18 Mart 2011

Hayatımdaki insanlar 1inci bölüm

Bugünlerde kafama sürekli "acaba ben deli miyim?, belki de deliyim kimse farkında değil, belki de tüm dünyada bi tek ben akıllıyım herkes deli, belki de delirmek üzereyim" gibi abuk sabuk şeyler geliyordu. Hatta geçen hafta kesinlikle deli olduğumu düşünüyordum, ama bu hafta henüz bu konuda düşünmeye başlamadım. Yalnız bazen cidden delirmiş olduğumu, ama deliliğimin tam olarak ne ben, ne de bi başkasının farketmediğini düşünmüyor da değilim.

Neyse işte, ben "acaba kafayı mı yedim" adlı düşüncelerimin meyvesini geçen attığım tweetlerlede tüm kamuoyuna açıklarken, bi arkadaş bana dediki;
"Bu kızgınlığın, hayata karşı bilmem nelerin falan için yardımcı olayım sana. O yüzden hayatındaki insanları listele ve karşılarına onlar hakkındaki düşüncelerini yaz. Böylece belki neden onlara kızdığını ve neden kendini böyle hissettiğini anlarsın." dedi. Bende hemen atlayıp "tamam" dedim ve sonra bi kaç gün boyunca hayatımdaki insanları düşünerek, listelesem karşılarına ne yazıyım diye düşünmek zorunda kaldım. Şu düşünme aşamaları çok zor bir şey. Hatta sanırım düşünmek, benim gibi biri için hayatımdaki en zor şeylerden biridir. O yüzden ilk başlarda kimseyi yazmak istemedim. Çünkü hem sıkıcı, hemde çok uğraştırıcıydı. Sonra yazmak falan derken, bende dedim en azından bloga yazıyım yazı çıkar yazıyım gitsin ammına koyım. İşte hayatımdaki insanlar:

Ev sahibim: İyi biri yahu. Bana bıkmadan usanmadan yemek getiriyor, kiramı geç ödüyorum sesini çıkarmıyor, bazen gelip evimi temizliyor, elektrik faturamı, suyumu falan ödüyor ben ona aylar sonra ödüyorum. O iyi olmasında ben mi iyi olayım.

Annem: Bazen bana annelik görevini yapmadığı için ona içimden kaltak maltak diyorum ama, sonuçta 60 yaşında bi kadın ve gözlerini köy yerinde hayata açmış ve eğitim öğretim görmeden bi şekilde bugüne kadar yaşamış. Kadın bir şey öğrenmemişki bana öğretsin. O yüzden bence ona da "iyi biri" yazmalıyım.

Abim: Dünyadaki en büyük orospuçocuğu olsada, sonuç olarak o kadar yoksulluk içinde yaşayıp, türkçeyi bile askerde 24 saat dayak yiyerek zorla öğrenmiş bi adam. Zaten sürekli dayak yiyen bi adamdan bana başka nasıl bi abilik yapmasını bekleyebilirimki? Mecbur o da hayatı askerlik gibi görecek ve her şeyi ya seve seve, ya sike sike yaptıracak. Mecburen ona da "iyi biri" yazmalıyım.

Diğer Abim: Hayatı sürekli başkalarından öğrenmiş bi adam. Ev almak için o kadar sıkıntı çekti, iş kurmak için o kadar sıkıntı çekti. Adam onca sıkıntının içinde birde bana baktı. Bence fazlaca "iyi biri"

En büyük ablam: Okul okutulmadı, bir eğitim almasına izin verilmedi. Gerçi izin verilmedi değil. Köy yerinde hangi okula gidecektiki? Hiçççç, sanki okul vardı da okutulmadı mı? 13 yaşında evlenmeyip ne yapsaydı. Bi kaç yıl sonra üstüne gelen kumaya ses çıkarmayıp ne yapsaydı. Belinden sopa, sırtından sıpaları eksik olmayan en "iyi" bana "en yabancı" ablam, köy yerinde ahırda yatıp kalkmasaydı da ne yapsaydı. Sanki babam mı sahip çıkacaktı, anam mı "gel kucağıma yavrum" diyecekti. "Kocan kaderindir sus" dediler, "çocukların allahın nimetleridir şükür et" dediler susturdular. Zavallı ablam, bana yabancı olsada, 5-6 yılda bir görüşsekde, ablam olduğunu bilmem, o kömür madeninde çalışmış gibi çatlak ve her çatlağın çizgisinin kaderin kara yazısı gibi duran ellerini tutarken içimi parçalasada, nedensiz bir duyguyla severim ben onu.

Ah be kadın, sen kimden hakkını nasıl alacaksın hiç bilmiyorum. Yazık değil miydi 13ünde evlendirildin. Kocan denilen o öküz seni anlamazken nasıl sessiz kaldın. Ahh be canım ablam, kimsesiz ablam, daha 13ünde gelin giderken, düğününde yoksulluktan dolayı gelinlik yerine en yeni fistanı giydirilmiş zavallı ablam benim. O fistan düğünde gelinlik diye giydirildi sana, ama sende farkındaydınki aslında o senin kefenindi. O yüzden sessiz kalacaktın, kimsesiz kalacaktın. Hakkını kimlere, nasıl helal edeceksin? Kim senden hangi yüzle helallik isteyecek be ablam. Ahh be ablam, hakkını helal et olur mu ablam. Sen bence hayattaki "en iyi" olabilirsin. Ama işte birbirimize yabancıyız be ablam, tanımıyorum ki seni isminin karşısına "iyi biri" diye yazıyım. Tanısam iyi biri derim ama, tanımıyorum o yüzden "sessiz biri" desem yeter belki.

Bi küçük ablam: Oda okutulmadı, zaten köyde okul yok, zıkkımın kökünü mü okuyacaktı. En büyük eğlencesi; ceviz ağaçlarına çıkıp eğlenmek, köyün ortak ceviz ağaçlarından sabahın erken saatlerinde gidip ceviz çalmak, hayvanları otlatmak, ahırı temizleyip köyün merasına götürüp getirmek. Bide amcamlara gidip bir şeyler dilenmek işlerini yapan ablam.

Ablalarımın içinde, kendisinden büyük ablam erken evlendiği için evlilikten korkan ablam. Kız oğlan kız kalan ablam. Onu istemeye gelenleri kara lastikleriyle kovalayan ve bu kovalaması yüzünden cümle alemin diline dedikodu malzemesi olup yıllarca konuşulan ablam. Zaten çok da göz açıktır, hiç öyle lafını falan da esirgemez kimseden. Ağzına ne gelirse söyler, sonrada "ohşşş içim rahat oldu, ben içimdekini söyledim rahatladım gerisini siz düşünün" der. Şimdi yaşı kırklarına falan geliyor ve hala evlenmemeye kararlı. Bazen keşke evlense, çoluk çocuğunun anası olsa, kocasının bi tanesi olsa derim ama, bi yandan düşünüyorum da, o olmasa kim beni büyütecektiki? Ben yıllarca kimi annem sanacaktımki??

Zaten o olmasa, hepten yalnız olduğumu düşünürdüm. Kimseye söylemedim ama ben ablamı 8-9 yaşında kadar annem sanırdım. Rüyalarımda bile annem olarak hep onu görürdüm. Böyle hep beni koruyan, gözetleyen, pataklayan oydu. Ben daha küçük, sümüklü bi çocukken berbere gidecek para bizimkilerde olmadığından dolayı saçımı eline geçen ilk makasla o keserdi. Sünnetimde bana eteği o giydirmişt.
Hastayken en çok benle ilgilenen, sinirli bile olsa her daim gelip beni kontrol eden, sevgisini anlık nefretiyle beraber sunan çilekeş ablam benim.

Kontöre para vermemek için, aile bireyleri dışında herkese çağrı atan ablam benim. Çektiği yoksulluktan dolayı, kontörü bile 6 ayda bir alıyor. Öylede tutumludur. Yemin ederim ülke ekonomisi onun elinde olsa varya tüm ülke karneyle ekmek alır, yemeğini ısıtmak içinde tüp alamaz bu yüzden osuruklarımızı tutuşturup yemeklerimizi ısıtmayı öğrenirdik. Hiii anam anam anam. Ablam kadar cimrisi, ayy pardon tutumlusu bir daha dünyaya gelir mi bilmem ama, onu Türkiye Cumhuriyeti Ekonomi Bakanı olarak düşünüyorumda, hiiiiiiiii aman allahım, kanım çekiliyor. Ülkenin bütün ambarları tıka basa dolu olmasına rağmen hiç kimseye ihtiyacı dışında zırnık koklatmaması falan aklıma geliyor.

