Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

17 Temmuz 2012

Gideceğin tek yer havalanı, bana lazım yeni yaşam alanı

Bazen saklanasım geliyor kendimden ve sanırım aslında bu aralar saklanıp duruyorum da. Sahi kaç gün oldu aynaya bakmayalı, mağazaların vitrinlerindeki yansımamda kendimle yüzleşmemek için yüzümü boş kalabalık dolu caddeye dönüp bakalı. Sanırım nefret ediyorum bedenimden, ama eskisi gibi kendimden habersiz bi nefret değil bu. Sadece nefret ediyorum. Hem de tarifsiz bir şekilde ve hem de dolu dolu.

İşte böyleyim bu aralar. Bir de ev sahibimle aram düzeldi. Artık tekrar yemek getirip götürüyor.
Üst sokakta açılan laz bakkalın işleri de oturdu. Mahallelinin çoğu ondan alışveriş yapmaya başladı. Çünkü camında türk bayrağı var. Kürt bakkalın durumunda gözle görülür bir değişiklik yok. Sadece günlük aldığı ekmek sayısında düşüş varmış o kadar. Zaten mahalleli ekmekten başka bir şey yemiyor.

Öküz Herif tatile gitmeden önceki gün mesaj attı "yarın gidiyorum ve bir hafta yokum. bi şey söyleyeceksen, buluşalım söyle" dedi. O mesaj attığında telefon sessiz modunda olduğundan dolayı, gönderdiği mesajı görmemiştim ve görmediğim için de mesajı cevapsız kalınca o ikinci bir mesaj atmıştı "ne o, cevap yok mu?" demişti. Ben tabii bu mesajı da görmemiştim ve o "son bir değer veriyorsan, yarın buluşalım. ne söyleyeceksen yüzüme söyle" diye mesaj yazmıştı. Oysa ben, bu 3 mesajı da çok sonra görmüştüm ve şundan eminimki, ilk mesajı görseydim, sonrakilere fırsat bırakmadan çoktaaaaan cevap yazacaktım. Çünkü ben ettiği tövbeleri, 1 saat sonra bozan biriyim, çünkü ben sık sık tükürdüğümü yalayan biriyim, çünkü ben herkesin toplamından daha basit biriyim. Hiç de zor biri değilim. Küçük, değersiz şeylerle mutlu olabilen biriyim. Ben tüm değersizliklerin, basitliğin toplamıyım.

İşte böyle. Yani küçük şeylerde hemen yelkenleri suya indiririm. Ama dedimya mesajları görmemiştim ve o benim ona cevap vermek istemediğimi düşündüğünden dolayı 3 mesajı da, arada 15 dakika olacak şekilde üst üste yazmıştı. Oysa ben sadece görmemiştim. İşte bu kadar basitti.

Sonra mesajlarını defalarca okudum ve cümlelerin içindeki o gizli kibri, o noktalamaların arkasına saklanan büyüklenmişliği, o basit soru işaretiyle beraber ortada duran kendini beğenmişliği, tekrar tekrar gördüm.  Tekrar tekrar görünce, tekrar tekrar sustum, cevap vermedim. Bazen oluruna bırakmak, cevapsız bırakmak en güzeliymiş anımsadım. Böyle kalsın. O kendi kendine yazmaya devam etsin. Geldiği zaman da yazmaya devam edecek mi acaba? 

Onun mesaj atması, azcık da olsa hoşuma gitmedi değil. Hani böyle kendini bi bok sanırsın ya, işte öyle bir şey oldu. Ama bi bok olmadığımı biliyorum. Buna rağmen yine de hoşuma gitti.
Öte yandan öküz herif tatilden gelince ne olacak bilmiyorum. Belki tatilde götünü bol bol siktirmiş olduğu için, geldiği zaman artık beni hiç iplemeyecek ve bi daha hiç mesaj falan da atmayacak. Öyle yani. Sonuçta tatile sadece yiyişmeye gidiyor ve gelince de anlatarak bol bol kafamı sikiyordu.
Ya da götüne girip çıkan yarrakların etkisi geçinceye kadar beni iplemeyecek, sonra ise tekrar yazmaya başlayacak. işte, sanki bunu biliyorum..

2 yorum:

çikolatalı gay dedi ki...

yorumsuz bi durum

düş gezgini dedi ki...

Seninle aynı yaştayız, aynı sıkıntılı olgunlaşma dönemlerinden farklı olay ve tuhaf kişiliklerle ben de geçtim. 10 gündür blogunu okuyorum ta 2009dan gelerek. Düşüncelerimi ve kafamda oluşmuş birçok şeyi sorgulamama sebep oldun, bunun için seni o sakallı yanaklarından bi güzel öpüyorum..

Sonra da, bu pezevenge de yani öküz herif dediğine nasıl kızdım anlatamam, siktir et denyoyu.. Senin güzel kalbin çoooook daha iyilerini hak ediyor hayat erkeğim. Belki o beyaz atıl prens hiç gelmeyecek ama edebi edepsizlerden öprene öğrene, üsütümz başımız çamur pis içinde kala kala güzel çocuklar olarak ölüp gideceğiz..

Seni seviyorum, üzme kendini.. Epeydir kitap okumuyor gibisin, ya da hiç bahsetmedin.. Lütfen güzel kitaplar öner bize..

Öptüm.. ;)