Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

4 Eylül 2012

nööörüyon

Selam canım, selam aşkım, selam dünya, selam aleyküm sevgili allahım.
Bu aralar mutluyum ya, o yüzden böyle saçma sapan girişler yapıyorum. Aslında önceki yazılarımda pek akıllı işi değiller ya neyse. Ya bide nedense yazacak pek bi şey bulamıyorum. Biliyorum biliyorum zaten sizde oralarda işinizi gücünüzü bırakıp, benim neden artık eskisi gibi sık saçmalamadığımı merak ediyorsunuzdur. Hatta merakınızdan çatur çutur çatlıyorsunuzdur, ama ne yapalım bitanelerim, hüzün olmayınca, mutluluk tek başına yazmaya karşı koyuyor. Böyle klavyenin başına geldiğinde harflere yabancılaşıyorsun, elinde mouse ile bi o yana, bi bu yana gidip gidip geliyorsun. İnan mutluluk böyle bir şey oluyor. Yani mutluluk yazmaya engel olmaktan başka bir şey yapmıyor. Çünkü hüzün insanın sadece ammına koyuyor ve insan ammına koyulunca yazmaktan kendini alamıyor..

Aslında sadece mutluluk değil, öküz herif bana yerleştiğinden bu yana bende pek bilgisayarı açmıyorum. Ay pardon "bana yerleştiğinden" değil, benim eve yerleştiğinden bu yana diyecektim. (Bana yerleştiğinden bu yana dediğimde aklınıza yarak kürek geliyor, o yüzden düzeltme gereği duydum.)
Ha ne diyodum, öküz herif bana yerleştiğinden bu yana o evdeyken bilgisayarı pek açmıyoruz. Daha doğrusu açıyoruz da, o benim blog işini bilmediği için, ben de hesabıma giriş yapamıyorum. Genelde facebook ana sayfada milletin fotoğraflarına bakıyoruz veya diğer sayfalarda gezinip duruyoruz. Bide film izliyoruz. Evet porno film izliyoruz. Eee ne yapalım, oturup pepe izleyecek değiliz ya. Neyse zaten porno filmlerdeki her türlü aktraksiyonları gerçekleştire gerçekleştire ikimizin de midesi bulanmaya başladı ve bu aralar böyle bol ödüllü ve kenarda köşede kalmış, izlenilmeyen biraz sanatsal filmleri falan aramaya başladık ve bulup bulup izliyoruz çok şükür.

Ya onu bunu boş ver de, aslında ben blogdan ona bahsetsem mi diye, ciddi ciddi düşünmüyor değilim. Çünkü bazen mailimi açık unutuyorum ve o an, o girip blogu görecek diye ödüm götüme karışıyor. O anlarda hemen bilgisayarın ekranını kapatıp "üfff boş ver şunu" deyip dudağına yapışıyorum. Ama bi gün fena yakalanıcam ondan da korkmuyor değilim. Hani blogu anlatmamamın nedeni de, ilk zamanlar "ya anlatıp da ne yapcam" diyordum, şimdi ise sanki gizli saklı bir iş çeviriyor muşum gibi hissettiğim için söyleme gereği duyuyorum. Çünkü yarın öbür gün kendisi öğrenirse "sen niye daha önce bana söylemedin" deyip ağzıma sıçacağından korkuyorum. Yani sıçmasa bile, bir sürü tantana olacak ve ben tantanayı sevmiyorum.

Bide aslında söylemememin nedenlerinden biri de bu blogu yattığım insanların çetelesini tutar gibi tutmamdan kaynaklanıyor. Yani düşünsene adama "aşkım bak ben blog yazıyorum" diycem ve o da "afferin aşkitoma" deyip blogu bi açacakki; az önce tanıştığım  adamların götüne dil atmalarımı, onun bunu altına yatıp saatlerce çıkmama hikayelerimi okuyacak ve işte o zaman kıyamet kopacak. Hayır yani günahsız biri olmadığımı o da biliyor, ama böyle yazılı olup bi kenarda okunabilecek tarzda durunca da, insanın karşısında en masum kişi bile olsa, bu yazılanlar kişiyi irrite ediyor, hemen önyargılı yaklaşmasına sebep oluyor. Hatta bunların hepsini geç, düşünsene ben burda adama etmediğim küfür kalmamış ve buna rağmen karşısına çıkıp bu blogdan bahsedersem ve o da gelip küfürleri görürse ayıp olur, ahlaksızlık olur, yüzsüzlük olur. O yüzden karar verdim bu blogdan onun haberi olmayacak, bende böyle rahat rahat iç dökme, ağıt yakma, komşuya gidip dert anlatmak gibi emellerimi burda gerçekleştirmeye devam edeceğim, tek fark komşu söylediklerimin hepsini yazılı tutacak ve her ayrıntısına kadar bildiği için de, bu durum gelecekte, geçmişe dönüp bakıldığı zaman irrite edecek, nefret uyandıracak, mide bulandıracak, ecek, acak cek cak cuk..

