Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

28 Aralık 2011

ihtiyar deliğikanlı ve patos ergen

"eğer her şey yolunda gidiyorsa, bu işte bi yanlışlık vardır" düsturunu unutalı 2 ay oldu. Zaten bende kendimden ve bu yusyuvarlak dünyadan şüphelenmeye başlamıştım. Lan diyorum "bi ilişki nasıl bu kadar sorunsuz ve istediğim gibi" ilerler.
Meğer ben yerimde sayıyor oluşumun farkında olmadığım için ilerlediğini sanıyormuşum. ahh ulan bu bok kokulu kafam ahhh. Biri çıkıp beynimi siker gibi, kafatasıma bi şiş soksada kurtulsam. Ama yok. Daha yiyeceğim kazıklar, tadacağım boklar ve boş yere edeceğim yeminler olsa gerekki, işte bu yüzden bi türlü akıllanmıyorum..

Önceki gün ihtiyar'la görüştük yine. Böyle havadan sudan laflarken demez mi "seninle konuşmam gereken bir şey var."
Ses tonu böyle bi gizemli, öyle bi titrek ve "konuya nasıl girsem acaba" havasındaki, yanımızdan geçen biri bile bize kulak misafiri olup ihtiyar'ın ses tonunu duysa, sanırki pentagon'a uçakla dalış yapma planları yapıyoruz. Tabii o böyle bi ses tonuyla konuşmaya devam ederken beni de aldı bi merak, bi merak sormayın. Dedim kesin karısıyla barıştılar tekrar evlencekler, yada olmadı kendi yaşına başına bakıp, beni kendi çocuğu yaşında görmeye kalkıştığı için bye bye çekecek. Böyle böyle derken ben içimden bir sürü sorular sorup, kendi kendime hepsini tek tek cevapladım.
Sonra gittik böyle sakin bi yerde oturduk. Bi şeyler içerken bu yavaştan yavaştan konuya girmeye başladı. Bende işte böyle o arada "tamamdır işte bu sefer hayatımın aşkını buldum" kafasında yaşadığım için, kendi kendime romantik ayrılıklar düşünüyorum. Sanıyorumki bana "ben sana layık değilim, sen daha iyilerine layıksın" falan deyip götüme tekmeyi koycak.

Her neyse böyle laflamaya başlamıştık ve ihtiyar "aslında senin dışında 2 kişiyle daha ciddi anlamda görüşüyorum ve bu yüzden annemlerden ayrılıp onlardan biriyle ev tutabilirim. Tabii kesin değil ama böyle bi ihtimal var. Aslında seninle de aynı evi paylaşmayı düşünüyorum ama onlardan 1 tanesi çok ağır basıyor. Yani seninle de olabilir ama sen 3 üncü kişisin.." diye cümleye girip, anamın ammından çıkıverdi.
Durum böyle olunca ben, o "3üncü kişisin"den sonrasını pek duymak istemediğim için yüzüm asıldı, ellerim boşaldı, bakışlarım yoldan geçen arabalara takılıp gitti. İhtiyar ise bu sırada vır vır vır konuşmaya devam ediyordu.
Sonra ben kendi kendime bi parmak atıp, hafifçe kendime geldim ve asılan yüzümü topladım, boşalan ellerimi doldurdum, ama bakışlarım kaybolup gitmişlerdi. O yüzden böyle sessiz sessiz oturdum kaldım.

Ben böyle uslu uslu durunca, ihtiyar benden bi cevap bekler gibi bi an durup bana baktı, bende "e tamam ne yapıyım" dedim. Cümleye böyle girince o yine konuşmaya devam etti.

Onu güzel güzel dinledim sonra da "sen bilirsin, haklısın" falan deyip durdum. Sonra düşündümde, aslında adam gerçekten sapına kadar haklı. Ben ne diye 2 günde tanıştığım kişilere kocaman bi dünyayı veriyorumki. Ne diye salak salak romantik triplere giriyorumki. Ne diye ufak bi sıcaklık hissettiğim adamlarla tüm hayatımı geçirme hayallerine kapılıyorumki??

