuzken bile karşındakinin yüzüne gülmek zorunda bırakıp, insanın ammına koyuyor..

Ne olurdu sanki aşık olsak birbirimize ve yatağa girdiğimizde yüzyüze sarılarak uyusak, ne olurdu sanki başımı kolunun altına atıp, koltuk altını koklayarak uyumaya çalışsaydım, haaa ne olurdu? ama yok. siz sadece yarrak istiyorsunuz ve sizin sadece yarrak isteme durumlarınız midemi bulandırıyor..

İşte bu aşk arama, ama arkadaşlığa dönen hallerim yüzünden; eskiden olduğu gibi, bu ara yine geceleri çok sık barlara takılmaya başladım. İlk farkettiğim şey de etrafta gerçekten çirkinlerin artan sayısı oldu. Oysa eskiden gaylar daha bi yakışıklı olurlardı. Şimdi etraf benden bile daha çirkin olanlarla kaynıyor. Oysa ne güzeldi. Ben kendimi iğreti ve oraya ait hissedemezdim. Şimdi ise "hımmm yok lan! ben bunlaran daha yakışıklıyım" havalarında dolanıyorum. Ama tabii gecenin sonunda çirkinler kollarında biriyle çıkıp gidiyor, bense kendi kendime yol alıyorum, o ayrı bi konu.

Sanırım şimdi yalnız çıkıyor oluşum ve hep yalnız kalışımın sebebi yaş aldıkça huysuzlaşmamdan da kaynaklanıyor. Çünkü eskiden tahammül ederdim insanlara. Sebebini bilmediğim yalakalıklarım olurdu. Şimdi ise, koy götüne gitsin diyerekten yaklaşıyorum herkese.
Mesela dün gece takım taklavatı yerinde, üstü başı düzgün, az önce traş olmuş da bara gelmiş havasında biriyle bir iki selamlaştık ve sonra konuşmaya başladık. Özel soruların biri gidip biri gelirken, adam durup dururken bana "sence ne iş yapıyorum" demez mi? Bende bi anda adama "ya uyuşturucu satıcısıın, yada sivil polissin" dedim. Bu bana bi bozuldu bi bozuldu anlatamam. Sonrada bir iki laftan sonra da kalkıp gitti. allahım yani ne yapıyım neysen nesin, mesleğin de işin de, yaşında başında senin olsun. İşte hoş bi adamsın, muhabbetini et gitsin, göt kalkıklığına "sence ben ne iş yapıyorum" diye havalanmaya ne gerek var ki? deee mi ama. yok işte öyle olmuyorlar.
Sonra başka biriyle konuşmaya başladık, bu da böyle laf lafı açtı, muhabbet koyulaştı artık dudaklarımız facebook profil fotoğrafı çekmek istercesine öne doğru uzamaya başlamıştıki demez mi "sevgilin var mı?" bende "yok" dedim, o "neden yokki" bende "sevgililer bende alerji yapıyor, ayaküstü böyle birileriyle tanışıp seviştikten sonra götüne tekme koymak daha güzel" dedim. Bu da bozuldu ve çekti gitti. Hemde nasıl gidiyor varya, sanırım bardan bile çıktı gitti.
Yani işte böyle. Bu aralar hep kızgınım ve soru soranları hep kırıyorum. Gerçi kırmak istediğim için değil, sadece onları çok beğendiğimi saklayamadığım için onların götleri erken kalkıyor, kalkan götlerini indirmek içinde ben de aniden celallenip lafı sokup götlerini indiriyorum. Sonra da eve tek başıma gelip, birilerinin beni sardığını düşümürken osbir çektikten sonra uyuya kalıyorum.

25 Nisan 2012

İnsan yaş aldıkça daha bi ahmaklaşıyor, hayat daha bir boktan görünmeye başlıyor

İnsan yaş aldıkça bir şeylere daha sıkı sıkı sarılmak istiyor. Hiç olmadık bir yanlışın peşinden ölümüne gitmenin başka bir açıklaması olabilir mi? Değersiz hayatına bir anlam katmak için kocaman bir yanlışa, doğrudur diye tapmanın başka bi açıklaması olabilir mi?

