Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

23 Ocak 2012

Toparlanayım derken, iyice dağıttım. Ne yaptığımı biliyorum, bilmediğim şey; bundan sonra ne olacağı

Son bir kaç aydır, çok fazla sex yapan biri olarak kendimi kusurlu ilan ettiğimden olsa gerek "belki seksi hayatımdan çıkarırsam güzel şeyler yaşayabilirim" ihtimallerine kendimi fazlaca inandırıp, seksi hayatımdan tamamen çıkarmış gibiydim. Sadece, arada bir eski seviştiklerimden aklımda kalanları düşünüp osbir çekiyordum o kadar. Ama tüm uslu çocuk numaralarına rağmen yinede güzel şeyler olmadı. Hatta geçen aylarda tanışıp, yılbaşı arefesinde irtibatı kestiğim ihtiyar'ın bile götüne tıpa aramasından sonra aklıma zank diye "evet ya hayat bu işte, herkes sexin bu adar ayağa düştü bir çağda bile götüne bi tıpa, ağzına bi kaç gramlık et parçası arama sevdasında, sen ise salak salak kalmış "aşk yaşıycam, meşk yaşıycam, beni sevdiğine inandığım kişiyle yalnız yatıcam" havalarına giriyorsun!!" dedim kendi kendime ve bir kaç aydır gitmediğim bar ortamlarına, önceki gece hızlıca bi giriş yaptım.

Malum biz eşcinseller, götünü sevdiği erkeğe ayaküstü siktirenler, ortalıkta görünmezsek ya ölmüşüzdür, yada öldürülmüşüzdür. Bunun için olsa gerek, sağolsun barda uzun zamandır beni görmeyenlerin ilk nidaları "hey seni aids'den öldün sanıyordum" oldu. Ama ben "yok daha ölmedim yiyeceğim yarraklar, tadacağım kazıklar ve yapacağım daha çok salaklıklar var, o yüzden seninle, belki önümüzdeki bir kaç yıl daha bu bar ortamlarında genzimizi yakan taşşak kokusu eşliğinde daha çok karşılaşacağız" deyip dolandım da dolandım. Sonra bi ara piçoski'yi aradım, meğer sabah onun sınavı varmış ve bu gece dışarı çıkamıycakmış, bende "tamam iyi. zaten benim de ne yapcağım belli olmaz, sanırım eve döncem" diye söylendim ve sonra bar'ı, kaldığım yerde tavaf etmeye devam ettim. Bi ara onun seviştiklerinden biriyle karşılaştım. Hani şu önceki aylarda seviştiğim ve kendimi kötü hisseetiğim vardıya, işte onunla karşılaştım ve hemen görmemiş gibi yapıp başka yöne döndüm. Zaten piçoski'de benim onunla yatmamdan sonra bi daha görüşmemiş onunla. Piçoski'nin dediğine göre, adama olan takıntısı benim sevişmemden sonra bitmiş ve bi daha da aramayacakmış. Neyse işte. Sikimde değil ve o yüzden adam beni farketmesin diye başka yöne dönüp diğer ibnelerin içine karıştım.


Barda hep aynı yüzler ve araya serpiştirilmiş bir kaç "yeni kaşar adayı" daha. Hepsinin yüzünde, çevrelerindekilerini süzerken "seni ayakta sikerim, ruhun duymaz" adlı ukala bakışlar, "hey yavrum hey, ben neler neler yaşadım" sırıtışları ve eşcinsel olduğu için kendini özel hissetme havaları. Değişen tek şey barın yenilenmiş boyasıydı. Onun dışında garsonlarına kadar her şey aynı. Sonra böyle dolana dolana gecenin ammına koyarken, müzikle ilgilenen eski bi arkadaşla karşılaştım ve laflamaya başladık. Çocuk hoş biri, hatta bardaki onca kişiye göre eli yüzü o kadar düzgün ve terbiyeliki, yatağa girsen, sikmeye kıyamazsın. Ama işte ben böyle bu düzgün tipleri sevemediğim için ona karşı bir şey hissedemiyorum. O ise ilk tanıştığımız günden bu yana sürekli bana aşık olduğunu söyleyip duruyor. Onu tanıdığım için söylediklerinin doğru olduğuna inanıyorum. Çünkü duygularında fazlasıyla samimi bi çocuk, ama hem yaşı benden 2 yaş küçük, hem göbeksiz ve hemde çok fazla düzgün ve parlak. Durum böyle olunca benim ona karşı hislerim sadece "iyi bir çocuk ya, üzmiyim şunu, arkadaşlığımız devam etsin"den fazla ileriye gidemiyor.

Bunun için de, onun bana olan hislerini bildiğimden dolayı bana karşı yaptığı hiç bir hareketinde onu geri itecek olumsuz en ufak bir şey söyleyemiyorum. Çünkü kendimi onun yerine koyup, hoşlandığım orospuçocuklarının bana yüz vermediği anları düşündüğümde ona; bana böyle davranmamasını söylememin onu fazlasıyla üzeceğini biliyorum. O yüzden, onun beni her gördüğünde ahtapot gibi sarılıp, götüm başımı her yerimi vantuzlamasını çok önemsemiyorum. Aksine hiç kimse dönüp bana yüz vermediği zamanlarda, onun bu hareketleri götümü başımı, hiç inmeyecekmiş gibi kaldırıyor da kaldırıyor. Çünkü insanız ve karşımızdakiyle, karşılıklı olarak gizli bir ilgi sözleşmesi imzalarız ve bunu hiç bir zaman da birbirimize itiraf etmeyiz. Sonrada başka yerlerde, hiç utanamadan ayağa kalkıp; dürüstlükten, doğruluktan bahsedip, insan olma edebiyatının ammına koyar, götünden çıkarız. Parçalanmış insanlığımızdan geriye kalan parçalarla bi bok olmaya çalışırız...