Bide çocukluğumda hatırlıyorumda eve gelen misafirlere ikram edecek bir şey olmamasından dolayı konu komşuya gidip çay, şeker falan dilenen hep oydu. Allahım sen her şeyi onun gönlüne göre ver. Bazen onunla kavga ettiğimizde birbirimize ana avrat düz gitsekde "iyi biri" dir.

Bu cimri ablamın, bi küçüğü olan ablam: Ayy allahım, yemin ederim yahudi zekası dedikleri şey ondan başkasında yoktur her halde. Hey allahım hey. Bazen acaba anam, babamı bi yahudiyle aldattı da, bu ablam o kyahudinin kızı falan mı diye düşünmüyor değilim.
Aman nasıl ince hesaplar yapan, nasıl sessiz durup olayları kendi lehine çeviren, nasılda hiç bir şeyden haberi yokmuş gibi numaralar yapıp fitne fesad işlerini yürütür varya. Yemin ederim onu tek başına sal Amerika'nın içine, ortalığı karıştırır da Amerikalılar ne oluyor, ne boklar dönüyor demeden ülke yok olur gider. Tarih bile Amerika diye bi ülke olup olmadığı hakkında ikilemlere düşer.

Ama bazen düşünüyorum da, aslında biraz da onun gibi olmak lazım. Çünkü insan fikrini şıppp diye orta yerde söyledikçe hiç bi yere varamıyor. Aynı bok, aynı tas, aynı siktiri boktan kafayla hayatta kalıp gidiyor. Ailede örnek alınacak erkek göremediğimden dolayı, bu ablamı bazen kendime örnek almışlığım olmuştur. Acaba örnek alırken fazlamı örnek aldım, ne oldu bilmiyorum ama, onun güzelliğini de kıskanmıyor değilim. O da diğer ablam gibi evlenmiyor kız oğlan kız kalmaya yeminli yaşayıp gidiyor. Belediyenin kursları onun en büyük eğitim öğretim yeridir. Zaten 30 yaşında bi kız oğlan kızı mavi önlükle ilk okulda görmek tuhaftırya neyse. Ama bu ablam, amanın allah korusunki kafayı birine taksın, allah korusunki hafifden bi laf sok ona. O an sana öyle bi laf söylerki, seni ananın ammından çıktığına pişman ederde, neye uğradığını şaşırırsın. Girecek delik ararsında, bulamayınca buhar olup yok olsam diye düşünürsün.

Öte yandan o da okul olmadığı için işte böyle kendi çapında hinlikleri, laf sokmalarıyla aile içinde yaşamını devam ettiriyor. Ama ablalarımın içinde en çok sevdiğim de ondan başkası değildir. Hemde fazlasıyla iyi ve gerçekçidir. Hiç öyle duygusal takılayım havalarında akıl veren biri  de değildir. Zırt diye lafı söyler ve köşesine çekilir.

Bu ablamdan da küçük olan zayıf çelimsiz ablam: Ahh canım benim, zayıf, kısa boylu ablam benim. İlk okula kadar beraber okuduk. Ondan sonra işte doğulu kızların kaderi olan "siktir git evinde otur para bulursan çeyiz hazırla, okul okuyup ne yapcan" denilen ablam. O da mecbur evde oturdu. Zaten sesini çıkarsa ne olacaktıki "okuyup başımıza orospu mu olacaksın" denilerek sesi kesiltiliverirdi. Hem ben bile en fazla orta okula kadar okumuşken, çelimsiz ablam mı ilkokuldan fazla okuyabilecekti. Zaten ilk okulu bile okuması büyük bi şansken. heheytt be.

Bu ablam da son bi kaç yıldır millete laf sokmayı öğrendi. Daha öncesine kadar vur başına al elinden lokmasını tarzında yaşamına devam ediyordu. Seviyorum ablamı ya, askerlik öncesinde bana o 50 tl'yi veren işte bu ablamdır. Beni benden çok seven ablam, o iyi olmasın da ben mi iyi olayım. Fazlasıyla "iyi biri"dir.

1 numaralı yengem: Amanın ortalığı karıştırmakta üstüne yoktur, ama zeytin yağı gibi de üste çıkma konusunda da onun gibi kimseyi tanımıyorum. Namazında, niyazında olması bi yana, sürekli yüzü gülen ve girdiği her ortamı kendi sohbet konularına bi anda çevirmekte ve millete kahkahalar attıran biridir. Ama iyi biridir, ayrıca fazlaca da anaçtır.

2 numaralı yengem: Ayy bu yengem kadar sessiz, sakin, kendi halinde birini görmedim. Yemin ederim elindeki ekmeği alsan, döner sana "afiyet olsun" der. Böyledir, sevilesidir. Güleç yüzlüdür, onca yoksulluk çekmesine rağmen daha üzgünken, surat asmışken görmedim.

Hayatımdaki insanlar 2inci bölüm için tıkırdatın =)

15 Mart 2011

Adnan Hiçler - Kavgam

Bugünlerde dedim şöyle artık cahilliğimi kenara bırakıyımda biraz kültürleneyim. Kültürleneyim derken param yoktu diye, bende geçenlerde bi arkadaşımla Kadıköy'de turlarken, yapıştım ona ve kendime zorla Adolf Hitler'in Kavgam kitabını aldırttım. Tabii ona da kitap tavsiyesiyle İskender Pala'nın Babilde Ölüm, İstanbul'da Aşk kitabını aldırdım. O da hemen sevdi kitabı, zaten okulda bir kaç hocası ve arkadaşı da tavsiye etmiş falan. O böyle diyince, ben daha bi havalara girdim "tabii olum, okudumda diyorum, kesinlikle okumalısın. Hele senin gibi biri muhakkak okumalı bence" falan diyede vın vın vın diye gazladım da gazladım. Sonra Kavgam'ı çantama atıp biraz da şirinlikler yapıp gönlünü falan aldım. Allahım ne pis adamım varya, bi kitap aldırmak için nerdeyse götümü siktircektim.

Neyse şimdi, benim kitap konusuna dönecek olursak, ammına koyım kitabı 2 haftadır otobüste, metroda, metrobüste falan filan elimden düşürmüyorum ama okuya okuya daha 150 sayfasını anca okudum, geriye 530 sayfası kaldı. Ammına koyım oku oku bitmiyor. Ama bi yandan da işte bende kuru bi inat var, madem başladım, kesinlikle okumadan bırakmamalıyım diye devam ediyorum. Ulan keşke biraz basit bi kitap falan olsaydı, nasıl ağır bi kitap, nasıl pis bi kitap varya anlatamam.

Ama yani Hitler'inde nasıl bi orospuçocuğu olduğunu işlemiş olduğu büyük günahlardan dolayı zaten biliyorsunuz. Ammına koduğumun piçi kitabı nasıl ağır yazmış varya. Resmen okumak için tüm hücrelerimi seferber ediyorum. Gerçi zaten hücrelerimde sayılı ama işte naparsın idare ediyoruz. Kitapta o kadar kalınki, yemin ederim sadece sayfalarına anca o kadar para verilse sayfalarının maliyetini anca karşılar. Gerçi kitapçının dediğine göre kaçakmış, yoksa 12,5 tlye asla satamazmış. Dur bakalım okumaya başladım allah bilir ne zaman bitiririm.

Bundan önce Elif Şafak'ın Pinhan'ını okumaya kalkışmıştım, arada 10 kitap götürdüm, Pinhan'ı anca 1 senede okudum. Gerçi canım kitap da bu arada kitap olmaktan çıkıp, bakkalın veresiye defterine döndü ama işte bende de inad olunca, çantadan çıkarıp bi kenara bırakamadım. Zaten bitirince de bi ara gidip kurban falan kesmeyi düşünmedim değil. Çünkü Elif Şafak'da döktürmüşde döktürmüş. Yani kitap resmen ben yazdım havasında olmaktan öteye gidememişti. Ama yinede okudum. Allah o kitabı okuyanlara, okumaya kalkışanlara büyük sabırlar versin. Hele o boş laf kalabalıkları, hele o bom boş lafı uzatmalar artık midemi bulandırıyordu. Yemin ederim öffleye pöfleye okumuştum o kitabı. Aman neyse okudum geçti gitti ya o yeter.