Anlamsız manasız bir hayat düşünsene. Yada boş ver işte, benim yazdıklarımı oku. Düşünmene de gerek kalmaz.siktiri boktan şeyler işte. Güya dolu dolu yaşadığımı söyleyen yorumları da siktir et, onlar ara sıra götümü kaldıran bir iki güzel sözden başka hiç bi sikim değil. Bende işte arada götümü kaldırmak istediğimde gelip o yorumları okuyup, sanki dünyanın en önemli işini yapıyormuş hissine kapılıp kendimi bi bok sanıyorum. Bu sanma olayı da zaten en fazla 1-2 saat sürüyor. sonra bi bakıyorum, ben yine aynıyım, ben yine burnunu karıştırıp çıkan topağı halının üzerine atmak yerine pijamasının cebine atan dangalağın tekiyim.

Çoğu zaman kendimi bir ot gibi hissediyorum. Amaçsız nedensiz, bomboş bir hayat yaşıyorum. Hayır yazdıklarımı okuyup "aaaa bu depresyona girmiş len" deme, aksine gayate sağlıklıyım. Depresyona girdiğim zamanlarda böyle cümleler kuramam, genelde bol küfürler ederim ve hıncımı yüzünüze edemedğim küfürleri gelip burada ederek çıkarmaya çalışırım. Yani anlıycağın; basit'den bile daha basit biriyim.

Biliyor musun, insan büyüdükçe korkaklaşıyor da. Hatta her şeyden korkmaya başlıyor. Hayat ona büyüdükçe ayağını denk almasını öğretiyor. Öyle bir denk alma işiki, aklı en başındayken bile sağını solunu şaşırıyor insan. "Ya bu olursa, ya şöyle olursa, ya böyle olursa" diye diye, paranoyanın dibine, eşşeğin sikine varıyor.

Son zamanlarda kendimi iyi hissetmek için kendimi sevme çalışmalarına ağırlık verdim. Artık aynada inatla yüzüme bakmaya çalışıyorum. Dün en fazla 1 dakika bakabildim. Bu çalışmalarımı sıklaştırıp yüzüme en fazla kaç dakika bakacağımı bulacağım. Sanırım kendimden utandığım için yüzüme bakamıyorum. aslında çirkin olduğum için de olabilir. Ama işte çirkin olmama rağmen biri hatırlatmayıncaya kadar, yada bir aynayla karşılaşmayıncaya kadar çirkinliğimi aklıma bile getirmem. Elimden geldikçe unutmaya, kendimle karşılaşmamaya dikkat ederim.
Ama işte bu aralar biraz inadım tuttu, kendime  baktıkça bakasım tuttu. İnanır mısın kaşlarım bitişik sanıyordum, meğer kaşlarımın arası hafif seyrekmiş. ama öte yandan yüzüm kıl tüy içinde. Ayının işte traş olmuş hali desek tamamdır. allah beni neden çirkin yarattı acaba? Yoksa bu çirkinlikle bile yerimde durmayacağımı bildiğinden dolayı mı yakışıklı yaratmadı?
Bazen bunu cidden, uzun uzun düşündüğüm olur. Bulduğum cevap ise "olm yakışıklı olsam ne olacak, aptalım tekiyim zaten"den başka bir şey olmuyor. Neyse canlarım, allah güzellikten önce akıl fikir versin heppppppimize.

22 Nisan 2012

önümüzdeki cömhörbaşganlığı seçimlerine bende aday olabilirim

Cumartesi günlerinden nefret ediyorum. Hatta pazar günlerinden de. Aslında konunun cumartesi veya pazar'la alakası yok. Ben sadece tatillerden nefret ediyorum. Çünkü tatiller insanın yalnızlığını yüzüne yüzüne vurmaktan başka bi boka yarmıyor.
Sırf tatilleri sevmek için "hayatımda sürekli gidip geldiğim, görüştüğüm insanlar olsun ve ben o kadar yoğun olayımki adeta kendimi kaybedeyim" dediğim zamanlar da olmuyor değil. Ama sonra bi bakıyorum, sürekli ikiyüzlü soğuk gülümsemeler, hayat hakkında sürekli güzel şeyler söylemek zorunda kalma durumları falan filan derken yine yalnız kalmayı tercih ediyorum.

