Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

31 Ocak 2012

Ah şu duvarların dili olsa da "gitme" deseler

Sizi bilmem de, ben daha bacak kadar küçük bi çocukken, büyüklerimin ellerini öpme yalakalıklarıyla aldığım harçlıkları ablama verip; bana bir sonraki bayramda elbise alması dışında para biriktirme gibi bir uğraş içine hiç giremedim. Böyle bir alışkanlık edinemedim. Aslında edinemedim değil, sanırım biriktirecek param olmadığı için öyle bir uğraşım da olmadı. Bu yüzden olsa gerek hep günü birlik, hep anlık yaşadım. Büyüdükçe de, hep bu basitlikte kalmaya çalışarak, elimdekiyle günümü yaşadım ve bundan hiç ama hiç pişman da olmadım. Zaten 1 dakika sonram bile belirsizken, 1 ömrü düşünerek para toplamak kadar saçma gelen başka bir şey olmadı.
Hem hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünyaya bağlanmayı bi türlü beceremiyorum. Bana göre en iyisi; az sonra ölecekmiş gibi yaşamak. Anlık ve hayatın tadına vararak, kendinin fazlasıyla farkında olarak yaşamak..

Bu yeni işe girdim gireli biraz uslandım.
Eskisi gibi çok fazla dağılmıyorum. Netten tanıştığım adamların 2 güzel cümlesine bitip, hayatımın erkeğini buldum havalarına girmiyor, onlara aşık olduğumu sanarak hafta sonları yüzlerce kilometre kat edip oraya buraya gitmiyor ve bar ortamlarını da aylardır bıraktığımdan olsa gerek hesabımda azcık para birikmiş. Öyle ben hiç farketmeden, hiç farkında olmadan damlayan su misali ufacık ufacık birikmiş. Zaten hesabıma baktığımda da önce yanlış gördüm sandım. Çünkü az bi miktar da olsa, bu kadar parayı en son evden kaçarken abimden çaldığım zaman bir arada görmüştüm. Üzerinden on yıl gibi bir zaman geçmiş ve ben şimdi o kadar parayı tekrar bi arada görüyorum. Biraz tuhaf bir şey. Özellikle parasız aç susuz günler geçirdiğini düşündüğünde, bu para daha bi anlamsız ve değersiz geliyor. Bunun yüzlerce katı daha olsa ne yapcamki diye düşünmeden edemiyorsun.

Parayı hesapta görünce, bankamatiğe siktir çeker gibi kartı alıp, götüme sokarcasına arka cebine attım.
Bi kaç günümü parayı hiç siklemeden geçirdim. Sonra baktım para öyle orda duruyor ve ben kırık çekyatta yatıp kalkıyorum "iyisimi eve iki çek yat, kap kacak falan alıyım" diye düşündüm ve ertesi gün gidip bir mobilyacıya sığındım. Konuştuk ettik, tarttık biçtik derken, güzel bir koltuk takımı aldım. Köşeli möşeli. Adamın anlattığına göre bunlar bu aralar çok modaymış. Ama modası sikimde değil, sikimde olan şey beni bu paradan kurtaracak bir şeyler yapmak ve koltuk almakla da zaten para bitti bile. Geçen getirip bıraktılar sağolsunlar ve onlar koltuk takımını bıraktıklarından bu yana, benim eski koltuğa dönüp bakmaz oldum. Öyle kenarda, boynu bükük bi şekilde her gece uyumak için sikime asılıp boşaldığımda, süründüğüm kurumuş spermlerimle bekliyor. Birde yeni 2 battaniye aldım. Biri yüzde yüz pamuklu çünkü pamuktan üretilen her şeyi sevmek, tercih etmek gibi bir huyum var. Kilot giydiğim zamanlar bile yüzdeyüz pamuklu dışında alamazdım =) kilot ne alaka nerden çıktıysa böyle yazıverdim.

Neyse işte. Şimdi böyle, tüm ezikliğimle "eve koltuk aldım, battaniye aldım" diyorum ya, bunlar benim için çok önemli lan. Çünkü hep orda burda, başkalarının eşyalarının arasında yaşadım. Hep bilmem kaçıncı sınıf insan muameleleriyle günümü gün ettim. Çok takmadım, çünkü takmamak zorundaydım, ama şimdi dönüp bakınca da insan geçmişinde yaşadığı bazı o kovulmasına rağmen, bir yere kıpırdayamama durumlarına üzülüyor. Hele birde gidecek bir yeri yoksa. Hele bir de en sevdiğin sana kapıyı gösterip "siktir ol git" dediğinde, sen ondan başkasını sevmediğin için gidecek yerin olmayınca, tek seferde ağızdan çıkan o 3 kısa kelimelik "siktir ol git" canını öyle bir yakıyorki, ateşe atılsan bu kadar acı çekmezsin. Ama yine de "ehehehe ehhehe" gitmem ki, sırıtışlarına sığınırsın, karşındakinin gözlerinin içine bakmaktan uzak, her hangi bir köşeye dalarak "kızgınlığından söylüyorsun bunları" diye kendince yalanlar uydurup yüksek sesle dile getirirsin.
Ama bilirsin ki aslında onlar kızgınlıktan değil, gerçekten söylenilmiş bir "siktir ol git" den başka bir şey değildir.
O ses tonu, o mimikler, o bakışlar asla yalan söylemez, ama sen gidecek bir yer, sevecek başka kimsen olmayınca, çakılıp kalmak için, bir sabah daha sıcacık bir yatakta yatabilmek için yalanlar söylersin kendine.

Sadece sevdiğin insanlar sıkmaz canını, sikmez senin ecdadını. Bazen, sevmediğin insanlarda tek bir kelimeyle siker atar seni bi kenara. Öylece kalırsın. Öyle bir sıfır olarak, bir hiç olarak, bir, bir, bir..
Bir şeyleri olmak için o kadar yırtınırsınki, bir yerlerinde küçük bir insanlık emareleri ararsın. ama yok. bir şey bulamazsın. hiç bir şeyleri değilsin ve asla olamayacaksın.
Sigara içmemene rağmen "ben sigara içip geliyorum" der ve dışarı çıkıp gezinirken, sokak hayvanlarına bakıp, kendini onlarla karşılaştırırsın ve görürsünki; senin o dönüp bakmadığın sokak köpeği bile senden daha değerli.

Bir çözüm bulabilmek hevesiyle, içmediğin onlarca sigara zamanı kadar sokaklarda dolaşırsın. O anlarda, saatler o kadar yavaş geçerki, adeta zaman durdu sanıp, saatlere saydırırsın da saydırırsın. akrebin anasını siker, yelkovanın götünü parçalarsın. Ama onlar seni hiç tınlamaz, aynı havada tik tak layıp dururlar.

İşte bu yüzden eve bir koltuk almak demek, kendime ait bir dünya yaratmak demek. Basit değil, hiç ibr yere kıpırdamayan kalıcı yalnızlığına rağmen, tuhaf ama yine de huzur vericilikte bir duygu bu. Bazen, aldığın eşyaların sana uyguladığı "çakılıp kaldın buraya, artık bi yere siktir olup gidemezsin" duyguları sıkar canını, ama bilirsinki bu eşyalara ait olduğun gibi, onları terkedebilirsin de. Çünkü onların duyguları yok, sana bağlanmayacaklar. Zaten hayatında sana hiç kimse bağlanmamışken, şu ruhsuz, şu cansız siktiri boktan koltuk mu bağlanacak sana, şu içerde tüm soğukluğuyla beklemekte olan buzdolabı ardından ağlayacak. Terkedebilirsin onları. Kendi hayatından istediğin zaman siktir olup gidebilirsin. hiç birinin dili yokki "nereye gidiyorsun" diyebilsinler. Ama bazen evde günlerce tek başına kaldığında, kendinle konuşmaktan bıkıp etrafa baktığında "keşke dilleri olsa" diye de düşünmeden edemezsin..

23 Ocak 2012

Toparlanayım derken, iyice dağıttım. Ne yaptığımı biliyorum, bilmediğim şey; bundan sonra ne olacağı

Son bir kaç aydır, çok fazla sex yapan biri olarak kendimi kusurlu ilan ettiğimden olsa gerek "belki seksi hayatımdan çıkarırsam güzel şeyler yaşayabilirim" ihtimallerine kendimi fazlaca inandırıp, seksi hayatımdan tamamen çıkarmış gibiydim. Sadece, arada bir eski seviştiklerimden aklımda kalanları düşünüp osbir çekiyordum o kadar. Ama tüm uslu çocuk numaralarına rağmen yinede güzel şeyler olmadı. Hatta geçen aylarda tanışıp, yılbaşı arefesinde irtibatı kestiğim ihtiyar'ın bile götüne tıpa aramasından sonra aklıma zank diye "evet ya hayat bu işte, herkes sexin bu adar ayağa düştü bir çağda bile götüne bi tıpa, ağzına bi kaç gramlık et parçası arama sevdasında, sen ise salak salak kalmış "aşk yaşıycam, meşk yaşıycam, beni sevdiğine inandığım kişiyle yalnız yatıcam" havalarına giriyorsun!!" dedim kendi kendime ve bir kaç aydır gitmediğim bar ortamlarına, önceki gece hızlıca bi giriş yaptım.

