Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

31 Ocak 2011

10defa üst üste izlenecek filmler (2)

Böyle yazacak bir şey aklıma gelmeyince bende film önermeye devam ediyim dedim. Hem öyle sikindirik filmler değil. Sizlerde kesinlikle izleyin. Heppinizi çok öptüm. Bu yazı şurdan devam edip geliyor: Şurdan

Scarface - Yaralı yüz
Filmde doğudan göçen kürtlerin yaşamlarına benzer bir yaşam anlatılıyor. (bu arada bende kürdüm)kahramanımız olan adam para için her boku yerken, bi yandanda değerlerinden vazgeçemiyor ve bu yüzden ikilemlerini falanda yer yer görüyorsun. Filmde sefillikten varlığın en tepesine tırmanan kahramanımız, filmin sonunda aslında yalnızlığıyla başbaşa kalıyor. Hala izlemeyenler vardır diye spoiler vermiyim, ama izlenip, üzerinde biraz düşünülmesi gereken bir filmdir. Bu arada filmi izlerken sakın ağlamayın.
Filme puanım: 6.3

Cube
Cube'ün ilk film güzeldi. Her filmin devamının çekildiği gibi, bu filmin de devamı boktan olmuş. Zaten sonraki filmleri izlerken keşke sonraki filmlerle ilkini kötülemeselermiş diyesin geliyor. Ama işte adamlar kötülemiş. Gerçi ilk filmde de (dikkat spoiler geliyor) onca akıllının arasında gerizekalının birinin kurtulmasına bi anlam veremedim, ama işte sonuç olarak bir filmdi. Sadece 1incisini izleyin diğerlerini izlemeseniz iyi edersiniz.
Filme puanım: 6.7
Matrix
Filmi gerçekten izlemeyen olmadığına inanıyorum, inanmak istiyorum.
Neyse işte, her filmin devamının bir önceki filmleri kötülemek için çekildiğini göz önüne alırsak, 2 ve 3üncü devam filmlerinin de aslında iyi olduklarını görürsünüz. Ama tabii 1incisinin kalitesi gelmiş geçmiş tüm filmleri ezip geçiyor. Filmdeki diyaloglar apayrı güzel, film ayrı güzel, tiriniti ayrı güzel, leo yakışıklı, morpheus çok karizmatik, ama bence mavi kablo
Filme puanım: 10 

Serseri Mayınlar
Ferzan Özpetek'in filmi. Filmde ibne olan kardeş, gidip abisine açılıyor ve bunu akşam yemeğinde tüm aileye açıklayacağını söylüyor ve böylece babası tarafından red edilince özgür kalacağını falan düşünüyor. Ama asıl ibne meğer abiymiş ve akşam yemeğinde kardeşinden önce o açılıyor ve aile arasında kavga çıkınca küçük ibne kardeş susup ailede kalıyor. Filmin konusu ve içinde geçen olaylardan, ferzan özpetek'in konunun zenginliği, derinliğini çok üstün körü geçiştirdiğini görebilirsiniz. Ama aslında bu kadar güzel iç içe geçen konulu bir filmin, bu kadar sıradan çekilmiş olması, duygulsallık ve derinliğin üzerinde durulmaması, filmin tadını kaçırıyor.
Filme puanım: 3.7

Reader - Okuyucu
Film; hitlerin, yahudileri sabun köpüğü yapıp tarihin sayfalarına adını külleriyle yazamadından sonra geçiyor.
Nazi almanyasında görevli olan bir kadının savaş sonrasında, yaşadığı çevrede liseli bir çocukla tanışıp aşık olmasını o kadar güzel ve yalın bir dille anlatıyorki, erotizm sahnelerini bile gözünüz yaşlı izliyorsunuz. Kadının aslında okuma yazma bilmeyen bir kara cahil olmasına rağmen, bu kadar farklı bir aşk yaşamasının tek açıklaması, ülkemizdeki "paran yoksa aşk yaşama, sen önce götüne don al hayvan" düşüncesine sahip gerizekalılara iyi kapak olduğu görüşündeyim. Yalnız bunu anlamış olduklarını pek sanmıyorum. Filmin güzelliğini kaçırmış ve hala izlemeyen çoğunluk arasındaysanız izlemenizi tavsiye eder, büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin gözlerinden, yaşıtlarımın yanaklarından öperim.
Filme puanım: 9.3

I Love You Philip Morris
Filmde cim keri'nin evli barklı hayatını bırakıp yaşamak istediği gibi bir hayatı olması kararını verdikten sonra başından geçenleri anlatıyor. Film gerçek bir hayat hikayesidir ve George Bush'un valilik yaptığı dönemde ve üstelik onun kasabasında yaşanmıştır. Hatta George Pusht'un başı bu olay yüzünden o kadar ağrımıştırki, aptallığının o dönemden kaldığı rivayet edilir. Neyse filmi izleyin ve görün bakın bi ibne sevince neler yapıyor.
Filme puanım ilk başlardaki o karmaşıklıktan ve sıkıcılıktan dolayı biraz düşük olacak, ama filmin geneline bakarsak yüksek puanı hak ediyor.
Filme puanım: 7.8

Schindler'in Listesi
Stivın Şıpilbörg'ün muhteşem ötesi filmi. Gerçi yahudilerin kendi başlarına gelenin aynısını, şu an filistinlilere yapmalarıda ayrı bir olay ya o da başka bir durumdur. Filmde yahudilerin uğradığı haksızlığa tahammül edemeyen bir iş adamının ne kadar kurtarsam kardır mantığıyla yaptığı liste ve sonrasında geçen olaylar yer alıyor. Filmin kendi içindeki küçük sürprizlerini, zenginliğini, farklı bir açıdan hayata bakış açısını kaçırmayın. Yahudilerin gerçektende bu şekilde haksızlığa uğrayıp, öldürülmeleri insanın yüreğini delik deşik ediyor. Neyse filmi kaçırmayın ve ailece izlenebilecek bir film olduğunu da rahatlıkla söyleyebilirim.
Filme puanım: 9.9

Slumdog Millionaire
Film aslında mucizelere inanılması gerektiğini söylüyor. İçinde iyi ile kötünün, güzel ile çirkinin, zengin ile fakirin savaşını, cahil ile okumuş kültürlü adamın savaşını, okumuş adamın, okumamış olana tasladığı büyüklenmeyi, ukalalığı bi güzel eleştirip, aslında mucize sahibi insanların da toplumda asla rahar rahat kabul görmeyeceklerini en alt metinde söylüyor. Film; ağzınıza kadar boka batmış olsanızda ümidinizi kaybetmeyin ve küçük sürprizlerin, geçmiş yaşamınızdaki mutsuz olayların size ilerde yol göstereceğini unutmayın diyor.
Filme puanım, müziğininde ayrı güzel olmasından ve günlerce kendini dinletmesinden dolayı: 10.0

Devamı için tırtıkla

29 Ocak 2011

Bugün de diğer günlerden farklı olmayacak. Zaten doğrusunu söylemek gerekirse aslında her gün aynı günlerden ibaretti

Her tatil sabahı olduğu gibi bu sabahta erken uyandım. Dışarda geceden kalma sert bir rüzgar var ve balkonun korkuluklarına asılı olan perdeleri sallayıp duruyor. Sadece sert olan rüzgar değil, hava da biraz soğuk aslında ve ben battaniyenin altına uzanmış, kucağımda laptopla bu satırları yazıyorum. Ama yinede bugün güzel bir gün olacağa benziyor...

Tamam yalan söyledim. Aslında nasıl bir gün olacağı hakkında en ufak bi fikrim bile yok. İşin açıkçası güzel bir gün olacağını bile hiç sanyorum. Ama işte yazıya güzel, umut vaat eden bi cümleyle başlamak için öyle yazdım. Belki okuyanlarda kendilerini iyi hissederler diye. Yoksa aslında hepimiz biliyoruz, bugünün diğer günlerden hiç bi sikim farkı olacak gibi görünmüyor...

Dün gece eve geldiğim gibi yatağa girip, battaniye yorgan ne varsa altına girdim ve şu an hala üzerimdeler. Yanlış hatırlamıyorsan gece bi ara çişe kalktım o kadar. Onun dışında yerimden kıpırdamadım bile. Şu an bile o kadar çok çişim geliyorki; hem içeri soğuk olduğu için ve hemde kendimden görmediğim için kalkıp çişe gitmiyorum. Çünkü bedenim ve ereksiyon halindeki sikim, bu sıcak batteniyeyi bırakıp işemeye gitmek istemiyorlar. Öte yandan içimde başka bi ses "kalk git işe lan" diyor. Ama ııh gitmiyorum ve ha bire kendimi tutup duruyorum. Gerçi bu ruh halindeyken tuvalet bana o kadar uzak görünüyorki, sanki yataktan çıkıp tuvalete gitmeye kalkışsam, şehirlerarası yolculuk yapacakmışım gibi bir hisse kapılıyorum. Çünkü ev en üst kat olduğu için, içerisi inanılmaz soğuk ve arada it gibi titrediğim olmuyor değil. Gerçi titrmemi önleyecek olan şey doğalgazdan başka bir şey değil ama işte onu da açmaya korkuyorum. Zaten geçen ay bi açtım, gelen faturaya onca para verdim. Faturayı öderken o kadar zoruma gittiki, sanki boğazımdan lokmam alınmış gibi hissettim. Zaten geçen ay elde avuçta olan paralar iyice suyunu çekti. Ev kirasını bile hala ödeyemedim ve kadına bu ay ikisini beraber ödeyeceğimi söylemiştim. Ama şu an 2inci kiranın dolmasına 15 gün var ve cepte sadece 23 tl var. Bu ayın maaşını alırsam bile yine 2 kiranın 5te 1i kadar açık veriyorum. Elektrik, su, internet, telefon falan saymıyorum bile...

Yemek konusuna hiç değinmesek daha iyi olacak. En azından cebimdeki bozukluklarla, sabah kahvaltısı için yumurta ve ekmek alıp düzenli yiyorum =)) her sabah yumurta yemekten dolayı bi gün yumurtlayacağım ama bakalım ne zaman.
Bu arada iş yerinin yemek kartı olmasa öğlen yemeklerinde düzenli olarak hiç bir zaman kuru fasulye ve pilav yiyemeyeceğim. Harbidende öyle haa. Allahtan ticket var, esnaf lokantaları var, yaşayıp gidiyoruz.
Şimdi bunları yazıyorum ya sanki çok mutsuz biri gibi görünebilirim. Ama mutsuzluğumdan dolayı yazmıyorum, çünkü böyle yaşamaya alışkın olduğum için bu tür şeyler, beni mutsuz etmiyor ve ben  iyi veya kötü tüm yaşadıklarıma sadece gülüp geçiyorum...