Her neyse. Ama onunla aramızdaki bu gizli saklı ilgi sözleşmesine rağmen, aramızda hiç bir zaman bir şey olmayacağı konusunda da hemfikiriz. Çünkü defalarca hoşlandığım tipleri gösterip "bak ben böyle orospuçocuklarından hoşlanıyorum, böyle piçlerden, böyle anasısikik athırsızlarından hoşlanıyorum" dedim ve o da artık beni; sadece piçlerden hoşlanan bi dengesiz olarak belledi.
Zaten dün akşamki karşılaşmamızda da konu dönüp dolaşıp benim hoşlandığım tiplere gelince "ya yemin ediyorum sana acıyorum. ne buluyorsun şunlarda" diye lafa girip yan tarafımızda duran ve benim arada dönüp baktığım, bakmakla kalmadığım ve hatta bakarken ölüp bittiğim tipi gösterdi.
Ona göre bi boka yaramayan bu adam, bana göre kesinlikle kaçırılmaması gereken ve bir ömür kölesi olunacaklar listesinde ilk sıradaydı. Ama işte beni de onunla tanışmamam konusunda sürekli uyarıp durdu. Çünkü yan tarafımızda duran ve benim ölüp bittiğim piç, amatör türk gay porno filmleri çekip, bunları el atından satan pornocunun teki. Hatta bi ara ben allem edip, kallem edip bizim müzisyeni atlatıp, pornocuyla tanıştım ama sonra müzisyen gelip beni çeke çeke götürdü ve bide yetmezmiş gibi bana "olm manyak mısın, porno filmleri el altında özel müşterilere satıyorlar ama, her ne kadar el altından olsa bile, en fazla 1 sene sonra, götün sikilirkenki çekilen görüntüler internette dönmeye başlar ve artık dönüşü olmaz" diye lafa girip güzel bi fırça kaydı.

Bense, adamın pornocu olduğunu öğrendikten sonra, pornocuya daha büyük bi iştahla yaklaşmaya başladım. Hatta yine bi ara ilk fırsatta gittim bir iki öpücük falan derken, kendimi iyice kaptırdım da, o arada bi baktım biri kolumu çimdikliyor'da zar zor kendime geldim. Sağolsun bizim müzisyen yine beni göremeyince pornocunun yanında olduğumu anlayıp gelmişti. Sonra ben "tamam" falan dedim ve pornocuyla birbirimizi vantuzlamayı bırakıp, konuşmaya daldık. Aradan bi kaç dakika geçmiştiki pornocu "hadi bana gidelim" deyince, ben "arkadaşımla geldim, onu bırakırsam ayıp olur" deyip gelemeyeceğimi söyledim ve sonra 2 dakka içinde ard arda bi kaç tane daha yalan sıralayıp teklifini geri çevirmek zorunda kaldım. Hani tamam sağda solda ilk defa karşılaştığım piçlerle hemen yatağa girip götümü elletiyorum amam, o götü ertesi gün ekranlarda görme olasılığım sıfır. Hem zaten bi avuçluk bayaa kıllı mıllı götüm var, onu ekran karşısında seyretmek hiç zevkli değildir. Hem ne gerek var, götümü ekran başından ona buna gösterip, insanların yaşama hevesini sonsuza kadar kaçırtmaya. Valla götümü gören intihar eder. Yani o derece çirkin götlüyüm.


Neyse sonra pornocu baktı benden iş çıkmayacak "iyi eğlenceler" deyip başka tarafa döndü bende o arada müzisyenle takılmaya başladım ve sonra bununla yine bana göre "arkadaşça" ona göre "aşkça" öpüşe koklaşa eğlenmeye başladık. Sonra yerimizde çok hoplayıp zıpladığımızdan olsa gerek bu "çişim geldi tuvalete gidip geliyorum" deyince bende onunla kapıya kadar gittim ve o sırada bana utangaç bakışlar atıp gülümseyen birini gördüm. Müzisyene "tamam" sen git, ben burdayım" dedim ve sonra bu utangaç taklidi yapıp duran adam dönüp, bende ona öyle bakınıp durdum. Bi ara içimden "gidip merhaba diyim" dedim ama sonra baktım piçin amacı beni kendi ayağına getirtmek, bende gitmedim ve öyle uzaktan uzaktan onu taklit ederek bakıp bakıp durdum. Hem ben artık kimsenin ayağına gitmekte istemiyorum "sikmişim aşkın tüm ihtimallerini. Eğer varsa bir şey o gelsin ayağıma" diye düşünerek yerimde sallanmaya başladım ve o sırada bir elinde bira şişesi olan bira göbekli bi adam gelip bana çarptı ve bende şaşırmış olarak hafifçe dönünce, adamın mahcubiyetini yüzünden okuduğum anda gülümseyip önemli değil dedim ve o da bunun üstüne rahatlayarak gülümsedi ve elini sağ koluma koyup "teşekkürler" deyip geçti gitti.