10 Mart 2011

aaaa sikerim entelliğini mentelliğini senin ha #blogumadokunma amcık

Blogu başından bu yana takip edenler, yeni gelenlerden daha iyi bilirki ağzım 2 küfürsüz düzgün cümle edecek bi yapıda değildir. Gerçi bunda ağzımın bi suçu yok, o yüzden şu an aklınızdan geçirmekte olduğunuz "ağzına sokıyım" gibi sexli düşünce cümlelerini çıkarın. Bütün suç aklımındır ve sakın bu seferde "aklına sokıyım" gibi bir şeyde düşünmeyin. Neyse işte efendime söyliim tıpkı sizin şu an düşündüğünüz gibi, aklım hep oldu olası boklu, sikli, sokuşlu kelimeler üretir durur. 

Hayır bunu övünerek söylemiyorum veya yazmıyorum. Bunu aklım küfürden başka bir şeyle cümle kuramadığından, duygularımı  küfürsüz olarak yeterince ifade edemediğimden dolayı söylüyorum. Zaten "bakın ben küfür ediyorum" diye övünen bi salaklık olmaz bence. 

Neyse işte bende böyle sürekli küfür falan edip yazan biri olup, bide yazdıklarımı okuyunca bi yerden sonra dedim "ulan gelen gidene ayıp ediyorum, biraz uslanayım. Hem belki aile falanda gelip okuyordur, böyle am göt meme gibi kelimeleri biraz azaltayım da aileleri ürkütüp kaçırmayayım" Sonra işte bu düşünceler arasında küfürleri, argoları azalttım ve bazende içimden şöyle okkalı, güzel bi analı kızlı küfür gelmesine rağmen kullanmamaya çalıştım ve kullanmamak içinde cümleleri evirip çevirdim kendi götüme soktum ama, eninde sonunda küfürsüz cümleler de kurdum. 

Ben, işte böyle uslu çocuk, iyi aile çocuğu, püsküvi çocuğu, apartman çocuğu falan oldum derken, meğer farkında olmadan ikiyüzlü bi oruspuçocuğu olup çıkmışım. Çünkü ortaya pekde sevmediğim bir tarz çıkmaya başladı. Hatta bu tarz çıkmaya başlarken, dışarda sosyal hayatta bende değişmeye başladım. Hatta bi kaç defa küfür etmeden önce, kendimi 2 defa falan düşünürken yakaladım. 

Tabii bunlar sadece blog ve sosyal yaşantımda değil, twitter'da da kendini gösterdi. Böyle bi terbiyeli, iyi aile çocuğuymuşum gibi küfürsüz tweet denemeleri falan yaptım. Böyle bi zekeriya beyazın yandan yemişi, napolyonun önünden yenilmişi kıvamına döndüm falan.
Ama tabii twitterda ki durumum sadece benden kaynaklı değil. Çünkü twitter başlı başına ayrı bi alem. İnsan kendini twittera kaptırınca, adama bi kendini beğenmişlik halleri, ben oldum bittim halleri baş göstermeye başlıyorki sormayın. Sanki orda tweet yazmıyorsunda allah'dan direkt vahiy alıp incil yazıyorsun, sanki ayet yazıyorsun, sanki yahudilerin hoşeası olmuşsunda tevrat yazdırıyorsun, sanki dersin peygamber olmuşsunda fatiha süresi nazil oluyorda sen ümmetine duyuruyorsun. İşte sıradan bir orospuçocuğu twitter kullanmaya başlayınca, adamda böyle bi götü kalkmışlık halleri kendini gösteriyor. 

Oysa dünün bokundan hiç bi farkın yok. Ama işte nasıl oluyorsa takipçi sayısına bağlı olarak insanın götü de kalkıyor. Şahsen benim öyle yani. Şu an twitterdaki sikimsonik tweetlere göre, götüm kendi çapında bayaa büyük sayılır. Gerçi siktiri boktan tweetlerime göre insanların neden beni takip ettiklerini anlamadım ama işte takip ediyorlar. Tabii bu durum hoşuma da gitmiyor değil. Ama sonra bilgisayarı kapayınca bi bakıyorum ki anaaaa ben yine aynı bokum lan, hiç bi değişiklik yok.
 
Yani her ne kadar siktiri boktan tweetler atsamda, işte dedim ya bu ara bende bi entelleşme durumları başgöstermeye başladı "aman etliye sütlüye dokunmıyım" havalarında gezinmeye başladım, aman bi virgülleri yanlış mı koydum, aman az önce six mi dedim, sik mi dedim paniklemeleri falan derken "ööööööffff yeter ama yani" dedim ve durdum. Bide sanki dersin orda herkes neler yaşamış da yaşamış yarabbim. Böyle hayat üzerine atıp tutmalar, böyle bi asıp kesmeler, bi sen kimsin havaları falan hey maşallah. Sanki dersin sokakta sümüğünü işaret parmağıyla alıp direğe sürten bunlar değil, sanki dersin cafede oturduğu masanın altına sakız yapıştıranlar bunlar değil, sanki dersin alaturka tuvalette kenara yapışmış boka nişan alarak işeyenler bunlar değil.

Böyle bi halden anlarım havalarında tur atıyorlar, aman ben oldum bittim havalarından inmiyorlar. Durum böyle olunca bende arada birazcık değiştimişimki sormayın. Hele bide şu son #blogumadokunma olayında iyice entel dantel olup çıktığımı farkettim. Böyle küfürsüz küfürsüz hashtaglerle #BlogumaDokunma deyip duruyordum. Neymiş efendim, kendimce etik kurallar uydurmuşumda markalara dil uzatmayacakmışım da falan da fistanda. 
Ulan sikerim markasını falan filan. Ammına koduklarım yüzünden bloga girinceye kadar 40 takla atıyorum. Sikerim digitürkün sahiplerini, teknik ekiplerini, avukatlarını, sözleşme yaptıkları futbol takımlarını, yayın saatlerini, maç sunucularını, digitürkün sahibini, digitürkün sahibinin sekreterini, ammına koduğumun piçleri naaapıyosunuz, amacınız ne sizin. Allahın malları, dangalakları. Siktirin gidin orospuçocukları, götün evlatları.

Benim bi tek yaşama alanım olan blogu kapatan sizlere mi küfretmiycem, size mi saygı duycam? Siktiringidin lan götoşlar.

ohhhhhşşşş rahatladım valla.

8 Mart 2011

Ordan burdan çalıp çırptığımız kanunlara uymayanları, asıp kesersek tabiiki gül renginde bir ülkemiz olur

Formspring.me'de gelen şu soru ( http://www.formspring.me/HayatErkegii/q/169389168546314627 ) ve cevabı burda da bulunsun. Konu hakkında böyle düşünüyorum.

Soru: Neden Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ölüm tarihinde yas tutuyoruz da doğum gününde Liderimiz doğdu diye gülüp eğlenmiyoruz??? (yanlış anlaşılmasın lütfen)
Cevap:
1900 lü yıllarda doğmuş, yaşadığı günün şartlarına göre insanları kendi düşüncesinde, kendi giyim tarzında olmaya idam cezalarıyla çağırıp, zorla giyim, harf v.b devrimler yapmış ve bu yaptıklarıyla savaşta olan fakir bir ülkeye, fakir bir millete dayatmış birini lider olarak görmüyorum.

Üstelik o harf devrimlerinde binlerce insan bir gecede bilmediği bir dil yüzünden "cahil" sayılmış ve bilgi birikimi, bilgi seviyesi yok sayılmış.

Hele şapka devriminde şapka takmayanlar, hitler vari bir şekilde idam sehpalarında, halka ibret olsun diye meydanlarda sallandırılmışlar, ölü bedenlerine şapkalar giydirilip, sonrasında da hakaret edilmiştir. İnsanlık dışı bir cezalandırma yöntemi uygulayan bir yönetim, benim nazarımda hitlerden pek farksızdır ve asla kahraman değildir.

Bugün için o gün yaşanılanların konuşulması bile adeta yasak. O gün şapka takmayanların idam edildiği kanunlar bugün hala yürürlükte olmasına rağmen kim sikliyorki??? ve üstelik o günün şartları içinde, din iman elden gidiyor diye kandırılıp, zorla cepheden cepheye koşuşturulan halk; parası olmadığı halde, sikindirik şapkaları yüksek fiyatlara almaları dayattırılmış, alamayan insanlar ve takmayacağını söyleyenler ise bilindiği gibi idam edilmişlerdir.

O günkü şapka kanunu bugün hala yürürlükte, peki madem bu kanunlar bugün siklenmiyorlar neden onca insan idam sehpalarında sallandırıldı. Yazık değilmiydi o insanlarla, aileleri yok muydu? eş, dost, akrabaları yok muydu? gökten zenbille mi inmişlerdi, yoksa bahçede karpuz, kavun gibi yetiştirilen bitkilerden miydiler? Onların idam kararlarını alanlar, o kararların alınmasına neden olanlar kimlerdi?

