Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

15 Mart 2012

Sorunlu olan biri varsa o da; kendisine öğretilen her şeyi olduğu gibi kabul eden insanlarda

Geçen yıl sonbahar da; toprağın daha ilkbahar aylarındayken kökleri kendi içinde olan her bitkiyi yeşertmek için en uçlarına kadar hayat aşılayıp, sonbaharda ise; verdiği tüm hayat enerjisini içine çekip, tüm yaprakların dökülmesi için elinden geleni yaptığı günlerde, bende içlerinde ve içimde olan adamların yüzüne bakıp, bi yandan da kendi içime doğru siktiri boktan bi adım atmış ve sonrasında da sex bağımlısı adi pezevengin teki olduğumu farkedip hastanelerden birine gitmiştim. Sağolsun pisi pisikiyatrist hanım beni daha iyi bir devlet hastanesine yönlendirmiş ve onların yardımcı olacağını söylemişti. Bende öyle yapıp daha iyi bir hastaneye gitmiştim.

Orda da kurul murul derken bir pisikiyatriste göndermişlerdi. Pisikiyatristin sekreteri falan sağolsun "burasının türkiye olduğunu ve zaten halkın yüzde 69unun sorunlu olması bi yana, burasının devlet hastanesi olmasından dolayı randevuyu anca ilkbahara alabileceğimi, ama isterse bu arada özel pisikiyatriste gidebileceğimi" söylemişti ve dediğinde de haklı çıktı. Çünkü aradan aylar geçmesine rağmen arayan soran yoktu ve ben daha çok bekleyecektim. Beklerken aslında şunu farkettimki, ben pisikiyatriste giderken sadece konuşacak birilerim olsun diye gidiyordum. Hani tamam çok fazla sikiştiğimden rahatsızlık duyuyordum ama sorunum bi tek çok fazla sikişiyor olduğum değildi. Çünkü bilinçaltım beni; olduğum gibi, önyargısızca dinlemeye hazır  birileriyle konuşturabilmekti. Sonra bunu farkettiğimde, bi kaç gün bu konuyu düşündüm ve en sonunda "sikerim lan beni önyargısızca dinlemeye hazır birini bulabilme umutlarını, olduğum gibi, anladığım gibi, hissettiğim gibi konuşmaya ve yaşamaya başlıycam" dedim ve öyle yaptım.

Hani eskiden de öyleydim ama biraz daha çekingen, biraz daha içine kapanıktım. Söyleyeceğim şeyi biraz düşünüp derdim. Şimdi ise düşünmeyi tamamen bi kenara attım. Yanlış anlayan varsa da anlasın ammına koyim. Tabii durum böyleyken herkesle sorun yaşamaya başladım. Çünkü kimse seni olduğun gibi kabullenmiyor. Herkes seni yüzündeki maskeyle hayatına almaya hazır halde bekliyor. Elinde yüzüne takacak bir masken yoksa, sik gibi ortada kala kalıyorsun. Kimsesiz ve tek başına. İnsanlığın karşısında yalnızlık gibi onu darmaduman eden bir olay varken de, kimse maskesiz yaşamayı kaldıramıyor. Maskelerin yalnızlıklarımızı yok etmek için büyüdükçe büyüdüğü şu yüzyılda olmasa bile, belki bir sonraki yüzyılda insanlar yüzlerinde maskeler olmadan da yaşayabilmenin, yalnız kalmamanın bi yolunu bulucaklar. Ama o zamana kadar ben tahtalı köyü boylamış, cehennemde cayır cayır yanıp tüm günâhlarımdan arındığım için de cennette keyif çatıyor olucam..

Şimdi mi? artık birilerinin bana kırılmasını pek umursamıyorum. Siktir et kırılırsa kırılsın. Çünkü ben insanları kırmak için bi şey yapmıyorum. Ama onlar; kendilerine dayatılan şu sikimsonik ucuzluktaki hayat şartlarına kendilerini kaptırdıkları için çok sertler ve bende onların bugüne kadarki alışmış olduklarının tersine hareket etmeye başladığım için kırılıp dökülüyorlar. Suç benim değil, suç; kendilerine dayatılanı, kendilerinden bir şey katmadan olduğu gibi kabul ettiği için sertleşip kırılanlarda. Kendilerine bir şeylerin dayatılmasına ses çıkaramayanlarda. Durum böyle olunca da kırılganlıkları bana karşı değil, işlerine gelmediği için farketmeselerde; sadece kendilerine..