Malum biz eşcinseller, götünü sevdiği erkeğe ayaküstü siktirenler, ortalıkta görünmezsek ya ölmüşüzdür, yada öldürülmüşüzdür. Bunun için olsa gerek, sağolsun barda uzun zamandır beni görmeyenlerin ilk nidaları "hey seni aids'den öldün sanıyordum" oldu. Ama ben "yok daha ölmedim yiyeceğim yarraklar, tadacağım kazıklar ve yapacağım daha çok salaklıklar var, o yüzden seninle, belki önümüzdeki bir kaç yıl daha bu bar ortamlarında genzimizi yakan taşşak kokusu eşliğinde daha çok karşılaşacağız" deyip dolandım da dolandım. Sonra bi ara piçoski'yi aradım, meğer sabah onun sınavı varmış ve bu gece dışarı çıkamıycakmış, bende "tamam iyi. zaten benim de ne yapcağım belli olmaz, sanırım eve döncem" diye söylendim ve sonra bar'ı, kaldığım yerde tavaf etmeye devam ettim. Bi ara onun seviştiklerinden biriyle karşılaştım. Hani şu önceki aylarda seviştiğim ve kendimi kötü hisseetiğim vardıya, işte onunla karşılaştım ve hemen görmemiş gibi yapıp başka yöne döndüm. Zaten piçoski'de benim onunla yatmamdan sonra bi daha görüşmemiş onunla. Piçoski'nin dediğine göre, adama olan takıntısı benim sevişmemden sonra bitmiş ve bi daha da aramayacakmış. Neyse işte. Sikimde değil ve o yüzden adam beni farketmesin diye başka yöne dönüp diğer ibnelerin içine karıştım.


Barda hep aynı yüzler ve araya serpiştirilmiş bir kaç "yeni kaşar adayı" daha. Hepsinin yüzünde, çevrelerindekilerini süzerken "seni ayakta sikerim, ruhun duymaz" adlı ukala bakışlar, "hey yavrum hey, ben neler neler yaşadım" sırıtışları ve eşcinsel olduğu için kendini özel hissetme havaları. Değişen tek şey barın yenilenmiş boyasıydı. Onun dışında garsonlarına kadar her şey aynı. Sonra böyle dolana dolana gecenin ammına koyarken, müzikle ilgilenen eski bi arkadaşla karşılaştım ve laflamaya başladık. Çocuk hoş biri, hatta bardaki onca kişiye göre eli yüzü o kadar düzgün ve terbiyeliki, yatağa girsen, sikmeye kıyamazsın. Ama işte ben böyle bu düzgün tipleri sevemediğim için ona karşı bir şey hissedemiyorum. O ise ilk tanıştığımız günden bu yana sürekli bana aşık olduğunu söyleyip duruyor. Onu tanıdığım için söylediklerinin doğru olduğuna inanıyorum. Çünkü duygularında fazlasıyla samimi bi çocuk, ama hem yaşı benden 2 yaş küçük, hem göbeksiz ve hemde çok fazla düzgün ve parlak. Durum böyle olunca benim ona karşı hislerim sadece "iyi bir çocuk ya, üzmiyim şunu, arkadaşlığımız devam etsin"den fazla ileriye gidemiyor.

Bunun için de, onun bana olan hislerini bildiğimden dolayı bana karşı yaptığı hiç bir hareketinde onu geri itecek olumsuz en ufak bir şey söyleyemiyorum. Çünkü kendimi onun yerine koyup, hoşlandığım orospuçocuklarının bana yüz vermediği anları düşündüğümde ona; bana böyle davranmamasını söylememin onu fazlasıyla üzeceğini biliyorum. O yüzden, onun beni her gördüğünde ahtapot gibi sarılıp, götüm başımı her yerimi vantuzlamasını çok önemsemiyorum. Aksine hiç kimse dönüp bana yüz vermediği zamanlarda, onun bu hareketleri götümü başımı, hiç inmeyecekmiş gibi kaldırıyor da kaldırıyor. Çünkü insanız ve karşımızdakiyle, karşılıklı olarak gizli bir ilgi sözleşmesi imzalarız ve bunu hiç bir zaman da birbirimize itiraf etmeyiz. Sonrada başka yerlerde, hiç utanamadan ayağa kalkıp; dürüstlükten, doğruluktan bahsedip, insan olma edebiyatının ammına koyar, götünden çıkarız. Parçalanmış insanlığımızdan geriye kalan parçalarla bi bok olmaya çalışırız...


Her neyse. Ama onunla aramızdaki bu gizli saklı ilgi sözleşmesine rağmen, aramızda hiç bir zaman bir şey olmayacağı konusunda da hemfikiriz. Çünkü defalarca hoşlandığım tipleri gösterip "bak ben böyle orospuçocuklarından hoşlanıyorum, böyle piçlerden, böyle anasısikik athırsızlarından hoşlanıyorum" dedim ve o da artık beni; sadece piçlerden hoşlanan bi dengesiz olarak belledi.
Zaten dün akşamki karşılaşmamızda da konu dönüp dolaşıp benim hoşlandığım tiplere gelince "ya yemin ediyorum sana acıyorum. ne buluyorsun şunlarda" diye lafa girip yan tarafımızda duran ve benim arada dönüp baktığım, bakmakla kalmadığım ve hatta bakarken ölüp bittiğim tipi gösterdi.
Ona göre bi boka yaramayan bu adam, bana göre kesinlikle kaçırılmaması gereken ve bir ömür kölesi olunacaklar listesinde ilk sıradaydı. Ama işte beni de onunla tanışmamam konusunda sürekli uyarıp durdu. Çünkü yan tarafımızda duran ve benim ölüp bittiğim piç, amatör türk gay porno filmleri çekip, bunları el atından satan pornocunun teki. Hatta bi ara ben allem edip, kallem edip bizim müzisyeni atlatıp, pornocuyla tanıştım ama sonra müzisyen gelip beni çeke çeke götürdü ve bide yetmezmiş gibi bana "olm manyak mısın, porno filmleri el altında özel müşterilere satıyorlar ama, her ne kadar el altından olsa bile, en fazla 1 sene sonra, götün sikilirkenki çekilen görüntüler internette dönmeye başlar ve artık dönüşü olmaz" diye lafa girip güzel bi fırça kaydı.

Bense, adamın pornocu olduğunu öğrendikten sonra, pornocuya daha büyük bi iştahla yaklaşmaya başladım. Hatta yine bi ara ilk fırsatta gittim bir iki öpücük falan derken, kendimi iyice kaptırdım da, o arada bi baktım biri kolumu çimdikliyor'da zar zor kendime geldim. Sağolsun bizim müzisyen yine beni göremeyince pornocunun yanında olduğumu anlayıp gelmişti. Sonra ben "tamam" falan dedim ve pornocuyla birbirimizi vantuzlamayı bırakıp, konuşmaya daldık. Aradan bi kaç dakika geçmiştiki pornocu "hadi bana gidelim" deyince, ben "arkadaşımla geldim, onu bırakırsam ayıp olur" deyip gelemeyeceğimi söyledim ve sonra 2 dakka içinde ard arda bi kaç tane daha yalan sıralayıp teklifini geri çevirmek zorunda kaldım. Hani tamam sağda solda ilk defa karşılaştığım piçlerle hemen yatağa girip götümü elletiyorum amam, o götü ertesi gün ekranlarda görme olasılığım sıfır. Hem zaten bi avuçluk bayaa kıllı mıllı götüm var, onu ekran karşısında seyretmek hiç zevkli değildir. Hem ne gerek var, götümü ekran başından ona buna gösterip, insanların yaşama hevesini sonsuza kadar kaçırtmaya. Valla götümü gören intihar eder. Yani o derece çirkin götlüyüm.


Neyse sonra pornocu baktı benden iş çıkmayacak "iyi eğlenceler" deyip başka tarafa döndü bende o arada müzisyenle takılmaya başladım ve sonra bununla yine bana göre "arkadaşça" ona göre "aşkça" öpüşe koklaşa eğlenmeye başladık. Sonra yerimizde çok hoplayıp zıpladığımızdan olsa gerek bu "çişim geldi tuvalete gidip geliyorum" deyince bende onunla kapıya kadar gittim ve o sırada bana utangaç bakışlar atıp gülümseyen birini gördüm. Müzisyene "tamam" sen git, ben burdayım" dedim ve sonra bu utangaç taklidi yapıp duran adam dönüp, bende ona öyle bakınıp durdum. Bi ara içimden "gidip merhaba diyim" dedim ama sonra baktım piçin amacı beni kendi ayağına getirtmek, bende gitmedim ve öyle uzaktan uzaktan onu taklit ederek bakıp bakıp durdum. Hem ben artık kimsenin ayağına gitmekte istemiyorum "sikmişim aşkın tüm ihtimallerini. Eğer varsa bir şey o gelsin ayağıma" diye düşünerek yerimde sallanmaya başladım ve o sırada bir elinde bira şişesi olan bira göbekli bi adam gelip bana çarptı ve bende şaşırmış olarak hafifçe dönünce, adamın mahcubiyetini yüzünden okuduğum anda gülümseyip önemli değil dedim ve o da bunun üstüne rahatlayarak gülümsedi ve elini sağ koluma koyup "teşekkürler" deyip geçti gitti.

Böyle bunlar olup biterken bizim müzisyen çişini yapıp geldi ve benim bu kenardaki utangaçla bakıştığımı görünce "hımm iyi biri, madem benim olmuyorsun dur aranızı yapıyım" dedi ve ona doğru gidecekken ben koluna yapışıp  "hayır saçmalama, gitmek sorun olsa ben de gider konuşurum, ama herkesin fiyatının fazlasıyla belli olduğu bi yerde, o kendini etiket fiyatının kat be kat üstünde satmaya çalışıyor. Ben ise artık eskisi gibi bonkör değilim. O yüzden siktir et, hadi gel bahçeye çıkalım" dedim ve bahçeye çıktık. Sonra orda kalabalığı dikizleyip dururken üşüdük ve tekrar içeri döndük.