O gün yaşayan Hitler beyinli insanlara, bugün ilahlaştırılırcasına ölüm yıldönümü, doğum günü gibi saçma sapan şeyler yapma da neyin nesi oluyor. Ben şahsen bir anlam veremiyorum ve bu tür anma günlerini gereksiz buluyorum. Çünkü farklılıklara tahammül edemeyen bir yönetim ve siktiri boktan kanunlar yüzünden insanlar idam edildi, bir gece önce ilan edilen harf devriminden sonra insanlar köylerde, kasabalarda türkçe konuşamadıkları için günlerce sıra dayaklarından geçirildi. Oysa hayatın tadı, farklılıklarla beraber yaşamaktan alınır diye meydanlarda bağırıp çağıranlarda onlardan başkası değildi.

Bir kaç kahraman ilan edilen yobaz insanın, ordan burdan çalıntı yaptığı cümlelerle, kanunlarla yapılan devrimlere, devrim mi denilirmiş. Halk o devrimlerin arkasında bile değildi. Halk o devrimlerin hep karşısındaydı ve hep karşısında durdu. Çünkü devrim denilen o safsataların içinde farklılıklara, farklı yaşamlara saygı yoktu ve hala da yok. O gün tamamen faşist bir devlet kuruldu ve o faşist devlet hala varlığını sürdürüyor.

Üstelik o çalıntı kanunlar, bu ülkenin yaşam şeklini, hayata bakış açısını, hayatı nasıl algıladığını nerden bilecekler, ya içinde yaşayan ermeniler, kürtler, lazlar, çerkezler, yahudiler, veya bilmem etnik kökeni farklı olanların yüzyıllardır birlikte yaşaya geldikleri kültür farklılıkları?
Sana bir şey söyliim mi; Atatürk'ün o yaptıklarına bugün dönüp bakarsan, onu sadece bir faşist olarak görürsün. Zaten o gün çıkarılan kanunlarla; farklılıklara saygı duymayan, farklılığı gördüğü yerde yok etmek için asıp kesilmesi gerekir diye emirler veren, toplumu tek tipleştirmek için elinden gelen her şeyi yapan ve o insanlara söz geçirmek için, kendi kanından canından olan halkını meydanlarda vahşi bir hayvanmışcasına sallandıran birilerine başka ne denilir???

Her insan büyük işler başarmak ve insanlığa yararı dokunsun ister ve hayatına buna göre yön verir. Bu yüzden Atatürk'ün ölüm yıldönümü, doğum günü, bilmem nereye ayak basması, bilmem nereyi kurtarması v.b, bunlar bana hep fasa fiso geliyor ve ben Atatürk'ün bu ülkeyi kurtardığına değil, aksine faşist bür ülke kurduğuna inanıyorum.

Bide şu; Atatürk olmasaydı, senin anan belli olurdu da, baban kimdi bilmezdin diyenler:
Atatürk olmasaydı bile, başka "biri" çıkıp bir şeyler yapardı. Diyeceksinki peki o zaman senin adın yine, Meral veya Berk mi olurdu?" bende sana derim ki " hayır adım Meral olmazdı, Berk olmazdı, adım jack veya Caroline olurdu, yada Lara veya Musa olursu, yada Abraham olurdu ne biliyim milyonlarca isimden birine sahip olurdum ve ben yine dünyaya gelirdim. Ama sonuçta ben bir insan olurdum. Günümüzde diğer insanlardan çok mu farksızız, çok mu üstünüz, yada çok mu alçağız. Hayır eşitiz ve inan Atatürk olmasaydı bile yine eşit olacaktık. O yüzden ne kutlaması be hacım, sen neden bahsediyorsun, ne saçmalıyorsun??

Rahmetliyi nasıl bilirdiniz?

Bu yazı şu yazının devamıdır. ŞU YAZI

Ben evden kaçıp sokaklar bana sirk alanı, sokaklar bana bayram yeri olmuşken, bizimkilerde ortalığı ayağa kaldırıp, ömürlerinin en rezil dönemini, konu komşuya ne derizin en berbat durumunu açıklamakla meşgullerdi. Eş, dost akraba toplanıp beni bir kaç gün aramalarına rağmen bulamıyorlar. Sonra tabii işin içine polis falan da giriyor ama benden hala iz yok. Ben yer yer götümü siktirip siktirmeme kararsızlıkları içerisinde, yer yer özgür oldum ama şemsiye nereme girdi diye il il dolanırken, kafa bi milyon olmuş bir şekilde aile eş dost falan gibi kavramları tamamen unutmuştum.Gerçi çokda sikimde değillerdi.

Zaten kendimi bildim bileli hep evden kaçmak istiyordum, kaçmalıydımda. Çünkü öyle bir yaşam bana göre değildi. Ne okulun var, ne doğru dürüst bir işin, ne ailen tarafından sahiplenilmişsin kucaklanılmışsın, nede aileden birine karşı besleyeceğin sevgin var. Gerçi o yaşta sevgi nedir bilmiyorsun, sadece birileri benlen ilgilensin yeter. Hep ilgilenilen olayım havalarındasın ve bu yüzden yüzüne her güleni, sana sonsuz sevgi besleyecek olan biri diye görmeye başlıyorsun. Evde bunları görmeyince ilk fırsatı değerlendirip, onlardan en uzağa gidebileceğim bi yere gidiyorum. Neresi olduğu önemli değil, sadece onlardan uzak bir yer olsun...

Ben işte böyle bu kafayla onlardan uzaklaşıp aradan bir kaç gün geçince, bizimkiler benden hiç haber alamıyorlar. Zaten devlete başvurunca, amına koduğumun devleti de beni arama işlerini o zamanlar bildik prosedürlerle yapıyor. Bizim oralarda, o yaşta biri evden kaçtımı devlet ailenin nasıl bir yapıda olduğuna bakmaksızın, örfünü, siyasi bakış açısını sikine takmaksızın, evden kaçan er kişinin terör örgütüne katıldığını söyleyip aileyi terör örgütüne destek olmakla suçlar. Kızlarda zaten başlık parası ödenmemek için kaçırılır falan.
Aile devlet tarafından böyle bir suçlamayla karşı karşıya kalınca, genelde ses çıkarmaz ve her şeye "he" çekip el pençe durur. Çünkü her şeye "he" demese, bu sefer ailedeki herkes suçlanır ve içeri misafir olarak alınıp analarından emdikleri süt, burunlarından getirtilir.

O mantıktaki devletin amına koyım ve devlet adına o mantıkta çalışan orospuçocuklarınında ecdadını sikiyimki, ne yazıkki benim içinde bunları düşünüyorlar. Güya ben evden kaçıp terör örgütüne katılmışım falan. Eee tabii devlet kurumlarında çalışan bu mantıktaki orospuçocukları aileyi bu tür suçlamalarla sessizleştirip evine yollarken, ailede aslında beni tamamen kaybetmediği için sevinmeye başlıyor. Çünkü onlara göre bu varsayım, benim hala yaşıyor olmam anlamına geliyor.

Neden böyle düşündüklerine gelince, bunun nedeni aslında bizimkilerin önceki haftalarda hizbullah ile yaşadıkları zekat adı altındaki haraç isteğini olumsuz yanıtlamalarıydı. Bizimkiler zekat adı altında istenen haraç parasını vermeyince, bunun üzerine benim hizbullah tarafından kaçrıldığımı düşünüyorlar. Hele bir de o günlerde, akşam haberleri, gazete sayfaları falan hizbullahın asit kuyuları, domuz bağları falan filan diye habire durmadan bu konularda haber yapıyorlar ve bizimkiler bu haberlerin ardından iyice benim kaçırıldığıma inanmaya başlıyorlar. Hizbullah kaçırdığı kişileri öldürüp bir yere gömüyor ve bi daha haber alınamıyor. Hatta bırak haber almayı, cesedine bile ulaşılamıyordu. Ulan allah için adam kaçırıp cesedini yoketmek hangi dinde vardırki?