Bu kadar çok yazmamın nedeni, beni bu kadar uzun süre konuşurken dinleyecek birinin olmaması. Zaten düşünsenize hepimizin çevresinde, her anlatacağımızı dinleyebilecek kaç kişi varki??
Hiç yok değil mi? sizi olduğu gibi kabullenebilecek hiç bir kimse yoktur. Bu işin en güzel tarafı aslında. Çünkü bunu anlayınca neden kendimizi yalnız hissettiğimizi daha iyi anlıyoruz, biliyoruz, kendimizi ve yaptıklarımızı daha iyi anlamlandırıyoruz. İşte hiç durmadan yazmamın nedeni bu. Evet sırf bu yüzden yazıyorum. Yazarken kendimi dinlenilen, tüm sözleri kaale alınan biri gibi hissediyorum. Çünkü düşünsenize, siz konuşuyorsunuz ve karşınızdakiler sus pus sizi dinliyorlar. Yazarken bunları hissediyorum ve egom tatmin oluyor...

Zaten aksini düşünsenize biri karşınıza geçmiş, kalaşnikof gibi durmadan vır vır vır konuşuyor. Yemin ederim benim karşıma biri geçip bu şekilde hiç nefes almadan konuşsa, ağzının üstüne bi tane çakıp "siktir git lan" derim. Yani olay budur abi. Yazarken dinlenildiğimi ve sözlerimin kaale alındığını düşündüğümden yazıyorum. Yoksa başka bi sikim yok. Zaten bu yazmış olduklarıma bazen dönüp bakıyorumda, kim böyle rezilce şeyleri dinlemek isterki? Açıkçası hiç kimse dinlemek istemez. Ben bile kendimi dinlemem. Ama işte yazılı olunca, böyle yazıyla ruh buluşmuş olunca farklı oluyor.

Birde biliyor musunuz, başımıza gelen tüm iyi veya kötü olaylara rağmen hayat çok güzel. Gerçekten çok güzel. Zaten yaşamak güzel olmasaydı, allah bizi niye yaratsınki?

27 Ocak 2011

10defa üst üste izlenecek filmler (1)

Bugünlerde biraz duruldum. Hatta biraz duruldum demek hafif kaçar, fazlasıyla duruldum. Çünkü ruhumda bi yorgunluk hissetmeye başladım ve bunun sonucu olarakda devlet memurları gibi bir hayat yaşamaya karar verdim. Artık iş çıkışı çantamı alıp, koyunların başlarını önüne eğip ahıra giden yoldan sapmadan direkt ahırlarına girip kafalarını yeme daldırmaları gibi bende direkt eve gelip mutfağa girip makarna falan yapıp zıkkımlanıyorum. Sonrasında da odama geçip film falan izliyorum. Tabii her işi abartmakta üstüme kimseyi tanımadığım için, film izleme işini de bayaa bi abarttım ve izlemeye başlamışken dedim bunları sağa sola önereyimde izlemeyenler varsa, belki onlarda izlemek isterler. Neyse lafı ağzımda fazla gevelemeye gerek yok, hemen ilk önereceğim filmden başlıyım:

Brokeback Mountain:
Türkçe halk diline "ibne kovboylar" olarak çevrilen güzelim filmi izlemeyen varsa lütfen yazıyı okumayı bıraksın, gidip filmi izlesin ve okumaya öyle devam etsin. Çünkü filmin sadeliği o kadar güzelki adeta baş döndürüyor. Basit bir konunun, izleyici üzerinde bu kadar derin bir etki bıraktığı çok az olmuştur. Filmi izlerken az kalsın ağlayacaktım ama ağlamadım. Yalnız şundan emin olun çok kişiyi ağlatmıştır.
Filme puanım 9.7

Gattaca
Filmde ünlülerin oynamasına bakıp filmi izlemeyin, ama filmin mantığını anlamaya çalışın. Konusu gelecekte geçiyor ve inanılmaz sikertmeceli konuşmalar var filmde. Hatta hayatıma yön veren bi cümleyi de ordan aldığımı itiraf etmek isterim. Filme puanım 9.9

A Single Man - Tek başına bi adam
Film bi sikime yaramıyor, boşuna izlemeyin. Sadece iki erkek öpüşüp koklaşıyor. Imdb'ye bakıyım dedim, ama şok oldum 7.7 vermiş ve resmen bu film için bu puan sıııııkandal bence. Çünkü bence bu film 1.7 den fazlasını hak etmiyor beyler. Ayrıca zamanınıza yazık. izlemeyin, hayatınıza 2 saat eklenmiş olsun.
Filme puanım:1.7

Titanik
Okunuşu taytanik dir ehehehe
Neyse film klasik zengin ve fakir konusundan yola çıkmış ve ezilenlerin hayatında, aşkın kapladığı yeri bi güzel anlatıyor. Zenginleri;  "fakir adam, zengin kız" aşkıyla sikerten bu güzelim filmi hala izlemeyen varsa, gitsin boğaz köprüsünde hafta içi sabah trafiği esnasında gişelerde 2 gün boyunca götünü siktirsin. Filmin oyuncu kadrosu bu filmden sonra paraya para dememiş, balya balya evlerine para taşımışlar.  Neyse konu para değil. Filmin sonunda fakir adam ölsede, zengin karı bi türlü ölmüyor. 90 yaşına kadar yaşıyor. adam aşkıyla beraber tarihe karışıp seyirciyi böyle ağlatıyor.
Filme puanım: 8.31







Testere7
Filmin ilk serileri güzeldi, ama işte adamlar para hırsına kapılıp filmin 3 den sonrasını da çekince, filmi boka çevirdiler. Hazır olan seyirci kitlesi bile filmi kötülemekten geri kalmıyor. Yönetmenin ne anası, ne bacısı, ne karısı, ne kızı, ne alış veriş yaptığı bakkal kaldı, hepsini bu testere7 filminin rezaletinden sonra siktik öldü. Oruspuçocukları otomata bağladılar 1-2-3-4-5-6-7 diye devam ettiler. Amcıklar 3 den sonra devam filmi çekilmemesi gerektiğini öğrenemediler. Ama size tavsiyem testere 1-2-3 ü izleyin.
Testere7 filmine puanım: 0.1 panpalar.







Sin city:
Film abartının en güzel örneği denilebilir. Kahramanların dünyasında, orospuların olduğu bir film. Filmin içinde asıl orospu kimdir ikilemini yaşayabilirsiniz. Görsellik desen o biçim, kızlar desen öf öf öf, hayatın gerçek anlamını bi ara sorgular gibi olursun. Ayrıca film ilk dakikadan itibaren kalitesinden hiç ödün vermiyor. kesinlikle izlenmeli.
filme puanım: 8.1

Arada bazen böyle film yazıları yazmaya devam edeceğim. Sevdim ben bu filmler hakkında sallama işini =))
Devamı için tırtıkla

21 Ocak 2011

Ahh ulan yalnızlık


insan yalnız olunca bir katile, bir tecavüzcüye bile iyi gözle bakıyor.
Çünkü insan yalnız olunca iyi veya kötü diye ayırdığı kimse kalmıyor.
insan yalnız olunca feleğini şaşırıyor,
hiç dönüp bakmayacağı kişileri başının üstüne layık görüyor.
insan yalnız olunca sevmediği kim varsa, hepsini sevdiklerinden bile çok özlüyor.
ah yalnızlık sen ne kahpesin, sen ne şerefsiz, ne orospuçocuğu bir duygusun biliyor musun?
Senin yüzünden yiyemeyeceğim bokların hepsini yedim.
Pişman olmadım ama, hatalarımda senin de payın vardı.
Ah yalnızlık, sen ki adamın anasını bile kendi elleriyle götürüp siktirecek bir duygusun.
Niye böyle bir duygusun yalnızlık?
Ah ulan yalnızlık sen kralı bile en adiye çevirensin.
ah yalnızlık insan senin yüzünden bir zavallıya dönüyor.
Kalabalığın içinde bile, insanı tek başına bıraktırıp
Kimi sevip sevmediğini bile karıştırtıyorsun.
Ah yalnızlık sen ne kahpesin varya,
insanın götünü kendi rızasıyla hiç sevmeyeceği adamlara siktirmesine neden olursun.
ah yalnızlık sen ne orospuçocuğusun, sen ne sikik bir duygusun
en adi insanlara en yüce sevgiyi bile besletiyorsun.

Canım sıkılıyordu, yazdım bende

Dün işten çıkıp eve gittim. Öyle yol boyunca da, başım önüme bakarak yürüdüm, hiç kimseye bakmadım. Sanki utanılacak bir şey yapmış gibiydim dün. Sebebini bilmiyorum ama işte öyle bir ruh halindeydim. Eve girdiğimde pantolonu falan sıyırıp pijamalarla mutfağa kapandım. Kendime her zamanki gibi makarna yaptım. Makarna pişirmekte gittikçe uzmanlaşacağımı  düşünüyordum ama ıııh öyle değil, gittikçe daha çok beceriksizleşiyorum. ulan altı üstü bi makarna yapcam, onu bile beceremiyorum. Sabah kahvaltılarım da yine aynı sıkıcılıkta, yani yumurtadan ibaret. Gerçi eğer ay sonunu göreceğimi düşünüyorsam paraya kıyıp bir sucuk alıyorum. Onunla da işte bi hafta idare etmeye bakıyorum. Zaten önceki gün aldığım sucuğun 3te 1i gitti. Bakalım pazara kadar dayanacak mı?

Yumurtayı seviyorum aslında, hani en azından makarna kadar zamanını almıyor ve hoop diye önüne koyup atıştırabiliyosun. Gerçi düşününce sadece bu yüzden sevdiğimi anladım ya neyse. Bide bu ay kiramı da ödemedim :)) kadına önümüzdeki ay 2 kirayı beraber vereceğimi söyledim "tamam" dedi. Gerçi bende ödeyebileceğime dair, kendime inanmıyorum ama bakalım neler olacak. Şu an cebimde 135 tele paracağım var. Onlarla ay sonunu getirmeye çalışıyorum. Zaten şunun şurasında ay sonuna ne kaldıki...

