Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

10 Ağustos 2012

kelebek etsiki. ayy çok pardon "kelebek etkisi" diycektim

Öküz Herif'le yolun sonuna geldik. Nihayet bitti yol. Artık bende kalıyor. Bende derken, bildiğin bende kalıyor. Yani aynı kokuşmuş yatakta uzanıp, aynı kirli yastığa baş koyuyoruz. Aynı kurumuş spermli çarşafı üzerimize örtüp uyumaya çalışıyoruz.
Uyumaya çalışıyoruz ama nafile. Çünkü her gece kavga eder gibi sevişmekten yorgun düşüp uyuya kalmış oluyoruz. Sabah uyandığımızda da, gözler şiş bi şekilde aklımıza aynı soru geliyor "dün gece en son kim kimi öptü?" ama soru cevapsız bir şekilde havada asılı kalıyor. Çünkü hatırlamıyoruz.

Sabahları etrafta geceden kalma prezervatifleri toplarken sadece gülüyoruz. Gülmek bence çok güzel bi şey, neden çok sık yapmadığımız konusunda bi fikrim yok. Ama bence çok sık gülmeliyiz. Hatta bundan sonra mutsuzken bile gülmeliyiz. Yani zararı yok, varsın deli desinler, tüm akıllılara inat sürekli gülmeliyiz.

Sanırım artık bende kaldığından dolayı olsa gerek, kavgalarımız yok oldu. Kaç gündür hiç kavga etmiyoruz ve sanırım bu beni rahatsız ediyor. Yani arada bazen kavga etmeli, birbirimizin ağzına sıçmalıyız diye düşünüyorum. Çünkü ben kavgasız yaşayamam. Benim her şeyle kavga etmeye alışkın paçoz bir ruhum var.  Hem zaten mutluluk da pek alışkın olduğum bir şey değil. Daha önce çok denedim, üzerimde güzel durmuyor. Mutluluk bana yakışmıyor ve aslında doğrusunu sölemek gerekirse, mutluluk beni sadece korkutuyor..

Yol bitti dedimya, aslında yeni bir yola girdik gibi geliyor bana. Yani ne yapcaz ki bundan sonra? Nasıl geçecek hayatımız? Ağız kokumuzu her gece bu kadar iştahlı bir şekilde çekecek miyiz içimize? Gecenin bi yarısı uyanıp saatlerdir sevişmeyenlerin ta kendisi değilmişiz gibi, ilk defa öpüşecekmişiz gibi, yeniden öpüşmeye başlayacak mıyız? Sanki tüm bu güzellikler, yakında biter gibime geliyor. Sanki bıkıcaz birbirimizden ve sokağa yeni bedenler aramaya çıkıcaz diye korkuyorum. Ama tüm korkularıma rağmen sınırsızca içimizde gidip geliyoruz. Dilimizle dokunmadık yerimiz kalmadı. Ne olacak bundan sonra, bilen var mı?


Ben ona öküz herif diyorum ya, o da bana bi isim taktı. Ona göre "kelebek" gibiymişim ve bu yüzden bana "kelebek" diyor. Hep dalga geçiyor ama olsun. Bu sabah beni "hadi aşk kelebeğim, romantik kelebeğim kalk, park'a papatya falı bakmaya gidiyoruz" diye kaldırdı. Salak işte. Güldürdü beni. Sonra da saxo çekti, yanıma uzandı ve biraz öpüştük. Öpüşmeden sonra başımı bacak arasına sokup biraz nefessiz kalmaya çalıştım. O ise, o an "burnuna osuruyum da gör" dedi ve ben başımı çektim. Gülüp "niye kaçıyorsunki, gece boyunca sen osurup durdun, ben hiç de şikayetçi olmadım, çektim içime ohhh missss gibi" dedi. Salak işte kızdırmak için yapıyor bunları.


Sahi ne yapıyoruz böyle? Niye tuhaflaştık ki? Neden her gece uyanıp birbirimizi izliyoruz?
Birini uyurken izlemek neden bu kadar güzel? Senin olduğunu bildiğin birinin başını okşamak, insana; kendisini o an neden tanrıymış gibi bir his yaşattırıyor ki? hıh saçma işte. Oysa tanrı değiliz ve nefes aldığımız müddetçe olamayacağız da. Çünkü nefes alıyoruz.