Zaten o dönem islamiyet bu orospuçocukları yüzünden herkese, savaş, cinayet, katliam dini olarak dayatılıyor. Ki bunu hala öyle kabul eden binlerce gerizekalılar var. Neyse o konuyu geçip benim kaçırılma olayına gelirsek;
İşte bizimkiler cesedim olmamasındansa, bir gün bi yerde gireceğim bir çatışmada öldürülüp cesedimin ortaya çıkmasını daha doğru kabul edip ses çıkarmıyorlar ve devlet adına çalışan bu kötü, pis düşünceli orospuçocukları topluluğuna "he" deyip çıkıyorlar. Sonra işte eve gelip durumu söylüyorlar ve bakıyorlarki yapacak bir şey yok. Sonra zaten bizimkiler, eş dost toplanıp durumu konuşuyorlar. Durumu konuşurken bi kaç hafta önce gerçekleşen zekat adı altındaki haraç konusunu da anlatıyorlar ve o anda olan oluyor. Eş dost hizbullahın haraç isteme olayını duyunca, benim çoktan öldüğümü kabullenip yakın eşraf falan hemen bizim evde toparlanıp ruhuma bir kaç fatiha okuyup dağılıyorlar. Çünkü onlara göre nasılsa artık ölmüşüm ve bu yetmezmiş gibi cesedimde bulunamayacak. Durum işte böyle. Yani şu an ben daha ölmeden önce fatihası okunmuş biriyim.

Aslında bu iyi bir şey. Ama bi yandan insan düşününce kendini çok değersiz görüyor. Düşünsene lan, senden ümid kesilmiş, kimse seninle artık ilgilenmiyor. Bir insansın, ailen denilen insanlar var ama senin ölümün kabullenilip fatihan bile okunuyor. Yaşıyorsun ama kimsenin sikinde değilsin ve zaten senin ölümün bir anda kabulleniliyor. Şimdi o günler aklıma geliyorda, bi yandan çok komik bulup gülüyorum, bi yandan kendimi çok değersiz hissediyorum. Belkide böyle değersiz, tam oturmamış bir kişilik, silik biri olmamın nedenleri arasında buda vardır. Bilmiyorum ve açıkçası sikimde de değil. Ama bildiğim tek şey, beni benden başka kimsenin dikkate almaması. Bunun farkında olmak da güzel tabii. Ama işte böyle ezik silik bi çocukluk yaşamış olmak insana çok koyuyo beee

Neyse işte o evden kaçma hikayemde böylece bitti.
Edit: Hep bitti bitti diyorum ama arada hey heylerim gelince açıp yazıyorum. Devamı için TIRTIKLA

7 Mart 2011

Kuşumu altın prezervatife soktum, illede "tırtıllı ve ultra ince olsun" dedi

Bazen büyük bir derdin olurda karşında anlatacak onca kişi varken, söze nasıl başlayacağını bilmediğinden dolayı cümleye başlayamaz, derdini içine taaa en derinlerine atarasında, üstüne toprak örter gibi unutur gidersinya işte bugünlerde öyle bi haldeyim.  Hayır işin enteresan tarafı hiç kimseye söyleyemedim ve nasıl söyleyeceğim bilmiyorum bile. Çünkü ben; utanmaz, terbiyesiz, ahlaksız herifin tekiyken böyle bir sıkıntıyı nasıl olurda söyleyemiyorum onu anlamadım. Aslında tam olarak söyleyemiyorum demek de doğru olmaz, çünkü o anda aklıma gelmiyor. Yani sorunum söyleyememek değil, umrunda olamıyacak kadar unutmuş olmak da olabilir.

Efendim neyse konuya şimdi azcık bu cümlelerle ısınmışken böyle ilerleme kaydedeyimde, kaç zamandır sikimin doğru dürüst çalışmadığını cümle arasında söylemiş olayım. Evet ne yazıkki sikim doğru dürüst mesai yapmıyor. Hayır bilmiyorum acaba içinizden biri sikiş sokuş hikayelerimi okuya okuya bi hal oldu da, gidip büyü falan mı yaptırdı, sikim kalkmasın diye muskamı yaptırdı, yoksa kaç zamandır yiyişemediğinden dolayı beddua mı etti naaptı veya nooldu bilmiyorum. Yok, tık yok valla.

Normalde ben evde yalnız kalınca osbire dayanırım, pornoya veririm kendimi, ama ıııh onlar bile yok. 3 hafta boyunca osbir çekmeyi bile unuttuğum oldu da, geçen aklıma gelince girip wcde deneme çekişi yapıp çalıştığını görünce bi rahatladım ki sormayın. Ama oda hiç zevk vermedi. Hele birde benim ayılıp bayıldığım, eskilerden biri Ercan vardı, ben onu düşününce bile aniden sertleşiverirken, geçen onunla bi kaçamak yapalım dedim, ama ıııh olmadı öpüşürken sanki avuç içimi öpüyormuşum gibi bir hisse kapıldım, koltuk altını öperken, sanki dersin kendi dirseğimi yalamaya çalışıyordum. Böyle bi tuhaf aktraksiyon durumlarına girdik ki, adama ne diyeceğimi şaşırdım. Ona hissettirmemeye çalıştım ama yok anacım, zevk falan filan hak getire. Baktım olmuyor boşaldım ve ölü gibi kenara çekildim.

Sözün özü son bir aydır cinsel çekişten inanılmaz düştüm. Geçen internette karşıma çıkan cıbıl bedenlerden olmasa, 3 haftadır osbir çektiğimi bile hiç hatırlamayacaktım. Kimbilir belki osbir çekmeyi bile tamamen unutup, sonrasında da sikimi sadece çişimi yapmak için kullanacağım ve belki de bundan sonra öylesine bir vucut aksesuarı gibi orda sallanıp duracak.

Gerçi bişi söyliiim mi bende bu sikiş sokuştan bıkmıştım. Böyle kendimi sanki yarrak makinası gibi görmeye başlamıştım. Lan geçen oturdum düşündüm de "acaba benim sikişmekten başka hayatımda neler oluyor bitiyor" diye söylenip, sonrasında hayatıma bakındım ama bir şey bulamadım. Abi hayatım sikiş sokuştan ibaret olmuş. Böyle o gün biraz kendi kendime düşünüp durmalıyım demiştim. Acaba diyorum bilmeden bilinçaltıma mesaj yollayıp sikime laf mı geçirdim ne yaptım??
Hayır yani olabilir,  neden olmasın ki?? Birde ulan son zamanlarda çok çorbacı olup çıkmıştım. Resmen her önüme gelenle yatıp kalkıyordum. Sonra dedim "ulan ne buya sırf erkek diye, sırf azcık kıllı diye herkesle yatcak mıyım? Dur lan biraz seçici ol" Böyle böyle derken karşıma çıkanlara da biraz afra tafra yaparak uzak durmaya başladım ve zaten teee o günden bu yana bar'a da gitmiyorum.

Gerçi artık kesin kararlıyım, öyle istediğim ölçülerde, görüntüde karşıma biri çıkmadıkça bi halt yemiycem. Hatta ilk adımı onlar atmadıkça hiç siklemiycem ve eğer aramızda aşk yoksa, yatak da olmayacak. Sikmişim en yakışıklısının tadını. Aşksız girdiğim yataktan artık zevk almıyorsam kendimi neden zorlayıp durayım ki? Dur bakalım zaman neler gösterecek.

27 Şubat 2011

Belkiler olmasaydı ne yapardık bilmiyorum. Zaten umutlarımızı da belki'lerle beslemiyor muyuz?

...biliyor musun "belki bu sonuncusudur" diye bilmem kaçıncı, terkedilişten sonra bile tekrar tekrar aşık olurum ben.

ve hiç biri onları sevdiğim kadar bile sevmedi beni.

ayrılık denilen o an gelip çattığında, biraz daha geç terkedilmek için, bedenimi bir et parçası gibi yataklarına attım
ama nafile, dudaklarıma yumulup en fazla 3 boşalmalık zaman ayırdılar bana
zaten hepi topu bir kaç saat ediyordu.
boşalmaların ardından, gözlerimin içinde bakarak giyinip gitmeye kalkıştıkları zaman; "seni seviyorum, ne istersen yaparım" diyordum ve yalvar yakar, ben çıplak onlar giyinik halde, çarşafsız olarak tekrar yatağa giriyorduk.
ama dudaklarını kaçırıp "böyle yapma, bundan sonra bile arkadaş kalalım" laflarıyla boyun eğdiriyorlardı bana...
"tamam" diyordum ve ardından bedenime söz geçirip, susunca gözlerim avaz avaz bağırırken geri çekiliyordum
çünkü benim için hepten kaybetmektense "arkadaş kalmak" demek, küçük bir umut daha demekti...

işte kendi hayal alemimdeki belki!lere, sığınıp cümleler kuruyordum;
belki ilk yalnız kaldıklarında beni arayacak,
belki bana gelecek,
belki bana sarılacak
ve belki beni terkettikleri için aslında pişman olduklarını söyleyeceklerdi
bunun gibi onlarca belkileri düşünüp, tüm terkedilmelere boyun eğiyordum...
sonra zaman aramıza kocaman boşluklar koyuyordu ve biz bir daha görüşmüyorduk bile.
belki görüşemiyorduk
oysa ne kadar çok belkilerim olmuştu
oysa ne kadar iyi bilirdim "arkadaş kalalım" cümlesinin asla doğruluk payı olmadığını
ama yapacak bir şeyim yoktu
o ilk an çarpıldıkları bedenim bile artık beş para etmiyordu
oysa ne kadar çok sevmişlerdi bedenimi, oysa ne kadar çok sevdirmişlerdi bu sayede kendilerini...

sonra ben onlarlayken ne kadar çok korkmuştum bi gün yalnız kalmaktan
oysa şimdi yalnızlığımla ve kimseye besleyemeyecek sevgimle kala kaldım bu satırlarda...