Bide bugün istiklal'e çıkıp ipini koparan itler gibi dolandım da, sanırım benden daha yalnız, daha beter durumda insanlarda var. Hatta sanırımı fazla kaçtı. Evet varlar ve caddede yüzlerce insanın gözünün içine içine bakıp, yaşamaya çalışıyorlar. Sadece caddede  dolanmadım, travesti sokağına da gittim bugün. Hani şu  Tarlabaşı'na doğru olan arka sokakta olan yer varya, hah işte oraya da gittim. Travestiler camdan "yakışıklı baksana, hey sana diyorum bi dakika bak yaa" diye çağrıştılar. Onlar öyle seslenince kendimi çok iyi hissettim. Hatta götüm kalktı diyebilirim. Ama dönüp pas vermedim. Yalnız bana tek seslenmediler. Mesela arkamdan çok çirkin biri geliyordu ona da aynı şekilde seslendiler. O zaman durdum düşündüm de, onlarda ekmek paralarını çirkine bile kral muamelesi yaparak kazanıyorlar. Aldıkları bu para hakları mı, değil mi? bilmiyorum. Durum böyle olunca, üzüldüm mü? acıdım mı? tiksindim mi? ne oldum onu da bilmiyorum. Ama eskiden olsa, şundan eminimki tiksinirdim, midem bulanırdı ve onlara ahlaksızlar, pis namussuzlar, oruspuçocukları, toplumun yüz karaları diye bakardım. Ama şimdi bakıyorumda toplumun yüz karaları mı? yoksa başka bir şeyleri mi pek emin değilim. Aslında bazen gidip onlarla sohbet etmek de istiyorum. Kimbilir ne güzel sohbetleri vardır, ne güzel duyguları, ne güzel el değmeyecek hayalleri vardır hepsinin.  Gerçi param olsa gider sikecekmişim gibi sıkı bi pazarlık yapar "sikeceğim süre kadar oturup sohbet edelim mi?" derdim. Ama bu şekilde parasızken gidip konuşmaya geldim demekte olmuyor.

Gerçi onlarda haklı, paraya ihtiyaçları var, yoksa uyuşturucuya, alkole, dostlarına, onları koruyan pezevenklerine nasıl bakacaklarki? Şimdi onlar haklı diyorumya, aslında artık kimin haklı, kimin haksız olduğundan da pek emin değilim. Mesela ordan kurtulmak isteseler nasıl kurtulacaklarki? kim onları işe alır. Bazen bunları düşünüyorumya, lan diyorum aslında dünyada çocuklardan sonra korunup kollanması gereken ikinci insanlarda ibnelerdir. Çünkü çok duygusalız lan. Hani tamam kendi aramızda onun bunun götünü sikiyoruz, göz açık diye geçiniyoruz ama bi yandan da düşününce 2 tatlı söze kanıp hemen götümüzü siktirmeyi düşünmüyor muyuz? varımızdan yoğumuzdan vazgeçmiyor muyuz? Böyleyiz işte vesselam.

17 Ocak 2011

İnsan her şeyden önce kendini tanımalı, neyi neden yaptığını iyice anlamalı

Bu yazı şu yazının devamıdır: ŞU YAZI

...O elini uzatıp "merhaba" deyince bende "merhaba" deyip elimi uzattım. Karşılıklı adımızı söyleyip memnun olduk. Ben böyle eriyip gidiyorum, o da zaten bunun farkında. Ama buna rağmen yinede alttan almamaya karar verdim. Sonra böyle hıımmmm falan filan gibi bir şeyler geveledik. "Yalnız mısın" dedim evet diye yanıtlayıp aynı soruyu bu sefer o bana yöneltti "evet" diye yanıtladım. Sonra bi baktım hiç lam cim yapmadan, şöyle bi cümle kurdu "ya kusura bakma ama ben direkt soruyorum A mı? P mi? diye" bende gülümseyip "A veya P olmak gibi bir sınıflandırmam yok, o an istediğim gibi takılıyorum. Kendimi nasıl rahat hissediyorsam takılırım, ama çok ileri gitmeden, bitirmeyi seviyorum" dedim, o da "nasıl yani?" diye sordu bende "sadece sevişmekten hoşlanıyorum, ilişkiye girmiyorum. Ama ilişki bölümüne kadar rahatımdır" dedim.

Benden böyle bi cevap alınca yüzü biraz asıldı, bende bu sefer "senin tercihin ne?" diye sordum, o da "A yım" diye yanıtladı "hımm, iyimiş" diye başımı sallayıp bakıştık ve sonra bahçeden dışarıya bakınıp uzaklara dalma numarası yaptık. O anda içimden "a-p ne ulan, işte hoşlandık birbirimizden, gel etme eyleme şurda 2 dakka ayak üstü sevelim birbirimizi, seninde gönlün hoş olsun, benimde" diye cümleler kuruyorum. İlişkilerde A veya P ayrımı yapmak bana çok saçma geliyor. Nedense bi türlü buna alışamadım. Çünkü yatağa girdiğinde canın nasıl davranmak isterse öyle davranmalısın, şuyum buyum deyip kasmanın ne anlamı var ki?

Sonra böyle karşılıklı dalma numarasının yarısında o bana dönüp "ben içeri geçicem, görüşürüz" diyince, ben de "okey, görüşürüz" diye cevap verdim ve o gitti. O içeri girince, diğer köşede yaşlı kurtun bizi izlediğini gördüm. Bana bakıp gülümsedi ve o öyle pis pis gülünce bende içeri geçtim. Sonra kolonlardan birine dayanıp böyle kendi halimde sallanıp dururken yaşlı kurt yine geldi ve diğer köşeye geçip tekrar bana odaklanmaya başladı. Bende baktım kesicek kimse yok, egoma yarasın, götüm kalksın diye onla bakışmaya başladım. Arada gülüştük falan sonra bu ibnenin gittikçe büyüyen gülümsemesinden işlerin kötüye gideceğini düşününce cebimden, telefonumu çıkarıp oynamaya başladım. Böyle böyle oyalanırken hoop bi baktım azrail  ortalarda bi yerde arkadaşlarıyla konuşurken arada bir dönüp bana bakıyor. Onun bana öyle arada dönüp bakmasıyla götüm tavan yaptı ve telefonu cebime atıp bende ona bakmaya başladım.

Ona bakınırken iki elimi de cebime atıp, sağ ayağımı kolona yasladım ve sol ayağımla müziğin ritmine göre birşeyler yapmaya çalıştım. Böyle nedense o bana bakınca değişiyordum. Birde yüzü bana çok tanıdık geliyordu ama bi türlü çıkaramadım kim olduğunu. Daha önce tanışmışmıydık hatırlıyamadım bi türlü. Gerçi tanışsak hiç unutmazdım ama nedense yinede tanıdık gibi geliyodu. Sonra müziğin ritmine göre kolona yaslanmış, eller cebimde başka kimseye bakmadan sallanıp dururken yaşlı kurtu iyice unuttum. Ama onun hala bana dalıp gittiğinin farkındaydım. Böyle böyle aradan bi 15 dakka falan geçmiştiki azrail yine yanıma geldi.

Böyle "nelerden hoşlanırsın falan"  diye bi muhabbete başladık, bende "her şeyden hoşlanırım, öyle bundan hoşlanırım, şundan hoşlanırım diye bir sınırlamam yok" diye uzunca bi cevap verince o "hımm güzel" diye yanıtladı. Ama böyle arada o kadar çok şey konuşuyoruzki yüksek müzikten dolayı dediklerinin çoğunu anlamıyorum bile ve sırf geçiştirmek için sık sık "hımmmm" falan yapıyorum. Bide zaten müzikten dolayı böyle iyice yapışmışız birbirimize ve ben arada geri çekilip dudaklarına yakınlaşıyorum ama öpmüyorum biraz tahrik etmeye çalışıyorum. Oysa aslında erotik bi show yapıp onu kudurtmaya gerek yoktu. Bunu neden yaptığımı düşünüyorumda bir şeyler aklıma gelmiyor. Acaba dışardan gözlenince insan kendisi olmaktan vaz mı geçiyor? yoksa başka bir şey mi oluyor anlamadım. Oysa öncesinden hiç böyle hareketler yapmıyordum. Ama nedense biriyle yanyana gelince kuduruyordum. Hatta bunun sebebi izleniyor olmam olabilir. Çünkü onunla yakınlaşırken çevremizdeki gözlerin üzerimizde olduğunu hissediyordum ve bu inanılmaz bi zevk veriyordu. İzlenirken seviştiğim başka anları düşünüyorum da, aslında evet birileri beni izlerken seviştiğimde daha çok zevk alıyorum. Ve hatta sırf izlendiğim için daha iyi öpüşüyor, daha iyi dokunuyor ve nasıl davranmam gerektiği hakkında sanki dışardan bir ses beni yönlendiriyormuş gibi davranıyorum.

Sanırım deli falan olabilirim. Evet kesin zırdeliyim, yoksa kim onlarca kişinin arasında sevişmek için fırsat kollarki? Ve üstelik sevişirken ağır ağır davranıp karşımdakini kudurtmak için numaralar yapıyorum. Hatta bi gün adamın biriyle, barın ortasında onlarca kişinin önünde bu şekilde sevişirken, adam durup bana "şiir gibi öpüşüyorsun" demişti. Oruspuçocuğunu hala unutamamış olsamda, bazen bu cümlesi bir çok şeyi benim için özet geçiyor.

Neyse işte, ben Azrail'le bu şekilde yakın duruyorum ve bazen ben uzaklaşınca o yapışıyor. Durum böyle olunca bana "yalnız ben biraz sertimdir, kontrolün bende olmasını severim" dedi. Bende "hımm iyimiş, kontrol edilmeyi severim, çok mu sertsin" diye cevap verdim, içimden de "sanırım kırbaçla mırbaçla dövecek beni, belkide tokatlamayı seviyordur, belkide götümü yumruklamaktan zevk alıyordur" diye geçiriyordum.
Ama bunları düşünürken yüzüne baktım "lan adam melek gibi lan, valla o kadar tatlı bir şeyki bu sertlikleri ondan beklemek yanlış" dedim kendi kendime. Gerçi bi ara göte tokatlama şeysini yaptırmıştım ama zevk almayınca bi daha yapmadım. Lan götümün üstüne bi hafta oturamamıştım, göt yanaklarım kıpkırmızıydı ve ben artık koltuğa, sandalyeye falan oturunca o kadar ağrıyorduki bazen nerdeyse ağlar gibi oluyordum. Zaten göte şaplak olayı bana göre değil, bi daha denemedim.