Müzik eskisi gibi bangır bangır çalışıyordu, pornocu bi kaç "adam" ilerdeydi ve biz arada bakışıyorduk, müzisyen götüme sarılmış, boynumu öpüyor "ya bu piçlerde ne buluyorsun anlamıyorum ki???" diye isyan ediyordu ve işte o anda az önceki biragöbeği yine gelip bana çarptı. Döndüm tekrar gülümsedim ve o bu sefer elini uzatıp "iyi eğlenceler" deyince, bende elimi uzattım ve tokalaşırken "sağol" dedim ve o yürümeye devam edip giderken bi yandan elimi bırakmadığı için bende onunkini bırakmadım ve birbirimizi çekip durduk, o anda o geri geldi ve ben yanımda duracak diye umup rahatlarken beni kendine çekti ve sarıldı, bende içimden "fırsat bu fırsat" deyip göbeğini okşayarak sarıldım ve o anda müzisyen götümden ayrıldı, pornocu başka yöne döndü, bende biragöbeği'ne daha bi sıkı sarıldım ve bi anda bu bana iltifat etmeye falan başladı. Ne söylediği hakkında en ufak bi fikrim yoktu ama her söylediğine gülüyordum.

Aslında onun söylediklerine gülmüyordum, sanırım içinde bulunduğum duruma gülüyordum. Sonra birasından bi yudum alıp "hık"ladıktan sonra "çok tatlısın lan, insanın sana bakınca sürekli sevesi geliyor" dedi. Tabii o böyle, bu kadar samimi ve içten bi ses tonuyla bunları diyince şaşırdım ve "bende zaten hep sevilmek istiyorum" dedim. Sonra bu durdu, şöyle bi kaç santim uzaklaşıp bana baktı ve ardından sımsıkı sarılıp "severim ben seni. hemde çook" dedi ve bende o böyle dedikten sonra tişörtünden dışarı taşan göbeğine elimi atıp okşayarak sarıldım.

Sonra bu haldeyken ufak ufak öpüşmeye başladık ve onun göbeğini okşamakta olan sağ elim, göbeğin altına doğru inip pantolonun içine girdi ve çok geçmeden taşşaklarını tutup bi anda sıktım. O anda öpüşüyorduk ve o "manyak ne yapıyorsun ya" dedi, bende "bir şey yapmıyorum, takımlar sağlam mı diye kontrol ediyorum" dedim ve o gülüp birasından bi fırt aldı ve dudağımı vantuzladığı anda ağzım bira doldu ve ben "ne yapıyorsun ya öğğğkk" diye ağzımdaki birayı onun üstüne başına dökerken o da "bir şey yapmıyorum beraber bira içelim istedim" dedi. Bende "öff saçmalama, alkol almıyorum. çünkü aldığım anda kusmaya başlıyorum, bana çok fena doknuyor, bunu bi daha yapma" diye arada küfürler edip hızlıca konuşurken ağzımı da onun tişörtüyle siliyordum. Ben tişörtüyle ağzımı silerken o "ya ne yapıyorsun manyak" dedi, bende "ne yapıyım ağzımı siliyorum" dedim ve tişörtüyle dilimi de sildikten sonra eğilip göbek deliğinden öptüm ve sonra kalkıp tişörtüyle onun da ağzını sildikten sonra yapışıp "bunu bi daha yaparsan seni sikerim" dedim. O da "öff salak. sikmek veya sikilmek gibi takıntılarım yok" dedi. Biraz uzaklaşıp gülümsedim ve "emin misin?" dedim "evet" dedi ve birasından bi fırt daha alıp koluyla ağzını sildikten sonra dudaklarıma yapıştı. Bi kaç dakika böyle devam ettik ve sonra ben artık kalabalığın içinde olduğumuzu anımsayınca, ben "bahçeye çıkalım  mı?" deyince, o da "niye sigara mı içicen dedi, bende yok sigara kullanmıyorum sadece hava alalım" dedim, o ise "tamam nasılsa ben içiyorum" deyip daha barın içindeyken cebinden bi paket camel çıkarıp bi tanesini yaktı ve o şekilde bahçeye çıktık.

Sonra bu sigarayı tüttürürken, ben dayanamadım ve "tamam  bi tane de bana ver, ayda yılda bir içiyorum" dedim ve gülümseyerek bana bi tane uzattı. Sigaralardan fırt çekip birbirimize doğru savururken, yanımızdan geçen bi tıfıl onun göbeğini okşadı ve "ayy çok tatlı" dedi, ikimizde o anda kahkahayı basıverdik ve ben "bu benim" deyip göbeğine sarıldım. Sonra ortalık yavaştan yavaştan sakinleşirken sohbet etmeye falan başladık. Piçin bi konuşma şekli varki dersin, böyle herkes sussun o yalnız konuşsun, böyle bi tatlı ve sempatik bi hali varki dersin sanki şeker torbasına düşmüş de çıkarıp kenara bırakmışlar gibi, göbeği desen o biçim zaten, ben eriyip bitiyorum. Ama aslında şimdi düşününce çok büyük göbekli olduğunu hatırlıyorum.

Neyse işte sonra sohbet ede ede bir saat geçmiştiki ben "bana gidelim mi?" dedim ve o "emin misin?" dedi. Bende "evet eminim, çok fazla düşünmeye gerek yok zaten" dedim ve bunun üstüne o "benim ev daha yakın, o zaman bana gidelim" dedi ve kabul ettim. Çıkıp Cihangir'e doğru yürümeye başladık. Bir kaç sokak geçmiştikki bi apartmana doğru yürüyüp içeri girdik. Alt kata inerken o "aslında evim karşıda ama bu evi, işte böyle dışarda kaldığım zamanlar için tutuyorum" dedi. Apartmanın soluk ışığında bi an durup ona baktım; piç. meğer harbi piçmiş.

Eve girdik, birinde yatak, diğerinde 2 küçük koltuk bulunan 2 odalı, ufak bi tuvalet, banyo ve mutfağı küçük bi ara koridoru olan bi ev. Böyle evi dolanırken falan o koltuğa oturdu ve konuşmaya başladı, bense "siktir et, çok konuşmayalım, hadi gel yatağa gidelim, orda sevişirken konuşuruz" dedim ve bu gülerek "tamam" dedi ve kalkıp yatak odasına geçerken o "çişim geldi. sen geç ben işeyip geliyorum" dedi, bende döndüm onunla beraber tuvalete girip sikini tutarak "ben seni işetirim" dedim, o ise "salak" deyip güldü ve işemeye başladı. Çişini bitirdiğinde, son damlanın tuvalet deliğine düşmesi için çok uğraştım ama olmadı. Son çiş damlası boxer şıpır şıpır damlarken, biz de öpüşe koklaşa yatak odasına geçtik. O lambaları yaktı, bense "şeyy salondan gelen ışık yeter gibi, lambaları yakmasak olur mu?" dedim. O ise "tamam dur mumları getiriyim" dedi ve diğer odadan bi kaç mum alıp geldi. Hepsini yakıp sağa sola yerleştirirdi ve karşıma geçti. Ben sevişerek birbirimizi soyacağımızı falan düşünürken, o bi anda dıpdızlak kalıncaya kadar üstünü başını çıkarıp yatağa geçti, ben böyle hala giyinik bekliyordum ki akıl edip soyundum ve bende yatağa geçtim. Ama bu bana mantıklı geldi. Çünkü yatak öncesinde beraber soyunup, yatak sonrasında ayrı ayrı giyinmek daha mantıksızdı.

Yatağa geçtiğimde hemen göbeğine sarıldım ve öpe öpe üste çıktım. bu bana bi sarıldıki kemiklerim kırç kırç kırç diye kırıldı sandım. Lan adam zaten o kadar şişmanki ellerini bitiştiremiyor, bense hem göbeğine yatmış dudaklarını çekiştiriyorum, hemde ellerimde göbeğini okşayıp duruyorum ama o yinede beni iki eliyle sarabiliyordu. Yani daha doğrusu göbeğini göz önüne alınca, beni bu kadar rahat sarabilmesi imkansız gibime geliyordu ama imkansız değildi. Hoppadanak sarıla koklaşa böyle bayaa bi zaman geçti ve "ben artık boşalmak istiyorum" dedim ve osbir çekmeye başladım. O ise dur dedi ve taşşaklarımı yalamaya koyuldu. O taşşaklarımı yalarken tam gelmek üzereydimki "dur, göbeğine boşalmak istiyorum dedim ve o yatağa uzandığı gibi ben göbeğini koklaya koklaya göbeğinin üstüne boşalıp kendimi onun üstüne attım. Biraz böyle kaldıktan sonra yanına uzanıp "üstüme uzanmanı istiyorum" dedim. O ise güldü. Ben "ciddiyim" deyince, durdu ve "ezilirsin lan altımda" diye cevap verdi. Bense hala aynı düşüncedeydim ve onun o bedensel ağırlığını üstümde hissetmek istiyordum. éüff uzatma işte, üstüme uzan" diye biraz poflayınca uzandı, ben de o uzanınca "işte bu. böyle kal" dedim ve sustum.