Valla o an kendimi öyle gerizekalı ama her şeyi bilen, öyle spastik ama yolda düzgün yürüyen, öyle otistik ama hiç bi hesabı kitabı yapamayan biri gibi gördümki anlatamam.
Sonra da "sen bilirsin"lere yenilerini ekleyip, biraz duygusal mala bağladım ve sonra kalkıp dışarı çıktık.

Dışardaki masalardan birine oturup, sigara içmek istediğini söyledi ve cebinden sigara pekedini çıkarıp bi tane aldıktan sonra, pakedi bana doğru uzattı. Bende o an içimden "amaaaan siktir et, madem senin olmak istemiyor, o zaman sen de siktir et gitsin" deyip duruyordum. Tabii bi yandan da "yok lan buldum adam gibi adamı başkasına kaptırmıyım. önce "he canım he, aynen öyle" deyip bakıyım ne olacak" diyordum.

Ama iç seslerim durmak bilir mi, hemen diğeri şöyle dedi "ulan salak ne diye bu kadar kafaya takıyorsun. madem seni az da olsa ciddiye alıyor ve 3üncü sırada olduğunu söyleyecek kadar samimi bi şekilde konuşuyor, sende şu aptal halini bi kenara bırak ve biraz samimi ol, biraz kendin ol ve oyunu kurallarına göre oyna. Madem ondan hoşlandın, ama o seni 3üncü sıraya koyacak kadar anca hoşlanıyor, ihtiyar'ı rahat bırak o 2 piçten birini seçsinde görsün ebesinin doğum gününü, sen de bu arada görüşmeye devam edersin ve diğer rakiplerini tanır, tanıdıkça da ihtiyar'ı onların elinden nasıl alacağının planlarını yaparsın" Bu son iç sesim bana çok mantıklı geldi.
Çünkü bugüne kadar, hayatımdan çıkıp gitmek isteyen herkese yol verdim gitti, hayatımdan çıkarmak istediğim herkesi hayatımdan bi anda çıkardım ve her şey bi anda bitti. Ama hiç kimseyi hayatımda tutma çabası içine girmedim. Hiç kimse için uğraşmadım ve tabii hiç kimse de benim için uğraşmadı. Belki de ihtiyar'a yol vermemeliyim. Onu hayatımda tutmalı, kendimi onun hayatının bi köşesine zorla da olsa monte edip gelişmeleri yakından takip ederken, olaylara göre cümleler kurup kendimi zorla sevdirttip 3üncü sıradan 1inci sıraya yerleşmeliyim. Hem şu rakipleri tanımıyorum bile. Nasıl olurda beni 3üncü kişi olarak belirliyor. Hele ben bu 2 piçi, bi tanıyım. Bakalım ben dururken onlar gerçekten 1 ve 2inci sırada olmayı hakediyorlar mı?



İç seslerim bana böyle bunun gibi onlarca akıl verirken bi anda kendime geldim ve uzattığı paketten bi sigara alıp yaktım ve gözlerinin içine bakarken aramızdaki yaş farkını siktir edip "piç'in tekisin" diye gülümseyip ilk fırtı çektim. Ben böyle söyleyince onun yüzünde aydınlanma gibi bir tebessüm belirdi ve "niye öyle dedin" diye sordu. Bende "yoksa değil misin" diye sordum ve sonra tutup elini bacaklarımın arasında uyumakta olan sikimin üstüne bıraktım. Çünkü ipne milletinin anladığı tek şey bu. Ver ağzına sus payını, ömür boyu sana gebe kalsın.


Eli sikimde biraz pantolonun üstünden oynadı ve sonra ben "artık yeter çek elini" dedim ve kalktım. O da, o anda kalktı ve beraber yürümeye başladık. Baktım etrafta kimse yok, kendimi tutamayıp bi anda önüne geçip dudaklarından öptüm ve sonra geri çekilip içimden "lan ben ne yapıyorum. az önce adamın ağzına sıçıyordum, şimdi ağzıma sıçması için fırsat veriyorum" böyle bunları düşündüm ve biraz duruldum. O ise "ya ne yapıyorsun bi gören olcak" falan dedi, bende "öfff kes be. gören olmaz, baktım etrafa. gören olsa ne olcak ammına koyim" dedim ve ben böyle diyince o da konuyu değiştirdi, sonra laflayarrak yürümeye devam ettik.