Böyle bunlar olup biterken bizim müzisyen çişini yapıp geldi ve benim bu kenardaki utangaçla bakıştığımı görünce "hımm iyi biri, madem benim olmuyorsun dur aranızı yapıyım" dedi ve ona doğru gidecekken ben koluna yapışıp  "hayır saçmalama, gitmek sorun olsa ben de gider konuşurum, ama herkesin fiyatının fazlasıyla belli olduğu bi yerde, o kendini etiket fiyatının kat be kat üstünde satmaya çalışıyor. Ben ise artık eskisi gibi bonkör değilim. O yüzden siktir et, hadi gel bahçeye çıkalım" dedim ve bahçeye çıktık. Sonra orda kalabalığı dikizleyip dururken üşüdük ve tekrar içeri döndük.

Müzik eskisi gibi bangır bangır çalışıyordu, pornocu bi kaç "adam" ilerdeydi ve biz arada bakışıyorduk, müzisyen götüme sarılmış, boynumu öpüyor "ya bu piçlerde ne buluyorsun anlamıyorum ki???" diye isyan ediyordu ve işte o anda az önceki biragöbeği yine gelip bana çarptı. Döndüm tekrar gülümsedim ve o bu sefer elini uzatıp "iyi eğlenceler" deyince, bende elimi uzattım ve tokalaşırken "sağol" dedim ve o yürümeye devam edip giderken bi yandan elimi bırakmadığı için bende onunkini bırakmadım ve birbirimizi çekip durduk, o anda o geri geldi ve ben yanımda duracak diye umup rahatlarken beni kendine çekti ve sarıldı, bende içimden "fırsat bu fırsat" deyip göbeğini okşayarak sarıldım ve o anda müzisyen götümden ayrıldı, pornocu başka yöne döndü, bende biragöbeği'ne daha bi sıkı sarıldım ve bi anda bu bana iltifat etmeye falan başladı. Ne söylediği hakkında en ufak bi fikrim yoktu ama her söylediğine gülüyordum.

Aslında onun söylediklerine gülmüyordum, sanırım içinde bulunduğum duruma gülüyordum. Sonra birasından bi yudum alıp "hık"ladıktan sonra "çok tatlısın lan, insanın sana bakınca sürekli sevesi geliyor" dedi. Tabii o böyle, bu kadar samimi ve içten bi ses tonuyla bunları diyince şaşırdım ve "bende zaten hep sevilmek istiyorum" dedim. Sonra bu durdu, şöyle bi kaç santim uzaklaşıp bana baktı ve ardından sımsıkı sarılıp "severim ben seni. hemde çook" dedi ve bende o böyle dedikten sonra tişörtünden dışarı taşan göbeğine elimi atıp okşayarak sarıldım.

Sonra bu haldeyken ufak ufak öpüşmeye başladık ve onun göbeğini okşamakta olan sağ elim, göbeğin altına doğru inip pantolonun içine girdi ve çok geçmeden taşşaklarını tutup bi anda sıktım. O anda öpüşüyorduk ve o "manyak ne yapıyorsun ya" dedi, bende "bir şey yapmıyorum, takımlar sağlam mı diye kontrol ediyorum" dedim ve o gülüp birasından bi fırt aldı ve dudağımı vantuzladığı anda ağzım bira doldu ve ben "ne yapıyorsun ya öğğğkk" diye ağzımdaki birayı onun üstüne başına dökerken o da "bir şey yapmıyorum beraber bira içelim istedim" dedi. Bende "öff saçmalama, alkol almıyorum. çünkü aldığım anda kusmaya başlıyorum, bana çok fena doknuyor, bunu bi daha yapma" diye arada küfürler edip hızlıca konuşurken ağzımı da onun tişörtüyle siliyordum. Ben tişörtüyle ağzımı silerken o "ya ne yapıyorsun manyak" dedi, bende "ne yapıyım ağzımı siliyorum" dedim ve tişörtüyle dilimi de sildikten sonra eğilip göbek deliğinden öptüm ve sonra kalkıp tişörtüyle onun da ağzını sildikten sonra yapışıp "bunu bi daha yaparsan seni sikerim" dedim. O da "öff salak. sikmek veya sikilmek gibi takıntılarım yok" dedi. Biraz uzaklaşıp gülümsedim ve "emin misin?" dedim "evet" dedi ve birasından bi fırt daha alıp koluyla ağzını sildikten sonra dudaklarıma yapıştı. Bi kaç dakika böyle devam ettik ve sonra ben artık kalabalığın içinde olduğumuzu anımsayınca, ben "bahçeye çıkalım  mı?" deyince, o da "niye sigara mı içicen dedi, bende yok sigara kullanmıyorum sadece hava alalım" dedim, o ise "tamam nasılsa ben içiyorum" deyip daha barın içindeyken cebinden bi paket camel çıkarıp bi tanesini yaktı ve o şekilde bahçeye çıktık.