Ayy neyse işte, ben bunları düşünürken, sanırım o içimden geçenleri anladı ve biraz tedirgin bir şekilde "ya sert severim derken öyle kırbaç falan kullanmak değil, ama sert olmayı severim" dedi. Bende onun bu panikli haline gülüp " belki kırbaçla da denenebilir" dedim ve o bu cevabımın üzerine, biraz geri çekilip, dudaklarını büzüştürüp kaşının tekini kaldırıp, yüzüme bakarak "waww" diye söylendi. Bende "evet olabilir, sınırlarım yok, sadece ilişki kısmında biraz ağırım, yoksa farklı şeyleri denemeyi severim. Zaten sıkılırsam olayı yarıda bırakır çıkarım" diye cevap verdim. Ben böyle konuşunca, o dudaklarını daha çok büzüştürdü ve "çıkmazsın, yapmazsın böyle bir şey değil mi?" diye sorup yüzünü ekşiterek bana baktı. Bende "yooo çıkarım, niye çıkmıyım ki? ama sıkılmamam lazım, çünkü zevk alacağım bir şey beni sıkacaksa neden zamanımı harcıyımki?" diye cevap verdim. O da elindeki içkiden bi yudum alıp " şunu içtikten sonra bana gidelim mi?" diye sordu "olur gidelim" dedim ve elindeki bardağa uzanıp, içinde bulunan pipeti alıp yere attım. Ben böyle yapınca, onun bi anda morali bozuldu ve asık bi surat ifadesiyle "niye yaptın?" diye sorunca "kötü duruyordu, o yüzden yaptım" diye yanıtladım, "hmmm" yaptı ve yüzü daha çok asıldı. Sonra içkiden bi yudum daha almadan öylece bi kenara bırakıp "hadi gidelim" dedi ve biz bardan çıktık.

Kapıda bi taksiye bindik ve adresi söyleyip arkamıza yaslandık. Takside fısır fısır konuşurken "ingilizce biliyo musun?" dedi, bende "türkçe dışında bildiğim bi dil yok" diye kısaca kestim. Ne iş yapıyorsun falan diye konuştuk ve sonra "gergin gibisin, eğer ingilizce biliyorsan hani daha rahat bi muhabbet ederiz" diye ekledi, dönüp gülümsedim.

Sonra işte eve girdik ve aslında benim götüm o anda yusuf yusuf atmaya başladı. Çünkü yol boyunca gerginliğimin nedeni, barda biraz fazla mallaşmamın nedeni falan hep içimden "ya bunla bi yere çekilirsek ve yiyişirken soyunmak zorunda kalırsam ne yapcam?" düşünceleriydi. Çünkü hava soğuk diye altımda bildiğin ev pijaması vardı. Böyle kalın ve üstelik yünlü falan. Ayy allahım rezil olcamm falan düşünceleri arasında, bi yandan onu da kaçırmamaya çalışıyorum böyle garip bi ruh haline büründüm. Çünkü pantolonun altında giydiğim pijama yüzünden böyle bi tipe hayır dersem, bi daha da asla elime düşmez ve bununla bi daha nah yiyişirim diye düşünüyorum. Bi yandan da içimden "lan pijama kolay bi ara yalnız kalırsam tuvalate kaçar çıkarıp sırt çantama atarım" diye düşünüyorum. Böyle bu içimdeki gel gitlerde zaten ayrı bir tuhaflık sergilememe neden oluyordu.

Neyse işte eve girdiğimiz gibi, ben hemen "ya tuvalet nerde? ben bi tuvalete gidiyim" diye sordum, o da şu tarafta diye bana yol göstererek sırtımda montum ve çantamla tuvaletin yolunu aldık. Tuvalete girdiğimde baktım o da benimle geldi. Çişim olmamasına rağmen oturup işeme numarasına geçtim, pantolonla beraber pijamayıda dizlerime kadar indirip klozete oturuverdim. Allahım, ben onun gitmesini beklerken, o da krem falan bir şeyler aldı uğraşıyordu. Sonra o gitmeyince bende suyu açtım böyle ses çıkaran hareketler yaptım ve o  bu arada dışarı çıktı. O gittiği gibi ben hemen kalkıp pantolon pijama ne varsa çıkardım ve pijamayı çantaya tıkıştırıverdim, bi yandan da o dönüp gelecek diye kalbim öyle bi atıyoki anlatamam. allam rezil olcam düşünceleri arasında ışık hızıyla pantolonu tekrar giydiğim an o kapıdan girdi ve ben çantayı alıp salona çıktım. Sonra oda ardımdan geldi ve şuraya geçelim diyerek kocaman bi odaya geçtik ve odanın ortasındaki 100 (yazıyla yüz) kişilik yatağı gördüm. Yatak o kadar büyüktüki, üstünde Başkomutanlık Meydan Muharebesi rahatlıkla yapılabilirdi. İçeri girip çantayı kenara bıraktım ve montumuda üstüne attım.  Sonra kapıyı kapattık ve işte o an olay koptu..

Hiç oyalanmadık, sonuçta buraya ne bok yiyeceğimizi bilerek gelmiştik. Hiç öyle yılışmalar, çok yakışıklısın yalakalıkları olmadan, boş bir muhabbet falan olmadan daha ayaktayken olay koptu. Yatağa nasıl girdik, hangi köşede başlayıp hangi köşede soluklanıp, hangi köşede tekrar biribirimizi tırmalamaya başladık hiç hatırlamıyorum. Ama aklımda olan tek şey birbirimize hayvan gibi davrandığımızdı ve aslında bilinç altımda onun sertliğine karşılık, bende sürekli ona karşılık veriyordum ve bu hoşuma gidiyordu. Hani sevişmekten çok, iki sokak köpeği gibi boğuşuyorduk diyebilirim. Böyle böyle olunca o pes etti ve kontol bana geçti. Gerçi altımdayken bi kaç defa daha hamle yaptı, ama iki elini tutup yatağa iyice bastırdım ve gözlerinin içine baktım. Bu şekilde bi kaç saniye durduk, derin derin soluklanıp bakışmaya devam ettik ve dudak dudağa yapışıp tekrar boğuşmaya başladık ve bu sefer kontrolü ona bıraktım. Aramızda bu üstünlük sağlama çabası bazen benim kedimi ona bırakmam, bazen de onun kendisini bana bırakmasıyla devam edip durdu.

Bi ara yine farkında olmadan yatağın diğer köşesine geçmiştik, durduk ve sağ elimle çenesinden yatağa bastırıp dudaklarını birleştirdim. O ne olacak diye bi bakış takınıp bakarken durdum, hiç bir şey yapmadık, böyle bu halde bir kaç saniye bekledik ve aniden dudaklarını birleştirip ısırmaya başladım. O başını kaçırmak isterken rahat bıraktım ve bu sefer o üstüme çıktı daha sert bi şekilde devam ettik. Bu haldeyken yatağın diğer köşesine geçmiştik. Sonra olay bu iniş çıkışlarla devam edip artık dayanamayınca bacaklarını omzuma atmamı istedi ve sonrasında noktayı koyduk. İkimizde yorulmuştuk ve yanyana uzanıp kaldık. O anda sarılmak istedim ve sarıldık.

Sarılırken şimşek çaktı, biz onunla daha önce barda tanışmıştık. O zaman saçları şimdi olduğundan daha uzundu ve yüzü traşlıydı. Çok sık karşılaşıyorduk ve sürekli bakışıyorduk. Sonra ona dönüp "aslında biz daha önce tanıştık değil mi?" diye sordum, o da "evet" diye yanıtladı. Ben o an tanışma anımızı hatırladım:
Yine Tekyön'de karşılaşmıştık ve aylarca sadece biribirimize bakışıp durmuştuk. Sonra bi gün yine bu karşılaşmalarımızdan birinde o arkadaşlarından ayrılıp tuvalete gitmişti ve bende arkasından gidip, tüm  pisuvarların boş olmasına rağmen onun yanına gidip işerken "merhaba tanışalım mı?" demiştim. O da istifini bozmadan "olur tanışalım" demişti ve tanışmıştık ve işememizin ardından da başka da muhabbet etmemiştik. Bende içimden "zaten gidip tanıştım, devamı gelsin istiyorsa kendisi gelip başlasın" diye düşünüp bi daha muhabbet kurma çabası içine girmemiştim ve onu da artık görmemezlikten gelmiştim. Tabii durum böyle olunca, ben o tanışma olayını tamamen unutmuştum.

Neyse onunla daha önce böyle tanışmıştık ve bu tanışma olayını kafamda çözünce bu sefer aklıma " hani hiç ilişkiye girmeyecektin?" sorusu geldi. Haa ne oldu, bak Aktifim diye söylenen adamın götüne koydun bile? neden yaptın bunu? amacın neydi? hani bazen düşününce midem bulanıyordu? hani kaldıramazdın, demek ki? isteyince milleti bağırta bağırta sikebiliyosun. Peki şimdiye kadar neden istememiştin? neden hiç düşündün mü? Bu soruları kendime sorup durdum.
Sonra neden ilişkiye girmek istemediğimi düşündüm. Asıl sebebi, ne inandığım dinin bu olayı günah sayması, ne toplumun bilmem boş salak muhabbetleri, nede başka bir şeydi. Aslında ilişkiye girmememin nedeni hastalık kapacağımı düşünmemden kaynaklanıyordu ve başkada bi sebebi yoktu. Evet sırf hastalık kapıp ölücem diye düşünmekten dolayı kimseyle ilişkiye girmiyordum, yoksa başka bir nedeni yok. Bu durum sadece aktif olmakta değil, pasif olmamda da etkiliydi.

Böyle böyle sarılmışken, derin düşüncelere dalıp gidiyordum. Peki bugüne kadar ilişkiye girmiyordumda bununla neden ilişkiye girdim diye düşünüp durdum. Sanırım sevişme esnasındaki o köpek gibi mücadele ve sonrasında kendini ispat etmek istememden kaynaklanıyordu. Ama hayvani bir ispat etme çabası değildi, zevk alıyordum ve onunda bundan zevk aldığını görünce daha bir baskın çıkmaya başlamıştım. Neydi bu, neler oldu? Düşündüm düşündüm bir şey bulamadım. Birde sanırım, seks sonrası birine ilk defa bu kadar içten sarıldım ve zaten önemli olanda buydu. Eğer boşaldıktan sonra hala sarılabiliyorsan olay tamamdır. Sonra bu halde bi yarım saat kaldık. Bu düşünceler arasında, artık evden de çıkmak istedim ve ona "ailemle yaşadığım için gitmek zorunda" olduğum yalanını söyledim.  "Tamam başka zaman görüşürüz" dedi ve çıktım. Yolda sevişme sonrası, göte koyma nedenleri üzerinde biraz daha kafa patlattım ve eve gelince saat sabahın 5'i olmuştu.

