Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

14 Mayıs 2012

Kimileri anılarıyla anılır, kimileri de analarıyla

Bu aralar yine eskisi gibi kimseyi siklemediğim günlere dönmeye çalışıyorum. Çünkü bir kaç aydır, herkes gibi efendi, kendi halinde biri olmak istemiştim ve bu arada farketmeden kendimi kaybetmiştim. 
Hem efendi biri olmak demek; gönüllü olarak insanın kendi ammına koydurtması dışında bi boka yaramıyor ve zaten ben de artık efendi biri olmak istemiyorum. 
Hem ben, kendim olarak iyiydim ve sanırım hayatın akışına kendimi bilinçli olarak bırakmak en güzeli. En azından bu arada canın çok fazla yanmıyor ve hatta yansa bile çok fazla takmıyorsun bu durumu.
 Hem zaten böyle yaşadığım dönemde canın yanması sikindirik bi cızırtıdan başka bir şey ifade de etmiyor açıkçası ve zaten, zamanla da tamamen duygusuzlaşıyor, bi oduna dönüşüyorsun. Hayatına girip çıkan insanlar sadece an'larıyla, bide onları hatırladıkça analarıyla anılıyorlar o kadar..

Aşk mı? bilmiyorum. onun ne olduğu hakkında bi fikrim yok artık. Belki seksle karışık herhangi bir şefkat gösterisinin, insan doğasında her zaman bulunması zorunlu olan nefretle yoğrulmuş hali, belki de bencillikten dolayı birilerine ait olma, birilerinin sana ait olmasını isteme duygularının yoğunlaşmış şekli, belki de başka bi sikim şey. Doğrusu, artık ne olduğu veya ne olmadığını takmıyorum ve onun peşinden koşup kendimi daha fazla yormak istemiyorum..

Bu aralar, eski kendimi bulma çabalarımın içinde, böyle saçma sapan yaşadığım için, günlerim; iş, ev, istiklal caddesi arasında geçiyor. Başka bi sikim şey yok.
İstiklal'in her köşesine yarısı içilmiş sigaralar sakladım. Gezinirken hangi köşeye yakınsam oraya gidip sigarayı alıyor ve o köşeye oturup elimdeki sigarayla bazen saatlerce oynaşıp duruyor, sonrada öylesine ani bi şekilde sigarayı yakıp, bitirince de benim gibi amaçsızca yaşayan kalabalığa karışıp, içlerinden birinin peşine takılıp saatlerce o nereye giderse, bende ona çaktırmadan onun peşinde dolanıp duruyorum. Bi gün farkedilirsem çok pis dayak yiycem biliyorum, ama bu aralar tek eğlencem bu. Başka türlü eğlenemiyorum.

2 yorum:

Mavi Balon dedi ki...

Tebdili mekanda ferahlık vardır derler ya bayılıyorum kendini bu gibi durumlarda İstiklal'e atmana

İçimdekigay dedi ki...

;))) ''manyak ya'' :D:D:D Dikkat et başına biş iş açıpda bizi yazılarından mahrum bırakma (bencil yanım).