Neyse kırılganlık mırılganlık derken, sikiş bağımlılığı konusuna dönecek olursak; geçen hafta "acaba ne oldu" diye merak edip kalktım hastaneye gittim. Doktorun kapısında "tatildeyim" notunu görünce kızdım ve biraz fırçalarcasına bir not yazıp kapının altından içeri atıp geldim. Amcık tatil tabiki hakkın, ama 5 aydır aramıyorsan sikerim tatilini. Ben böyle rahatlamış halde 1 hafta ortalarda dolanınca bi baktım telefonum çaldı. Doktor hanım sabah 09:45de randevuya çağırıyordu. "Tamam" deyip ertesi gün patrondan izin aldım ve gittim.
Karşımda böyle gencecik, güleç yüzlü, bi deri bi kemikten oluşan hanım hanımcık bi karı buldum.
Selam sabah derken "bana kendini anlat" dedi. Bende "işte gördüğün gibiyim" deyip koltukta oturmakta olan bedenimi gösterdim. Gülümsedi ve konu başladı. En sonunda "artık sex bağımlılığını aştığımı ve artık eskisi gibi sikişmediğimi" söyledim. Tabii eskisi gibi osbir de çekmediğimi ekledim. Sonra bir şeyler daha konuştuk ve bu arada bana arkalı önlü bir kağıt doldurdu. Ordaki sorular sürekli eşcinsellikle alakalı olunca bende "eşcinsel olduğum için mi sorunlarım var" diye sordum ve o da bunun üstüne "sorunlu olduğunu mu düşünüyorsun" dedi. Bende "hayır sorunlu olduğumu düşünmüyorum. ama kağıtta çok fazla eşcinsel ibaresi geçiyor, bunun için böyle bir soru sordum" dedim. Bu sefer doktor hanım atağa geçti ve "peki kendini ne olarak tanımlıyorsun" diye sordu. Bende "kendimi bir erkekle yattığım için eşcinsel, veya bir kadınla yattığım için heterosexüel, veya her iki cinsle yattığım için bisexüel olarak tanımlamıyorum ve bu gibi tanımlamalardan da rahatsızlık duyuyorum" dedim. Bunun üstüne o "ama biz sizi bunlardan biri olarak tanımlıyoruz" dedi. Bende "sizin beni ne olarak tanımladığınızın bi önemi yok, ben kendimi her hangi bir şey olarak tanımlamıyorum ve bu gibi tanımlamaları da kabul etmiyorum" dedim, o da güldü =)

Sonra da, şimdi hatırlamadığım bi şeyler daha konuştuk ve bana 1 hafta boyunca benim terapiye gelip gelmemem konusunda bir karara varmam gerektiğini söyledi. Bende bunu düşünemeyeceğimi, çünkü artık bu tür şeyleri pek önemsemediğimi ve önemsemediğim için de daha kapıdan çıkacağım an konuyu unutacağımı söyledim. Ben böyle diyince doktor hanım güldü, bende güldüm ve o "sekreterden telefon numarasını al, düşün beni ara" dedi. Bende gülümseyip "tamam" dedim ve teşekkür edip kalktım. Beni kapıdan geçirirken sekreteri de dışarı çıkmıştı, ona da teşekkür edip sırtımda çantayla seke seke merdivenleri indim ve binadan çıktığımda sekreterden telefon numarasını almadığımı ve doktorun da özellikle sekreterden telefon numarasını alıp almayacağımı merak ettiği için arkamdan baktığını anladım, ama siktir ettim.

2 yorum:

Madam Trajedi dedi ki...

"Herkes seni yüzündeki maskeyle hayatına almaya hazır halde bekliyor" bunu çok sevdim.Doğru oması bir yana basit ve doğrudan ifade edilen cümleler hoşuma gidiyor.

Adsız dedi ki...

Oho.. İlk kez yorum yazıyorum, direk atarlı bir cümleyle karşılamışsın; ya düzgün yorum yap ya da sktir git :=)

Hayat erkeği sen neden bir kitap yazmıyorsun?