Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

21 Aralık 2011

İhtiyar Delikanlı ve paçoz ergen

Bi kaç haftadır benden yaş olarak, bayaa büyük biriyle görüşüyorum. Aslında sadece yaşça değil, enlem ve boylam olarak da benden bayaa büyük =)
"Görüşüyorum" derken, sanırım çıkıyoruz. Yani daha doğrusu buna benzer bir şey. Ama daha çok, geleceği belirsiz bir çıkmak bu. Çünkü onun da, hayatımdaki her güzel şey gibi, arkasını dönüp beni siklemeden çekip gidebilme ihtimali var ve bu ihtimali bile bile çıkıyoruz. Hem farkında olarak ve hemde hiç umursamayarrak.

Büyük derken, hiç göremediğim dedelerim yaşında değil, daha çok; her zaman yakın olmaya çalışan amcamların büyük'lüğünde. Tabii yaşına rağmen simsiyah saçlarının arasındaki aklardan, götündeki kılların tümünün ap'ak olduğunu anlamamak imkansız değil. Ama götteki kılların rengini pek önemseyen biri  değilim.
 

Yaşını net olarak söylemem gerekirse; benden bi 18 yaş kadar büyük ve aramızdaki yaş farkı kadar da bi oğlu var. Bide 3 yıl önce boşandığı, kendisinden bi-iki yaş küçük karısı.

Kendimi onun yanındayken, bazen onun efendisi gibi, sahibi gibi, bazen de onun "benim efendim, sahibimmiş gibi" hissediyorum. Tuhaf gelebilir ama, işte sanki; "biraz güce sahip olmak gibi bir his" bu, biraz da; "gücünü başkasının emrine vermek gibi". Zaten biliyorsunuz; kontrolsüz güç, güç değildir.

Yazarken tuhaf gelebilir aslında, yada yazarken değil de, işte siz okurken size tuhaf gelebilir ama; bazen onunlayken; ona çok yakın bi büyüğümmüş gibi davrandığımı farkediyorum. Hatta lafı evirip çevirmeden söylemem gerekirse; ona sanki babammış gibi davrandığımı hissetmiyor değilim.
Çünkü benden büyük olduğu için, içimden sürekli "ona karşı saygılı olmam gerekir" gibi bir hisle karışık; saygı, sevgi ve dudaklarından öptüğümde de şehvet karışımı bi hissin gezindiğini ve ben farketmeden beni ona karşı sınırladığını hissediyorum. Bu duyguyu fazlasıyla hissettiğim anlarda, kendi kendime "acaba ensest bir ilişkiye doğru mu yelken açtım" diye düşünmeden de edemiyorum.

Konuyu çok fazla dağıtmak ve bununla beraber de daldan dala atlamak istemiyorum. Bu yüzden de bu konuyu, daha sonra düşünmek ve düşündükçe yazmak için beynimin sikilmedik taraflarında, kuytu bi köşeye kaldırıyorum..

Tam olarak ne zaman tanıştık derseniz, işte sex yapmayı bıraktığım haftalarda tanıştık diyebilirim. Yani sex'i bıraktım ve o hayatıma girdi. Bunu düşündüğüm zamanlarda, sanki evrenle aramızda bir değiş tokuş yaptık gibi bir his beliriyor içimde ve bu yüzden, sex yapmayı bırakmakla çok iyi bi karar verdiğimi düşünmeye başladım.
Hem çocukluğundan itibaren tv ve benzeri yayınlarla yeni nesle sürekli dayatılan bi cinselliğini keşfediş isteği sonrasında; cinselliğini sınırsızca yaşamanın, özgürlük sayıldığı saçma sapan bi yüzyılda, cinselliğin çok da bi bok olmadığını düşünmeye ve aslında cinselliğin sınırsızlaştırılmasının, "belki" çok da doğru olmadığını düşünmeye başladım. Ama illa da cinsellik sınırsızlaştırılıcaksa bile, her şeyden önce cinsel eğitim şart. Çünkü "insanoğlu; bi şeyin bokunu çıkartmakta yetenekli olduğu kadar, başka hiç bi şeyde yetenekli değil"..

Bilmiyorum, aslında bu söylemlerim belki yanlış da olabilir, ama kim siker yanlışları. Hele benim gibi boğazına kadar yanlışlarla dolu güzel bi hayat yaşayan biri için.
Heleki benim gibi hayatında tek bir doğrusunun bile olmayan sıradan biri için.
Heleki benim gibi aptal şapşal gerizekâlı biri için..