Çocuk benden 2 yaş büyüktü. Boy, pos, kalıplı, her bokuyla benden daha iyiydi. Sanırım nedeni buydu, ona sahip olmayı kendim olmak gibi algılamıştım. Belkide başka bir şey, ama nedenini tam bilmiyorum. Belkide sex'in anlamı budur. Sende olmayanı sahiplenmek için yediğin boktur. Cinselliğin dinler tarafından neden tü kaka diye anıldığını bazen düşünmüyor değilim. Ama sex esnasında insan çok bencil oluyor, karşındaki beden tüm haklarıyla senin olsun istiyorsun. Bu tuhaf bir şey, başka bi bedene sahip olmak, ona hükmetmek insana kendini tanrı gibi hissettiriyor. Aslında tanrı gibi derken, yani güçlü hissettiriyor. Çünkü onu sikerken kendimi hiç olmadığım kadar iyi hissettim, hiç olmadığım kadar mutlu ve güçlü hissettim. Bunun gibi yüzlerce şey aklıma geliyor, ama şu an aralarından çekip alabildiğim en net düşünce buydu.

14 Ocak 2011

Sikiyle düşünen insanlar her yerde karşına çıkacaktır. Meslekleri, eğitimleri hiç bi sikim farketmeden götünü sikmek için fırsat kollayacaklar

Bu yazı, şu yazının devamıdır: ŞU YAZI

Ya aslında ben komik bi anımı anlatacaktım ama işte ruhumu çok küçükkene sahipsiz kaldığım ilk anda, küçük emraha sattığımdan dolayı komik yazmak istediğimde bile böyle yazılar çıkıyor. Gerçi bi yandan böyle yaza yaza yazılarımdan para kazanmayı da düşünmeye başladım. Mesela bu yazıları götürüp Mahsun Kırmızıgül'e hayatımı film yapmasını isteyebilirim. Hatta filmin adı da "İstanbul'da 5 dick" olur. Her neyse ben size evden kaçışımın gerisini de anlatmaya başlıyım:

İşte evden kaçıp, böyle amı götü dağıtmış vaziyette sokaklarda dolanıp, yaşlı bi amcanın beni sahiplenmesini bekliyordum. Beni sahiplenecek, sevecek, saçımı başımı bol bol okşayacak diye umuyordum. Ama öyle olmuyordu. Ben gün içinde böyle rahat rahat dolanırken, geceleri de peşime takılıp götümü kesmek isteyen tinercilerden ve gündüz aile babası, gecede sokaklara çıkıp sikecek bir şey bulamayınca köpek siken ibne avcılarından kaçıyordum. Mesela hiç unutmam yine o gecelerden birinde parkta böyle oturmuş saatlerin artık geçip gitmesini ve bi an önce herkesin evine dönmesini bekliyordum. Herkes gidince sessizce bi çalı çırpının altına girip uyuklayacaktım.

Sonra saatler ilerleyince, parka bakındım böyle gayet sessizleşmişti, nerdeyse kimse yok gibiydi. Çantamı yanıma aldım ve küçük çalı çırpıların arasına girdim. Çalı çırpı dediğimde şu küçük ağaçlar varya hah onlar işte. Böyle girdim orda çantayı başımın altına bıraktım ve yıldızlara bakınmaya başladım. Ne güzel bir gökyüzü var diye diye içimden geçirirken uyuya kaldım. Aradan ne kadar süre geçti bilmiyorum bi ara uyandımki etraf aydınlanmaya başlamıştı. İt gibi titriyordum. Dedim nooluyoruz ammına koyım ne bu? yoksa kış geldi de benim mi haberim yok. Sonra kollarımı falan pantolonumun içinden sokup bacak aramda sessizce uyuyan yarrağımı avuçlamaya başladım. Ayy allahım ellerim öyle bi soğuktuki kendim ürperdim. Neyse öyle böyle biraz ellerim falan ısınmaya başladı, ama zaten üşümüş olduğumdan dolayı gözüme artık uyku girmiyordu.

Sonra aradan bi yarım saat veya bi saat geçmiştiki, yakından bi yerden sesler falan duymaya başlayınca, başımı kaldırıp sessizce az ileriye bakındım. Bi kaç tane tinerci ateş yakmış etrafında oturup ısınmaya çalışıyorlardı. Dedim kalkıyım artık burdan, yoksa bunlar uyumak için dağılmaya başlarlarsa kesin beni görürler. O anda ben böyle onlara çaktırmadan ordan çıkıp, parkın içine doğru gidiyordumki baktım adamın biri beni izliyor. Bir şey yapmadım, böyle sanki bir şey olmamış gibi parkın çıkışına doğru yürümeye başladım. Ben yürümeye başladım ama bi baktım adam da peşimden gelmeye başladı. Ama nasıl geliyor varya, onun yürüyüşünden dolayı götüm tutuşmaya başladı. Tabii onu bu yürüyüşle görünce, ben daha bi hızlandım ve parkın dışına çıkında, artık yürümeyi bırakıp koşmaya başladım. Ben koşmaya başlayınca adamda koşmaya başladı. Ben önde, adam arkamda parkın çevresinde koşuyoruz. Sonra bi yerde artık çanta ağır gelmeye başlayınca çantayı ilk döndüğüm köşede, karanlık tarafına sallayıp koşmaya devam ettim. Karşıma çıkan ilk apartmanın bahçesine atlayıp, süs çalı çırpı ne bulursam arasında girdim ve öyle kaldım.

Allahım nasıl korkuyorum varya, götüm yusuf yusuf atmayı bırakmış, resmen bağırıp çağırıyordu. İşte o zaman sahipsiz olmanın ne kadar kötü bir şey olduğunu daha iyi anladım. Sahipsizlik işte buydu, başka zaman zevk için götünü siktirmek için can atarken, şimdi tecavüze uğramamak için götü sağlama almanın bi yolunu arıyordum. Biri olsa koşsam gitsem yanına ve bana sahip çık desem ne güzel olurdu oysa. Ama hiç kimse yoktu, yardım isteyeceğin hiç kimse yok. Tek başıma olduğumu ve bunun ömrüm boyunca hep böyle olacağını anladım. 15 yaşındasın ve bi sokak köpeği gibi başıboşsun. Canın istediği yere gidebilirsin, ama canının istediği şeylerle karşılaşamayacaksın. Hayat buydu. Gece yarısı ava çıkan oruspuçocuklarına ne pahasına olursa olsun yakalanmamak. Zaten bundan sonra etrafımda hiç kimse de olmayacaktı ve yalnız olduğumu, sahipsiz olduğumu anlayan ilk kişi götümü sikmek için fırsat kollayacaktı.

Bu duygular içinde, kalbim öyle bi atıyoduki artık öleceğimi falan sanıyordum. O anda götümden soluklanırken o kadar gürültülü bi şekilde nefes alıp veriyordumki, bi an nefes almasam, zaman dursa falan diye dua etmeye başladım. Ben bu hisler içindeyken adam çıkageldi tam bahçenin önünde durdu. Telaşlı bir şekilde sağa sola bakınırken birden bana döndü ve o anda kalbim durdu. Bana baktığı anda apartmanın kapısı açıldı, dışarıya bi karı koca oldukları belli 2 kişi çıktı ve adam apartmanın kapısının açıldığını görünce ordan uzaklaşmaya başladı. Beni görmemişti, ama o anda kapı açılıp dikkati oraya gitmeseydi ve benim olduğum yere biraz daha iyi baksa kesin görecekti. Ben orda, bu göt korkusu eşliğinde hayata tekrar dönmüşken, bu sırada bizimkilerin tarafında da, benim evden kaçmamdan sonra olaylar şöyle devam ediyordu:

Yazının devamı için tırtıkla

13 Ocak 2011

Azraili gördüm ve götüm değil, kalbim yusuf yusuf attı

Tam olarak hatırlamıyorum ama sanırım 1-2 ay gibi bir süredir falan, sevişmeme orucuna girmiştim ve sevişmiyordum. Bu durum yıllardır sevişmeyenleriniz için 1-2 ay mı? O da neki? gibi bir şaşkınlık yaratabilir, ama benim gibi kuduruk biri için 1 ay eşittir=10 yıl demektir. Sevişmeme nedenim de, bi tek oruç değildi tabii. Belki hayatıma biri girer ve artık bi tek onunla sevişirim diye düşünüyordum. Hani bi anlamda, hayatımda yalnızca biri olsun, sadece onunla o bokları yiyim diye de durulmuştum. Ama bi türlü aşk maşk sevgili, bok püsür olmayınca durdum durdum durdum ve önceki gece çıkıp tek başıma bara gittim.

Barın kapısından içeri girmiştimki saatin 00:00 olduğunu yeni farkettim. Sevişmeme orucunun artık biyolojik saatime de tak ettiği açıkça belliydi. O saatte bara girdiğimde ilk gelen müşteri olmadığıma sevinsemde, ilk gelen 5 kişi arasında olduğumu görünce kendi kendime göt oldum. Zaten o kadar uzun süre bara gitmeyince garsonlar da merak etmişler beni görünce "aaa şekerim nerdesin hiç görünmüyorsun, başına bir şey mi geldi" diye muhabbetini yaptık. Bende "yaa işte biraz ara vermek istedim" falan diye cevaplar verdim.Zaten gay dünyasında biri uzun süre ortalarda görünmeyince ya AIDS olup öldüğü, yada kocaya kaçtığı varsayılır.
Lan harbidende iyi ara vermişim. Benki tavşan gibi yiyişen adam, 2 ay falan kimseyle yiyişmesin, gidip sürtmesin. Demekki isteyince oluyor. Gerçi oluyor ama evde porno izleye izleye de bi hal olmuştum ya neyse.

Bide insan bara erken gidince tuhaf oluyo lan. Kendimi barı kapatmış gibi hissettim valla. Ohhh maşallah maşallah. Düşünsene kocaman bar  ve içerde müşteriden çok garson var ve hatta her müşteriye 2 garson düşüyor. Garsonlarda ilgilenecek kimse olmayınca müşterinin başına toplanıp canımlı cicimli laflarla kafasının etini yiyorlar. Zaten kapıdan girdiğimde barı boş görünce, mallığımı saklayıp sanki farkında olarak gelmiş gibi yaparak hemen soldaki barın taburesine oturup,  barmen amcadan bi enerji içeceği istedim. Barmen amca lafını da öylesine demiyorum, harbiden barmen amca yani. Yaşı 55 kesin vardır. Aslında 60 diycem ama o kadar olmaz diyorum diye 55 normal diyim. Neyse barmen amca, markası belli olmayan bi enerji içeceğini buz dolu bardağa doldurup önüme bıraktı. Ücretini ödedim, pipeti çıkarıp kenara bıraktım. Şu pipetlere alışamadım gitti. Pipetle bir şey içerken, kendimi sokak ortasında beslenme çantasında meyva suyunu çıkarıp içen, küçük sümbüklü çocuklar gibi hissediyorum.