O an ilk olarak hissetiğim şey, sanırım ete doymak gibi bi histi. Benden daha iri ve ağır, daha kaba saba birinin altında olmak, onun ağırlığı altında ezilir gibi olurken, bundan zevk almak nasıl anlatılabilirki. Çırılçıplak, sımsıcak ve irice bir bedenin altında olmak, bana güven hissi veriyordu. Sanki o an üstümüze bomba düşse bana bir şey olmaycaktı gibi bir şey hissettim. Aslında aradığım şey de bu. Yani güvende olmak ve bana hiç kimsenin zarar veremeyeceğinden emin olmak istiyorum. Bunu bir erkekle yaşamak, onun bedensel ağırlığının altında ezilme hissiyle telafi edilebilir. Başka hiç bi sikim şey bunu sağlayamaz. Ama işte, insan hiç bir zaman güvende olamıyor. Kendine zarar gelmeyeceğinden emin olduğu ilk anda ecdadı sikiliyor, darmadağın oluyor. Tekrar toparlanabilmek için de, su üzerinde sektirilen taş gibi, bedenden bedene sekip duruyor. Sanıyorki anca böyle toparlanacak, sanıyorki darmadağın olduğu an etrafa saçılan parçalarını anca böyle bir araya getirebilecek. ama olmuyor. Çünkü parçalarını bir araya toparlasan bile, paramparça olduğun ve kendini toplamaya çalıştığını aklından çıkaramıyorsun. Bunu aklından çıkaramayınca da, toparladığın parçaların hiç bi sike yaramıyor. Öyle yakınında bi kenarda, kırık dökük bi arada durup sürekli gözüne gözüne giriyorlar. Bunu gördükçe kendini daha kusurlu görmeye başlıyorsun. Bundan sonra ise, parçalarını un ufak etmeye başlıyorsun ve parçaların ufaldıkça, sen rahatlıyorsun. Sen rahatladıkça parçalarını ufalamaya devam ediyorsun. Bu durum; taki tüm parçaların un ufak olup, zerreye dönüşünceye kadar devam ediyor. Sen zerre olunca görüyorsunki, aslında bir şey olmaya çalışmakla hata yapmışsın. Çünkü sen zaten her şeysin. Her şey olduğunu farkedince, bok olduğunu da görüyorsun, elmas pırlanta olduğunu da görüyorsun, çöp olduğunu da..
Yani; hayata nasıl baktığına göre, kendinin de aslında ne olduğunu görmeye başlıyorsun. Yani hayata bok olarak bakıyorsan, kendini bok gibi görüyorsun, hayata sik gibi bakıyorsan, kendini sik olarak görüyorsun...


Sonra bi beş dakka falan daha o tüm huzur verici ağırlığıyla üstte, ben altta böyle sessiz sessiz durduk. O ise arada boynumu moynumu öptü, bense "dur canım istemiyo" modundaydım, ama yok durmadı. Sonra "hadi sende boşal" dedim ve altından çıkıp başımı onun bacak arasında sokup, ona saxo çekmeye başladım ve  arada götünü parmaklayarak onu da boşalttık. Sonra yanyana uzanıp birbirimize baktık. Az önceki aktraksiyondan dolayı olsa gerek, sanırım henüz beynine kan gitmemişti ve bu yüzden anlamsızca bakınıp duruyordu. Bir süre daha birbirimize boş boş bakmaya devam ettik. Sonra gözlerine renk gelip, göbeği hafifçe inip kalkamaya başladığı anda hafifçe gülümseyip "çok tatlısın lan" dedi. Bende utandım ve "sağol, sende öylesin" dedim. Sonra bu bi anda ayağa kalkıp lambayı yaktı ve tekrar yanıma uzanıp, sırf para harcamamak için 4 aydır kestirmediğim saçlarımı karıştırmaya başladı ve sonra da başımı hafifçe okşayarak "saçların çok güzel" dedi, bense o böyle dediği anda onun kafasına odaklanıverdim.

Ama keşke odaklanıvermeseydim.
Çünkü barın o taşşak kokulu sikimsonik boş kalabalığında farketmediğimden, ya da daha önce sevişip boşalmadığımdan olsa gerek, adamın kafasına fazla dikkat etmemiş ve saçlarının olmadığını pek takmamıştım. O bana saçların çok güzel deyip saçımı karıştırırken, bense onun kafasının ortasında diken gibi durmakta olan 3-5 kıla bakıyordum. Kıllardan 2si beyaz, diğer kalan 3üyse beyazlaşmak için yolu yarılamış ve bu yüzden kahverengileşmişlerdi. Nasılsa bi kaç ay'a kadar bunlarda beyazlaşıp sonra sessizce dökülüp evrenin her hangi bir yerinde tekrar yaratılmak üzere yokluğa karışacaklardı. Ben bunları düşünürken o eliyle dudaklarıma dokunup "çok güzel dudakların var" dedi, ben hemen gözlerimi onun dudaklarına çevirdim ve allahtan ehh idare edecek kadar kalın dudaklı olduğunu farkettim. O dudaklarımdan elini çekip, gözlerime bakıp "çok güzel gözlerin var lan, her şeyinle çok hoşsun inan" dediği anda, ben de hemen onun gözlerine odaklandım ve keşke odaklanmaz olaydım, gözlerinin altı hafif torbacık, gözleri ise kurbağa gözü gibi patlaktı. "Allahım ben bunun neyine vuruldum da yatağa girdik" diye düşünürken, o sikimi avuçlayıp öpe koklaya "çok düzgün lan sikin, benimki gibi mantar başlı da değilki" deyiverince ben de hafifçe doğrulup onunkine baktım. Harbiden mantar başlıydı ve cidden benimki ne kadar düzgünse, onunki de benimkisinin aksine o kadar eğri büğrüydü.

İçimden "allahım ee ben bunun neresine vuruldumki?" diye düşünecekken bi baktım göbeği ağrı dağı gibi karşımda duruyor. Evet ben bunun göbeğine vurulmuştum. ahh benim akılsız kafam, göbeğine odaklanacağına, gözlerine odaklansaydım ya, ah ben benim salak kafam, göbeğini okşayacağına adamın kafasına baksaydın ya. Ama nerdeee? olgun ve göbekli birini bulmuştum ya, sanırım ondan olsa gerek her şeyini görmez olmuştum. Zaten göbeği o kadar büyüktüki kendisi göbeğinin çok çok arkasında kalıyordu. Yüzüne gözüne bakmak istesem bile onu göremezdimki.

Aslında böyle bunları diyorum ya, çokta haksızlık etmiyim. Çünkü onu; kafası, gözü, saçı, kaşı, siki diye ayrı ayrı ele aldığımda; evet gözleri çirkin geliyordu, kafası yumurta gibiydi, saçlarının hepsi dökülmüş ve kalan bir kaç tanesi de kahverengi ve beyazlamışlardı, siki desen zaten hem eğri büğrü, hem gövdesi ince, kafası kalın olduğu için mantar gibiydi. Ama işte ona, böyle ayrı ayrı değil de, tam bi parça olarak baktığımda gayet hoş biriydi.

Bense onun tam aksiyim. Böyle mesela gözümü ayrı ele alacak olsak, dünyanın en güzel gözleri bende, yarrağımı ayrı ele alacak olsak evet, çok düzgün, kalın, hafif damarlı ve büsbüyük olduğu için, onun dediğine göre dünyanın en güzel yarrağına da sahibim, saçlarım desen ahenkle dans ediyorlar, dudaklarım desen tamam onlarda cidden çok hoş ve hatta ben bile kendimden nefret ettiğim zamanlar "ama dudaklarım çok hoştur, ama yarrağım çok düzgün" diye diye kendimi moralize edip yaşama tutunmaya çalışırım. Ama işte beni parça parça değil de, böyle bir bütün olarak ele aldığımızda bi sike yaramıyorum. Nedense kurban olduğum allah, insan denilen biz hayvanlara böyle bir gizli şeyler vermiş. Bütün olarak sakatız, ama parçalanınca muhteşemiz.

Neyse işte. sonra o sikimi öpme, burnunu bacak arama sokup taşşaklarımı koklama olaylarını abartınca, az önceki savaşta, milyonlarca sperm kaybedip yorgun düşen sikim, sanki hiç bir şey olmamış gibi başı dimdik bi şekilde tekrar ayağa kalktı ve bunun üstüne bende sikime uyup tekrar sevişmeye başladık ve bu sefer o yan taraftan bi krem alıp sikimi iyice kremleyip üzerine oturdu. Üstelik kondom falanda kullanmadık. Böyle bi anda olay olup bitince, ben bi anda kendi kendime içimden "aids olup bi kaç ay sonra ölücem laaan" dedim ve içinde patlamamak için de "dur dışarı boşalmak istiyorum" dedim ve çıkıp biraz daha seviştikten sonra yine göbeğine boşaldım. İşte o anda anda sikimin başında duran boku farkettim. öğğğğkkk midem bulanıcak gibiydim ve ona ayıp olmasın diye kendimi tutup "bana bi peçete verir misin? elimi siliyim" dedim. Bi yandan da o farketmesin diye sikimin başındaki küçük bok topağını elimin içinde saklamaya çalışıyordum. sonra peçeteyi alır almaz, elimi sikimi her bi tarafımı sildim ve biraz daha öpüştük. Bu sırada mide bulantım geçti ve o anda hemen kalkıp çiş yapmalıyım adlı vucut saatimin alarmı çaldı.