Onun dışında evde yemekleri o yapıyor. Zaten, benim her sabah sucuklu veya patatesli yumurta kızartmamdan, her akşam ise; menemen veya çubuk makarna yapmamdan bıkmıştık. Yemekleri o yaptığı için ben de; bulaşıkları, çamaşırları yıkayıp ve evi temizliyorum.

Temizlik dediğim de; işte haftada bi defa evi paspaslıyorum o kadar. Zaten fazla temizlik hastası değilim. Çünkü "insan biraz pislik içinde yaşamalı ki, vücüdu mikroplara karşı dirençli olsun" diye düşünüyorum ve böyle yaşayıp giderken de gayet sağlıklıyım.
Sağlık dedim de cidden çok fazla hasta olmam, ama hasta olduğumda da sağlam hasta olurum ve hatta ölecek gibi olurum. En son geçen aylarda ölecek gibi 2 haftalığına hasta olmuştum ve o hastalık anında artık kendimde olduğum her an, siktiğim götler ve yediğim yarraklar için allahtan beni affetmesini dileyip, sonrasında da innaateyna kelkevser ve fatiha sürelerini okuyup, ardından da "eşhedüennaaaa ilaheillallah we eşhedüenna muhammedünresullullah" deyip, derin bi nefes alıp "allahım ben ettim sen etme" diyerek zikir yapıyordum.
Hasta olduğum zaman çok iyi biri oluyorum. Bu dünyanın barış ve kardeşlikle dolmasını arzuluyorum. Hasta olmadığımda ise, dünya sikimde bile olmuyor ya neyse. dur burayı atlıyım.
Evin temizlik konusuna öküz herif'de bi ara çok takmıştı. Sonra onu "ya öfff bugün temizleyince yarın yine kirleniyor" gibi basit maymun zekasına sahip cümlelerimi kurup ikna etmiştim. Bu gibi cümlelerimde bir kaç gün idare ettim. Ama geçen yine dayanamadı ve yine "şurası pis, burası pis, bu toz toprak içinde bi gün ölücez" falan deyince, biz de temizlik konusunda kavga ettik. Tabii kavga esnasında tepemin tası atınca, bende dayanamayıp "ööööfff yeter be, burda hizmetçin yok, madem şikayetçisin al kendin temizle" dedim ve o da bi an donup kaldıktan sonra, kalkıp temizlik yaptı. Valla ellerine sağlık, gayet de iyi temizlik yaptı. Her taraf pırıl pırıl oldu. Ağzını açıp gıkını da çıkarmadı.
Zaten hayat felfesefem budur; bir şeyden şikayetçiysen kalk kendin yap, yapmayacaksan kes sesini ve yalovaya devam et.
Bir şey yapmayan ve bir şey yapmadığı yetmezmiş gibi sürekli her şeyi eleştiren insanlardan nefret ediyorum. Lan amcıklar madem şikayetçisiniz, kalkın kendiniz daha iyisini yapın, ama yok iyisini yapamıyorsanız sik gibi de ötüp durmayın.
Neyse anacıklarım, çok uzattım kısa kesiyim. Bir sonraki amaçsız, bomboş yazıya kadar siz de kendinzie çok çok çok iyi bakın. Görüşmek dileğiyle baybay.

3 yorum:

beygirniyazi dedi ki...

benim tezimi biliyorsun, iki erkek arasında bu blog sır olamaz, sen iyi bir adamsın, ne var yazdıklarında, biz seni hep ruh ikizini arayan saf yürekli bir hayat erkeği olarak sevdik, o da sever. önce sen şu öküzherif ismini bir değiştirsen. :))

hem anladığım o senin twitter hesabını da bilmiyor. yolun uzun. :)

Godless turtle dedi ki...

söylememekle iyi yapıyorsun bence :)

beygirniyazi dedi ki...

nördün?