Sonra bu sigarayı tüttürürken, ben dayanamadım ve "tamam  bi tane de bana ver, ayda yılda bir içiyorum" dedim ve gülümseyerek bana bi tane uzattı. Sigaralardan fırt çekip birbirimize doğru savururken, yanımızdan geçen bi tıfıl onun göbeğini okşadı ve "ayy çok tatlı" dedi, ikimizde o anda kahkahayı basıverdik ve ben "bu benim" deyip göbeğine sarıldım. Sonra ortalık yavaştan yavaştan sakinleşirken sohbet etmeye falan başladık. Piçin bi konuşma şekli varki dersin, böyle herkes sussun o yalnız konuşsun, böyle bi tatlı ve sempatik bi hali varki dersin sanki şeker torbasına düşmüş de çıkarıp kenara bırakmışlar gibi, göbeği desen o biçim zaten, ben eriyip bitiyorum. Ama aslında şimdi düşününce çok büyük göbekli olduğunu hatırlıyorum.

Neyse işte sonra sohbet ede ede bir saat geçmiştiki ben "bana gidelim mi?" dedim ve o "emin misin?" dedi. Bende "evet eminim, çok fazla düşünmeye gerek yok zaten" dedim ve bunun üstüne o "benim ev daha yakın, o zaman bana gidelim" dedi ve kabul ettim. Çıkıp Cihangir'e doğru yürümeye başladık. Bir kaç sokak geçmiştikki bi apartmana doğru yürüyüp içeri girdik. Alt kata inerken o "aslında evim karşıda ama bu evi, işte böyle dışarda kaldığım zamanlar için tutuyorum" dedi. Apartmanın soluk ışığında bi an durup ona baktım; piç. meğer harbi piçmiş.

Eve girdik, birinde yatak, diğerinde 2 küçük koltuk bulunan 2 odalı, ufak bi tuvalet, banyo ve mutfağı küçük bi ara koridoru olan bi ev. Böyle evi dolanırken falan o koltuğa oturdu ve konuşmaya başladı, bense "siktir et, çok konuşmayalım, hadi gel yatağa gidelim, orda sevişirken konuşuruz" dedim ve bu gülerek "tamam" dedi ve kalkıp yatak odasına geçerken o "çişim geldi. sen geç ben işeyip geliyorum" dedi, bende döndüm onunla beraber tuvalete girip sikini tutarak "ben seni işetirim" dedim, o ise "salak" deyip güldü ve işemeye başladı. Çişini bitirdiğinde, son damlanın tuvalet deliğine düşmesi için çok uğraştım ama olmadı. Son çiş damlası boxer şıpır şıpır damlarken, biz de öpüşe koklaşa yatak odasına geçtik. O lambaları yaktı, bense "şeyy salondan gelen ışık yeter gibi, lambaları yakmasak olur mu?" dedim. O ise "tamam dur mumları getiriyim" dedi ve diğer odadan bi kaç mum alıp geldi. Hepsini yakıp sağa sola yerleştirirdi ve karşıma geçti. Ben sevişerek birbirimizi soyacağımızı falan düşünürken, o bi anda dıpdızlak kalıncaya kadar üstünü başını çıkarıp yatağa geçti, ben böyle hala giyinik bekliyordum ki akıl edip soyundum ve bende yatağa geçtim. Ama bu bana mantıklı geldi. Çünkü yatak öncesinde beraber soyunup, yatak sonrasında ayrı ayrı giyinmek daha mantıksızdı.

Yatağa geçtiğimde hemen göbeğine sarıldım ve öpe öpe üste çıktım. bu bana bi sarıldıki kemiklerim kırç kırç kırç diye kırıldı sandım. Lan adam zaten o kadar şişmanki ellerini bitiştiremiyor, bense hem göbeğine yatmış dudaklarını çekiştiriyorum, hemde ellerimde göbeğini okşayıp duruyorum ama o yinede beni iki eliyle sarabiliyordu. Yani daha doğrusu göbeğini göz önüne alınca, beni bu kadar rahat sarabilmesi imkansız gibime geliyordu ama imkansız değildi. Hoppadanak sarıla koklaşa böyle bayaa bi zaman geçti ve "ben artık boşalmak istiyorum" dedim ve osbir çekmeye başladım. O ise dur dedi ve taşşaklarımı yalamaya koyuldu. O taşşaklarımı yalarken tam gelmek üzereydimki "dur, göbeğine boşalmak istiyorum dedim ve o yatağa uzandığı gibi ben göbeğini koklaya koklaya göbeğinin üstüne boşalıp kendimi onun üstüne attım. Biraz böyle kaldıktan sonra yanına uzanıp "üstüme uzanmanı istiyorum" dedim. O ise güldü. Ben "ciddiyim" deyince, durdu ve "ezilirsin lan altımda" diye cevap verdi. Bense hala aynı düşüncedeydim ve onun o bedensel ağırlığını üstümde hissetmek istiyordum. éüff uzatma işte, üstüme uzan" diye biraz poflayınca uzandı, ben de o uzanınca "işte bu. böyle kal" dedim ve sustum.