25 Şubat 2011

Sofu'nun Dünyası

Hani geçen demiştim ya sofu'nun biriyle buluşcaz diye. Hah işte o sofuyla buluşma olmadı. Adamın dediğine göre ailevi bir işi çıktı ve bu yüzden buluşamadık. Tabii ben yine öyle tüm planlamalarıma rağmen, kilodu yırtılıp sikildikten sonra açıkta bırakılan göt gibi ortada kaldım. Böyle hareketleri sevmiyorum abi. Sevemedim bi türlü. Hayır bu duruma kızmak istiyorum ama bi yandan kızamıyorum da, çünkü ailevi diyor. Ama bi yandan düşünüyorum ulan sikerim aileni amcık, o kadar ısrar ettin, cart ettin, curt ettin şimdi de ailevi bir işim var diyip cık cıklıyorsun banane ulan. Ama yok işte diyemiyorum..
Ama sonra düşünüyorum, ee ulan ben söz verdiğimde, ne pahasına olursa olsun yerine getiriyorum ve zaten yerine getiremeyeceğim sözleri de vermiyorum. Neden diğer insanlarda böyle olmuyorki?? Hayır bide bu söz verme işlerinde de çok net bi şekilde konuşurum, hiç öyle lamı cimi karıştırmam ortaya. Ama yok işte karşımdaki denyolarda öyle açık olmuyorlarki. Gerçi sofunun da illa benim gibi düşünmesini beklemiyorum. Hani eskiden olsa evet benim gibi düşünsün derdim, ama artık insanları oldukları gibi hayatıma sokup sokup çıkarttığımdan dolayı böyle düşünmüyorum. Zaten bu sayede biri gelip, biri gidiyor. Amına koyim hayatım şehirlerarası otogar gibi oldu, gelen gidenin haddi hesabı yok.

Gerçi insanların bu huyundan şikayet etmiyorum, çünkü hepimiz farklı yaratıldık, hayata farklı pencerelerden bakıp, farklı cevaplar arıyoruz. Bazen aynı yöne bakmamıza rağmen farklı şeyler görmüyor muyuz? Ee durum böyleyken kalkıp neden benim gibi düşünmelerini, benim gördüklerimi görmelerini istiyim ki? Tamam değiştirmeye kalkmıyorum, değiştirmek için müdahale etmiyorum, ama insanın ağzından bi söz çıktı mı da, o söz ne pahasına olursa olsun yerine getirilmelidir yani. Ben o gün buluşcaz diye götüm tutuştu, bütün arkadaşlarıma işim olduğunu söyledim, önemli bir görüşmeye bile müsait değilim dedim ve hatta saati saatine gitmezsem ayıp olacak diye düşünüyorum, ama karşı tarafı arıyorsun, sikini taşşağını yaya yaya "ya kusura bakma başka bi işim çıktı" diyebiliyor. Bide sürekli buluşalım diyen ben olsam gam yemiycem, ama yok hiiiiç sikinde değil. Hatta ben buluşmaya yarım saat kala aramasam varya, öyle buluşma yerine gidip belki saatlerce sap gibi onu bekliycem.

Aslında kızgınlığımdan sofuyu arayıp "senin amına koyiim" demek geçiyor içimden ama işte diyemiyorum. Hayır aslında demek istiyorum ama diyince ne olcakki. Hem ağız dolusu küfür etsem ne olacak??
Sorduğum soruya yine ben cevap vereyim "hiç bi sikim değişmeyecek". Küfürlerim yanıma kar kalacak, anlık bir rahatlama yaşayacağım ve bu beni belki daha çok kızdıracak. İyisi mi, siktir ediyim.
Telefonu kaparken bana "başka zaman buluşalım" dedi, bende "bakarız" dedim ve telefonu kapadım. Sanırım ondan bi sikim olmaz. Zaten bu saatten sonra bi sikim olsa bile bana olmasın.

24 Şubat 2011

10 defa üst üste izlenecek filmler ( 4 )

Bu yazı şurdan devam edip geliyor: Şurdan

Kaplan ve Ejderha
Filmde 2 usta dövüşçünün aşkıyla beraber, alttan altan verilen mesajlar ve gelişen olaylar, insanın içini parçalıyor. Hele bide filmin bir sahnesinde genç bir savaşçı kız sırf en iyi olabilmek adına, hocasından gizli olarak kendini geliştirip "en iyi" olurken, hocası bunu en son öğrenince "zehir aslında budur" demesi varki, bu sahne özellikle izlenilmesi gereken sahnelerdendir. Bu film bu sahne sayesinde aslında her şeyin göründüğü gibi olmadığını, bazen en yakınımızda olup, herkesten iyi tanıdığımızı sandığımız kişilerin bile kapasitelerinin görünenden yüksek olduğunu vurguluyor. Film görsel zenginliği, yalın konusunun bu kadar güzel ve derinden aktarımıyla en yüksek puanı hak ediyor.
filme puanım: 10.0

Cinayet gecesi
Antoni Hopkins manyağının filmleri zaten hep bu tarzda olur. Orospuçocuğu filmlerindeki karakterlerle tam örtüşüyor ve dersinki, oynadığı tüm filmlerdeki roller sanki onun için özel yazılmış, film onun için yalnız çekiliyor. Neyse işte bu filmde o filmlerden biri. Film boyunca acaba, acaba, nasıl olacak, nasıl olacak, derken antoni'nin bi türlü katil olduğu kanıtlanamıyor ve kurtuluyor. Ama filmin kurgusu, adamın mimikleri, filmdeki yan karakterler falan o biçim olmuş. Filmde mükemmelliyetçi 2 kişinin savaşı konu ediliyor ve bu filmin sonunda bile hala bitmemiş oluyor. Hatta film sonunda yazılar akarken mahkeme hala devam ediyor. Gerilim seven ibneler muhakkak izleyin. Ama antoni filmde olmasa film bi sikime yaramazdı. O yüzden verdiğim puan filme değil, antoni'yedir bilginiz olsun.
Filme puanım: 6.3
Truman Şow
Film aslında öğretilmiş duyguların, dayatılan doğruların, toplumsal baskının, aile denilen toplulukların falan çok da dikkate alınmaması gerektiği mesajını veriyor. Yaşadığınız çevre, aldığınız eğitim, akrabalarınız, arkadaşlarınız v.s bütün hepsi, belkide aslında sizin hapishanenizdir. Bu anlamda filmin çok derin anlamlar yüklü olduğunu ve kaçırılmaması gerektiğini düşünüyorum. Hala izlemediyseniz yazıklar olsun size diyorum.
Filme pauanım: 9.9

Scream
Tüm bildik seri katil filmlerini, orjinal finaliyle sikip bi kenara atan film, izleyicisini çok şaşırtmıştır. Film boyunca izleyicinin dikkatini başarılı bir şekilde "katilin kim olduğuna" yönlendiriyor ve güzel kızların bol bol ölmesiyle ilerliyor. Filmin devam serisinin bi bok olmaması ve beklenenin altında çıkması, klasik filmlerin devamlarının başarısızlığına bağlanmıştır.
Filme puanım: 3.5

Philadelphia
1993 yılı yapımlı bu eydis konulu ibne filminde başsrolü tom henks ve denzıl waşingtın portakalı paylaşıyor. Tom henks'ın sevgilisi rolünde antonyo banderas'ta filme renk katıyor. Neyse efendime söyliim. film başarılı bir avukatın çalıştığı hukuk bürosundan, eydis olması yüzünden atılmasıyla başlıyor. Çünkü hastalık öncesinde, eydisli olan arkadaş ve hukuk bürosu sahibi iyi anlaşıyorlar. Avukat hastalığı yüzünden atılıp, buna anlam veremeyince, şirkete dava açıyor ve olaylar gelişiyor.

