Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

2 Haziran 2012

Eski aşıklardan şunlar var; Ferhat'la Şirin, Aslı ile Kerem. Yeni aşıklarda bu var; ben böyle aşkın ızdırabını sikerem

aptallık keşke gelip geçici bir şey olsa. Mesela grip gibi, anlık baş ağrısı gibi veya ne bileyim işte hani hapşuruk gibi anlık falan olsa. Ama değil işte amınakoyim. Aptallık sen ölünceye kadar kalıcı olan bir şey ve yakanı ancak ölünce bırakıyor. Onun için bence ona alışarak yaşamak en güzeli..

İşte bu aralar aptallığımın zirvesindeydim ve zirvede olduğumu da farketmemiştim. Zaten ufak tefek güzel şeylere kendimi kaptırıp gidiyorum. Ama kaptırmamam lazım bunu da çok iyi biliyorum.

Neyse işin edebiyat kısmını atlayıp sorunuma gelmem gerekirse; Zorba ile telefon konuşmaları, falan filan derken her şey güzel gidiyor diyordum. Ki öyleydi de. Neyse işte dün yine onunla böyle kakara kikiri konuşurken baktım böyle aniden "tamam hadi sonra görüşürüz" deyip kısaca kesip kapattı. Bende o anda Mecidiyeköy'de sokağın ortasında öyle açıkta duran göt gibi kalakaldım. Çünkü önceki gün yine böyle olmuştu ve "ben seni müsait olunca ararım" dedikten sonra kapayıp aramamıştı. Durum böyle yine tekrarlanınca "dedim nooluyoruz" diye düşündüm taşındım ve sabah işe gelirken telefon açıp konuyu açtım;
"sanki bir şeyler eksik, sanki bir şeyler söylemen lazım ama tutuyorsun kendini. bilmiyorum işte, bir şeyler eksik ve bunu çok fazla hissediyorum" dedim. Zaten hislerimde de yanılmam. Ama keşke yanılsam. Amıma koduğumun hisleri hiç beni yanıltmadı. Hep doğru çıktı ve hep doğru çıktıkları için de onlara kızdım.

Neyse işte, ben ona böyle dedikten sonra o "haklısın. aslında açık olmak gerekirse, bi kaç gündür düşünüyorum. çünkü seninle yaşadığım şeyin bi adı yok. evet ilişki yaşadığımızı söylüyoruz, seni seviyorum ve seninde beni sevdiğini biliyorum. birbirimize karşı samimiyetimizden de şüphem yok. hatta çok uzun zamandır sana karşı hissettiklerimi hiç kimseye hissetmiyordum. ama şimdi durup düşününce ayrı şehirlerde yaşayarak bi ilişki yaşayamayız. ben seninle zaman geçirmek, seninle daha yakın olmak istiyorum" deyince, dayanamadım ve o bana söylemeden önce, ben hemen araya girip "bunları bende istiyorum. şey aslında söylemek kolay ama keşke sen buraya yerleşsen" deyiverdim ve dedikten sonra da bi anda kendimi tuttum. Çünkü cidden onun istanbul'a taşınmasını istiyorum ve belki o zaman hayat sadece Murat Boz'a değil, bize de güzel olacak. Ama o "benim istanbula taşınmam 2 yıldan önce imkansız gelemem. aslında çok çok gelmek istiyorum ama gelemem" deyiverdi. Sonra da işte klasik konuşma baloncukları belirdi gözümün önünde. O konuştu ben balonları doldurdum. Ben balonları doldururken o konuştu.

Aslında ona hak vermiyor değilim, haklı adam. Çünkü ayrı şehirlerde yüzlerce kilometre ötelerde oturup, birbirine telefon açıp yapay "seni seviyorum"ları dile getirmek kolay. Oysa ikimizde bu ne olduğunu bilmediğim siktiri boktan ilişki durumunda, bundan daha fazlasını hak ediyoruz.

O da bana "gel" demiyor değil, "gel" diyor, ama işte bende bunu daha önce çok yaşadım. Defalarca kurduğum düzeni alt üst etmeme rağmen, sonrasında az önce sikilmiş çıplak göt gibi ortada kaldım. Sorun daha önceki yaşadığım bu çirkin olaylar yüzünden ona güvenmiyor oluşum da değil, ona güveniyorum. Ama sanırım artık oluşturmaya çalıştığım bu kendi yaşam alanımda bana dahil olacak birini arıyorum. Asalak gibi birilerinin yaşam alanına dahil olmak, orda kendimi çocukluğumdaki mecburi bir yaşayış hissiyle görmek istemiyorum.

İşte böyle. onunla konuş ediş falan filan derken, telefonu "hadi görüşürüz" deyip kapadık. Ne olacak bilmiyorum. Zaten daha net cevap vermedik birbirimize, yani ne lacak, ne yapacağız bilmiyorum. Ama sanırım kısacası biz ferhat gibi, şirin gibi, leyla ile mecnun gibi yapamıycaz. Biz sikişmek, sabahlara kadar sevişmek istiyoruz. Belki sadece bunu istemiyoruz ama başlangıç olarak birbirimizin bedenini kendi ruhumuzda tüketip kabullenmeliyiz. Böyle uzaktan uzaktan hafatada 1 veya 2 hafatada bir görüşmek hem bana göre, hem de ona göre değil ve zaten o da "ben böyle yapamam" diyor. Hem boşverdim bende, zaten adettendir; güzel şey'ler kısa sürer ve belki de sırf kısa sürdükleri için olsa gerek, bu kadar güzeller.

5 yorum:

Zat-ı Hatun ヅ dedi ki...

geçen sefer ki 6 aylık ilişkim aynen bu konuşmayla sonlanmıştı. 6 ay dayandık nasıl oldu bilmiyorum, gitmeler gelmeler oldu. görüştük elimizden geldiğince. ama işte patlak verdi. kız arkadaşım uzaktan olmuyor çok zor oluyor demeye başladı ve bitti. bitirmek zorunda kaldık. severken bırakmak çok zor oldu. hala zor.

Hayat_Erkegi dedi ki...

biliyo musun, artık benim için zorluk diye bi şey kalmadı. sanırım alışmaya başladım..

beygirniyazi dedi ki...

"aşka delicesine ihtiyaç duymak"la "gerçekten aşık olmayı" birbirine karıştırmak çok kolay bazen. "sakin ol" diyeceğim, ama biliyorum şu sıralarda sen sakin de olamazsın. :) bir buluşmayla kim şehir değiştirir be hayaterkeği, sakın böyle bir delilik yapma. o da yapmasın. hemen etiketleme ne olur, biraz da kendini sev ne olur. sana senin gibi bir deli lazım, onu bekle, aslında o deli benim ama ben de maalesef senden yaşca büyüğüm, ah o da bir imkansızlık işte... :)

Hayat_Erkegi dedi ki...

niyazi bana cv'ni at =))

Biri İşte... dedi ki...

hastayım sana...etikete bayıldım ki..