O an ilk olarak hissetiğim şey, sanırım ete doymak gibi bi histi. Benden daha iri ve ağır, daha kaba saba birinin altında olmak, onun ağırlığı altında ezilir gibi olurken, bundan zevk almak nasıl anlatılabilirki. Çırılçıplak, sımsıcak ve irice bir bedenin altında olmak, bana güven hissi veriyordu. Sanki o an üstümüze bomba düşse bana bir şey olmaycaktı gibi bir şey hissettim. Aslında aradığım şey de bu. Yani güvende olmak ve bana hiç kimsenin zarar veremeyeceğinden emin olmak istiyorum. Bunu bir erkekle yaşamak, onun bedensel ağırlığının altında ezilme hissiyle telafi edilebilir. Başka hiç bi sikim şey bunu sağlayamaz. Ama işte, insan hiç bir zaman güvende olamıyor. Kendine zarar gelmeyeceğinden emin olduğu ilk anda ecdadı sikiliyor, darmadağın oluyor. Tekrar toparlanabilmek için de, su üzerinde sektirilen taş gibi, bedenden bedene sekip duruyor. Sanıyorki anca böyle toparlanacak, sanıyorki darmadağın olduğu an etrafa saçılan parçalarını anca böyle bir araya getirebilecek. ama olmuyor. Çünkü parçalarını bir araya toparlasan bile, paramparça olduğun ve kendini toplamaya çalıştığını aklından çıkaramıyorsun. Bunu aklından çıkaramayınca da, toparladığın parçaların hiç bi sike yaramıyor. Öyle yakınında bi kenarda, kırık dökük bi arada durup sürekli gözüne gözüne giriyorlar. Bunu gördükçe kendini daha kusurlu görmeye başlıyorsun. Bundan sonra ise, parçalarını un ufak etmeye başlıyorsun ve parçaların ufaldıkça, sen rahatlıyorsun. Sen rahatladıkça parçalarını ufalamaya devam ediyorsun. Bu durum; taki tüm parçaların un ufak olup, zerreye dönüşünceye kadar devam ediyor. Sen zerre olunca görüyorsunki, aslında bir şey olmaya çalışmakla hata yapmışsın. Çünkü sen zaten her şeysin. Her şey olduğunu farkedince, bok olduğunu da görüyorsun, elmas pırlanta olduğunu da görüyorsun, çöp olduğunu da..
Yani; hayata nasıl baktığına göre, kendinin de aslında ne olduğunu görmeye başlıyorsun. Yani hayata bok olarak bakıyorsan, kendini bok gibi görüyorsun, hayata sik gibi bakıyorsan, kendini sik olarak görüyorsun...


Sonra bi beş dakka falan daha o tüm huzur verici ağırlığıyla üstte, ben altta böyle sessiz sessiz durduk. O ise arada boynumu moynumu öptü, bense "dur canım istemiyo" modundaydım, ama yok durmadı. Sonra "hadi sende boşal" dedim ve altından çıkıp başımı onun bacak arasında sokup, ona saxo çekmeye başladım ve  arada götünü parmaklayarak onu da boşalttık. Sonra yanyana uzanıp birbirimize baktık. Az önceki aktraksiyondan dolayı olsa gerek, sanırım henüz beynine kan gitmemişti ve bu yüzden anlamsızca bakınıp duruyordu. Bir süre daha birbirimize boş boş bakmaya devam ettik. Sonra gözlerine renk gelip, göbeği hafifçe inip kalkamaya başladığı anda hafifçe gülümseyip "çok tatlısın lan" dedi. Bende utandım ve "sağol, sende öylesin" dedim. Sonra bu bi anda ayağa kalkıp lambayı yaktı ve tekrar yanıma uzanıp, sırf para harcamamak için 4 aydır kestirmediğim saçlarımı karıştırmaya başladı ve sonra da başımı hafifçe okşayarak "saçların çok güzel" dedi, bense o böyle dediği anda onun kafasına odaklanıverdim.

Ama keşke odaklanıvermeseydim.
Çünkü barın o taşşak kokulu sikimsonik boş kalabalığında farketmediğimden, ya da daha önce sevişip boşalmadığımdan olsa gerek, adamın kafasına fazla dikkat etmemiş ve saçlarının olmadığını pek takmamıştım. O bana saçların çok güzel deyip saçımı karıştırırken, bense onun kafasının ortasında diken gibi durmakta olan 3-5 kıla bakıyordum. Kıllardan 2si beyaz, diğer kalan 3üyse beyazlaşmak için yolu yarılamış ve bu yüzden kahverengileşmişlerdi. Nasılsa bi kaç ay'a kadar bunlarda beyazlaşıp sonra sessizce dökülüp evrenin her hangi bir yerinde tekrar yaratılmak üzere yokluğa karışacaklardı. Ben bunları düşünürken o eliyle dudaklarıma dokunup "çok güzel dudakların var" dedi, ben hemen gözlerimi onun dudaklarına çevirdim ve allahtan ehh idare edecek kadar kalın dudaklı olduğunu farkettim. O dudaklarımdan elini çekip, gözlerime bakıp "çok güzel gözlerin var lan, her şeyinle çok hoşsun inan" dediği anda, ben de hemen onun gözlerine odaklandım ve keşke odaklanmaz olaydım, gözlerinin altı hafif torbacık, gözleri ise kurbağa gözü gibi patlaktı. "Allahım ben bunun neyine vuruldum da yatağa girdik" diye düşünürken, o sikimi avuçlayıp öpe koklaya "çok düzgün lan sikin, benimki gibi mantar başlı da değilki" deyiverince ben de hafifçe doğrulup onunkine baktım. Harbiden mantar başlıydı ve cidden benimki ne kadar düzgünse, onunki de benimkisinin aksine o kadar eğri büğrüydü.