Zaten ülke olarak da tatile o kadar düşkünüzki, eften püften her şey için tatil günü ilan edip durmuşuz. Şansımı sikiyim. Türkiye de doğacağıma bari tatilsiz bi ülkede doğsaydım da, varsın adım köle izawra olsaydı.
Öte yandan cidden ülke olarak çok fazla tatil yapıyoruz. Ne bu ya??!! yok hafta sonu tatili, yok yılbaşı tatili, yok ebesinin götünün günü, yok bilmem ne tatili. Öhhh artık yani, ne bu oturmaya meyalimiz anlamıyorum ki?!! Oysa elele verip sürekli çalışsak, hem yalnızlıklarımız son bulur, hem de ülkece kalkınıp başka yere göçeriz. Bak mesela yunanistana, bak mesela ispanyayayaya. Hepsi öğlen uykuları, fiestelar, siestalar yapa yapa iflasın eşeğine geldiler. Geçenlerde haberlerde dinledim. Yunanistan satılığa çıkmış ve adamlar "adaları türklere satalım" diye espri yapıp duruyorlarmış. Ne yani yata yata biz de mi iflasın eşeğine gelelim istiyorsunuz. Zaten elimizde bir kaç tane ada yalnız var, onları da yunanistanikosisis'e mi satalım.
"Bakın canlarım, böyle yattığımız yerden göt büyüterek çok büyük yalnış yapıyoruz ve götümüz büyüdükçe de yalnızlığa saplanıyoruz" diye düşünerekten sizler için bi plan yaptım:

Olurda bir gün bu ülkeye padişah, kral, ya da cömhörbaşganı falan olursam, topumuzu bu yalnızlıktan kurtarmak için ayda sadece 2 gün tatil verdiricem millete. Diğer kalan günlerde ise milletimi köpek gibi çalıştırıcam. Bu 2 güne de bayramı seyranı her şeyi ayarlıycam. "Sikerim lan gezmelerinizi tozmalarınızı çalışın amına koduklarım" der, ben öldükten sonra bile değiştirilemeyecek kanunlar çıkarıdırırırım. Kanunuma uymayanları da mezarımdan çıkıp gitarımla hastanelik edinceye kadar tertemiz döverim.

Neyse işte ülkenin başına geçtiğin an yapacaklarım;
1-Gay evlilikeri serbest olacak. Kimse kimsenin pipisine kışt diyemeyecek.
2-Çok eşlilik serbest olacak. İsteyen kadın, istediği kadar kocayı aynı anda alabilecek, isteyen erkek istediği kadar kadınla yatağa girebilecek. Bu insan bedeninin metalaşmasıyla değil, insanların kendi özgür iradelerine kalmış olacak.
3-Üniversitelerde kadınlara başörtüsü, erkeklere de etek giyip çıkarmak konusu tamamen serbest olacak. bu tür şeylerle uğraşmak tam bi gerizekalılık zaten. Banane kimin ne giyindiğinden.
4-Meclisi çıplaklar kampına dönüştürücem ve canlı yayın yine trt'nin kanalları üzerinden yapılacak.
5-Bayrağımızın tişört, kilot, ayakkabı, çorap, kondom vebenzeri şeylerde tasarımcılara ilham vermesi için kullanımı serbest olacak.

Şimdilik bunlar aklıma geldi. Haaa bide unutmadan barlara 30 yaş altı çoluk çocukların ve çok parlak efendi tipli adamların alınmasını yasaklıycam.

15 Nisan 2012

Rahmetliyi nasıl bilirdiniz?