Film çekildiği dönem göz önüne alınarak bakılırsa, 1993den bu yana çekilen bir çok ibne konulu filmi bile alt ediyor. Sade konusu, toplumsal mesajı her halükarda tüm insanları sikertiyor. Filmin din, dil, ırk ayrımcılığı ve cinsel ayrımcılık gibi konulara çaktırmadan parmak atarken izlediği kaliteli yol ve kaliteli diyalogları, filmin tarafsızlığını fazlasıyla gösteriyor. Kesinlikle izleyin ve bişiiiiler öğrenin.
Filme puanım: 10.0

Ateşten Kalbe, Akıldan Dumana - Lock, Stock And Two Smoking Barrels
Filmin öncelikle çok güzel bir kurgusu olduğunu ve hatta bu kurgusu sayesinde filmin direktmen 10.0 puan alması gerektiğini söyleyebilirim. Onun dışında, filmi yalnız izlemeyin derim. Çünkü film tam bir mafya komedisi ve bol küfürler var. Sevdiğiniz bir iki arkadaşınızla oturup çok çok çok güzel zaman geçirebilirsiniz.

Filmin içinde geçen olaylar sayesinde; hayatın aslında düşünüldüğü kadar karmaşık değil, anlaşılmayacak kadar basit olduğunu anlayabilirsiniz.
Filme puanım: 10.0

Sıkıysa yakala
Film yeni yetme bir ergenin, gözünü açıp kendini bi anda alaverinin dalaverenin içinde bulmasını anlatıyor. Ama öyle bi alavere dalavereki adı dünya çapında anılıyor ve arananlar listesinde ilk sırada yerini alıyor. Aslında yaptıklarının hepsi sadece yalnızlığından ve kimsesizliğinden yapıyor. Hayatta dayanabileceği hiç kimsesi yok. Filmin o son sürat devam eden hızlı bölümleri, kendini sonlara doğru işte bu yalnızlık hissine bırakıyor ve zaten o bölüm izleyiciye çok da iyi yansıtılmış. Ayrıca kesinlikle izlenilmesi gereken filmlerden biri diyorum. Ama toplumsal mesajı çok fazla derin olmadığından puanım düşük olacak.
Filme puanım: 4.3

22 Şubat 2011

Allahtan neden korktuğun değil, allah'ı neden sevdiğin önemli

Sıkıntılı günler geride mi kalıyor, nedir anlamadım ama bu aralar güzel şeyler oluyor. Mesela geçen gün ablam durduk yerde, tutup para gönderdi ve bende koştura koştura kiramı falan ödedim. Hayır bide hiç beklemiyordum, azcık duygulandım falan. Hatta bi ara gözlerimden iki damla yaş gelcekti de, tuttum kendimi "erkekler ağlamaz" dedim kendi kendime ve taş kesilip durdum. Kiralarımı filan ödedim, bide yetmedi bi adet de çamaşır makinesi aldım. Gerçi gönül isterdi 5-10 tane çamaşır makinesi alıyım, sonrada karşısına geçip onları dönerken izliyim, ama işte gönüllük işler değil bunlar. Hem onca çamaşır makinesini ne yapcam ki?? Deli miyim neyim onca lirayı çamaşır makinelerine yatırayım.

Onu bunu boş ver de çamaşır makinesini alınca hoop diye ilk işim tüm kirli çamaşırlarımı yıkamak oldu. Bide çamaşır makinesi dönerken çok tatlı lan =) Neyse zaten bende giysilerle yıkanmaktan bıkmıştım. Aslında giysilerle yıkanmaktan bıkmamıştım, giysilerle tek başıma yıkanmaktan bıkmıştım. Hani biri olsa giyinik giyinik duşun altına girip,  tükrüklü tükrüklü yiyişerek, üzerimizdekileri çitilesek falan ne güzel olur ama yok işte amınakoyiiim.

Ya neyse şimdi şu fanta zilerimi bi kenara bırakıyım da, bu aralar olanları anlatıyım. İşte kiraları ödedim, makineyi attım eve, bide benim teeee 7 yıl önce 1-2 ay çıkıp, sonra parası yok diye ev arkadaşlarımın ısrarıyla ayrılmak zorunda kaldığım ve bi daha yüz yüze hiç görüşmediğim biri vardı onunla iletişmeye başladık. Gerçi çocuğun adı soyadı kolay olduğu için hep aklımdaydı. O yüzden yılda bir falan, adını soyadını yazıp sonuna @mynet.com ekleyip "nasılsın" diye mail atıp soruşuyorduk. Sonra bi ara facebook da ebemi de bulunca, dedim bakıyım bu çocuk da varmıdır. Adını soyadını yazdım ve hooppadanak buluverdim. "Nasılsınların" biri gidip, biri gelirken bizim muhabbet ilerledi ve çocuğun, bu arada ibneliği bırakıp tam bir sofu olduğunu öğrendim. Hayır lafta falan değil, cidden sofulaşmıştı. Kullandığı kelimeler, konuşma tarzı, hitabı falan. Hatta facebook profilinde sürekli "yasin-i şerif suresi, ihlas süresi, nazar duası, karınca duası, fatiha suresi" falan paylaşıp duruyor. Zaten benimle olan muhabbetide çok sınırlıydı. Ben bunu böyle görünce dedim, bari biraz uzak durayım, sofuluğunu bozmıyım.  O arada bazen mesaj falan atıp sordukça ben uzak durdum ve sonra iyice kendimi soğutup bi ara hiç görüşmedik.

Sonra öyle böyle derken bi kaç gündür facebook'dan tekrar görüşmeye başladık ve her zamanki olduğundan daha yakın davranmaya, bazı kelimeleri daha sık kullanmaya başladı. Mesela o bana "seni özledim" falan yazdıkça, ben "uzak durayım" dedim ama baktım olmuyor. Zaten malın tekiyim sonra biraz yumuşamaya başladım ve o böyle kelimeleri daha sık yazdıkça, kevaşeler gibi gülücük smileyleri atıp, "sağol" falan çekmeye başladım. Sonra muhabbet biraz ilerleyince, özledimler çoğaldı ve bana resmini gönder falan dedi ama göndermedim, dedim başka zaman falan. Sonra buluşalım deyince tamam dedim. Ama buluşursak ve sofuluğunu elinden alırsam ne olacak?? Lan ciddi ciddi düşünüyorum "allam sofuyu günaha sevkedersem belamı vercek misin? yoksa sofu kendi işleyeceği günah yüzünden belasını bulacak mı?"

İşte bu din iman işleri hep kafamı karıştırıyor, yoksa onun dışında bi sıkıntı yok. Gerçi bazen kafam karışmasın diye içimden "allah yok, din yalan" demek geliyor ama sonra "ulan için rahat olsun diye allah'ı mı yok sayacaksın, dinimi yalanlayacaksın" diye düşününce duruyorum. E zaten asıl iki yüzlülükte budur bence, çünkü kişi içinde yaşadığı büyük depremleri ancak onu durduran, durmasına neden olan şeyleri yok sayarak aşabiliyor.

Aslında ben bu "allah yok, din yalan" olayını yıllar önce yapmıştım. Tabii o zamanlar 18ime yeni basmış bir devedikeniydim. Eşcinselllik, sex, alkol, siktiri boktan olaylar falan ve hatta kendini bi bok sanan insanlar arasına düşünce, ne oldum delisi yerine ne oluyorum delisi olmuştum. Bar köşelerinde Allah yok, din yalan sloganları eşliğinde kucaktan kucağa dolanırken, geceyi de en son kucağına oturduklarımın yatağında noktalıyordum. Hiç bir şeyin anlamı yoktu, her şey boş ve anlamsızdı. O zaman görüştüğüm insan denilen canlıların hepsinin tek ortak düşüncesi, sexdi ve sex için yaşın, cinsiyetin hiç bir önemi yoktu.

Bende o itlerin, 50 yaşına gelmiş yiyecek yarrak bulamayan karıların, godoşların arasına dalıyordum. Kimim ben sorularını henüz sormamıştım kendime, ne yapıyorum soruları hiç bir zaman kafamdan geçmemişti. Sadece anlık mutluluklar yaşıyordum ve tam bir boşluğa düşmemek için de, önümde dal gibi sallanan her yarrağa sımsıkı sarılıyordum ve kuş yuvası görünen her amcığa başımı sokup nefessiz kalıncaya kadar sabahlıyordum. Sadece barlarda tanışıp sonrasında yiyişmezdik, bazen taksim meydanında sarhoş olmuş kızları eve atıp 3-4 kişi abanıyorduk ve kız sarhoş olduğu için iğrenemiyordu bile. Böyleydi işte o zaman. Çünkü insan değildik hiç birimiz, sadece insan görünümünde birer hayvandık. Sadece konuşabiliyorduk ve hayvanlardan tek farkımız baş parmaklarımızın olmasıydı. Orospuçocukluğunun sınırlarını zorluyorduk. Kim karşı gelebilirdi bize, olmayan allah mı? din mi, asker mi, polis mi, kim gelip altımdaki sarhoş kızı kurtaracaktı.

