Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

6 Mayıs 2012

ekmek yoksa, çikolatalı pasta zıkkımlan!

Sanırım artık beni sevdiğini düşündüğüm birilerine ihtiyacım yok. Ya da kendimi "zamanla beni seveceğine" inandırmaya çalıştığım kimselere. Zaten insanı hayata karşı ayık tutan tek şey bu siktiri boktan umutlardır.  "Belki bu sefer gelip hayatıma girip hiç çıkmayacak, belki bu seferki doğru kişidir, belki bu sefer beni sevecek, sadece beni, beni, beni.." diye diye ömür geçip gidiyor ve sen ardına dönüp bi bakıyorsunki aslında hep tek başınaydın.
İşte sadece onun, gelip senin hayatına girip bir daha çıkmayacağını düşünerek güzel zaman geçirmeye çalışmışsın o kadar. Ama sonuç olarak bi sikim değişmemiş ve zaten sen de bunu farkettiğin an pes edersin.
Pes etmek insanı yıkıyor. Hem de çok pis bi şekilde. Artık seni seven birilerine ihtiyaç duymuyorsun. Pes ettikten sonra ihtiyaçların; seni hep sevecek birilerinden, seni düzenli sikebilecek birilerine doğru hızlı bir değişim, hızlı bir evrim geçirir.
Artık sadece seni düzenli siken birileri olsun istersin, ya da düzenli sikebileceğin herhangi biri. Böylece sikişirken bi bahaneyle kokusunu içine çekersin, tenine dokunup içten içe sevgilim, bi tanem dersin. Ellerin bu yeni bedenin saçları arasında gezinmeye çıkmışken, sen ise başkalarını anımsatan bu an'ın acısını içinde dindirmekle meşgulsundur ve zaten artık öğrenmeye başlamışsındır;
her seks bir başka sevgilinin hayaliyle doyar, her seks bir başka orospuçocuğunu anılarıyla noktalanır ve sonuç sen yine öyle sik gibi kala kalırsın.

Geçmişte hayatına girip çıkanları düşündükçe, şimdi yatağına girip çıkacakları önemsememeye başlarsın. Ne olacakki? Hem zaten allahtan bile daha çok sevdiğin adamlar bile, seni bi-iki defa siktikten sonra yokluğa karışıp gitmişken, şimdi seni sevmediği halde yatağına giren adamların onlardan farkları neki? Aslında hiç bi farkları yok. Bu adamlar, o senin ayılıp bayıldıklarından, o beş para etmemelerine rağmen kendinden bile çok sevdiklerinden daha dürüstler. Çünkü en azından seni sikmek için burda olduklarını saklamıyorlar, 2 posta fazla kaymak için ayak üstü 10tane güzel söz söylemiyorlar. Boşaldıktan sonra tek söyleyecekleri söz "gitmemi mi ister misin?" veya "tekrar yapalım mı?"dan daha fazlası değil.
Bir farkları olmadığını kabullendiğin anda daha bi rahatlarsın. İçin içine sığmaz "dünya işte böyle amınakoyim" der, geçiştirirsin ve akşama yatağa atacak yeni birilerini ararsın.

Ucuzluğun, basitliğin bi sınır yok dostum ve inan bence sonsuzluk sadece basitlik için geçerlidir. Çünkü istediğin kadar basit ol, en basitin bile daha basiti vardır. Bunu en çok da yatak daha bir kaç dakika önce tanıştığın adamların spermlerine boyanırken, evin odaları da aynı adamların çığlıklarını dışarı çıkmasın diye kendi içinde saklamaya devam ettiğinde anlarsın.  "Ne yapıyorum"lar çoktan tükenmiş, sen de zaten "koy götüne gitsin" adlı ruh halinin rahatlığına kapılmışsındır. İşte bu yüzden dostum gidenlerin ardından ağlamayı kes ve git bir posta osbir çek de kendine gel.

2 yorum:

Gay Bana Geceler dedi ki...

Haklısın. Yinede insan beni hem sevip hem sikecek birileri var mı? diye düşünmeden geçemiyor;)

Madam Trajedi dedi ki...

Biraz depresifleşmişsin...