"Seninle sürekli görüşmek istiyorum. Hani bunları laf olsun diye söylemiyorum. Çünkü cidden doğru dürüst bi çocuksun. Tanıştıklarım arasında bu kadar yakınlık hissederek uzun süre görüştüğüm nadir insanlardan birisin ve belkide bu yüzden seninle hep görüşmek istiyorum. seninle tanışmadan önce o 2 kişiyle tanışmıştık ve uzun süredir arada bazen buluşup vakit geçiriyorduk. Onlarda aileleriyle yaşıyorlar ve ayrılmak istediklerini söylemişlerdi. Bense daha önce düşünmüyordum ama onlardan böyle bi teklif alınca 2sinden birini kabul edebileceğimi düşündüm ve biri şimdi daha ağır basıyor. ama inan bunların hepsi seninle tanışmadan önceydi. şimdi ise biriyle daha uzun zaman geçirince onu kendime daha yakın hissediyorum ve bu yüzden onunla aynı eve çıkmayı düşünüyorum. ama bu demek değilki seninle artık görüşmek istemiyorum. tam aksine eğer istersen seninle yine de görüşmek istiyorum. çünkü cidden çok hoş bi çocuksun ve senden çok ama çok hoşlandım" dedi.
Bende "ee tabii hoşlanırsın, gelmişsin 45 yaşında, bu yaşına rağmen senden hoşlanan benim gibi 20 lerinde birini bi daha nah bulursun. beni öpüp başına koyman lazım" dedim.
Evet evet bunları dedim. Ağzıma sıçıyım. Böyle bu tür cümleler nasıl oluyor da kontrolüm dışında ağzımdan çıkıp, karşımdakinin kulaklarına varıyor anlamıyorum. Bide güya o anda içimden kendi kendime "aman dur pot kırmıyım sakin olıyım" falan diyorum. Ama nerdeeee. İşte ben kendimi böyle pot kırmıyım diye tuta tuta, pot kırınca da potun allahını kırıveriyorum.

Neyse işte o böyle bunun gibi bir kaç tatlı söz daha söyledi. Hatta bi ara kendi kendine gaza gelip "senin gibi kültürlü biriyle her zaman görüşmek isterim" bile dedi, kültür lafını duyan ben, ağzımı tutabilir miyim "eee yeter amma!! eşşeğin amına suyu kaçırdın iyice" dedim de sustu. Lan kültür kelimesini kültür mantarı'yla öğrenen bi adamım ben, ihtiyar'ın dediğine bak. Sonra işte konuşma uzadı da gitti. İyice laçkalaşmadığı anlarda mantıklı sebepler, söyledi. Bi ara bu mantıklı konuşma esnasında "ya sen şu 2 kişiyi boşver gel benim eve yerleş" dedim,  ama o "diğerine çok ısındım, onunla çok ciddi düşünüyoruz" dedi.
O böyle diyince yine dondum ve durup gözlerinin içine bakarak, içimden "e ananın ammı, madem ona çok ısındın ne diye benimle flörtleşiyorsun. ne diye bana umut veriyorsun piç" dedim. O'da beni duymuş gibi söze girip "sen iyi bi çocuksun o yüzden seninle hep görüşmek stiyorum" dedi. Bi şey diyemedim. Susup döndüm içime. İyi bi çocuk olmak bi boka yaramıyor be adamım, iyi bi çocuk olunca seni sevmeden sikiyorlar ve bu insanın canını çok pis yakıyor..


Sonra bi ara kendime bi geldimki, laf lafı açarken, onun her söylediğini kabul etmeye razı olmuşken buldum kendimi. Hatta "tamam madem öyle senlen açık bi ilişki yaşayalım. herkes istediğiyle beraber olsun, ama sen sadece beni sev" diye bi cümle kurarken bile yakaladım kendimi. Bi an içimden "ne diyorum lan ben" dedimse de ağzım beni dinlemedi "o 2 kişiden biriyle bile olsa ev tutarsan, benimle görüşmeye devam edeceksin" diye de bi cümle ekledim. Ağzım böyle kendi kendine gelin güvey olmuş konuşurken, gözlerim onun yüzündeki "iğrenç sırıtışı, gözlerindeki bitiyorum sana ışığını ve ağzının kulaklarına varışını" izliyordu. Ama haksız da değildi hani. Çünkü tabiri caizse adeta bi kene gibi yapışmıştım adama ve o da sürekli görüşmek istediğini söylüyordu.