İçimden "allahım ee ben bunun neresine vuruldumki?" diye düşünecekken bi baktım göbeği ağrı dağı gibi karşımda duruyor. Evet ben bunun göbeğine vurulmuştum. ahh benim akılsız kafam, göbeğine odaklanacağına, gözlerine odaklansaydım ya, ah ben benim salak kafam, göbeğini okşayacağına adamın kafasına baksaydın ya. Ama nerdeee? olgun ve göbekli birini bulmuştum ya, sanırım ondan olsa gerek her şeyini görmez olmuştum. Zaten göbeği o kadar büyüktüki kendisi göbeğinin çok çok arkasında kalıyordu. Yüzüne gözüne bakmak istesem bile onu göremezdimki.

Aslında böyle bunları diyorum ya, çokta haksızlık etmiyim. Çünkü onu; kafası, gözü, saçı, kaşı, siki diye ayrı ayrı ele aldığımda; evet gözleri çirkin geliyordu, kafası yumurta gibiydi, saçlarının hepsi dökülmüş ve kalan bir kaç tanesi de kahverengi ve beyazlamışlardı, siki desen zaten hem eğri büğrü, hem gövdesi ince, kafası kalın olduğu için mantar gibiydi. Ama işte ona, böyle ayrı ayrı değil de, tam bi parça olarak baktığımda gayet hoş biriydi.

Bense onun tam aksiyim. Böyle mesela gözümü ayrı ele alacak olsak, dünyanın en güzel gözleri bende, yarrağımı ayrı ele alacak olsak evet, çok düzgün, kalın, hafif damarlı ve büsbüyük olduğu için, onun dediğine göre dünyanın en güzel yarrağına da sahibim, saçlarım desen ahenkle dans ediyorlar, dudaklarım desen tamam onlarda cidden çok hoş ve hatta ben bile kendimden nefret ettiğim zamanlar "ama dudaklarım çok hoştur, ama yarrağım çok düzgün" diye diye kendimi moralize edip yaşama tutunmaya çalışırım. Ama işte beni parça parça değil de, böyle bir bütün olarak ele aldığımızda bi sike yaramıyorum. Nedense kurban olduğum allah, insan denilen biz hayvanlara böyle bir gizli şeyler vermiş. Bütün olarak sakatız, ama parçalanınca muhteşemiz.

Neyse işte. sonra o sikimi öpme, burnunu bacak arama sokup taşşaklarımı koklama olaylarını abartınca, az önceki savaşta, milyonlarca sperm kaybedip yorgun düşen sikim, sanki hiç bir şey olmamış gibi başı dimdik bi şekilde tekrar ayağa kalktı ve bunun üstüne bende sikime uyup tekrar sevişmeye başladık ve bu sefer o yan taraftan bi krem alıp sikimi iyice kremleyip üzerine oturdu. Üstelik kondom falanda kullanmadık. Böyle bi anda olay olup bitince, ben bi anda kendi kendime içimden "aids olup bi kaç ay sonra ölücem laaan" dedim ve içinde patlamamak için de "dur dışarı boşalmak istiyorum" dedim ve çıkıp biraz daha seviştikten sonra yine göbeğine boşaldım. İşte o anda anda sikimin başında duran boku farkettim. öğğğğkkk midem bulanıcak gibiydim ve ona ayıp olmasın diye kendimi tutup "bana bi peçete verir misin? elimi siliyim" dedim. Bi yandan da o farketmesin diye sikimin başındaki küçük bok topağını elimin içinde saklamaya çalışıyordum. sonra peçeteyi alır almaz, elimi sikimi her bi tarafımı sildim ve biraz daha öpüştük. Bu sırada mide bulantım geçti ve o anda hemen kalkıp çiş yapmalıyım adlı vucut saatimin alarmı çaldı.

"çişim geldi" deyip koşa koşa tuvalete gittim ve dakikalarca işemek için kendimi zorlayıp durdum. Bu arada o iki defa gelip "bi sorun mu var?" diye kontrol etti, ben ise "yok ya çişim geliyor ama yapamıyorum. hani böyle hapşurur gibi olursun da, bi türlü hapşuramazsın, ama hapşuruğun burnunun ucunda beklerya, işte çişimde aynı şuan onun gibi beni sıkıştırıyor, birazdan yapıcam" dedim ve o gülerek yatağa döndü. Sonra ben çişimin gelmesini hızlandırmak için, kendimi parmaklayıp taşşaklarımı sıkarak çişimi yapmayı başardım ve sonra üstümü başımı bi güzel temizleyip yatak odasına döndüm. O ise bi sigara yakmış, sadece tişörtünü üstüne geçirmiş ve götü açık bi şekilde yatakta oturuyordu. yanına gidip mantar başlı sikini öperken "boşalmıycak mısın?" diye sordum o "yok. denedim ama bi türlü boşalamadım, valla kolum ağrıyor osbir çekmekten" dedi, güldüm ve peki deyip bende tişörtümü giydim ve yanına oturup sikini avuçlayarrak oynamaya başladım. O da sigarasını diğer eline aldı, boşta kalan eline de benimkini alıp taşşaklarımla oynamaya başladı. Biz bu haldeyken ona adıyla hitap etmek için bi isim aradım ama bulamadım. Çünkü daha adımızı sormamıştık.