Geçen hafta öküzherif'le olan gezme tozmalardan sonra, onunla aramızda bi bok olmayacağı fikrine tamamen alıştıktan sonra artık onu çok fazla rahatsız etmemeye başladım. Ama benim aksime o şimdi daha fazla ilgili olmaya başladı ve hatta bu ilgisi gittikçe "e hani biz çıkıyorduk" havasıyla kendini göstermeye başladı. Ben ise onu duygusal olarak tamamen sildim ve silme işlemini gerçekleştirirkende, kafamdan onun hakkında "ya zaten o şişman ve ben onun yanındayken hepten zayıf görünüyorum, ya biz onunla uyuşmayız çünkü o sürekli çalışıyor ve mesai sonraları da birileriyle buluşmasa ölür, zaten götü de benimkinden büyüktü, ya boşvereyim onu ya, ondan bana sadece arkadaş olur, arkadaştan öte bir şey olmaz, zaten zamanla onunla sevişmek istemediğime emin olunca arkadaşlığımızı da bitirir, hem o sex bağımlısının teki ve kendisi bile farkında değil, öff boş ver ya adamın kafasında yarrak yemekten başka şey yok" diye düşüne düşüne tamamen sildim.

Mesela bundan önce o aklıma ilk geldiği anda kalbim küt küt, götüm pıt pıt atardı. Ama şimdi ıııh. Değil kalbimde bi hareketlenme, pipimde bile hiç bi sikim kıpırdama yok. Yani o derece adamı öldürdüm içimde. Tabii öldürme işlemini gerçekleştirirkende sanırım içimde bi şeyleri daha öldürdüm. Çünkü yeni tanıştığım bir çocuk bana ölüp bitmesine rağmen ben hiç bir şey hissetmiyorum. Hatta çocuk o kadar tatlı, o kadar hoşki, adını balkabağı bile bıraktım. Ama işte hiç bir şey hissetmiyorum. Oysa çocuğun allah tarafından benim özel siparişim üzerine yaratıldığından bile o kadar eminimki, ama işte dedimya; hiç bir şey hissedemiyorum. Böyle bi kütük gibiyim ve onunla öpüşürken bile sadece rol yapıyorum. Tabii ben rol yaparken o rol yaptığımdan tamamen habersiz. Aslında tamamen rol yapmıyorum, sadece belki çok içten gelircesine davranırsma ona karşı derin bir şeyler hissederim diye kendimi sıkıyorum, ama ıııhhhh olmuyor. Çocuk ise çoktan leyla oldu, gel desem geliyor, git desem gidiyor. Gecenin bi yarısı dışarı çık desem çıkıyor, gün içinde "derslerini siktir et gel sevişelim sonra gider devam edersin" dediğimde hemen geliyor. Tüm bunlara rağmen bende tık yok.

Neyse işte balkabağı'nı geçip öküzherif'e dönecek olursak. İşte ben bu ara öküzün üstüne fazla düşmeyince o ilgilenmeye başladı ve bende, durumu o da çaksın diye çok fazla laf sokmaya başladım. Geçen de yine böyle "ne yapıyorsun" mesajı atınca aramızda şöyle bi konuşma geçti:
+ne yapıyorsun?
-hiç ne yapıyım. işte her zamanki işlerim falan. biraz da yorgunum. sen ne yapıyorsun, nerdesin?
+evdeyim bende.
-hmmm
+konuşsana. tam mal oldun heeee tam
-ne konuşayım?
+bu mu yani. zamanında bıdı bıdı konuşuyordun.
-sende herkes gibi zamanında ağzımın ortasına sıçtın. artık konuşasım gelmiyor. zaten kimi biraz sevsem, kimin yanında kendim olsam çok geçmeden ağzıma sıçıyor. akıllanmıyorum da. ama olsun alışkınım. artık eskisi gibi çok takılmıyorum "demek herkes aynıymış" deyip geçiyorum. ağzımı açtım bekliyorum, sıradaki gelsin.
+sana böyle davrandım öyle mi? hee? sen bana neler yaptığını düşünüyor musun?
-ne yaptım? bak ben söylüyorum, sende söyle. zaten şimdiye kadar sikişmek istemen dışında hiçbir şey söylemedin.
+az hakkımı versen
-ne zaman ağzın açılsa sex, sex, sex deyip durdun. sex dışında duygularından hiç bahsetmedinki?
+yuh diyorum
-yuh deme, söyle işte bileyim ne hissetiğini.
+öff tartışma yazma. havamda değilim sadece. o kadar.

