Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

27 Temmuz 2012

hoş geldin ramazan

Benim, zaten oruç tutmadığım zamanlarda da ağzıma yaraktan başka doğru dürüst bir şey girmiyor, ama şimdi bu yetmezmiş gibi bide oruç tutmaya kalkınca hepten zayıfladım, bi deri bi kemiğe döndüm valla. Hele bir de bu sıcak havalar da üstüme üstüme gelince, oooh zayıflaya zayıflaya istenmeyen tüy olup çıkıcam yeminlen. Zaten yakında adımı değiştirmeyi de düşünmüyor değilim..

Oruç dedim de, çalıştığım bu koca işhanı'nda ben ve güzel bir kız dışında oruç tutan yok. Bu yüzden han sakinlerinin oruç tutmamalarına rağmen de, bize güya saygı duyduklarını söylüyorlar ve yanımızda da pek bir şey yememeye çalışıyorlar. Ama bence bu halleri aşırı komik duruyor. Ya da en azından benim bakış açıma göre komik ve acınası. Çünkü onlar için orucun anlamı "sadece oruçlunun yanında bir şey yiyip, içmemekten ibaret" yani çok düz ve aşırı sığ. Üstelik nasılki yemek yiyene saygı diye bir şey yoksa, oruç tutana saygı diye de diye bir şey yok. Bunu da götünüzden uydurmayın. Öte yandan; oruç tutmayanların, oruç tutanlara "sana saygı duyuyorum ve senin yanında bir şey yemiyorum" adlı içinde gizli "gösteriş, lütüfkarlık, büyüklük" söylemlerinin neden bana aşırı komik geldiğine gelince:
Hatırlıyorum da ben küçükken evden ekmek falan çalar, götürüp mahallenin ortasında sokakta, cadde de yerdim. Sonra bizimkiler beni böyle elinde ekmek harul hurul yerken gördükleri anda da, eve götürüp tertemiz döverlerdi. Ama bu dövmelerin nedeni "evden ekmek çalmam" değildi.
Nedeni "ben sokakta, mahallede diğer çocukların karşısında harul hurul ekmek yerken, onların bana bakmaları ve ardından evlerine koşturup annelerinden ekmek istemeleri ve sonrasında da bazı annelerin, evde çocuklarının ellerine tutuşturacak bi parça kuru ekmek bile bulamamalarıydı"
Cidden de olmazdı. Çünkü mahallemiz şehrin en fakir mahallelerinden biriydi ve mahallemizin erkekleri hamallık yaparak, kadınları ise (annem gibi) günün sonunda çarşı da pazarda satılmayan ezik meyve sebzeleri toplayarak eve bir şeyler getirmeye çalışırlardı. Erkekler bazen günlerce iş bulamazlardı ve bu arada eve de ekmek getiremezlerdi. Kadınlarda her gün pazara gidemezlerdi, çünkü çöpe atılmış ezik sebze meyveler dahi, birilerinindi ve bir kadın için kovulmak, siktir çekilmek her zaman boş verilebilecek bir durum değildi. Hem varsın o gün evde yiyecek bir şey olmasındı. Bugün siktir çekilmeyen bi gün olsun da yeter bize..

Sonuç olarak işte böyle yaşıyordu mahalleli. E tabi eve ekmek gelmeyince, herkes komşusundan ödünç bir ekmek, iki ekmek alır o günü geçirmeye çalışırlardı. Bizde de bazen ekmek olmazdı ve o, ekmek olmayan anlarda ablamlar beni, akşam yemeğiyle beraber yemek için komşudan ödünç bi ekmek almaya yollarlardı. Bi ekmekle bütün ev ahalisi sofranın başına torur, çürük sebzelerden yapılma enfis yemekleri kaşıklaya kaşıklaya yerdik, ama ekmek bi türlü bitmezdi. Bu durum hep böyle olurdu. Taaa ki, eve bi torba un alabilecek parayı ilk denkleştirebileceğimiz ana kadar devam ederdi. Bi torba un alınınca tandıra koşulur, ekmekler yapılır, konu komşudan borç alınan ekmekler binbir teşekkür edilerek verilirdi.
Neyse işte konuyu çok dağıttım, tekrar dönecek olursam;
Yani konu; oruçlunun yanında bir şey yemek veya yememek olacak kadar basit ve sığ değil. Yiyeceksen her zaman ye. Ama "oruçlunun yanında bir şey yemem ben" deme zırvalıklarına girme benle. Çünkü konunun sadece müslüman olmakla alakası yok. İstersen yahudi ol, istersen hristiyan ol, istersen budist ol, istersen ateist ol, istersen zıkkımın kökü ol. Yani ne olursan ol, ama bir başkasının önünde, eskilerin deyişiyle "taam" yeme kabalığında bulunma. Çünkü istediği an, istediğini yeme imkanı olan var, imkanı olmayan var. Bunu sen adamın üstüne başına bakarak anlayamazsın da, bu üst başla ilgili bir konu da değildir. Çünkü anlık bir kul hakkının kişinin üstüne geçmesi söz konusudur. "taam" konusunda hep söylenilen "göz hakkı" dedikleri de böyledir.
İşte konu budur. Yani insanlar oruç'a basit bakıyorlar. Oysa oruç sadece bir şeyler yememe, içmeme veya oruçlunun yanında bir şeyler yememe içmeme ayı değil. Oruç toplumsal bir terbiye davetidir. Yoksa allahın oruç'a ihtiyacı yok, namaza ihtiyacı yok. Zaten bence allah'ın, kulundan gelecek bir "istek"den başka hiçbi şeye de ihtiyacı yok. Allah, tuttuğumuz oruçları ne yapacak ki? Bunu düşünsene. Zaten olaya allah orucumuzu kabul etsin anlamında bakıyorsan, oruç tutup tutmaman, oruçlunun yanında bir şey yiyip içmemen çok da kaale alınacak, alınması gereken bir şey değil. (neyse çok uzadı. kısa kesiyim bunu; ben allaha böyle inanıyorum)

