Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

11 Ocak 2012

Ağzımıza sıçanları, ağzımız açık bi şekilde başımızın üstünde taşıyoruz.

Bugünlerde hava sürekli yağmurlu olduğundan olsa gerek, sokaklarda; hiç ayrılmayacakmış gibi el ele dolaşan sevgililer, hayatlarında kendilerinden başka sığınacak kimseleri olmayan sokak çocukları ve onlar kadar zavallı sokak hayvanları sayısında düşüş var ve sanırım bende bu yüzden olsa gerek kendimi daha yalnız hissediyorum..
Öfff tamam. siktir et şu dokunaklı olmaya çalışan sikimsonik girişi. Gel, şöyle. Sana kimseye anlatamadığım ve tüm bunları dinlemeye zamanı olan insanları bulamadığım cümlelerden bir şeyler anlatmaya çalışacağım. ve unutma beni anlayıp anlamaman sikimde de değil. Ben, sadece senin şu siktiriboktan cümleleri okuduğunu biliyor olmak sonrasında egomu tatmin etmekle yetinebilecek kadar basit biriyim..


Hem zaten yağmuru, sokak hayvanlarını ve elele tutuşan sevgililer gibi, hayatın vazgeçilmez ayrıntılarından girip ebesinin nikâhından çıkarak yalnızlığımı anlatmaya bahaneler bulmaya gerek yok. Biliyorsun işte, her zaman olduğu gibi bugünlerde yine yalnızları oynadığım için olsa gerek ihtiyar'ı özlüyorum.
Aslında bilmiyorum. belki özlemek bile değil benimkisi ve hatta bu özlemek olsa bile, belki de özlememeliyim.
Kim bilir, belki de sırf yalnız olduğum için özlüyorum veya sırf şu sikindirik hayatımda, bu aralar özlemek istediğim biri olsun diye özlüyorumdur.
Sebep her ne bok olursa olsun, adam durmadan aklıma gelip gelip gidiyor. Hiç olmadık anda, hiç olmadık yerde, hatta sıçarken bile aklıma geliyor. Oysa onu düşünmek, onu özlüyor olmak bile başlı başına sıçtığımın resmiyken..


Sadece sıçarken değil; yolda yürürken, hatta şu tadını alamadığım siktiriboktan hayatıma sırf tad katması için 6 şeker attığım berbat çayı yudumlarken, en boktan ve en alakasız şarkıları dinlerken, hatta şu taşşak kokusunun hakim olduğu sıkıcı hayatımın gündelik işlerinde bile ne bok yersem yiyim aklıma gelip orda öylece duruyor ve hiç bir yere gitmiyor.

Bazen kendimi, önümdeki müsveddelere onun adını çiziktirirken buluyorum. Bazen de; ne sikim işler çevirdiğimden habersiz, bi bakıyorum facebook sayfasında tüm arkadaşlarının profillerini tek tek geziniyorum.

Hayır ona aşık olmadığımı biliyorum, onu arzulamadığımdan da eminim. ama işte ne bileyim, durduk yere aniden aklıma bir fikirmiş gibi gelip gelip duruyor.
Ama zaten geçenlerde kararımı verdim ya, artık siktir ettim onu. Çıkardım hayatımdan.
Gerçi cümle içinde böyle büyük bi rahatlıkla "çıkardım" falan diyorum ama, çıkmıyor lan. İnsan bu! öyle "hayatımdan çıkardım" deyince çıkmıyorki. Zaten bi insanı hayatından çıkarsan bile, aklından çıkaramıyorsun. En zoru da bu ya.

İşte böyle. bugünlerde sürekli onu düşünüyorum. Hani "çok mu yakışıklı, çok mu aradığın tipte, çok mu hayallerindeki fantazilere uygun biri?" dersen, yok lan alakası bile yok. Onunla yatağa girsek, altından ezilirim, bağırsaklarım götümden atar, cüssesine bir sinek gibi yapışıp kalırım, dilim bokunu yemiş domuz ölüsü gibi dışarda kalır. Yani görünüş olarak bile işte bu kadar birbirimize zıtız.
Zaten tipi, bildiğin sıradanın altından bile daha sıradan bi tip. Götündeki kıllar bile 40 defa üst üste ağaran yaşlı bi adam.

Lan hatta buluştuğumuz zamanlarda, adamın yüzüne baktığımda burnundaki kılların dikkatimi dağıtmasından dolayı, gözlerine romantik bakmaya fırsat bulamıyordum.
Bide burnundaki kılları geç, onlar olmasa bile; gözleri o kadar küçük ki, değil romantik bakmak, gözlerini göremiyordum bile.
Adam çinli değil, japon değil, bildiğin istanbul yerlisi. Ama yinede çekik gözlü, ince dudaklı. Bide cidden yakışıklı değil, ne diye tutuldum, bu kadar taktım buna bilmiyorum ki? acaba "dış görünüşe gerçekten önem vermiyor muyum?" neyim anlamadım ki kendimi. 

Oysa bazen bilinçaltımı karıştırdığımda, karşımdaki adam yakışıklı değilse selam bile vermeyen adinin teki olduğumu görürüm. Karşımdaki adamın gülüşü güzel değil, gözlerinde bi gizem yoksa, muhatap bile olmuyorum, karşımdaki adam kara kaslı, kara kaşlı, kara gözlü değilse "kimsin sen?" diye bile bakmayan götü kalkığın tekiyim ben.
Ama yok. ammına koduğumun piçinde bu bahsettiklerimin hiç biri olmamasına rağmen ve hatta bu saatten sonra bu adamdan bana hiç bi sikim hayr gelmeyeceğini bilmeme rağmen, yine de öyle takılıp kaldım buna. Düşünmeden edemiyorum. Sanki düşünmesem o anımı eksik yaşamışım gibi hissediyorum.


Böyle anlarda aklıma "ya acaba gerçekten ağzımıza sıçanların bokunun tadına mı alışıyoruz diye mi peşlerinden koşuyoruz, yoksa gerçekten bize değer vermediklerini bildiğimizden dolayı mı onlara değer verip başımızın üstünde taşıyoruz" düşünceleri geliyor. Ama yok kendimi anlamıyorum. Bu adama takılmamalıydım bu kadar. Takılmakla yanlış yapıyorum ve sanırım ömrüm yanlışlarımın beni esir almasıyla geçecek.

1 yorum:

Patrick San. Tic. Ltd. Şti. dedi ki...

O son paragraftaki tırnak içindeki cümle var ya, o nasıl güzel bi günledir, nasıl anlamlıdır.