"çişim geldi" deyip koşa koşa tuvalete gittim ve dakikalarca işemek için kendimi zorlayıp durdum. Bu arada o iki defa gelip "bi sorun mu var?" diye kontrol etti, ben ise "yok ya çişim geliyor ama yapamıyorum. hani böyle hapşurur gibi olursun da, bi türlü hapşuramazsın, ama hapşuruğun burnunun ucunda beklerya, işte çişimde aynı şuan onun gibi beni sıkıştırıyor, birazdan yapıcam" dedim ve o gülerek yatağa döndü. Sonra ben çişimin gelmesini hızlandırmak için, kendimi parmaklayıp taşşaklarımı sıkarak çişimi yapmayı başardım ve sonra üstümü başımı bi güzel temizleyip yatak odasına döndüm. O ise bi sigara yakmış, sadece tişörtünü üstüne geçirmiş ve götü açık bi şekilde yatakta oturuyordu. yanına gidip mantar başlı sikini öperken "boşalmıycak mısın?" diye sordum o "yok. denedim ama bi türlü boşalamadım, valla kolum ağrıyor osbir çekmekten" dedi, güldüm ve peki deyip bende tişörtümü giydim ve yanına oturup sikini avuçlayarrak oynamaya başladım. O da sigarasını diğer eline aldı, boşta kalan eline de benimkini alıp taşşaklarımla oynamaya başladı. Biz bu haldeyken ona adıyla hitap etmek için bi isim aradım ama bulamadım. Çünkü daha adımızı sormamıştık.

Bunu farkedince "ya senin adın ne?" deyiverdim ve sorduğum anda gülmeye başladık. Sakinleştikten sonra 69 yapıp boşaldık ve sonra tanıştık. Tanışma faslı devam ederken "hafta içi yemeğe çıkalım, böyle olmasın. seni ayık kafayla daha iyi tanımak istiyorum" dedi. Bende "tabii olur. bende çok isterim" dedim ve o anda sabah ezanı okudu. Ezan bitince o "ben hristiyanım" dedi. Bende "ne yapıyım?" deyip alt dudağından öptüm ve konu bizim tekrar gülmemizle kapandı.

Tekrar birbirimize sarılırken "kaçta işe gidiyorsun" diye sordum "saat 2 de bi toplantım var" dedi, benimse bugün ofisi baştan sona temizlemem gerekiyordu ve bu aklıma gelince hemen kalkıp giyinmeye başladım. Durumu ona "bugün ofiste temizlik günü. hem bende eve gidip bi güzel duş almalıyım, üstümü başımı değiştirmeliyim" diye izah ederken giyindim ve telefon numaralarımızı birbirimize verdik ve çıktım. Yürüyerek eve gideyim diye düşünüyordumki bi baktım sokağın başında bi taksi belirdi. El edip durdurdum ve binince adresi söyledim. Şöför traşlı, klasik hafif göbekli bir türk erkeğiydi. Ben sık sık esneyip, amı götü dağıttığımı saçımın başımın dağınıklığından fazlasıyla belli edince, o içinde bulunduğum şekille ilgili bir şeyler söyledi. Bende "evet yorgunum" falan dediğimi hatırlıyorum. Taksim meydanına gelmiştikki baktım çok sessiz ve kendi halinde bi şöför aslında. Yüzünde kırışıklık yok ama her halinden yıllarca ezildiği belli oluyor.

Mimiklerine yerleşmiş olan o ezilmişlik ifadesi o kadar belli oluyorduki adeta insanın acıyası geliyordu. Üzerinde kalın bi kazak, onun üstünde griye çalan renkte bi mont, altında koyu renk bir kadife pantolon ve radyoda ibrahim tatlıses'in parçalarından biri. Böyle adamın haline bakınca, içimden bi anda "acaba gerçekte nasıl biri lan bu" dedim kendi kendime ve adama dönüp "usta otura otura göbek yapmışsın" dedim, o da "evet ya bizim işimiz, hep oturmak olunca böyle oluyor. gerçi bende yeni başladım bu işe. o yüzden henüz fazla göbek yaptım sayılmaz" dedi. bende sohbeti devam ettirmek için "ne zaman başladınki" dedim, o "6 ay oldu" dedi.

O sırada AKM'nin ordan dönüyorduk ve ben "ama iyi bi göbeğin var" derken elimi kendi göbeğime atıp "bana baksana gram yok" dedim. Sözümü bitirir bitirmez o "evet sende yok, olmazda. ama siktir et böyle daha güzel" dedi. Bende "yok ya ben göbeği seviyorum. keşke bi kaç kilo alabilsem" dedim. O ise gülmekle yetindi ve ışıkları geçtik. O sırada ben sessizliği bozup "ama senin göbek güzel deyip elimi göbeğine uzattım ve o hafifçe dönüp mütevazilere has o utangaçlık ve neler oluyor gülüşünü bana doğru savurup tekrar önüne baktı. Bense elimi göbeğinden çekip bacak arasına attım.

Şöförün bu seferki gülüşü "neler oluyor lan" adındaydı ve ben bacak arasında uyumakta olan sikini, çok istekli olduğumu belli etmek için öncekinden biraz daha  sert bi şekilde sıkıp okşadım. O anda şöför bi kaç defa daha dönüp baktı, bende sikini biraz daha sıktım ve siki hafifçe sertleşti, nefes alış verişi hızlandı. Elimi fermuarına atıp açmak istedim ama; göbeği fermuarının üstünde olduğu için açmak namümkündü. Bi kaç defa denememe rağmen açamayınca o direksiyonu bıraktı ben direksiyonu tuttum ve o fermuaraını açarken diğer ışıkları geçtik. Bu sırada kemerini de çözdü ve sikini dışarı çıkardı. İç ışığı söndürdü ve ben başımı onun bacaklarının arasında gömdüm. Bir veya iki günlük traşlı, orta parmağımdan bir boğum anca uzun olan sikini ağzıma aldığımda biraz rahatladı ve ben daha sert bi eşkilde devam ettim.


Olay böyle devam ederken, arada başımı kaldırıp yolu söylüyordum. bi ara şöförün nefes alışverişleri hızlanınca sakın ağzıma boşalma dedim ve o "tamam" deidkten sonra devam ettim. Boşalmaya yakın "geliyorum" dediğinde çantamdan selpak çıkarıp tuttum ve ona osbir çekerek boşalttım. Bu ben koltukta oturdum ve zaten ona saxo çekerken sertleşmiştim. Baktım şöför kendi dünyasında "neler oluyor lan" rahatlığında ve yola devam ediyor, bende pantolonumu çözüp dizlerime kadar indirdim. Sol elimi onun taşşaklarına atıp yoğururken osbir çekmeye başladım. Çok geçmeden boşaldım ve üstümü başımı silip toparlandım ve "şurdan sağa dön" deyip elimdeki selpakları camdan dışarı attım.


Sonra dönüp ona baktım. Yüzündeki o masum ifade, o ezilmişlik ve az önce ne oldu lan ifadesi... her şey birbirine girmişti. "kaç yaşındasın" diye sordum "41" dedi. "Bunun gibi çok olay yaşıyor musun?" dedim. Biraz şaşkın, biraz utangaç "yooğ, ilk kez oldu" dedi "şöförlük yapmaya başladığından bu yana mı ilk defa oldu?" dedim "yok ömrümde ilk defa oldu." diye cevapladı. Ben "emin misin" diye biraz lakayt bi şekilde sorunca, kendinden emin bi ses tonuyla "evet" dedi "peki neden izin verdin" dedim. bi an nefessiz kalır gibi olduktan sonra "herkesin boş bulunduğu bi an'ı olur" diye cevap verdi. Dönüp onu onaylarcasına "evet bu konuda haklısın" dedim. O sırada benim evin sokağına gelmiştik ve parasını çıkarıp verirken "teşekkürler" dedim, o da yüzündeki tuhaf bi tebessüm eşliğinde "sağol" dedi. Sonra eve girdim.

Bu tür olayları düşündüğüm zaman, kendi cinsiyle yatmanın bu kadar abartanların sadece eşcinseller olduğunu fikrine saplanıp kaldım. Üzerinde biraz daha derin bi şekilde düşündükten sonra her şeyi siktir edip kanepeye uzandım ve zaten çok geşmeden uyuya kalmışım. Uyandığımda üstüm başım yine aynı şekilde ve üstelik duş almadan işe geç kalmış olarak, koştura koştura ofise gittim. Patrondan fırça yedim. Fırçadan sonra gidip çay içtim, ofisi baştan sona tertemiz sildim süpürdüm. Akşamı edip, eve geldim. Götü devirip bunları yazdım. Yazarak ne bok yiyorum bilmiyorum.

16 Ocak 2012

Bazen birini sikmeyerrek de cezalandırabilirsin.

İhtiyarla 2 haftadır görüşmüyoruz. Hatta sanırım tam olarak 17 gün oldu.
Oha lan, gün saymışım resmen. Oysa hani rahatım falan diyordum ama demek öyle lafla rahatım demek olmuyor. İnsan farketmeden sayıyor günleri. Farketmeden çiziyor her günün üstünü, farketmiyor hayatının ne kadarının onsuz geçtiğini hesapladığını.
Amcık ağızlı piçe ne diye bu kadar taktım bilmiyorumki. Acaba hani onla bi boklar çevirmediğimiz için mi, yoksa aslında başka bir şey mi var' da o yüzden mi, kendim bile farketmeden gün saymışım bilmiyorum ki.

Aslında cidden önemsemiyorum. Ama ne bileyim ya işte arada böyle aklıma geliyor falan. Belki bunun sebebi onunla çok fazla vakit geçirdiğim için olsa gerek. Çünkü onun işi anadolu yakasındaydı ve ben her gün işten erken çıkıp onun çalıştığı yere gidip onun işten çıkmasını bekliyordum. Çalışma saatleri göbeği kadar esnek ve belirsizdi. Bu esnek saatler bazen gece 22:00 de bitiyordu, bazen 22:30 da, bende tabii öyle mal mal aşşağıda alıveriş merkezinde onu bekliyordum. Bide bundan zevk alıyordum lan.
Evet evet sırf adamın işten çıkmasını beklediğim için o an zevk alıyordum. Sonra o işten çıkıyordu biz hoop öpüşe koklaşa metrobüse biniyorduk. Tabii metrobüste de akıllı durmuyorduk. Ben akıllı dursam o parmaklıyordu beni, o akıllı dursa ben parmaklıyordum onu. Böyle bi kikiri mikiri arasında kimseyi siklemeden canımızın istediği gibi takılıp sonra da her hangi bir durakta inip yürümeye başlıyorduk. Sonra gecenin bi yarısı, annesi; oksijen tüpüne falan ihtiyacı olduğu için onu arayınca o evine dönüyordu, bende sokaklarda bi kaç tur daha atıp, sonra eve dönüyordum.