Doğrusunu söyliimmi, hiç kimse kurtaramıyordu. Ne allah duyuyordu o sarhoş kızın ah oh ları arasında çıkan iniltilerini, ne de polis meydanda bizi o sarhoş kızla görünce nereye götürüyorsun diyebiliyordu. Özgürdük hepimiz ve özgürlük bayraklarını sikimizin en tepesine çekmiştik.

Her zaman lüks yerlerde sikişmiyorduk, bazen rutubetli odalar, çöplük evler veya yıkıldı yıkılacak gibi duran rum evleri. Yada o gece evde olmayan anne babaların, çocuklarına teslim ettiği boş evlerdi. Hele o boş evlerden çıkarken, sperm kokusunu gidermek için neler yapmazdıkki. İğrenç miydik, iğrençmiydim, iğreç olan kimdi?? hiç bir tanımlama sikimde değildi.

Ama o anlarda bazen sex yaparken "ya allah beni bi yerden izliyorsa ve şimdi bana bakıp halime üzülüp, ağlıyorsa" diye düşünmüyor değildim, ama kalkan sikin allahı olmuyordu. Zaten onu yok saymıştım ve bir kaç saniye sonra allahın beni izlediği düşüncesi, kendini "siktir lan allah yokki, olsa bide senin sikişini mi izleyecek, senin bu rezil sikişlerini izleyip insanlıktan çıkmış şu haline mi göz yaşı dökecek" diye içimden kendi kendimle konuşup, bu düşünceler sonrasında omzumdaki bacaklara daha bir abanıyordum. Ve biliyor musunuz, o anlarda şehvetten sarhoş olup, omzuma teslim edilen bacakları adeta parçalamak istiyordum ve sertleştikçe sertleşen yarrağım artık amın veya götün içindeyken bütün iç organları gezinmek istiyordu. Tuttamıyordum, engel olamıyordum kendime, kontrolsüzdüm ve kontrol kimdeydi hiç bilmiyorum. Ama bende olmadığından emindim.

Zaten bi yerden sonra teke tek sevişmeler yetmemeye başlamıştı. Her defasında 1 kişi daha geliyordu yatağa ve bazen kimin elini tuttuğumdan çok, artık kimin gözlerine baktığımı da bilmiyordum.
Oysa bunu istememiştimki ben, oysa bu aradığım şey değildi. Zaman geçtikçe oysalarım artıyordu ve sonra bi gün durdum. "Köpek herif ne yapıyorsun, allahın yoksa böylemi olacak, böylemi yaşayacaksın? dön bi bak nerdesin, kimlerlesin, ne bok yiyorsun, ne bokların içindesin ve senin başın hala bokun içindeyken yaptıklarına bak. Orospuçocukluğu yapmana gerek yok, dur artık bi sakinleş." dedim kedime.
Sonra işte durdum ve biraz daha sınırlı şeyler yaşamaya çalıştım.O zamanlar genç olmak işte böyle bir şeydi sanıyordum ve açıkçası allahı yok saymış olmak bana bunları rahat rahat yapabileceğim fikrini vermişti. Çünkü hesap verdiğim, vereceğim bir inanç yoktu, kimse yoktu, cennet veya cehennem denilen bi yer yoktu. Ölünce toprak olup gidecektim. O aralar böyle düşünüyordum ve açıkçası herşeyde sınırsızdım.

Neyse işte sonra o bocalamaları yaşadığım aralarda, bi gün durup biraz düşününce "allah yok, din yalansa neden hala huzursuzsun" dedim kendi kendime. Sonra "allah var, din var ve sende varsın. Ama sen yok saydın diye allah yok olmayacak, o yine orada bi yerde göremediğin ama hissettiğin bi yerlerde olacak. Dur biraz artık, çeki düzen ver kendine." 

Sonra bunun gibi milyonlarca düşünce geldi gitti. Kafayı yiyecek gibi oluyordum o zamanlar. Sonra zamanla, kedime göre daha düzgün düşünmeye başladım. Evet zamanında büyük boklar yemiş olabilirsin, zamanında yalayamayacağın kadar tükürmüş olabilirsin ama bunları aşmak, tekrar allaha dönmek imkansız değilki. Çünkü allahın büyüklüğü senin yaptıklarını, neden yaptıklarından çok, şu anda hissettiklerinle ilgilenmesinden dolayıdır. Çünkü allah senin, teee o zamanlar yediğin yarraklarla ilgilenmiyor, siktiğin sarhoş kızların hesabını görmüyor, sadece şu an bulunduğun durum içinde ne hissettiğinle ve samimi olup olmadığınla ilgileniyor. Allah tarihi değil, geleceği değil, şimdi ne düşündüğünle ilgileniyor. Allahın büyüklüğü şimdiyle ilgilenmesinde, yaptıklarınla veya yapacaklarınla allahın büyüklüğünü anlayamayacaksın. Allahı sadece şu an da bulunduğun ruh hali içinde, kendine samimi olarak, kimseden etkilenmeyerek, sadece kendi iç dünyandan gelen seslere kulak vererek anlayabilirsin. Durdum ve işte bu dedim. Evet ya, işte buydu. Allah tüm olan bitenlere karşın, şu an ne hissettiğinle ilgilenir, ne hissederek yaşamış olduduğınla değil. Ne hissederek neyi yapmış olduğunla ilgilenmez.

Sonra işte zamanla arkadaş çevremi biraz daha seçici olarak oluşturmaya başladım. Bu sayede biraz daha sade bi çevrem olmaya, beni de daha çok rahatlatmaya başladı. Ama zamanla tüm seçiciliğime rağmen yapayalnız kaldım. Ve yalnızlık ne kadar zordur bilir misin??

Ya bi dakka konu nerden nereye geldi. Dur bi dakka toparlıycam. Amanın durun durun, neler yazdığıma bakıyım da, konuyu bağlayıp kapatıyım artık.

Hah tamam çocukla buluşmaya karar verdik. Çocuk diyorum ama işte 30 larına merdiven dayamış falan yani. O yüzden siz benim ona çocuk deyişime bakmayın. Ya onu bunu boş verinde, yalnız şundan eminimki ben onunla sokak ortasında bile buluşsak ve adam hoşuma giderse sofuluğuna falan bakmam, yanak yanağa öpüşürken hemen yapışırım dudaklarına filan. E çünkü facebook daki resimlerine bakıyorum, böyle biraz kilolu falan ve zaten yaşı benden bi kaç yaş büyük, 7 yıl önce boyu zaten benden uzundu, 7 yılda boyu hepten uzamıştır falan diye düşünüyorum ve bi yandan tüm bunları düşününce ne bok yiycem diye düşünmüyor değilim. 

Bugün buluşucaz ve azcık heycanlıyım. Hani heycan değilde, başka bi duygu ama işte ne biliyim başka bir şeyler olacak gibi. Doğrusu bi yandan da sofuyu yoldan  mı çıkarcam, sofu mu beni yoldan çıkarcak diye düşünmüyor değilim. Ama işte buluşcaz her halükarda. Yalnız sofu 7 yıl önce iyi çocukdu, kalbi pırıl pırıldı. Ama işta parası olmadığı için arkadaşlarıma yaranamamıştı. Keşke paralı pullu olsaydı da arkadaşlarıma yaranıp biz uzun süre çıkmış olsaydık. Hem belki onun sayesinde bazı şeyleri yaşamamış olurdum. Ama şimdi nasıl biri olmuş hiç bilmiyorum. Belkide fotoğraflarında iyi göründüğü için böyle heyecanlanıyorum, ama aslında çirkinlerin fotoğraflarda süper çıkması gibi bir doğa kanunu varya, hah işte ondan da korkmuyor değilim. Zaten yakışıklılarda fotoğraflarda çirkin çıkarlar. Ah keşke herkes fotoğraflarda olduğu gibi çıksa. Neyse artık kesiyim de işe döniyim. Sabahtan bu yana nette dolanıp cızırdadım, şimdi biraz iş yapıyım.