Neyse işte, taburede biraz daha oturunca içeriye 3-5 ibne daha geldi. Ortam onlar sayesinde biraz canlandı. En azından ortaya geçip, Murat Boz şarkıları eşliğinde oynadılar falan iyiydi. Sonra adamın biri geldi yan tabureye dikildi. Yaşı 35 üstü falandı kesin, ama hoşlanamadım. Bide sonradan sorduğu ingilizce sorularla yabancı olduğunu öğrenince hepten kıçımı öte tarafa döndüm. Ama o habire soruyordu, bende "ay dont now inglişşşşş" diye cevap verip durdum. Baktım ikide bir durmadan yine soruyor, yüzüme mahcup bir eda takınıp başka yöne döndüm. Aslında pantolonunun yan  tarafından sarkıttığı o uzun ve kalın zincir olmasa; belki yüzüme tatlı, yavşak bir gülümseme takıp ingilizce bilmememe rağmen bir şeyler geveleyip muhabbeti uzatmaya çalışırdım. Hatta baktım olmuyor, 18 lik ilgi oruspusu genç kız gibi sadece gülümseyip gözlerinin içine bakardım. Ama o zinciriin metalik soğuk rengi, adamın havasınıda bastırıyordu.

Neyse sonra adam bi kaç defa daha bir şeyler sorunca, baktım olacak gibi değil bardağımı aldım, montumu da sandalyeye asıp, barın diğer köşesine gittim. Orda böyle tek başıma, zikre girmiş derviş gibi dakkalarca sallan sallan baktım sıkılıyorum bahçeye çıktım. Sonra zaman su gibi akıp saatler 01:00 olunca, ortalık biraz daha kalabalıklaştı. Bende rahat rahat gelip gidenleri kestim. Bu arada beğendiğim ve daha önce bir kaç defa öpüştüğümüz ve öpüşmenin hemen ardından eve davet edince gitmediğim 45 yaşlarında bi adam geldi. O güzelim bıyıkları, kır saçları ve pörtlek gözleriyle artık eskisi gibi beni heyecanlandırmıyordu, ama hala hoş bi havası var. Her gördüğümde içimden "keşke beni kucaklasa, sımsıkı sarsa, sonra başıma öpücükler kondursa" diyorum. Tabii bu arada farkında olmadan ellerimi yan ceplerime atıp; terkedilmiş, yavru sokak köpeği gibi baktığımı söylememe gerek yok. Ne yapıyım yaşlılardan da hoşlanıyorum ve onları gördüğümde hep böyle oluyorum. Gerçi sonradan kendimi toparlıyorum, ama bu piçe karşı bi türlü toparlayamadım gitti gitti. Ama olsun o da beni sürekli sikmek istemesine rağmen bende her defasında "hayır" diyorum.

Yalnız biz onla her karşılaşmamızda bu sahneleri tekrar tekrar yaşamamıza rağmen, hala neden ileri götürmek istemediğimi anlamıyorum. Başka biri olsa ohooooo sikmiştim ecdadını ama bilmiyorum işte bu adamda beni durduran bir şeyler var ve ben böyle durumlarda sadece hislerime güvenirim. Yalnız, his mis bi yana, adam o biçim ya neyse. Gerçi sanırım siksalak olduğu için, aklı fikri sikişmekte olduğu gitmiyorum. Yoksa biraz duygulara önem veren biri olsa...

Neyse, zaman geçtikçe baktım beğeneceğim gibi kimse gelmiyor bende onla biraz kesiştim ve bir iki defa karşılıklı gülüştük falan. O arada bi baktım hoop ilerden bi çocuk bana bakarak geliyor. Allam ne hoş bi şeysin sen deyip, bende direk ona daldım ve böyle o yanımdan geçip gidinceye kadar da birbirimize takılıp kaldık. Töbe yarabbim gerçek falan değildi her halde dedim kendi kendime. Kirli sakalı, kara kaşlı, kara gözlü, ideal kilosu, kalem gibi çizilmiş dudakları, hafif baygın bakışlı, boyu benden 15 cm kadar uzun ve gayet rahat. Hatta dünyayı sikine takmayan bi havası var. Biz onla böyle karşılıklı dalmışken o, bu arada bi kaç kişiyle selamlaşıp bahçeye çıktı ve ben arkamı dönüp bi kaç defa daha baktım, o da bana bakıyordu. Ağzım açık bi şekilde içimden "töbeee yarabbim, sen nesin yahu" diyorum böyle içimden. Sanki 2 aylık sabrımın ödülü falandı.

Ama yani abartmıyorum böyle ayılıp bayılacağım bi tip. Hey maşallah kanatları olsada şöyle ortalığın tozunu kaldırsa diye düşünürken, bahçede birilerine beni gösterip bir şeyler konuştu. O arada onlarda bana baktılar, ben yeni yarrak görmüş gelin numarasını yapıp, utanmış gibi önümü döndüm ve o anda çalan müziğin kime ait olduğuna bakmaksızın yerli yerimde sallanmaya başladım. Ayy şimdi böyle söylüyorumda inşallah müziğin ritmine uyacak şekilde sallanmışımdır. Çünkü aklım fikrim o olmuştu ve ne yaptığımı pek bilmiyorum. Böyle elim ayağım birbirine karışmamıştır inşallah.

Sonra baktım olacak gibi değil, bende çıktım gittim bahçeye. Böyle masalardan birine dayanıp ona taraf döndüm ve dönünce hoooop dakka bir gol bir misali onun da bana baktığını gördüm. Bana baktığını görünce hooop hemen salak numarasına yatıp, yakalanmış gibi arkamı döndüm ve sanki utanmışım gibi başımı önüme eğip, böyle şu an hatırlıyamadığım garip gurup hareketler falan yaptım ve tekrar dönüp ona baktım. Allam hala ordaydı ve bana bakıyordu. Ohaa dedim içimden, manyak o kadar salak suluk haraketler yaptım hala bakıyordu. Aradan 1-2 dakka geçince hoop bi baktım çıkageldi. Karşımda durup, ciddi bi şekilde gözlerime baktı, kalp atışlarım o kadar hızlanmıştıki içimden "her halde azrail bu olsa gerek, kesin canımı falan alcak" dedim. Zaten ben tam kendimden geçip ruhumu teslim edecekken havalı bi şekilde "merhaba" deyip elini uzattı.

----------------Bu yazının devamı için tırtıkla-----------------

11 Ocak 2011

Allahım madem beni aptal yarattın, takip de et

Şimdi ben kendi kendime gelin güvey olmuş, böyle sırf çocukla hayalimde cilveleştiğim için aptal şapşal ruh hallerine dalıyorumya, hah bak son olarak ne oldu:

Dün akşam iş çıkışı dedim gidiyim bakıyım naapıyo, bi selam veriyim. Hooop kalktım gittim iş yerine. İşte nasılsın'lar bölümünü geçtik, öyle böyle derken söz yine konserden açıldı ve bana "ne yaptın" diye sordu, bende kararsız olduğumu, daha tam karar vermediğimi söyledim ve laf devam etti. Sonra biz böyle konuşurken, bunu biraz süzdüm, lan baktım gittikçe bana daha çok tatlı gelmeye başlıyor. Hani öyle çok tatlı değil, ama ne biliyim kanım gittikçe daha çok ısınmaya, böyle gittikçe bağlanmaya başladım. Hatta bi an lan acaba öpsem bir şey der mi? diye düşünmeden de edemedim, ama sonra yok lan dur, sakın yapma dedim kendi kendime de öyle durdum. Sonra işte konuşmaya devam ederken, içimden "tamam lan, sikiyim konser parasını. Gidiyim alıyım bileti, en azından belki konserde yakınlaşırız biraz, hem bakarsın aramızda aşk maşk başlar, son nefesimi götümden osurarak verirken, belki gözlerimi de onun kucağında kaparım" falan fistan diye düşünüp "senin konser tarihi ne zaman?"  diye soruverdim. Ahhh keşke dilim tutulsaydıda sormasaydım. Ben sorunca o demez mi "biz zaten biletimizi aldık, o yüzden seninle aynı tarihte olmaz, gidemeyiz"

Önce bi mallaştım "nasıl yani" durumları oldu, böyle acaba doğru mu duyuyorum falan diyorum kendi kendime, bi yandan da o konuşuyor, işte "biz sevgilimle gidicez" falan diyor. O an çok bozuldum, üzüldüm, resmen yıkıldım lan. Öyle böyle değil, nerdeyse nefes bile alamayacaktım. Hani tamam durmadan anlatıyorsun, konser süper olacak, grup süper, babylon süper, grup ayda yılda bir geliyor diye. Ama yani bende sırf senle olcaz diye gitmeyi düşünüyorum, yoksa tek başıma gidip ne sikimi yiycem. Hem sen olmadıktan sonra sikmişim oi va voi'nin tümünü. Yemin ederim, o "biz" zaten biletimizi aldık" dediya, böyle başımdan aşşağı kaynar sular döküldü, içten içe o kadar bozuldumki anlatamam. Ayy "biz" diyor ya, allahım bide çok utandım laaaan.

Hani ben içimden neler neler düşünüyorum, ne ince hesaplar yapıyorum, hatta sırf çabuk acıkıp yemek yemiyim diye doğru dürüst sıçmıyorum bile, ama onun aklı fikri oooohhhhoooo.
Ben "tamam lan, vereyim parayı alıyım bileti, göt bu ay da açıkta kalsın, ne olacakki?" diye kendi kendimi güya olaya alıştırmaya çalışıyorum, ama beyfendi başka havalarda, sanki grubun bi çalışanıymış gibi, bana ha bire "bilet al, konser geçiyor" deyip duruyor. Yemin ederim o an, o müthiş bozulmuşluğun verdiği kızgınlıkla "seni o grupla tutar bi sikerim görürsün, amcık dalga mı geçiyosun benimle. Ben sana bi haftadır, konser pahalı diye bilet almayacağımı söylüyorum, sen habire bilet aldın mı? alacak mısın? diye sorup duruyorsun? Göt herif, sen grubun Türkiye sorumlusu musun? para yok diyoz amcık, yok işte naapaalım konser için gidip götümümü siktiriyim." dememek için kendimi zor tuttum. Ya adama bak ya, ben bazen aldığım maaş beni ay sonuna atsın diye kuru ekmeğe dadanıp "alllaaaam sana şükürki şu kuru ekmeği buluyorum, bunu bulamayanlar da var" diye dualar ediyorum, sen ha bire kalkıp bana "konser bileti aldın mı? konser bileti aldın mı?" diye durmadan sor. Ayy yeter manyak mıdır, nedir? anlamadım ki.

