Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

9 Temmuz 2012

İnsan ayrılmayı kafasına koyunca, bahaneler başucunda bitiyor.

Bu aralar öküz herif'in nesine bitiyorum adında düşünceler alıp götürüyor beni. Böyle sebepsiz, nedensiz dalgınlıklarım başgösterdi. Ya da bilmiyorum işte sevilince şımarıyorum, götüm kalkıyor. Gerçi sevilip sevilmediğimi de bilmiyorum. Sadece işte geçen ben onu "ya biz niye sürekli buluşuyoruzki, seni siken kimseyi bulamadığın için mi benimle buluşuyorsun, benim götümden başka elleyebileceğin göt olmadığı için mi bana selam çakıyorsun?" diye sorduktan sonra onun ağzından zorlama bir "seni seviyorum" çıkmıştı ve ben bununla bir kaç gün idare etmiştim. Ama bunu da sırf ben onu sıkıştırdığım için söylemişti. Yani sipariş vermiştim ve siparişim zamanında gelmişti o kadar. Zaten bunun başka bi açıklaması yoktu ve bende kendimi boşu boşuna kandırmamalıyım. Çünkü onu çoğunlukla arayan kişi sadece benim, peşinde koşan sadece benim ve bulduğu ilk fırsatta ona dokunup öpen de, benden başkası değil. Ufak bir şey olduğu zamansa bana "öff arabeskleştin yine" diye söylenip, götüm götüm uzaklaşan da ondan başkası değil. 
Durum böyle olunca da olmuyor işte, sipariş verir gibi ilişki yaşamaya kalkışınca her şeyde bir eksiklik, her şeyde bir yapaylık, her şeyde; buram buram az sonra bitecek hissi yaşıyorsun.

Dün de buluştuk yine. Üstelik saatlerce onu bekledim. Hani beklediğime değiyor diye düşündüm onun için. Çünkü hayatımda beklediğime değecek biri hiç girmedi, ya da ben öyle bir his yaşamadım. Bimiyorum yani, yok işte. Ama onu bekledim, saatlerce bekledim. Hadi yalan olmasın 6 saat kadar bekledim. Sonra o geldi ve 15 dakika sonra da "off çok yorgunum eve gideceğim" dedi. İşte böyle.

Orospuçocuğunu ben 6 saat bekledim ve ama o geldikten 15 dakika sonra kalkıp anasının ammına gitti. Hiç bir şey demedim. Demeye hakkım olduğunu da düşünmüyorum zaten. Çünkü bundan 3 yıl önce entel bi arkadaşım bana "birini sevdiğini çok belli etme, sakın sakın onu her haliyle kabullendiğini açıkça söyleme. yoksa ağzına sıçar, ağzın dolu olduğu için konuşamazsın, cümlelerin içinde kalır" demişti ve ben ona gülüp "hahaha siz enteller sevdiğinize, seni seviyorumları ekmek kırıntısı gibi verip, doymasını bekliyorsunuz. sevdikleriniz aç bi şekilde etrafta dolanınca da "ama ben seni seviyordum" diye salak salak sayıklayıp duruyorsunuz" diye dalga geçmiştim, o da gülüp "öyle değil işte. neyse sen kafana göre takıl. nasılsa bi gün anlarsın beni" demişti. Şimdi onun ne dediğini çok daha iyi anlıyorum. Çünkü birini ilgiye doyurduğun zaman, senden kaçıyor. Senin, onda değerin; onun sikinin etrafındaki kıl kadar bile olmuyor.

4 yorum:

dedimdi dedi ki...

bazı insanlar onun gibi, gerçekten öyle. sadece budur belki sebebi.

NarÇelen dedi ki...

hissettiklerini kendine saklayacaksan ne anlamı var ki hissetmenin?
ha o kendini görmez o değere, kaldıramaz. o da varsın onun problemi olsun..

fiLmmAniA dedi ki...

kimseye hak ettiğinden fazla değer vermeyeceksin, de kim ne kadar hak ediyo bi bilebilsek!

Hayat_Erkegi dedi ki...

@filmmania aynen, aynen, aynen