Neyse işte, dün işhanından onca kişi toplanıp iftara gittik. Bunlar "ezan okunmadan bizde yemeyiz" diye tutturunca hepten iyice mala döndüm. Lan "salaklar akşama kadar yiyip içtiniz de, şimdi ne diye yemiyorsunuz" diye söylendiysem de kimse beni takmadı. Zaten oruç tutmayanların neden iftar saatlerine uyduklarını, neden iftar daveti verdiklerini de anlamış değilim. Koca sofrada 1 oruçlu adamın olması durumu; büyük bir saçmalıktan, daveti veren kişinin kabalığından, görgüsüzlüğünden, gösteriş merakından başka da bir şey değil.
Neymiş efendim oruçluya saygı duyacaklarmış da, mış mış da mış mış. E oruçlu oruçlu siktirtme belanı göt oğlanı. Saygı dediğin şey böyle mi oluyo amcık. Her zaman nasıl yiyip işiyorsan, yine öyle yiyip içeceksin. Ha işin piçliğine kaçıp vicdanını rahatlatıp kendini kandırmak istiyorsan o ayrı tabii. Ama en azından kendine karşı dürüst ol. Çünkü insan kendisinden başkasını kandıramıyor.
Hem benim gibi gerizealı biri bile bunu anlayabilirken, allah salak mı lan? senin niyetini anlamıyor mu, bilmiyor mu? gerizekalı.

Bide onlar böyle "yok oruçluya saygı duyarım" deyip bi şey yemiyorlar ya, bazen içimden "lan ipne olduğumu söylesem yine saygı duyacaklar mı?" diye de düşünmüyor değilim. Ama işte söylemeye korkuyorum. Çünkü onların bu yapay, kaba, saçma sapan yaşayış tarzlarından nefret ediyorum. Bence insan günah işleyecekse bile "evet günahsa benim günahım diyebilmeli" ve hayatını böyle yaşamalı. En azından buna cesareti olmalı. Yoksa kendini bu küçük oyunlarla kandırmaya kalkışmamalı.
Bence allah, öte tarafta; bizim bu basit küçük beyinlerimize göre günah olarak ilan edilmiş dünyevi arzularla hiç ilgilenmeyecek ve bunların hepsine gülüp geçecek. Biz de allah'ın bu kahkahası kaşılığında göt olup kalcaz. Çünkü ben allah'ın sadece kul hakkıyla ilgilendiğini düşünenlerdenim. Gerisi fasa fiso.

Neyse işte. Az önce yukarda "bunlara ibne olduğumu açıklasam saygı duyarlar mı acaba?" dedim ya, hah işte neden söyleyemiyorum onu açayım biraz;
Geçenlerde işhanın diğer esnaflarıyla dışarda oturmuş, yoldan geçen karıya kıza laf atarlarken bi kaçının ağzını araladım. 2 tanesi koyu homofobik çıktı. Diğerleri de mecburi bir ağız alışkanlığıyla "ya ben saygı duyarım ama sevmem ipneleri" falan deselerde, biliyorumki tenhada yakalasalar ipne mibne demez, bağırta bağırta siktikten sonra da kafalarına bir el ateş edip, bok çukuruna atmaya kalkışırlar. İşte böyle insanların arasında yaşıyorum. ıyyy kendimden iğrendim..