Ya tamam hani grup Türkiye'ye ayda yılda bi geliyo, çok güzel şarkıları var, çok güzel müzikleri var, insanın ruhuna hitap ediyor, bende sevdim, ama yani canımın içi cüzdan delik, yok metelik. Sende anla beni, para yok, bilet pahalı demeyi sana, daha açık hangi dille anlatıyım bilmiyorumki. Hayır, sanata manata bizde değer veriyoruz, ama yani konsere gittiğimde karnımın gurultusu, sahnedeki vokalistin sesini bastırırsa, ordaki millet bana dönüp demez mi "be hey ahmak, sen önce karnını doyur, sanat senin neyine"
Zaten hep bu tür şeyler aklımda olduğundan dolayı, kendi sınırlarımı bilmeye, ayağımı yorganıma göre uzatmayı öğrenmeye çalışarak hareket ediyor ve yinede bazı şeylerden eksik kalmamaya çalışıyorum. Ama bak sen böyle yapıyorsun ya, dayanamayıp ayağımı yorgana göre uzatmayı bırakıp, sokcam senin götüne olcak o. Aaa bu kadarda olmazki.

Bende ne salağım varya. Aç kalıyımda, konsere onla gidiyim hesaplarını yapıyorum, bu ihtimalleri göz önüne alıyorum, ama o tutturmuş grubu dinle diyor. Heee amına koyım, tek derdim bu grubu ölmeden önce dinleyebilmekti. Amcık herif grubu ben senle dinleyeceğiz diye düşündüğümden gitmek istedim, yoksa sikmişim grubun en iyi vokalini, en iyi saksafoncusunu. Ayyy delirttin beni ya.

Ya şimdi ben bu küfürleri burda ediyorum ama, onun yanında nasıl bozuldum, nasıl bozuldum ve nasıl sessiz kaldım varya. Böyle çok kötü oldum o an. Zaten konuşmadım sustum, o konuşmaya devam ediyordu. Arada bilgisayarından bir şeyler gösteriyordu bende bozulduğumu belli etmemek için "hammm hıımmm" falan yapıyordum ama ne dediğini hiç duymuyordum. Sanki böyle içimde 17 ağustos depremi yaşandı da, her tarafım enkaza döndü, sanki böyle bedenim bana ağır gelmeye başlamıştı. Konuşmadım zaten, sonra çok belli ettiğimi düşünüp konuşacak gibi olunca, baktım sesim karı gibi zırıldayarak çıkacak, sorduğu her boka "evet evet" cevaplarıyla geçiştirip, çıktım lavaboya gittim. Sonra lavaboda düştüğüm salak duruma gülüp "amaaan boşver sıkma canını, siktir et" dedim kendi kendime ve çıktım. Onun yanına gittiğimde, o  yine bir şeylerle uğraşıyordu. Öyle böyle, biraz daha zaman geçince telefonum çaldı ve ben telefona bakma bahanesiyle uzaklaştım. Arayan bi arkadaşımdı, telefonu kapatınca işim çıkmış gibi yapıp iyi akşamlar deyip çıktım. Çıktım kafam dağılsın diye İstiklal'i boydan boya bi kaç defa turladım. İstiklal'i turlarken aptallığıma, salaklığıma üzüldüm.

Şimdi böyle kendime dönüp bakıyorumda, ciddi ciddi bazen "allahım sen akıl dağıtırken ben nerdeydim" diye düşünmüyor değilim. Hani cidden çok salağım. Hayır sırf laf kalabalığı olsun diye değil, saf halis muhlis bi salağım, öküzün, dangalağın gerizekalının tekiyim. Yoksa niye, ufacık şeylerden böyle büyük umutlara kapılıp, kendi kendime gelin güvey olayım ki. Allahım benim payıma düşen; akıl, fikir v.s her ne varsa artık verde sikiyim şu milletin ecdadını.

10 Ocak 2011

Fırtına öncesi sekssizlik

Yazmak için hangi yollara başvuruyorsunuz veya yazarken neler hissediyorsunuz bilmiyorum ama ben yazarken, (size tuhaf gelebilir ama kendimde şunu farkettim) eğer mutsuzsam, uzun ve genelin beğendiği yazılar yazıyorum. Hatta, kişi kendi işini beğenmez derlerya, benim bu mutsuz anlarımda yazdığım o yazıları bende çok beğeniyorum ve durmadan girip sayfaya bakıyorum ve hatta yüksek sesle kendi kendime okumaya başlıyorum.
Mesela bu günlerde güzel güzel, her şey sakin bi şekilde gidiyor diye yazacak bir şey bulamıyorum ve sanırım, yine mutsuzluğa bağlamam gerektiği fikrine kapılmaya başladım. Evet yazmak için gidip mutsuz olmaya çalışacağım yoksa yazamıyorum.

Yalnız bu pisikolocikcikman nasıl bir şey bilmiyorum, ama benim için kötü değil. Çünkü tamamen kendimi koşullandırır gibi yaşıyorum o anları. Hatta şimdi düşünüyorumda üzülmem gereken tarihleri, anları bile farkında olmadan belirliyorum ve o anda laptopun başına oturup yazıyorum. Sonra siktiri boktan yazıların üzerinden bir kez geçip hop diye yayınlıyorum. Mesela bu yeni tanıştığım çocukla aramızda bir şey olacaksa o belirlesin dediğimden bu yana, pek takmıyor gibi yaşıyorum ve her hareketine kendimce mantıklı bi sebep bulup siklemiyorum. Ama durum böyle olunca içimdeki o yazma hissi gittikçe kayboluyor.
Oysa ben yazmak istiyorum ve sanırım yazmak için de sürekli mutsuz olmam lazım. Evet üretken olmak için sürekli moralim bozuk ve kendimi çok kötü hissetmem lazım. Çünkü böyle, kendimi iyi hissettiğim zaman olmuyor, sanırım bir kaç gün içinde kıyametler koparmaya başlayacağım :((

4 Ocak 2011

Sizce "götüme don mu alayım, yoksa konsere mi gidiyim?" lütfen bana yardımcı olun arkadaşlar

Bazı şarkıların, müzikleri, sesleri, tıngırtılar falan anlaşılmasına, senin dilinde olmasına gerek yoktur. Ruhunu okşaması yeterlidir ve sanırım "müzik ruhun gıdasıdır" deyişi buradan geliyor olsa gerek. Son zamanlarda ruhumu besleyen, beni sakinleştirip kendi iç dünyamda yolculuğa çıkardığı için,  üst üste defalarca dinlediğim şarkılardan ikisini sizlerle paylaşmak istedim.
Şarkılar o kadar güzel ve o kadar masum bi müzik ve içten bi ses tonuyla seslendirilmişlerki aklımdan silmek imkansız. Böyle bu iki şarkıdan birini aç ve yatağına uzan. Şarkılar çalsın sen gözlerini kapat ve adeta "ibadet eder gibi" dinle. Şarkılar o kadar güzelki, geceleri uyumadan önce artık bunları açıp dinlerken uyuya kalıyorum. Zaten bu aralar beni sakinleştiren, adeta ninni dinlermiş gibi dinleyip uyutan, gecelerime renkli, güzel, mutlu olduğum rüyalar görmemede neden oluyorlar.

İlki işte Bajar-Ogit şarkısı. Bu şarkıyı keşfim ise şöyle oldu:
Sevdiğim ve hatta bloggerlar arasında taptığım diyebildiğim bi blogger arkadaşımın, bir kaç yıl önce falan yazdığı bi yazıyı okurken o kadar çok etkilenmiştim ki, yazısının sonunda nerdeyse ağlayacak gibi olmuştum. Ve zaten yazıyı okurken içim parçalanmış, sanki yaşadıklarını, hissettiklerini ben yaşamışım gibi üzülmüş ve yazının sonunun mutlulukla bitmesini istemiştim. Yazıyı okuduktan sonra dönüp bir kaç uzun cümle yazmış ve sonrasında o'na göndermekten vazgeçip silmiştim. Aradan bi kaç hafta geçince, bi gün google'da 60'lı 70'li yıllarda yaşamış ve sonu "ölümle" bitmiş bi adamın; yaşadıkları olaylar esnasında çekilen fotoğraflarına göz atıyordum. Fotoğraflar o kadar canlı ve adamın gözlerindeki ışık o kadar parlaktıki, o günün yaşam koşullarına, toplum bilincine göre, tuttuğu yolun yanlış olduğunu bile bile ve hatta sonunu bile bile, ne yaptığından emin bi şekilde gülümsüyordu. Ve doğrusu adamın hikayesini hala tam olarak bilmiyorum ve o an öğrenmekte istemedim. Ama adam yaşarken bi kahramana dönmüş zaten ve şu an bile hala dünyada kahraman olarak anılıyor.



Fotoğraflara bakınırken daha önce okumuş olduğum, o blogger arkadaşımın yazısı ve bana hissettirdikleri, sanki böyle fotoğraflarla birbirine bağlanır gibi oldu ve bende şu şiiri yazmıştım. Şiiri yazdığımda o'na mail atıp "bak bunu yazdım" dedim ve o'da bana işte bu şarkıyı, bajar - ogit şarkısının linkini verdi. Şarkıyı daha ilk açtığımda, beni benden aldı, bitirdi, olduğum yere kitledi beni yahu. Müziği nerdeyse ağlatacak gibiydi. Adamın seside apayrı bi ağlamaklıktı. Sözlerini anlamıyordum,  google'dan baktım ama pek kendi dilindeki kadar anlamlı olmadığını düşündüğüm için fazla üzerinde durmadım. Yine aynı şekilde dinliyor ve bazen uyku tutmadığında açıp uyuyorum.

Diğer şarkı ise Oi Va Voi - Ladino Song. Bunu da, bu aralar ısınmaya çalıştığım ve hatta aramızda bir şeyler olmasını istediğim çocukla konuşurken o önerdi. Aramızda böyle, işte bu sevdiğimiz şarkıların linkleri gidip gelirken, o "bak sen kesin seversin bunu" dedi ve linki attı. Şarkıyı bi açtım "oyy allahım bu nedir yahu??  nasıl bi güzelliktir böyle" deyiverdim. Şu an bile bu yazıyı yazarken bu şarkı çalıyor. İnanılmaz güzel bi şarkı. Resmen şarkıya aşık oldum ve zaten sonrasında kendimi tutamayıp şarkının muhteşemliği üzerine, bir kaç defa daha, aynı şeyleri söyleyince; O, bu grubun 4-5 şarkısının daha linkini attı. Vavv hepsi biribirinden güzeldi yahu, şarkıları dinlerken ayılıp, bayıldım resmen. Sonra o "eğer beğendiysen 19-20-21 Ocak'ta Babylon'da konserleri var, ama fiyatları bayaa tuzlu, ama adamlar muhteşemler hatta daha önce 4 konserlerine daha gittim" dedi. Sonra biraz daha konuşmaya devam ederken, o konser için acele karar vermemi istedi. Bende bilet fiyatını sordum "50 tl" dedi. "Yok artık, yuhh ya. Çok pahalı" falan dedim ve buna rağmen, kesin olarak "evet" veya "hayır" diye bi cevap vermedim.