Sahi aslında "bugüne kadar sizsiz yaşamış birinin, bundan sonra sadece sizin olabileceği fikri"ne neden bu kadar kolay kapılıyoruz ki? Ya yarın sensiz yaşamaya başlarsa, ya sen de onsuz yaşamaya başlarsan ne olacak? Tüm bunların adı değişecek mi?

İşte böyle yani. Artık aynı evde yaşıyoruz. Aynı tuvalete sıçıp, aynı duşa giriyoruz. Ayrı ayrı yıkanmadık henüz ve doğrusu, sanki; ayrı ayrı yıkandığımız ilk anda, aramıza mesafe girecekmiş gibi hissediyorum. Sanki hep aynı anda duşa girmeli ve aynı anda çıkmalıyız gibime geliyor. Sahi niye tuhaflaştım ben. sahi neler oluyor bana, yoksa ben gerçekten bir kelebek miyim?

5 yorum:

İçimdekigay dedi ki...

Güzel gitmesine çok sevindim. Maşallah...KOrkularına gelince bende, herşey yolunda gidince birşeyler yada birileri hayatımın en güzel yerinde çomak sokacak diye korkuyorum sanırım.Bu yüzden sorun çıkarıyorum en azından sürekli kavga gürültü olunca bittiğinde ''zaten anlaşamıyorduk, belliydi böyle olacağı deyip kendimi kolay teselli ediyorum...

Gay Panda dedi ki...

yavrum ""Sahi aslında "bugüne kadar sizsiz yaşamış birinin, bundan sonra sadece sizin olabileceği fikri"ne neden bu kadar kolay kapılıyoruz ki? Ya yarın sensiz yaşamaya başlarsa, ya sen de onsuz yaşamaya başlarsan ne olacak? Tüm bunların adı değişecek mi?"" bu lafınla beni benden aldın tebrik ediyorum ;) çok doğru bi laf arada aklıma geliyo sorguluyorum ama arada da karşı çıkıyorum buna. akışına bırak sen de bu kadar kasarsan kendine edersin sıkıntıyı ;)

AnormalGenc dedi ki...

sen kelebek misin bilemem ama ufaktan içinde kelebekler canlanıyor gibime geldi. Sen o adama alışıyorsun ve varlığını benimsiyorsun. sonunda ağzına sıçılmazsa iyidir.

balçık dedi ki...

ya ne guzel yazmissin allam o kadan ozeniyorum ki suan sana anlatamam ANLATAMAM! ama tu tu tu nazarlar degmesin. korma ayrica, at onlari sal SAL hemen !

Adsız dedi ki...

bir diyarda fakir bir anneyle çocuğu yaşarmış. bir gün çocuk annesine mutluluk nedir diye sormuş, annesi de eve aldığımız zeytinin çekirdeği olmasıdır demiş. fakirlikten pek zeytin alamazlarmış ama her aldıklarında da zeytinler çekirdekli çıkarmış. çocuk da her zeytin alışlarında önce heyecanlanır sonra çekirdeği görünce deliler gibi mutlu olurmuş. sonra çocuk büyümüş, işi gücü derken hali vakti yerine gelmiş, kimsenin anlamadığı bir şekilde hep gülen mutlu, sevecen bir adam olmuş, evlenmiş sonra. bir gün karısı buna nasıl hep bu kadar mutlu olabildiğini sormuş, adam da deli misin bu sorulur mu, her gün zeytin yiyebiliyoruz ve hepsi çekirdekli çıkıyor demiş. yani diyeceğim o ki, mutluluğu biz tanımlarız, kişisel olarak, bizi mutlu eden şeyler bir başkasının önemsemeyeceği hatta farkında dahi olmadığı şeyler olabilir. ben mutluluğu tanımlamadığımızı belki yanlış tanımladığımızı düşünüyorum. mutluluk ne, o kadar bilmiyoruz ki, tanımıyoruz geldiğinde. artık bizimle olduğunu anlamamızla beraber ne kadar kalır/kalacak mı diye korkmaya başlıyoruz. endişeyle özdeşleşiyor bir süre sonra. özünden sıyrılıyor ve kaybolup gidiyor. umarım bu sefer uzun zamandır tekrar dönüp sana yapışmasını beklediğin bir parçanmışçasına ona sarılıp bırakmazsın, sevgilerimle..