Ama işte onunla görüşmeyi kestiğimden bu yana herşey değişti. Hatta artık işten bile çıkmak istemiyorum. Böyle akşam olunca ofiste bilgisayarın başında oturup bazen porno filmlere dalıyorum. Bazen de oturup öyle sikim sikim facebook da domalıp duruyorum. Ama onunla görüştüğümüz zamanlarda ise, bi an önce akşam olsun diye; çayı bile yavaşça içiyordum. Hani tuvalete bile girdiğimde en az 10 dakkada çıkmıyordum. Sırf zaman geçsin diye merdivende yavaş yürümeye kalkışan aptalın tekiydim. Ama şimdi bunların hiç birini yapmamama rağmen bi bakıyorum akşam olmuş ve benden başka ofiste kalan kimse de yok. Bende çaydanlığı alıp bi demlik çay kaynatıyorum ve sonra oturup o demliği bitirmeye yemin etmiş gibi lıkır lıkır içiyorum.

Neyse işte. Durum böyleyken bu arada onunla görüşmeyi kestiğim içinde ondan sürekli mesaj da alıp durdum. Hep aynı cümleler ve cümle sonlarında çok şey anlatmak istediğini belirten arda arda üç nokta. Bende her mesajına "bu aralar yoğunum. bi ara ayarlarız" deyip durdum. Her mesajına eksiksiz bu tür yanıtlar verdim. Hiç "yok buluşmayalım" demedim, her defasında "tamam, özledin ama bu aralar ofiste herkes sabahlıyor beni de bırakmıyorlar, bi ara ayarlar buluşuruz" dedim durdum. Böyle böyle derken işte 17 gün geçti.

Ama dün attığı mesaja dayanamadım ve "sana kızgınım" diye yanıt yazdım. Sonrada aslında ona kızgın olmadığımı, sadece kırgın olduğumu anladım ve bu sefer "aslında kızgın değil, kırgınım" diye yazdım. Mesaj gittiği gibi, içimden pişmanlık yaşadım ama sonra "siktir et, piç beni kırdığını bilsin. En azından kırıldığımı bilsinki, neden bu aralar sürekli işim olduğunu da bilsin" diye diye kendimi rahatlattım.

Mesajımdan sonra o bana "tamam. muhakkak bu konuyu konuşalım" deyince bende yanıt olarak "tamam" dedim ve sonra işe güce daldım gittim. Akşam bi ara yine mesajını gördüm ve bu sefer "aslında konuşmayalım, önce sex yapalım sonra bol bol konuşalım" diye yazmıştı.

Bu mesajını görünce kendimi kötü hissettim. Sanki biri hiç ummadığım bi anda, beş para etmeyen şu suratıma iyi bi kafa atmıştı. Öyle çakıldım kaldım bi kaç saniye, sonra düşündümde "evet ya abi, adamın aklı fikri sikişmekte. Ne diye böyle bi odunla salak salak şeyler düşünüyorumki" sonra biraz daha takıldım bu duruma ve düşündüm, düşündüm, düşündüm.


Şimdi hala düşünüyorum "adamın tek derdi yatmakken, neden onu bu kadar düşünüyorumki. Adam sadece ağzına alacak bi et parçası ararken, ne diye bu kadar önemsiyorumki, o götüne bi tıpa ararken ne diye onu kendi iç dünyamda yüceltiyorumki?" ve karar verdim. Sanırım onunla yatmayarrak da, onu hayatının sonuna kadar cezalandırabilirim. Çünkü eğer onunla yatarsam, kendimi hayatımın sonuna kadar cezalandırmış olacağım. İyisi mi, aklı fikri sikişte olan ve bana değer vermediği bu kadar belli eden biriyle yatmayarak onu hayatının sonuna kadar cezalandırmak, kendimi de böylece ödüllendirmiş olmak en doğrusu.
İşte seni şimdi siktim ihtiyar. Hayatımdan defolabilirsin.

11 Ocak 2012

Ağzımıza sıçanları, ağzımız açık bi şekilde başımızın üstünde taşıyoruz.

Bugünlerde hava sürekli yağmurlu olduğundan olsa gerek, sokaklarda; hiç ayrılmayacakmış gibi el ele dolaşan sevgililer, hayatlarında kendilerinden başka sığınacak kimseleri olmayan sokak çocukları ve onlar kadar zavallı sokak hayvanları sayısında düşüş var ve sanırım bende bu yüzden olsa gerek kendimi daha yalnız hissediyorum..
Öfff tamam. siktir et şu dokunaklı olmaya çalışan sikimsonik girişi. Gel, şöyle. Sana kimseye anlatamadığım ve tüm bunları dinlemeye zamanı olan insanları bulamadığım cümlelerden bir şeyler anlatmaya çalışacağım. ve unutma beni anlayıp anlamaman sikimde de değil. Ben, sadece senin şu siktiriboktan cümleleri okuduğunu biliyor olmak sonrasında egomu tatmin etmekle yetinebilecek kadar basit biriyim..


Hem zaten yağmuru, sokak hayvanlarını ve elele tutuşan sevgililer gibi, hayatın vazgeçilmez ayrıntılarından girip ebesinin nikâhından çıkarak yalnızlığımı anlatmaya bahaneler bulmaya gerek yok. Biliyorsun işte, her zaman olduğu gibi bugünlerde yine yalnızları oynadığım için olsa gerek ihtiyar'ı özlüyorum.
Aslında bilmiyorum. belki özlemek bile değil benimkisi ve hatta bu özlemek olsa bile, belki de özlememeliyim.
Kim bilir, belki de sırf yalnız olduğum için özlüyorum veya sırf şu sikindirik hayatımda, bu aralar özlemek istediğim biri olsun diye özlüyorumdur.
Sebep her ne bok olursa olsun, adam durmadan aklıma gelip gelip gidiyor. Hiç olmadık anda, hiç olmadık yerde, hatta sıçarken bile aklıma geliyor. Oysa onu düşünmek, onu özlüyor olmak bile başlı başına sıçtığımın resmiyken..


Sadece sıçarken değil; yolda yürürken, hatta şu tadını alamadığım siktiriboktan hayatıma sırf tad katması için 6 şeker attığım berbat çayı yudumlarken, en boktan ve en alakasız şarkıları dinlerken, hatta şu taşşak kokusunun hakim olduğu sıkıcı hayatımın gündelik işlerinde bile ne bok yersem yiyim aklıma gelip orda öylece duruyor ve hiç bir yere gitmiyor.

Bazen kendimi, önümdeki müsveddelere onun adını çiziktirirken buluyorum. Bazen de; ne sikim işler çevirdiğimden habersiz, bi bakıyorum facebook sayfasında tüm arkadaşlarının profillerini tek tek geziniyorum.

Hayır ona aşık olmadığımı biliyorum, onu arzulamadığımdan da eminim. ama işte ne bileyim, durduk yere aniden aklıma bir fikirmiş gibi gelip gelip duruyor.
Ama zaten geçenlerde kararımı verdim ya, artık siktir ettim onu. Çıkardım hayatımdan.
Gerçi cümle içinde böyle büyük bi rahatlıkla "çıkardım" falan diyorum ama, çıkmıyor lan. İnsan bu! öyle "hayatımdan çıkardım" deyince çıkmıyorki. Zaten bi insanı hayatından çıkarsan bile, aklından çıkaramıyorsun. En zoru da bu ya.

İşte böyle. bugünlerde sürekli onu düşünüyorum. Hani "çok mu yakışıklı, çok mu aradığın tipte, çok mu hayallerindeki fantazilere uygun biri?" dersen, yok lan alakası bile yok. Onunla yatağa girsek, altından ezilirim, bağırsaklarım götümden atar, cüssesine bir sinek gibi yapışıp kalırım, dilim bokunu yemiş domuz ölüsü gibi dışarda kalır. Yani görünüş olarak bile işte bu kadar birbirimize zıtız.
Zaten tipi, bildiğin sıradanın altından bile daha sıradan bi tip. Götündeki kıllar bile 40 defa üst üste ağaran yaşlı bi adam.

Lan hatta buluştuğumuz zamanlarda, adamın yüzüne baktığımda burnundaki kılların dikkatimi dağıtmasından dolayı, gözlerine romantik bakmaya fırsat bulamıyordum.
Bide burnundaki kılları geç, onlar olmasa bile; gözleri o kadar küçük ki, değil romantik bakmak, gözlerini göremiyordum bile.
Adam çinli değil, japon değil, bildiğin istanbul yerlisi. Ama yinede çekik gözlü, ince dudaklı. Bide cidden yakışıklı değil, ne diye tutuldum, bu kadar taktım buna bilmiyorum ki? acaba "dış görünüşe gerçekten önem vermiyor muyum?" neyim anlamadım ki kendimi. 