Neyse dur kendimden iğrenmeye sonra devam ederim. Şimdi bu işhan'daki herkes bi yana, diğer 2 koyu homofobik ise bambaşka bi yana. Üstelik koyu homofobik oldukları yetmezmiş gibi, koyu atatürkçü de çıkmazlar mı? He hey yavrum adamlar tek başına kanser nedeni. Neymiş efendim "ellerinde olsa bu başörtülüler türkiye cumhuriyeti'ni hemen yok edeceklermiş de, zaten onların hepsi baskı altında takıyorlarmış"da, "başörtüsünü şöyle takanların niyetleri şeriatı getirmekmiş, başörtüsünü böyle takanların amaçları da bu ülkede birlik ve beraberlik içinde yaşamakmış" falan da filan da. Ulan amcamın karısı başörtüsü takıyor yeminlen, o kadın bu ülkeyi ele geçirmek istemiyor. Tek istediği şey çarşıya çıktığında herkes ona ters ters bakmasın yeter. Başka bir şey istemiyor.
Hem ona ters ters bakıldığında, kadının o an neler hissettiğini biz eşcinsellerden daha iyi bilen yok. Tahmin edersinizki sokağa çıktığımızda hal ve hareketlerimizle bir beyfendiden çok, bıyıklı bir hanımefendi gibi salınırız ve bu salınmalarımız da, bizim gibi eşcinsel olanların bile bazen midesini alt üst eder. Bu salınmalarının farkında olan ben gibi ipneler, eğer korkaklarsa hareketlerini kısıtlamaya, olabildiğince taş fırın erkeği görüntüsü çizmeye çalışırlar ve çoğu başarılı da olurlar. Ama bi başörtülü için gizlenmek imkansızdır ve ben onları aslında o çarşaflıları, başörtülüleri hayata karşı daha cesurca yaşayan insanlar olarak görüyorum.
Çünkü toplumun tüm önyargılarına, küfürlerine, dışlanmalarına karşın; istedikleri gibi, inandıkları gibi giyinip sokağa öyle çıkıyorlar. Kısaca toplum; başörtülü kadınlara da, biz ipnelerede birer öcü gibi bakıyor. Oysa kendimiz dışındaki insanları, istedikleri gibi desteklememiz gerekirken, "sen benim gibi giyinmiyorsun, sen benim gibi düşünmüyorsun, sen benim gibi sikişmiyorsun" deyip deyip dışlıyoruz. Lan zaten hepimiz aynı giyinsek, aynı şekilde sikişsek ne farkımız kalır lan birbirimizden.

Yalnız bu 2 "atatürkçü koyu homofobik"lerden biri,  malın önde bayraklı koşanı. Geçenlerde ermenistan ve azerbaycan arasındaki gerilim için "valla gidip bu ermenileri öldürmek lazım, azeri kardeşlerimize destek olmak lazım" demez mi? O an başımdan kaynar sular foşuuuuurrr diye dökülüverdi. Ben "ya nasıl böyle diyebiliyorsun, taraf tutmak bile hatayken, sen öldürmekten bahsediyorsun" falan derken bu "yok yok yaşamasınlar onlar" deyip durdu. Orospuçocuğu güya kendisi atatürkçü ve türkiye cumhuriyeti'ni sonsuz sevdiğini söyleyen denyonun teki falan ama, askere de gitmemek için, bile bile kilo alıp çürük raporu alan götün de ta kendisi. Ayy neyse zaten, olabildiğince az muhatap olmaya çalışıyorum. Göt herif. Kendisinin hariç, birilerinin canının yanmasını, oyun sanıyor. Orospuçocuğu. ayy neyse sinir oldum burda kesicem.

6 yorum:

çitlembik dedi ki...

Her konuya o kadar guzel deginmissin ki 'super' demeden gecemedim. Ben de ramazan diye oruc tutmadigi halde 'ramazanda icilmez abi'cilere kil oluyorum. Olum manyak misiniz yani di mi?
Bizim insanlik olarak en buyuk sorunumuz saygi. Ne zaman ki cocuklarimiza farkliliklara saygi duymayi ogreticez, saygili insanlar olusturabilcez o zaman saglikli toplum olucaz bence. Zor gorunse de imkansiz degil.
Boyle konusunca da fazla mi ciddi bi yorum oldu ne :)

beygirniyazi dedi ki...

şişşşşt! sakin. ;p

kitap gibi kız dedi ki...

kolay gelsin arkadaşım, işin zor.

QWX dedi ki...

Bu "şeriat gelecek" olayı bir gün beni öldürecek. Bunu diyen adam sorsan müslüman. Halbuki şeriat demek Kur'an-ı Kerim'e dayalı bir hukuk sistemi doğal olarak Kur'an-ı Kerim=Şeriat... Elin İngiltere'sinde bile iyi kötü 5-6 tane şeriat mahkemesi var. Bir ülkede birden fazla değer sistemi varken her konuda bir tane yargının olması zalimlik...

Adsız dedi ki...

Sokakta yemek yeme olayını hiç bu açıdan düşünmemiştim. Pek adetim değildir ama zaman zaman benim de dışarda yemek yediğim günler oluyordu, düşüncesizlikmiş.

Adsız dedi ki...

Sokakta yemek yeme olayını hiç bu açıdan düşünmemiştim. Pek adetim değildir ama zaman zaman benim de dışarda yemek yediğim günler oluyordu, düşüncesizlikmiş.