böyle bi konuşma geçti aramızda ve sustu gitti. Sonra bi ara şunu yazdı:
+aklıma geldi de, sorayım; zamanın boşa mı gitti?
-zamanım boşa gitmedi, çünkü doğru kişi değilmişsin onu öğrendim. ama iyi birisin, iyi bir arkadaşsın. iyi, iyi, iyi.. o kadar.

Ben böyle dedikten sonra bir şey yazmadı. Kaç gündür öyle suspus bekliyoruz.
Yalnız şunu söyliyim; cidden artık içimde bir şeylerin öldüğünü hissediyorum. Hemde çok kötü bir şekilde ve bu beni çok korkutuyor.

13 Nisan 2012

Götüne koyduğumun hayatında..

Götüne koduğumun hayatında artık ne yapmam gerektiği hakkında en ufak bir fikrim yok. Neden çalışıyorum, neden yaşıyorum, neden varım hiç bi fikrim yok. Allah inancı olan biri miyim, değil miyim, bundan bile emin değilim artık. Eskiden olsa "evet, orda birileri var, beni izleyip bazen gülüyor, bazen de kızıp köpürüyor" derdim. Ama artık, şimdi orda biri var mı yok mu? hiç bi fikrim yok.
Aslında yok olmasındansa var olduğunu kabul etmek daha rahatlatıcı. Çünkü "orda biri yoksa ben niye yaşıyorumki?" düşünceleri üşüşüyor beynime ve o zaman orda birinin yok olması demek, benim aslında boşuna yaşıyor olduğum anlamına gelir. Çünkü gösterişe meraklı biriyim ve beni sürekli birinin izlediğini biliyor olmak, kendini beğendirmekle geçecek bir his pompalıyor içime ve o zaman narsizmle karışık şeyler hissediyorum. Düşünsene, günün 24 saati izleniyorsun. Hemde bir an bile kaçırılmamacasına.
Şimdi böyle dedimya, bak aklıma ne geldi; sanırım tanrı inancı kişinin egosunu pompalıyor. Kendini bi bok sanmasına sebep oluyor.
Neyse işte. Zaten orda biri yoksa niye yaşayalımki? En azından başka bir hayata geçiş yaparız, başka bir bedenle tekrar dünyaya gelir, başka anne babalarımız, kardeşlerimiz olur, başka insanlarla tanışıp, başka acıları tadarız, başka mutlulukları yaşarız. Hem böylesi daha mantıklı. ama işte ben orda görmediğim bi yerden birinin beni gözetlediğinden eminim. Arada hiç olmadık anlarda elimden tutup bokun içinden çıkarıp kenara bıraktırtıyor bedenimi. ama ben boka alıştığımdan olsa gerek yine gidip boka batıyorum. Çünkü tadı güzel, çünkü bokun bağımlısıyım.

Şimdi geri dönüp yazdıklarımı okumak bile istemiyorum. Ne yazdığım hakkında en ufak bi bilgim yok. Canım sıkılıyor ve ben oturup işte böyle saçma sapan şeyler yazıyorum. Bazen yazdıklarımı kontrol edip yayınlasamda, aslında hiç bi sikim anlamadan geçiştirerek yazıyorum. Sanki yazarak ne olacaksa.
Gerçi bak yazarak ne olacaksa dedim ya, aslında yazarak rahatlıyorum. Çünkü bazen o kadar doluyorumki osbir çekince bile rahatlayamıyorum ve işte o zaman yazmak inanılmaz rahatlatıcı oluyor..