Oysa bazen bilinçaltımı karıştırdığımda, karşımdaki adam yakışıklı değilse selam bile vermeyen adinin teki olduğumu görürüm. Karşımdaki adamın gülüşü güzel değil, gözlerinde bi gizem yoksa, muhatap bile olmuyorum, karşımdaki adam kara kaslı, kara kaşlı, kara gözlü değilse "kimsin sen?" diye bile bakmayan götü kalkığın tekiyim ben.
Ama yok. ammına koduğumun piçinde bu bahsettiklerimin hiç biri olmamasına rağmen ve hatta bu saatten sonra bu adamdan bana hiç bi sikim hayr gelmeyeceğini bilmeme rağmen, yine de öyle takılıp kaldım buna. Düşünmeden edemiyorum. Sanki düşünmesem o anımı eksik yaşamışım gibi hissediyorum.


Böyle anlarda aklıma "ya acaba gerçekten ağzımıza sıçanların bokunun tadına mı alışıyoruz diye mi peşlerinden koşuyoruz, yoksa gerçekten bize değer vermediklerini bildiğimizden dolayı mı onlara değer verip başımızın üstünde taşıyoruz" düşünceleri geliyor. Ama yok kendimi anlamıyorum. Bu adama takılmamalıydım bu kadar. Takılmakla yanlış yapıyorum ve sanırım ömrüm yanlışlarımın beni esir almasıyla geçecek.

10 Ocak 2012

Kediler, köpekler ve insanlar

Şehir günün ilk ışıklarıylar daha yeni yeni muhatap olmaya başlamıştı. Karıncalar geceden kalma bir yorgunluğu atmak ve az sonra merhametsizce onları ezip geçecek olan küçük yürekli, iri cüsseli insanların ayakları altında ezilmemek için yuvalarına çekilirken, şehrin rengareng duvarları arkasında mutsuz ailelerin her şeyden habersiz bacak kadar çocukları; ya rüyalarında uçuyor, yada yüksek bir köprünün üstünde durup aşşağıdan geçmekte olan vapurların üstüne işediklerini sanarak kahkahalar eşliğinde yataklarına işiyorlardı.

Kadınlar, kocalarının rüyalarında kime doğru dikleştiğini bilmedikleri aletlerinden iğrenerek bir adım daha uzaklaşmak için fırsat kollarken, havanın soğukluğuyla aniden iki adım geri gidip hayatları boyunca evli kalmak zorunda oldukları kocalarını uyandırmış oluyorlardı. Bu geri atılan iki adım sonrasında kocaları, uykunun hakimiyetini henüz kaybetmemiş olduklarından kadınlarının onları arzuladıklarını sanarak sımsıkı sarılıp şehvetin hakim olduğu yatağın sıcaklığında onları "canım" diye sevmek zorunda olduklarını sanarak "canım" deyip; şehvetten uzak, uykuya rağmen mecburi olduğu her halinden belli küçük bir öpücüğü boyunlarına konduruyorlardı.

Şehrin süslü bahçelerinin, bi o kadar süslü iç dünyalarında yaşayan genç kadınları; şu an aşk diye sandıkları bir hayal alemine kapılmış ve bu siktiriboktan olaydan bir kaç yıl sonraysa, yeni sevgililerinin kucağında inlerken, şu anki sevgililerinin adlarını bile hatırlamayacaklarından habersiz, bu akşam okul çıkışında şu anki sevgilileriyle buluşmanın hayalleriyle yandıkları için göğüs uçları çoktan sertleşmeye başlamıştı bile.

Ev kedileri mamalarının önlerine bırakılmasından sonra fare peşinde koşturmaktan vazgeçmişlerdi. Sokak kedileri yine çöp tenekelerine dadanmış, şehrin ilk gürültüsünü çıkarmakla meşgullerdi.

Ve köpekler, ahh o zavallı köpekler..
bunca vahşi yetişkin insanın arasında neden onlara köpek deniliyorduki.
Haksızlık buydu aslında. Yoksa şehrin bir suçu yoktu. Çünkü şehir masumdu ve hiç değişmemişti. Ama yetişkinler her şeye müdahale eden bu yetişkinler..
kendilerine köpek denilmesi gerekenler, işte bu dört ayaklı masum hayvanlara köpek adını yakıştırmışlardı.

8 Ocak 2012

Hamama girdim hamam sıcaktı, delikten baktım herkes çıplaktı

Dün sabah uyandığımda aklımda ne yapcağıma dair hiç bi bok yoktu. Normalde de zaten hiç bi bok olmaz. Ama evde kendimden iyice sıkılınca, dışarı çıktım ve çiseleyip duran yağmur altında saatlerce sokaklarda dolaştım. Ellerim ceplerimde, ayaklarım altımda, gözlerim birilerini arar gibi sokakları arşınlarken önüme bir hamam çıktı. Saatlerdir sokakta bi bok varmış gibi dolaşıyor olduğumdan dolayı üşümüştüm ve üşüdüğüm içinde bu fırsatı kaçırmıyım deyip girdim içeri. Bayaa büyük ve kalabalıktı. Soyunup peştemalımı bağladım ve girdim hamama. Etrafta göbekli möbekli onlarca çıplak erkek vardı. Düşünebiliyor musunuz sadece erkekler. Kalabalığın içine serpiştirilmiş bi kaç tane kaslı maslı da görünce kendimi bi an cennete düşmüş gibi hissettim. Hele bide bazılarının, gençliğinde pazularına aslan diye yaptırdıkları dövmelerin, şimdi sarkan bedenleri sayesinde kedi yavrusuna dönen dövmeleri, yüzlerinde façaları, sırtlarında kimbilir hangi dostlarından yediği bellirsiz derin kesikler sonrası atıldığı belli dikiş izleri olunca kendimi iyice onları seyre dalmışken buldum.

Kirli sakalın çıplak bi bedene yakışmadığına burda şahit oldum. Hele birde o beden parlak ve ışıl ışıl ise sakal çok gereksiz duruyor. Ama hafif kıllı göğüs kafesi, hafif kıllı göbek ve yüzde de kirli sakal olunca, insanın anında peştemalı indirip domalası geliyordu. Bi kaç defa domalmamak için zor tuttum kendimi. Sonra baktım olacağı yok kalktım girdim saunaya. İçeride 4-5 kişi daha vardı. Her hallerinden sohbet etmek için her fırsatı değerlendiren yalnızlar olduğu belliydi. İstemsizce "offff" dediğin anda bile içeridekilerden biri dönüp "çok sıcak değil mi?" diye sohbeti açıyordu. Sessiz dursan "ya sende hiç etkilenmedin, bize bak hayvan gibi terliyoruz" diye sohbet konusu açıyorlardı.

Hepsinin de buraya yıkanmak ve sosyalleşmek için geldiği belliydi. Ama onların aksine ben ne sosyalleşmek için, ne de yıkanmak için gelmiştim. Tam aksine üşüdüğüm için gelmiştim. Sorulan soruları tebessümler arasında "evet çok sıcak" ve "yeni geldim birazdan terlerim" herhalde diye kısa kısa cevaplayıp sohbetin köküne kibrit suyunu bocalıyordum. Benden bi bok olmayacağını anlayınca tekrar kendi sohbetlerine döndüler.

O sırada yaşlı göbekli ve gençliğinde çok yakışıklı olduğu her halinden belli biri geldi. Üst basamağıma oturup bide bacak bacak üstüne atınca taşşakları alttan sallanıverdi. Taşşaklarınının alttan sallanması bittiği anda, o da diğerlerinin sohbetine ortak oldu. Osmanlı tarihi, atatürk, yahudilerle bir yaşamak, ermeniler ve rumlar derken, uzay teknolojisi ve amerikanın gittiği her yere savaş götürmesini derinlemesine konuşup tartıştılar.

Bende o arada onun arada sırada öksürmesinin ardından taşşaklarının hafiften sallanmalarını izliyordum. Siki bacak bacak üstüne attığı için arada kalmış olmalıydı ve bu yüzden de bi türlü aşşağı düşmüyordu. Sonra bi ara ayaklarını değiştirdi, diğer ayağını diğerinin üstüne bıraktı. Öyle yapınca manzara hepten değişti ve sadece hafif kıllı bacakları geriye kaldı. Bende bi şey göremeyince iyice terlediğime karar verdim ve saunada çıkıp hamam'a girdim.

Ortadaki sıcak taşın üzerine uzanıp, tavandaki deliklerden içeri süzülen ışığı seyre koyulup biraz kestirdim. Uyandığımda etrafımda yeni gelenler olduğu her hallerinden belli, bedenleri çirkin, yüzleri güzel bir kaç yakışıklı gördüm. Arada sırada ufak bakışlar attım, onlar bana attı. Sonra herkes yıkandı kahkahalar sohbetler derken saatler geçti, bu sırada bende 4 kişilik bölümlerden birine girdim ve yıkanmaya başladım. Sıcak su bedenimden her aşşağı indiğinde sikim biraz daha uyandı ve bu sırada yaşlı biri içeri girip karşı tarafa oturdu. Peştemalını sıyırıp bacaklarının arasına sıkıştırarak yıkanmaya başladı ve iyice sabunlanınca da peştemalı hepten aşşağı düştü. Saçlarını siyaha boyamış olduğundan gençlere ilgi duyduğunu belli ediyordu. Az sonra elinden sık sık sabununu düşürüp tekrar tekrar yerden alınca götünü hepten açıp açıp domaldı bana.