Bunu farkedince "ya senin adın ne?" deyiverdim ve sorduğum anda gülmeye başladık. Sakinleştikten sonra 69 yapıp boşaldık ve sonra tanıştık. Tanışma faslı devam ederken "hafta içi yemeğe çıkalım, böyle olmasın. seni ayık kafayla daha iyi tanımak istiyorum" dedi. Bende "tabii olur. bende çok isterim" dedim ve o anda sabah ezanı okudu. Ezan bitince o "ben hristiyanım" dedi. Bende "ne yapıyım?" deyip alt dudağından öptüm ve konu bizim tekrar gülmemizle kapandı.

Tekrar birbirimize sarılırken "kaçta işe gidiyorsun" diye sordum "saat 2 de bi toplantım var" dedi, benimse bugün ofisi baştan sona temizlemem gerekiyordu ve bu aklıma gelince hemen kalkıp giyinmeye başladım. Durumu ona "bugün ofiste temizlik günü. hem bende eve gidip bi güzel duş almalıyım, üstümü başımı değiştirmeliyim" diye izah ederken giyindim ve telefon numaralarımızı birbirimize verdik ve çıktım. Yürüyerek eve gideyim diye düşünüyordumki bi baktım sokağın başında bi taksi belirdi. El edip durdurdum ve binince adresi söyledim. Şöför traşlı, klasik hafif göbekli bir türk erkeğiydi. Ben sık sık esneyip, amı götü dağıttığımı saçımın başımın dağınıklığından fazlasıyla belli edince, o içinde bulunduğum şekille ilgili bir şeyler söyledi. Bende "evet yorgunum" falan dediğimi hatırlıyorum. Taksim meydanına gelmiştikki baktım çok sessiz ve kendi halinde bi şöför aslında. Yüzünde kırışıklık yok ama her halinden yıllarca ezildiği belli oluyor.

Mimiklerine yerleşmiş olan o ezilmişlik ifadesi o kadar belli oluyorduki adeta insanın acıyası geliyordu. Üzerinde kalın bi kazak, onun üstünde griye çalan renkte bi mont, altında koyu renk bir kadife pantolon ve radyoda ibrahim tatlıses'in parçalarından biri. Böyle adamın haline bakınca, içimden bi anda "acaba gerçekte nasıl biri lan bu" dedim kendi kendime ve adama dönüp "usta otura otura göbek yapmışsın" dedim, o da "evet ya bizim işimiz, hep oturmak olunca böyle oluyor. gerçi bende yeni başladım bu işe. o yüzden henüz fazla göbek yaptım sayılmaz" dedi. bende sohbeti devam ettirmek için "ne zaman başladınki" dedim, o "6 ay oldu" dedi.

O sırada AKM'nin ordan dönüyorduk ve ben "ama iyi bi göbeğin var" derken elimi kendi göbeğime atıp "bana baksana gram yok" dedim. Sözümü bitirir bitirmez o "evet sende yok, olmazda. ama siktir et böyle daha güzel" dedi. Bende "yok ya ben göbeği seviyorum. keşke bi kaç kilo alabilsem" dedim. O ise gülmekle yetindi ve ışıkları geçtik. O sırada ben sessizliği bozup "ama senin göbek güzel deyip elimi göbeğine uzattım ve o hafifçe dönüp mütevazilere has o utangaçlık ve neler oluyor gülüşünü bana doğru savurup tekrar önüne baktı. Bense elimi göbeğinden çekip bacak arasına attım.

Şöförün bu seferki gülüşü "neler oluyor lan" adındaydı ve ben bacak arasında uyumakta olan sikini, çok istekli olduğumu belli etmek için öncekinden biraz daha  sert bi şekilde sıkıp okşadım. O anda şöför bi kaç defa daha dönüp baktı, bende sikini biraz daha sıktım ve siki hafifçe sertleşti, nefes alış verişi hızlandı. Elimi fermuarına atıp açmak istedim ama; göbeği fermuarının üstünde olduğu için açmak namümkündü. Bi kaç defa denememe rağmen açamayınca o direksiyonu bıraktı ben direksiyonu tuttum ve o fermuaraını açarken diğer ışıkları geçtik. Bu sırada kemerini de çözdü ve sikini dışarı çıkardı. İç ışığı söndürdü ve ben başımı onun bacaklarının arasında gömdüm. Bir veya iki günlük traşlı, orta parmağımdan bir boğum anca uzun olan sikini ağzıma aldığımda biraz rahatladı ve ben daha sert bi eşkilde devam ettim.


Olay böyle devam ederken, arada başımı kaldırıp yolu söylüyordum. bi ara şöförün nefes alışverişleri hızlanınca sakın ağzıma boşalma dedim ve o "tamam" deidkten sonra devam ettim. Boşalmaya yakın "geliyorum" dediğinde çantamdan selpak çıkarıp tuttum ve ona osbir çekerek boşalttım. Bu ben koltukta oturdum ve zaten ona saxo çekerken sertleşmiştim. Baktım şöför kendi dünyasında "neler oluyor lan" rahatlığında ve yola devam ediyor, bende pantolonumu çözüp dizlerime kadar indirdim. Sol elimi onun taşşaklarına atıp yoğururken osbir çekmeye başladım. Çok geçmeden boşaldım ve üstümü başımı silip toparlandım ve "şurdan sağa dön" deyip elimdeki selpakları camdan dışarı attım.