Karar vermedim ama, harbiden süper bi grup ve aslında gitmek istiyorum. Ama fiyatları çok yüksek lan. Hem zaten bu aralar götüme don alacak parayı zar zor buluyorum, bide konsere 50 tl verirsem "höhh artık yani" derim kendime. Bilmiyorum aslında böyle bi vicdan, cüzdan arasında gidip geliyorum ve aslında gitmekte istiyorum. Hani en azından çocukla beraber olucaz diye düşünüyorum, ama aşk da karın doyurmuyor ki be gülüm. Off hele bi bakalım, daha konser tarihine çok var. Eğer götüme don almaktan vazgeçip konsere gidersem, sizi bilgilendiririm. Ama aslında sizden beni konsere gidip gitmemek konusunda ikna edici yorum istiyorum.
Sizce konsere gitmeli miyim? neden gitmeliyim
Yoksa gitmemeli miyim? Neden gitmemeliyim?
Hem bakın şarkı aşşağıda ve sizlerde şarkıyı dinleyip karar almamda yardımcı olun:
Sizce "götüme don mu alayım, yoksa konsere mi gidiyim?" lütfen bana yardımcı olun arkadaşlar.

3 Ocak 2011

Pala Remzi

Hayret lan ilk kez canım sıkılmıyor :)) ilk defa bi blog yazısına başlarken "sevgili blog canım çok sıkılıyor" diye yazmadım. Bence bunu tarih yazmalı, takvim yaprakları da bunu her yıl "bugünü" tüm insanlığa anımsatacak bi notla görevlendirilmeli. Neyse konu ne bende bilmiyorum, öylesine açtım sayfayı ve canım sadece yazmak istiyor. Şu an ofis bayaa kalabalık. Aklımda hiç bir şey yok, sadece başım accık ağrıyor. Onun dışında bir şey yok. Bu sabah uyandığımda bayaa canlıydım. Eee tabi 4 gün boyunca öküz gibi yatarsam olacağı buydu. Lan düşünsene kapıya bile çıkmadım. Bi ara kokuştuğumu düşünüp duş için yataktan kalktığımı hatırlıyorum. Başka bide sanırım yemek için falan kalkıp mutfağa gittim. Yemek dediğimde öyle aklınıza etli butlu şeyler gelmesin. Her zamanki gibi makarna ve yumurtaydı. Genelde uğraşmak istemiyosam 2 yumurta kırıp hoop diye pişirip ekmekle atıştırıyorum, eğer uğraşmak istiyorsam makarna yapıyorum. Ama genelde evde yemek yiyen biri değilim, hep dışarda yiyorum.

Birde lan havalar soğuduğundan bu yana işten geç çıkıyorum. Hayır hayır işimi çok sevdiğimden, ayılıp bayıldığımdan değil, ofis sımsıcak o yüzden. Bide düşünüyorum lan eve gitsem tek başıma ne yapıcam ki?? O yüzden ofiste oturup kendimi işe güce veriyorum veya blogları geziyorum, twitter'da takılıyorum. bide lan evde kimse yok bi gün kafayı yiyceğimden korkuyorum. en sonunda bi gün bu blogu açtığında yazı diye sadece "lülülülülüülülülülülülülülü" diye yazılar görürseniz hiç şaşırmayın. Kafayı tam yediğim zaman yazacağım yazılar anca böyle olacaktır. Gerçi şimdi de pek bi farkı yok ama en azından sadece lülülülülülülülülü yazmıyorum.

Bide cuma günü ayakkabımın yanlardan yırtıldığını farkettim. Bunu görünce resmen canım yandı valla. Dedim yeni bi ayakkabı alıyım, ama sonra cebe baktım oda yırtık. Maaşla ancak kira ve faturaları ödüyorum, başkada bi sikime yaramıyor. Ama olsun yahu yinede şükür diyorum. Yalnız şükür şükür de bakalım neler olacak.

Bide dün traş oldum ve sadece sakalı kesip bıyık bıraktım. İlk başta dedim şarlo gibi bıyık bırakıyım, ama sonra herkes güler diye vazgeçip "pala remzi" gibi bıyık bıraktım. Komik duruyor ama olsun, valla ben sevdim bıyığımı. Bazen dilimi vurup kendi kendimden tahrik de oluyorum. Sabah ofise bu şekilde gelince herkes beni 70li yıllardaki türk filmlerinden fırlayıp gelmiş gibi görünce biraz güldüler, ama ben onlara "nayır nalan, nolamaz" falan gibi bir iki cümle kurup geçiştirdim. Diğer kızlarda beni bıyıklı görünce beğenmediler, ama olsun ben zaten kızlar için bırakmadım :))) erkek bıyıksız olmazki :))) oyyy bıyığımı çok seviyorum lan, böyle ikide bir gidip aynaya falan bakıyorum. Sanırım hair fetish var bende. :)

1 Ocak 2011

2011e heroes dizisini izleyerek girdim, kahramanımı bekliyorum

"Hani dün yazmıştımya "her yeni yıla tek başıma, yarrak gibi girmek gibi bir yeteneğim var, ama bu yıl tam tersi olacak" diye. Hah işte yine adet yerini buldu, yine olmadı ve ben yine tek başıma, hatta yarrak gibi "yeni bir yıla" daha girdim. Önceki yıllarda pantolonun içinde tombala çekerek giriyordum, bu yıl ise açtım hereos dizisini 3üncü sezon, 17inci bölüm, 3üncü partı izleyerek girdim. Oysa gece için ne güzel yine heyecanlı falandım, böyle gözüm telefondan ayrılmıyordu, allahım belki sessizde unutmuşum diye kırk defa kontrol ettim telefonu. Güya biz onla gündüzden sözleşmiştik, en geç gece 1'e kadar buluşmuş olucaktık, ama gece 1de mesaj geldi "annemi atlatamıyorum, kusura bakma" diye ve sonunda da üzgün surat var aynen böyle ":(" Meğer sevgilisini atlatmış, ama annesini atlamamış. Bende "ok. canını sıkma" falan diye uzun bi mesaj attım. Sonra o bi mesaj daha attı "mutlu yıllar :)" diye, bende sadece gülücük yaptım aynen böyle ":))))" başkada bir şey yazmadım.
Yazmamaktaki amacım; yarın, öbürgün falan yüz yüze görüştüğümüzde "mutlu yıllar" deyip belki yanağına en masumundan bi öpücük kondurmaktı. Hatta ben o'na, sadece bu gülücük mesajını atarken, ondan "neden güldün?" veya "bana mutlu yıllar yok mu?" diye bir mesaj bekliyordum, ama olmadı, öyle bi mesaj da gelmedi."

Yukarıdaki cümleleri dün gece yazıp yayınlamıştım. Ama sonra boşver deyince geri alıp taslaklara kaydetmiştim. Şimdi düşünüyorum, aslında dün gece olanlar, bu kadar kafaya takacak bi durum değil. Hani çocuğun suçu değilki, naapsın yani kalkıp 4 yıllık bi ilişkisini bi kenara atıp yılbaşında bana mı gelsin? yada onu doğuran bi anneyi satıp bana mı koşsun. Olmaz tabi. Ama işte böyle bi yalnızlık bi bunalım süreci var bende. Hani bide, çocuk gayet anlayışlı bi şekilde bunu mesajla belirtti, daha ne yapsın ki?

Böyle bunalımlı takılmamın sebebi o değil, bunun sebebi içimdeki küçük emrah. Birde sanırım her zamanki gibi salaklığım üzerimde. Bunun farkında olmama rağmen, kendime engel olamıyorum. Hani tutabilsem kendimi olacak ama tutamıyorum da. Hatta bunun, kendini tutmak veya tutmamakla alakası yok. Sanırım sadece içinde iyilik olduğuna inandığım birilerinin yanında cenin pozisyonunda uyumak istiyorum ve hani dedimya hiç tipim olmamasına rağmen onda bir şeyler var, sanırım onda var olduğuna inandırğım şey İYİLİKten başka bir şey değil. Yoksa benim ona yakın olmak istememin başka bi nedeni olamaz, çünkü günlerdir neden ona yakın olmak istediğimi, neden onunla bi ilişkiye başlamak istediğimi düşünüp duruyorum. Kesinlikle tek sebep bu. Yoksa sex değil, çünkü onunla hiç sex yapmak istediğim fikri aklıma gelmedi, yaşı 30 falan da değil, çünkü benden 3 yaş küçük, ben genelde sarışınlardan hoşlanırım, ama o bunun aksine beyaz tenli, boy desen benimle aynı boyda. Eee peki neden onunla yakınlaşmak istiyimki? Evet bundan eminim, o'nun içinde, kötülük yok, yapay bi piçlik yok, kendini farklı gösterme çabalarına girmiyor, tanıdığım herkesten daha doğal. Bende bu yüzden sadece sarılmak istiyorum o'na, hı hı evet sadece sarılmak, hatta sımsıkı sarılmak istiyorum.

Belki sarıldığım zaman, içinde var olduğuna inandığım iyiliği yakından hissederim. Bide o aklıma geldiği zaman onun yanında cenin pozisyonunda uyumak istiyorum. Sanırım bunun sebebi içinde var olduğuna inanıdğım iyilikten dolayı, kendimi o'nun yanında fazlasıyla güvende hissedebileceğimi düşünüyorum.

Bide o'na yaklaşırken o kadar sessizimki, sanki dersin, daha önce hiç yarrak görmemiş gerdeğe girecek bir gelin gibiyim. Oysa öyle biri değilim. Çünkü ne tür pislik desen biliyorum. Belki o'da bütün bu pislikleri biliyordur, belki benden daha pislik biridir. Bunların hiç biri sikimde değil, ama içinde saf bi iyilik olduğuna inanıyorum. Belkide inanmak istiyorum. Belkide başka bir şey, bilmiyorum kafam karmakarışık ve tanıyıp görmek istiyorum.