Bu aralar canım inanılmaz sigara içmek istiyor. 3 ay önce aldığım bi paket camel sigarasından geriye sadece 1 adet kaldı ve ona da bakıp bakıp, gerisin geri çantaya atıyorum. Çantanın içi de tütün doldu. Kaç aydır çantayı da kontrol etmiyorum. Bazen hiç olmadık anda kaybolan ufak tefek eşyaları buluyorum içinde.
Çantada en çok da peçete falan var. Neden çantada peçeteler olmasına rağmen, yine de her yemek yediğim yerden avuç dolusu peçete alıp çantama attığım konusunda en ufak bi fikrim yok. Sanırım bazen ayak üstü sevişmeler sırasında lazım olur diye düşündüğümden olsa gerek. yoksa niye toplıyım ki?

Ama artık canım sevişmek de istemiyor. Çünkü duygusuz sekslerden olabildiğince uzaklara kaçmakla meşgulum bu aralar. sırf sevişmek için, sırf o an boşalmak için birilerinin gözlerine uzun uzun bakmak kadar ahlaksızca başka bir hareket yok. Bence ahlaksızlık budur. İşte bu yüzden artık her beğendiğim veya her beni beğenenden uzak durmaya çalışıyorum. Çünkü bedensel beğenilerin saçmalığı insanın canını daha çok yakıyor.
Oysa ben aslında sadece sevişirken başımın okşanmasını istiyorum. Yüzümün avuçlanmasını, saçlarımın çekilircesine karıştırılmasını ve kemiklerimin kırılmak istenircesine hatta adeta bedenimin can acıtırcasına sarılmasını istiyorum. Ama bunların hiç birini bulamıyorum. Sadece farklı insanların spermlerinin tadına meraklılar veya götlerine bir şeyler girilmesine alışmış insanlarla tanışıyorum. duygusuz, hissiz, kupkupu bedenler, anlamsız bakan boş gözler ve can yakan hissizlikler. Hayat bu haldeyken, canlılıktan uzak iğrençlikte ve çok fazla maddesel duruyor. İşte bunu sevmiyorum ve sanırım bazen aslında biraz da bu yüzden kendi içime kapanıyorum.

9 Nisan 2012

Bu seferde olmadı. Önümüzdeki maçlara bakıcaz

Sikerek de yaşasan bi türlü, sikilerek de yaşasan bi türlü. Sanırım hayatın en güzel yanı da bu olsa gerek. Yani herkese aynı muameleyi yapması. Oysa küçük bir çocukken mutsuz anlarımda aklıma "büyüdüğüm zaman sadece mutlu olucam" düşünceleri üşüşürdü ve  ben "nasılsa büyüyünce çok mutlu olucam" diye düşündüğüm için çok fazla üzülmez, yediğim dayakları bile bir mazoşist gibi zevk alarak geçiştirirdim.
O yaştayken, kendi kendime dayağı ancak bu şekilde normalleştirebiliyordum ve bu sayede canım yandığı için mutsuz olsamda, aslında mutsuzluğumdan dolayı mutlu olabiliyordum. Çünkü çocukken ne kadar mutsuz olursam, büyüyünce o kadar da mutlu olucam sanıyordum.