Her neyse, ihtiyarla aramızda; tüm bunlara rağmen, karmaşık ve anlaşılmaz bi şey yok. Aksine olabildiğince sade ve güzel bir halimiz var. Çünkü bi mekâna girip bi şeyler zıkkımlanmaya başladığımızda, birbirimizi ilk defa yemek yerken görmüş gibi izlemiyoruz, sokağa çıktığımızda bizi ilk defa gören birinin "aaa iki ipne dolanıyor" nidalarını çıkartacak kadar sırıtmıyoruz. Bunların yerine, öylesine çok sıradan iki arkadaş gibi keyfimize göre takılıp, kimseyi çok fazla siklemeden eğleniyoruz..

Bazen herhangi bi sokağın ortasında elele tutuştuğumuz da oluyor. Hatta bazen değil, çok sık oluyor. Ama ya o, yada ben; farkettiğimiz ilk garip bakışta birbirimizin ellerini bırakıp, ceplerimizdeki "ne yapalım" ları avuçluyoruz. İşte ikilemlerimiz orda ortaya çıkıyor. Çünkü hem kimseyi siklemeden yaşamaya çalışıyoruz, hem de ilk garip bakışta rahatsız oluyoruz. Bu tuhaf bi durum. Hemde çok.

Aslında onun çok da hakkını yememeliyim. Çünkü bu tür bakışlara rağmen yine de çok rahat ve en az benim kadar kimseyi siklemeyen bi halde yaşıyor. Mesela geçen gün metrobüste, onunla yanyana oturmuş laflarken, onu taciz etmemek için sürekli içimden "uslu dur, uslu dur" deyip duruyordum ve bu arada bir şeyler konuşuyorduk. Benim çok uslu durduğumu farkedince tatlı bi kahkaha atıp, herkesin içinde aniden bi kucakladı ki, hem şaşırdım hem de mutlu oldum. Üstelik yol boyunca da kolu öylece omzumda ve arada bir beni kendine çekip kucaklayıp durdu.

Aslında garip bakışları çok da siklemiyorum. Ama işte o biraz daha olgun olunca, ister istemez daha sakin olmak zorunda hissediyorum kendimi. Çünkü bizi elele gören biri için; ya ben onun tokmakçısı gibi duruyorum, ya da o benim.
Hani aslında onun "benim tokmakçım" gibi görünmesi, benim açımdan sorun değil, sonuçta göt benim götüm. Onunla ne yapacağım kimseyi ilgilendirmez. Ama birinin, bizi elele görüp içinden; onun için "ohaa adama bak tokmakçısına bak" demesi ihtimali midemi bulandırıyor ve bu yüzden ister istemez bazen kendimi sınırlamak zorunda kalıyorum..


Önceki akşam işte tamda buna benzer bir durumla karşı karşıya kaldık. Buluşmaya karar vermiştik ve buluştuğumuzda, yanak yanağa öpüşürken dudaklardan da öpüştük ve o anda yanımızdan geçmekte olan bi grup kadın ve diğer yanımızdan geçen başka bi grup genç adam bizi o halde görünce, bi anda hepsinin ayakları şaşırdı ve omuzlarının üstündeki saman dolu kafaları bize dönük bi haldeyken, yanlarındaki arkadaşlarına çarpa çarpa yürümeye başladılar. İkimizde bu durumu farkettik, ama umursamadık ve ikinci öpüşmemizi de gerçekleştirip yolumuza devam ettik. Sonra tabii bi yerde oturup sohbet etmeye başlayınca, konu dönüp dolaşıp az önceki öpüşme mevzusuna geldi.
İhtiyar "ya milletin görmesi benim için sorun değil, sadece başkalarını rahatsız edecek bi durumdu bu ve kimse kimseyi rahatsız etmek zorunda değil. Evet normal bir şey bu, ama onlar alışkın olmadığı için, bizim öpüşmemiz onlara anormal gibi geliyor. Ama tabii bu hep böyle olacak değil en fazla 10-15 yıl sonra bu durum sıradanlaşacak ve kimse böyle bakmayacak" dedi.

Bende tabii o anda her zamanki gibi ağzımı tutamayıp "ee tabii sen o zamana kadar bastonla falan gezinmeye başlarsın, bende sana "dedeciğim" diye hitap etmeye başlarım" dedim. Bir iki tebessümden sonra, sanki ben bir şey dememişim gibi sohbete geri döndük. Ağzımı sikiyim, işte böyle patavatsızın tekiyim. Hiç düşünmeden konuşmakta üstüme tanımıyorum.


Neyse işte. Aslında ihtiyar'ın söylemlerine yer yer hak vermiyor değilim. Çünkü sapına kadar heterosexüel olduğunu iddia eden toplumumuz; daha aralarında kızı kadar yaş farkı olan, erkek ve kadın ilişkisine normal bakmayı beceremiyorken, aralarında oğlu kadar yaş farkı olan iki ipne'nin ilişkisine normal bakabilmeyi nasıl başaracak ki? İşte olaya bu yönden dönüp bakınca iki ucu boklu değnek elimde bitiveriyor.