Sonra dönüp ona baktım. Yüzündeki o masum ifade, o ezilmişlik ve az önce ne oldu lan ifadesi... her şey birbirine girmişti. "kaç yaşındasın" diye sordum "41" dedi. "Bunun gibi çok olay yaşıyor musun?" dedim. Biraz şaşkın, biraz utangaç "yooğ, ilk kez oldu" dedi "şöförlük yapmaya başladığından bu yana mı ilk defa oldu?" dedim "yok ömrümde ilk defa oldu." diye cevapladı. Ben "emin misin" diye biraz lakayt bi şekilde sorunca, kendinden emin bi ses tonuyla "evet" dedi "peki neden izin verdin" dedim. bi an nefessiz kalır gibi olduktan sonra "herkesin boş bulunduğu bi an'ı olur" diye cevap verdi. Dönüp onu onaylarcasına "evet bu konuda haklısın" dedim. O sırada benim evin sokağına gelmiştik ve parasını çıkarıp verirken "teşekkürler" dedim, o da yüzündeki tuhaf bi tebessüm eşliğinde "sağol" dedi. Sonra eve girdim.

Bu tür olayları düşündüğüm zaman, kendi cinsiyle yatmanın bu kadar abartanların sadece eşcinseller olduğunu fikrine saplanıp kaldım. Üzerinde biraz daha derin bi şekilde düşündükten sonra her şeyi siktir edip kanepeye uzandım ve zaten çok geşmeden uyuya kalmışım. Uyandığımda üstüm başım yine aynı şekilde ve üstelik duş almadan işe geç kalmış olarak, koştura koştura ofise gittim. Patrondan fırça yedim. Fırçadan sonra gidip çay içtim, ofisi baştan sona tertemiz sildim süpürdüm. Akşamı edip, eve geldim. Götü devirip bunları yazdım. Yazarak ne bok yiyorum bilmiyorum.

10 yorum:

Schizopathologist dedi ki...

Kaç gündür yazmıyorsun, yazınca da gözümü çıkarıyorsun. Okurken çok güldüm ve neden yorum yazma zahmetine girdiğimi de yazmaya başlayınca sorguluyorum.

Ara verme sen, sonra bokunu çıkarıyorsun. Götünü sikeyim, rahat dur.

Adsız dedi ki...

sen şanlsın..hem bu dünyada seni sikiyorlar, diğer dünyadada zebaniler seni sikecek:)) yeşil yeşil

Hayat_Erkegi dedi ki...

@şizo =)

@adsız yorumundan "götümü rahat rahat ellettiğim için" beni kıskandığını sezdım. o yüzden zebaniler benim yerime seni siksin de kıskançlığın bitsin =)))

Adsız dedi ki...

yok kardeş ben sikiciyim:)) ama cehenemde sikecekler biliyorum..senin avantajın bu..hem burdada hem cehenemdede aynısın:)

taksiciyeide günaha sokmuşsun ya aferin..şimdi karısını sikerken kesin sen aklına geliyorsundur:))

Adsız dedi ki...

Hayat erkeği merhaba. Konuyla alakası olmayan bir soru sormam gerek sana. Bu benim çok önemli. Cihangiri taksimi çok iyi biliyorsun diye biliyorum ben. Cihangir'in bir sokağında bir duvarda ''Kaldırım taşlarının altında kumsal var'' yazısı yazılı. Ben orayı bir türlü bulamıyorum. Sen orayı biliyor musun? Lütfen bildiğini söyle.
Bak yazının olduğu fotoğraf bu. Belki hatırlamana yardımcı olur.
http://anticopyrighttr.files.wordpress.com/2010/03/kaldirim-taslarinin-altinda-kumsal-var.jpg

Hayat_Erkegi dedi ki...

@adsız Pek dikkat etmedim açıkçası. ama eğer o duvar yazısını unutmazsam ve görürsem buraya yorum olarak yazarım.
ama sen neden sordun, merak etmedim de değil?

Adsız dedi ki...

Cevapladığın için çok teşekkür ederim. Bi an hiç cevap vermeyeceksin diye korktum. Eski sevgilim o duvarın önünde fotoğraf çektirmiş. Ben o sırada yanında yoktum. Şehir dışındaydım. Orayı çok seviyor o. Nedenini söylemiyor ama anısı varmış sanırım. Şimdi hatırlamıyor orayı. Sen belki biliyorsun diye sana sordum. Birlikte fotoğraf çektirmek istiyoruz da sana sormak aklıma geldi. Gördüğünde buraya yazarsan beni çok mutlu edersin :)

M.. dedi ki...

Pornocunun adı neydi ?? :D

umut aslan dedi ki...

hayaterkeği senin blogunu yeni buldum ve gerçekten cok eglendım ve guldum :)daha fazla yaz hayatının iyi gitmesi dileği ile...

Pukka dedi ki...

Bir solukta okudum. Maceraların ve tecrübelerini aktarış şeklin çok hoş. Hiç sıkılmıyor, sonraki paragrafta ne var diye heyecan duyuyorum. Senin gibi bir arkadaşa sahip olmayı canı gönülden dilerdim. Harikasın...