O böyle yapınca aklıma benim yaşlılığım geldi. Acaba bende yaşlanınca onun gibi mi olucam. Böyle hamam  köşelerinde birilerinin dikkatini çekmek için götümü açıp sürekli domalacak mıyım? bende böyle birileri bana dokunsun diye türlü şaklabanlıklar yapcak mıyım? ya yaşlanınca bu adam kadar sağlıklı olamayıp birilerine muhtaç kalırsam ne olacak halim. kim bana bakacak, ne olacak bana acaba diye düşüne düşüne onun yıkanışını izledim. Kısa boyu, kendine iyi baktığı her halinden belli bedenine rağmen, beyazlaşmış göt kılları yaşını ele veriyordu. Acaba bende yaşlanınca 20lik delikanlıların bir anlık dalgınlıklarına alet olmak isteyecek miydim? Zaman ne pis bir şeysin sen öyle, en kralını bile yaşlandırıp ona buna domaltıyorsun.


Ahh sanırım yaşlanmaktan çok korkuyorum. Düşünsene gençliğinde bi sikim olamamış biri yaşlanınca ne hallere düşecek. Bazen sokakta yatıp kalkan şarapçıları görüyorum. Üstü başı çamur içinde ama elinde şarap şişesi eksik olmuyor. Acaba ayık olmak canlarını yaktığı için mi sürekli sarhoşlar diye düşünmeden edemem. Kimbilir belki ayık olmak, sadece canlarını yakmıyordur, ayık olmak bedenlerini de görünmeyen alevler için cayır cayır yakıyordur ve onlarda; daha az acı çekmek için sürekli sarhoş olmayı seçiyorlardır.


Ben böyle düşüncelere dalmışken yaşlı adam kafasından aşşağı tas tas su dökmeye başladı. Su dökme işi bitince bana dönüp baktı. Bende "istersen şuraya geç ve rahat ol" dedim. O da yok böyle iyi dedi ve sabunu alıp götünü sabunlayıp kenara bıraktı. Sonra da götünü hafifçe kaldırıp bana doğru döndü ve göt deliğini okşamaya başladı. O sırada onu her ne kadar çirkin bulduğumu kendi kendime söyleyip sakin kalsamda, sikim benden farklı düşünüyor olmalıydıki çoktan şahlanmıştı bile. Onun göt deliğini parmaklası eşliğinde sikimi çıkarıp asıldım ve onun "waw çok güzel" gibi sözleri eşliğinde boşalıp, ardından da hemen bir iki tas su dökünüp o bölümden çıktım. Çünkü osbir çekmeseydim, adamın yaşlı başlı haline bakmadan kesin onu sikerdim. Hamamın ortasındaki taşın üzerine uzanıp biraz dinlendim ve sonra keseciyi çağırdım. Güzel bi kese attırdıktan sonra suyun altında günahlarımdan arınırcasına defalarca yıkandım ve rahatlayınca çıkıp eve geldim. Şimdiyse; "yaşlanınca ne olacak bana" diye düşünmekle meşgulum. Böyle düşündüğüm zamanlarda "acaba olgunlardan hoşlanıyor oluşumun nedeni; yaşlanmaktan korkuyor oluşum mu?" diye düşünmeden edemiyorum. Çünkü her na kadar zamana hükmedemiyor olsan bile, zamanın eskittiği birine hükmedebiliyorsun.

3 Ocak 2012

Bokum gibisin. Her yemekten sonra rengin değişsede kokun hep aynı iğrençlikte.

Her yıl olduğu gibi bu yılda yeni yıla götümü devirip osurarak girdim. Sonrasında da bilmem kaçta uyuya kalmışım. Gece bi ara bi gürültüyle uyandımki, mahallede kavga var. Genç'lerden biri sokaktan geçen bi arabaya kızıp durdurmuş ve neresinden çıkardığı bilinmeyen bi bıçağı tutup arabanın tekerleğine saplamış. Sonra arabadaki 3-5 kişide inip kavga etmeye başlamışlar. Sonra bağrış çağrışla beraber apartmanlardan herkes dışarı fırlamış tabii. Bende herkes gibi olduğum için, onlar gibi pencereden bakınıp durdum. Bağıranlar çoğunlukta kadınlardı. Erkekler ise daha çok yumruklarla konuşuyorlardı. Bağıran her kadına karşılık, diğer pencerelerden de 3 kafa uzanıyordı ve her çığlığa karşılık erkekler daha bi aşka gelip yumruklaşıyorlardı. Yaklaşık bir saat süren kavga sonrasında mahalle ana baba gününe döndü ve sonra baktım olacağı yok, kavga bitecek gibi değil, gidip bi peçeteyi parça pinçik edip kulaklarıma tıkadım, çoraplarımdan ikisini de birbirine bağlayıp başımın etrafında geçirip peçeteleri kulaklarıma iyice sıkıştırarak tekrar battaniyenin altına girdim. Ellerim isteksizde olsam sikimi avuçladı, sokaktaki bağrış çağrış arasında bende evde osbir çekerek bağıra çağıra boşaldım ve sonrasını hatırlamıyorum, çünkü uyuya kalmışım.

Sabah bi ara üst üste gelen mesaj sesleriyle uyanıp uyanıp uykuya daldım tekrar. Sonra bi ara inatla çalan telefonla uykum iyice kaçtı ve o sırada yastığın üzerindeki çorapları görünce dün geceki olayı anımsadım. Telefona en baygın sesimle "alo" deyince karşı tarafta ihtiyarın sesini duydum. "Ne yapıyorsun?"la başlayan konuşma, benim ses tonumun aralarda istemeden heyecanlandığım için değişip durmasıyla devam etti.
Meğer beyfendi dün gece arkadaşlarının ısrarıyla dışarı çıkmış ve eğlence sabaha karşı son bulunca da soluğu kadıköy'de bi otelde almışlar. Oysa dün akşam attığı "mutlu yıllar" mesajı sonrasında "ne yapıyorsun?" dediğimde "evdeyim. çok yorgunum, uyucam. iyi seneler" demişti. Şimdi ise beni aramasının tek nedeni kaldığı otele gelip onunla sevişmemmiş. Sonra bissürü ısrarın ardından "işim falan var, dışarı çıkamam" deyip kapadım telefonu. Oturdum yatağa ve telefona gelen mesajları okumaya başladım. Hepsi de ihtiyardan gelmişti. Meğer benimle aşna fişna yapmak için fırsat bu fırsat deyip mesaj atmış. Mesajların ilki "naber"di, 15 dakika sonra gelen mesaj "seninle konuşmam lazım, buluşalım mı?"ydı, bu mesajdan 17 dakika sonra gelen mesaj ise "bana küstün mü?"ydü, bundan sonraki mesaj ise 10 dakika sonra gelmişti ve onda da "seninle konuşmam gereken çok önemli bir konu var, lütfen buluşalım"dı. Sonrasında ki mesajlar da yine böyle bunlar gibiydi. Hepsinde "buluşalım, neden cevap vermiyorsun, bana küstünmü" bla bla bla'ydı

Oysa sadece uyuyordum ve bu yüzden mesajlarına cevap verememiştim. Ama iyiki de uyuya kalmışım. Yoksa kesin "önemli bir şey konuşmam lazım" mesajını görür görmez cevap verirdim ve nerde olursa olsun, hatta anasının ammında bile olsa kalkıp giderdim.

Ama telefonda utanmadan "yaa dün gece arkadaşlar ısrar edince dayanamadım bende, dışarı çıktım. gece geç olunca da otele geldik, fırsat bu fırsat sende gelsene akşama kadar yatarız" dedi ya, öyle bi sinir oldumki piçe anlatamam. Böyle kafasını tutup, ağzı açıkken götüme sokmak istedim. O an yanımda olsa boğazına yapışıp bi kaşık suda boğmak istedim..

Neyse siktir et hafız. Adam beni girecek bi delik, yada deliğine girecek bi sik olarak yalnız gördüğü müddetçe pek yüz vermemeliyim. Böyle uyuya kalmış olmak da güzel oldu. Bundan sonra kendisi ararsa arasın amenna, ama ben aramamak, sormamak konusunda bi müddet daha kararlıyım. Böyle davranırsam, herkes gibi o'da hayatımdan sessizce siktir olup gider.

2 Ocak 2012

..bi' şey.



bazen sadece benim ol istiyorum, tıpkı kaşım gibi, gözüm gibi, dudağım gibi, dilim gibi bir parçam ol. sensiz bi boka yaramıyım.
dışardan bakıldığında sensiz hep eksik olduğum, hep kusurlu olduğum belli olsun istiyorum.

bazen sadece benim ol istiyorum, her yanım ol istiyorum. tıpkı doğu gibi, batı gibi, aşağı gibi, yukarı gibi. sağım gibi solum gibi..


bazen sadece senin olayım istiyorum. tıpkı kaşın gibi, gözün gibi, dudağın gibi, dilin gibi bir parçan olayım istiyorum. bensiz bi boka yarama istiyorum.
dışardan bakıldığında bensiz olduğun için hep eksik olduğun, kusurlu olduğun belli olsun istiyorum.

bazen sadece senin olayım istiyorum, batı'n, doğu'n, aşağı'n, yukarı'n, sağ'ın, sol'un gibi.

bazen sadece birbirimizin olalım istiyorum. kaşlarımız gibi, gözlerimiz gibi, dudaklarımız gibi.

bazen birbirimizin olalım istiyorum. sen doğu'm ol, ben batı'n, sen aşağı'm ol, ben yukarı'n, sen sağ'ım ol, ben sol'un.
bazen sadece birbirimizin bi şeyleri olalım istiyorum, mesela sen üst dudağım ol, ben alt dudağın, sen kaşım ol, ben gözün gibi.
bazen sadece biz olalım istiyorum. hayatımızda sen ve ben gibi iki kelime hiç olmadan.

bazen birbirimizin olmadığımız için hiç bi boka yaramamaktansa, birbirimizin boku olalım istiyorum.