Ama öyle olmadı. Çünkü göte giren şemsiye insanın canını çok yakıyor. Hatta o şemsiyenin açılma anı varki, orasını ne ben söyliyim, ne siz sorun.
Neyse işte olmuyor ammınakoyim. Hep mutsuzluk var ve hep olacak gibi de duruyor. Bugün bunları düşünürken "madem öyle, o zaman mutsuzluğun kaynağı olan olayların üzerine üzerine gidip biraz onları korkutayım" dedim ve telefonu alıp öküzherif'i aradım. Nasılsınlaştık ve sonrasında da "dışarı çıksana, bir yerde bi çay içelim" dedim. ham hım hum sesleri arasında "tamam" dedi ve 1 saat sonra da bi cafe'de buluştuk. Önce hiç konuşmadık sadece birbirimize anlamlı anlamlı bakınıp durduk. Sonra da "neler yaptın" cümlelerini kurduk ard arda. Bildik işler işte. İkimizde işe gidip gelmişiz, ikimizde yiyip içip sıçmışız falan da filan. Bir de ben onu aramadan 10 dakika önce o bana internetten mesaj atmış "mallığa devam mı? sen büyüyünce ben burda olucam" demiş. Mesajı okuyup onu aradığımı sanmış. Oysa okumamıştım. Laf açılmışken benim koca bi mal olduğumu onayladık. Çünkü aşk denilen şeye bu kadar kolay ulaşılmazmış dedi. Sen ne olduğunu bile bilmiyorsun dedi.
Bilmemki onun istediği leyla ile mecnun aşkı mı, ferhat ile şirin aşkı mı, yoksa romeo ve juliyet misali mi? ah bu eski aşklar. Onlar yüzünden hayatımız zindan oluyor. onlar yüzünden bi bok yaşayamıyoruz. Neyse işte sonra çaylarımızı içip, çıkıp sahile gittik.

Oturduk böyle kenarda, ben iyice koyverdiğimden dolayı hemen ayakkabılarımı çoraplarımı çıkardım ve başımı da onun bacağının üzerine bırakıp oracıkta uzanıverdim. Hayret sesini çıkarmadı. Normalde hemen bağırıp çağırır, ne saçmalıyorsun falan derdi. Sustu kaldı öyle. Balıklar hakkında konuşmaya başladık ve balıkçıların hayatından girip, kaptanların her limandaki sevgililerinden çıktık. Olay sevgililere bağlanınca hemen susup başka bi konu açtık.
Kem küm ler arasında gidip gelirken bi kedi yanımıza geldi. Biraz onu sevdik sonrada kedilerin nankörlüğünden konu açıldı ve sustuk yine.
Konular böyle saçma sapan yerlere bağlanınca konuşacak bir şey bulamadık. sonra da kalkıp eminönü'ne gidip vapurlardan birine bindik, en üstkatta köşede bi yeri kapıp oturduk. Vapur kalabalık olunca bizde iyice yapışıp kaldık sonra o kolunu omzuma attı bende başımı omzuna bıraktım, karşımızdaki kadın turistler bize bakıp bir şeyler konuşmaya başladılar bende öküzherif'e çaktırmadan turist kadınların görebileceği şekilde, sol elimle pantolonumun üstünden sikimi kabaca avuçladım ve onlar susup başka yönlere dönmek zorunda kaldılar, bende rahatlayıp kendimi iyice öküzherif'in omzuna bırakıverdim. Bir şey demedi. Öyle sessiz sessiz beni kendine bıraktırdı.

Sonra öküzherif sağda solda gördüğü yapılarla ilgili bir şeyler anlattı, bende dinliyormuş gibi arada sorular sordum, sanki çok ilgileniyormuşum gibi de tekrar tekrar anlattırdım. Vapur üsküdar'a geldi, biz de bu arada iyice mayışmıştık ve kalabalıkla beraber vapurdan indik. Sonra üsküdar güzel değil ya, kızkulesi de zaten yarrak gibi ortada duruyor deyip aynı vapura tekrar geri binip az önce kalktığımız köşeye tekrar kurulduk.
Öküzherif yine bir şeyler anlattı bende o benim sevgilimmiş ve beni hiç bırakmayacakmış adlı hayalime kaptırdım gittim. Vapur eminönü'ne geldiğinde hayallerimi vapurda bırakıp indik. Çünkü çocukken kurduğum hayallere inanmakla hata ediyorum. Çünkü çocukluğumuzda yaşadığımız mutsuzluklar da bizimle beraber büyüyorlar. Çünkü hayatın; büyüyünce "sadece mutlu olucaksınız" diye bi şartı yokmuş. ve madem mutsuzluk her zaman hayatımın bir köşesinde tetikte bekleyerek var olacak, bende ona inat doğru adamı aramaya devam edicem.