Sonra bi ara kendimi susturdum ve onun gelecek hayalleriyle benim gelecek hayallerim arasında gidip geldim. Ne kadar farklı şeyler düşünüyormuşuz meğer. Ben bir tebessüme fit olurken, o beni sikse bile yine, başkalarıyla yaşamanın hayallerini kuracak kadar rahat, ben küçük bi öpücüğe götümü siktirmeye razıyken, o götünü on kişiye siktirse bile rahatlayamayacak kadar geniş. Nerde yanlış yapıyorum diye düşünmeye hiç gerek yok. Çünkü allah beni böyle aptalşapşal bi şey olarak yaratmış.

Sonra o "geç oluyor, annem merak eder" diye söylenip otobüse bindi gitti. O "annem merak eder" diyince, bi anda yakasına yapışıp "ananı sikiyim" diyesim geldi de zor tuttum kendimi. Çünkü annesi 68 yaşında ve bence küfürü haketmiyor. Sadece annesi değil, anannesi de 88 yaşında olmasına rağmen hala yaşıyor. Üstelik hep beraber yaşıyorlar. Sanırım biraz daha zorlasam evde mumyalarla yaşıyorum diyecek. Neyse konu anneleri değil. Annelerine kurban olsun piç.
Ama sen dur hele dur, ben senin o annenlerden emdiğin sütü burnundan getirmezsem ne olayım.

5 yorum:

pistisvejanus dedi ki...

öncelikle nah getirirsin burnundan herifin sana gene bir iki afilli laf söler erir gidersin bebeğim
bu herif harem kurmuş resmen yahu birini seveyim ikisinde sikeyim elimin altında bulunsun muhabbeti bu yani başka bir bok değil yok eğer biri giderse götünün kılları ağrımış bu ihtiyar babafingooyu görecek bak pistis dedi dersin adamda anladığım kadarıyla yanlız kalma korkusu var

ev oğlanı dedi ki...

öeh yani bu ihtiyar da banka mıdır nedir? sıra numarasıyla çalışıyo baksana.

sinir oldum falan. -_-

Hayat_Erkegi dedi ki...

yok yok bu sefer silahları kuşandım. takım taklavatı tamamladım savaşacağım =)

Mehter U. dedi ki...

ağır olmuş be şarlo... bi de evet annelerimiz önemli, ama anne de bi yere kadar... niyeyse norman bates geliyo aklıma böyle durumlarda heheh

Günlük Ayracı dedi ki...

Bulunmaz Hint kumaşı değil bu adam elbette. Aşık mısın değil misin? Kendin de söylüyosun "Bana gülümseyene, kendimi iyi hissettiren herkese abayı yakıyorum" diye.

Bunların seni asıl kötü hissettiren şeyler olduğunu anlayıp kabullendiğinde, bunlardan uzaklaşmaya başladığında her şey daha güzel olacak. İlk etapta belki canın yanacak, belki takıntı haline getirip zırıl zırıl ağlıcaksın, ama inan bana sonrası güzel olacak.

Yaklaşık iki yıldır bi adamın kucağından inip diğerininkine koşar oldum. "Single" geçirdiğim günleri toplasan taş çatlasa 4-5 ay falan yapar. Durulma zamanı geldi benim için. Aşık olduğum ve beni tam manasıyla arkadaş olarak gören bi adam var. Haliyle birlikteliğimiz mümkün değil, çünkü arkadaşça bi geçmişimiz var. O bana karşı arkadaşlığın üstünde bi şey hissedemiyoken neyi beklicem, ben de bilmiyorum. Ama "Günlük seni seviyorum." diyeceği günün hayaliyle yaşıyorum diyebilirim. İçimden hiçbi zaman atamam onu, anca etkisi hafifleyecek bi süre sonra. İkimiz de yeni sevgililerimizi falan tanıştırıp double date yapıcaz belki, ama ona bakarken gözlerimin içinde hem canlı hem de buruk bi ışıltı olacak. Kaçınılmaz son (nokta)