Tüm bunlara rağmen, ihtiyar; yaşlı başlı halini siklemeden bi erkekle yanyana olmasına rağmen benden daha rahat. Ama bi farkla; o çevresine daha saygılı ve gün görmüş, geçirmiş biri olduğu için olsa gerek daha sakin. Ben ise; içimdeki "yıkıcı ve herkesi şaşırtmak lazım yaşlarında" olduğumdan olsa gerek daha protestocu gibi yaşıyorum, daha saldırgan davranıyorum ve daha reklam kokarcasına hareketler içinde buluyorum kendimi.

Ama buna rağmen o, benim bu hareketlerimi hiç yadırgamıyor, daha çok "siktir et. ben rahatım, sende rahat ol. ama çevrene karşı da saygılı ol" diyor. Ben ise onun bu uzun cümlelerinden sadece şunu anlıyorum "kendin ol, ama kimsenin seninle ilgilenmesini, gerektirecek hareketlerde de bulunma" diyor.

Aslında ihtiyar'ın bu söylemlerini düşününce bana da çok doğru geliyor.
Çünkü biz ipneler; götümüzü siktirdikten sonra veya 2 göt siktikten sonra amerika'yı keşfetmiş gibi bir hal içinde yaşamaya başlıyoruz. Etrafı rahatsız eden bir saldırganlıkla cinselliğimizi ön plana çıkarıyoruz. Bunu yaparken de, cinselliği siyasallaştırıyoruz.
Aslında, cinselliğin siyasallaştırılması konusunda adım atmanın doğru olduğunu düşünüyordum. Ama son günlerde "cinselliğin siyasallaştırılması durumu" bana çok yanlış gibi gelmeye başladı.
Çünkü cinselliğin siyasallaştırılması demek, kişinin sadece cinselliğiyle ön plana çıkması demek oluyorki, bu da yüzyılımızın içine düştüğü en büyük çelişkilerden biri gibi geliyor bana.

Şimdi bunu söyleyince, aslında bunun sadece eşcinselliğe ait bir durum değil, daha çok toplumsal bir durum olduğunu farkettim. Yani daha doğrusu cinselliğini yaşamaya başlayan herkes böyle davranmaya başlıyor.

Şimdi bunu farkedince içimden sokağa çıkıp ilk gördüğüm kişinin yakasına yapıştıktan sonra "ulan bi sakin ol, bi dur, bi nefes al, götün yeryüzüne dokunsun! ne bu hava cıva hareketler?" diye bağırıp çağırasım geldi.
Çünkü dünyada ilk defa götünü siktiren biz değiliz ve ilk defa sikişen de olmayacağız.
Bu sikişme mevsuzu teeee ademle havvadan bu yana var. Adem'le Havva, meyve yedi denildiğinde senin aklına sadece elma armut mu geliyor? dangalak, işte o aklına gelen armut kadar kafana taş düşsün. Bence Adem'le Havva aşna fişne yaptılar ve onlar birlikte olunca da birbirlerini sürekli bir halde arzu etmeye başladılar. Durum böyle olunca da allah da "siktirin gidin burdan terbiyesizler" dedi ve onları huzurundan kovdu. Çünkü tanrı götümüzü siktirerek veya göt sikerek tanrısallaşmamızı istemiyor. Çünkü insan ilişkiye girerken kendini "sahipmiş" gibi, "gücü her şeye yetenmiş gibi" hissediyor.. Ayy neyse dur, bu konuyu da yarıda kesiyim yoksa kafayı tırlatıcam.

Yani cinsellik hakkında böyle düşünen ben, adem ve havva olayının da böyle olduğunu düşünüyorum. Yanlışsa benim yanlışımdır kimse kalkıp da ık mık etmesin hiç uğraşamam.
ahahaha bak konu yine dağıldı ne diyordum; işte cinselliğimizi yaşamaya başlayınca bu kadar saldırganlaşmasak, aslında dünya daha güzel bir yer olabilir ve zaten kimse de kimseyi siklemez, diye düşünüyorum.


Ya şimdi böyle parça pinçik şeyler yazdım ama, özet olarak; sanırım mutluyum lan. Yada buna benzer bi ruh hali içindeyim. Bilin yani =)

3 yorum:

Adsız dedi ki...

her alkol aldığımda,onbeşmetrekaremde, ilk sen ne yazdın diye merak ediyorsam;iyi yazıyorsun be şarlo..

Signora Dotty dedi ki...

sevdim be seni :) yazını çok içten buldum ve sevdim! :)

Adsız dedi ki...

http://a4.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/s720x720/377024_2300382064094_1085431355_32134911_153316882_n.jpg bu senin tombis evli cocuklu sevdigin adam????